Allah Manada Şuurla Görülür!...

09 / Ekim / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf
"Euzü Billahi mineş şeytanir racim. Bismillah`ir-Rahman`ir-Rahîm”


İnsandaki şeytaniyet vehim kuvvesidir. Vehim; akı kara-karayı ak, varı yok-yoku var, yanlışı doğru-doğruyu yanlış sandırır. Vehim; akılsızlık, cehalet, ilimsizlik sonucu işler olur. Beyin işleyecektir ya akıl ile ya vehim ile, ya ilim ile ya zan ile… Birisinin olmadığı yeri diğeri dolduracaktır. İnsan ya ilme ya da vehme tabi olacaktır. Vehme, zanna tabi olarak aldanan olup(yani şeytanlaşıp!) hakikatten uzak düşmekten (recmedilmekten!) akla, ilme tabi olup (B)Allah’a(özümdeki Allah’a, Allah manasına, MANADAKİ ALLAH’A!)  sığınırım.  


Şeytan/İblis; “Ben daha hayırlıyım ondan; beni Nar’dan (manyetik beden?) halkettin, onu tıyn’den (hücresel yapıdan) halkettin”  demiştir.(7/12-38/76).“Ben daha hayırlıyım ondan” yani “ben sana ondan daha yakınım, bundan dolayı daha üstünüm” demek istemişti. Ve bu üstünlüğü bedene yüklemişti. “Beni Nar’dan (manyetik, ışınsal beden) halkettin, onu tıyn’den(hücresel beden)” demişti. Benim ışınsal bedenim onun maddesel bedeninden daha üstün, daha hayırlı, sana daha yakın demeye getirip, Allah’a bir üst beden ön görme gafletine düşmüştür.


Aldanıp ikileme düşen; insan için maddi beden, şeytan/iblis/cin için nar beden, melekler için nur beden sonrasında Allah için bir beden(boyutsal bir “boyut beden yapı”) düşündü. Ve kendisini/kendi nar bedenini Allah için düşündüğü boyutsal bedene daha yakın vehmetti, insanı ise maddi bedeniyle Allah’a daha uzak vehmetti. Ve “ben ondan daha hayırlıyım(üstünüm)”  sözüyle bu düşüncesini ifade etti.


Maddede veya maddenin yapısal özünde, boyutsallığında Allah’a yer arayan, boyutsallıkta Allah’a boyut biçen O’na dolaylı yoldan bedensel bir yapı vermiş olur ki şeytanın düştüğü aynı mantık tuzağına düşer. Şeytan; Allah’ı bir boyutsal yapı zannetti ve kendi yapısını bu boyuta yakın vehmetti. Allah maddesel….enerjisel…. bir varlık değildir. Allah esmalar ile işaret edilen manalarda gizlidir ya da açıktır. Allah; esmaların içeriği olan manayı varlıkta okuyamayana gizli, okuyana açıktır.   


Esmalar denen Allah isimleri birer işlev görerek manalar açığa çıkarır. Örneğin; Rezzak(rızıklandıran) esması rızıklandırma işleviyle rızıklanma manasını açığa çıkarır ve bu işlev/mana Rezzak isminde toplanmış, Rezzak ismiyle işaret edilmiştir. Rezzak; rızık veren, rızıklandırandır, rızıklandırma işlevidir, rızıklanma manasıdır. Boyutlar ve içindekiler değişik değişiktir ve sürekli değişip durur. Görünüşte; rızık olan şey değişir, rızıklanacak  olan şey değişir, rızıklandıracak olan şey değişir. Kalıcı/devamlı olmayan şey, gerçek/hakikat değildir.


Örneğimizde tüm boyutlarda yer alıp değişmeyen şey Rezzak ismidir, yani rızıklandırma işleviyle açığa çıkan rızıklanma manasıdır. Rezzak ismi rızıklandırma işlevine, rızıklanma manasına dönüktür. Rızık olan, rızıklanacak olan, rızıklandıracak olan şeyler çeşitlidir, değişir, kalıcı değildir, sürekli yenilenir. Ama bunlar değişse de çoklansa da bunlarda değişmeyen tek şey Rezzak ismidir, rızıklanma işlevidir, manasıdır.  Yani rızık-rızıklanacak-rızıklandıracak olan şeylerden (boyutlar ve içindekilerden) geçip, (tüm boyut ve içindekilerde açığa çıkan) Rezzak ismine/manasına yönelmek gerekir.


Rezzak amaç, gerisi araçtır; açığa çıkan Rezzak ismidir, manadır. Ve Rezzak ismi tüm boyutlarda rızıklandırma işlevindedir, rızıklanma manasını açığa çıkarır. En geniş anlamda rızıklanmak; manasal olarak var olmak ve varlığını sürdürmektir. Bu açıdan bakıldığında meleki yapı, nari yapı, maddi yapı her an rızıklanmaktadır, hepsinde Rezzak ismi manasıyla işlevdedir. Diğer esmaların durumu da örneğimizde kullandığımız Rezzak ismi gibidir. Varlık ölümü tadıp dönüşse de kalıcı olan hayattır(Hay), ilimdir(Aliym), kudrettir(Kadir), iradedir(Mürid) ve diğer esmalardır(sıfatlar dahil)…


İşte şeytan; Allah’ı manada değil, bedensel yapısında aradı, O’na boyutsal bir vücut verdi ve bu zanla kendisini O’na yakın ve daha hayırlı, üstün gördü. Aldandı (bedensel yapısına), şeytan oldu. İkileme düştü(zannında ikilik oluşturdu), iblis oldu. Halbuki Allah(gerçek ve devamlı olan!) manası her boyutta (esmalarıyla/manalarıyla) işlevdedir, Allah manadadır.


Allah; “hiçbir şeye sığmadım, mümin kulumun kalbine(şuuruna) sığdım” diyor. İman bir manadır, soyuttur. Şuur bir manadır, soyuttur. Soyut olan iman, soyut olan şuur soyut olan manaya yönelmelidir. Allah bize göre soyut olan manadadır. Öyleyse Allah’ı somut olanda vehmetmek yanlış yoldur. Her boyutun canlıları vardır ve o canlılara göre boyutundakiler somuttur, halkı olmayan boyut yoktur. Gözle görüp, elle dokunduğumuz şeye soyut deriz. Elimizi, gözümüzü, bedenimizi soyut biliriz.


Bedenimizin yapısal özündeki(yapısal boyutsallık) teknoloji(mikroskop gibi) kullanarak gördüğümüz yapılar da(atom, elektron, kuant…) gözümüze somut hale gelmiş olur. Allah bize(ve tüm canlılara) göre somut olana sığmaz(hiçbir şeye/eşyaya sığmadım!). Çünkü, eşya gölgedir, hayaldir; aslı/özü/hakikati/gerçeği ilimdir, manadır. Allah, kalbe/şuura yani manaya/ilme sığar. İşte bu manalar Esmalar adı altında düzenlenmiştir, toplanmıştır. Öyleyse Allah; evren içre evrenlerin yapısal vücutlarında değil, onların manasında(esmalarda) aranmalıdır.



“Hala görmüyor musunuz?” sözünün muhatabı kalptir(şuurdur). Kalp/şuur ise manayı görür yani algılar ve idrak eder(OKU’r). Baş gözümüz kendisi gibi maddeyi(somutu) görürken, şuur ise kendisi gibi manayı(soyutu) görür. Artık şuurumuzla Allah manasını yani mananın devamlılığını/kalıcılığını/gerçekliğini görebiliriz yani değerlendirebiliriz. 


Allah, yarattığı en güzel şeyin akıl olduğunu açıklar. Akıl bize göre soyuttur, kendisi gibi soyut olan manalar üzere işlevdedir.  İnsan aklı kadarıyla insan olur. Allah insanı kendisi için yaratmıştır. Akıl soyut, iman soyut, şuur soyut, kalp soyut, manalar soyut.. Tüm bu soyutlar Allah varlığı hakkında bize yeterli ip uçlarını verir. Allah maddede değil, manadadır. Madde de dahil tüm boyutların aslı esmalar denen düzenlemeyle isimler altında toplanmış manalardır. Gerçek varlık manadır, madde değil; gerçek somut manadır, madde değil.


“O’dur Evvel, Ahir, Zahir, Batın…O (B)her şeye Aliym’dir.”


O, her şeyin hakikatine Aliym’dir. Yani her şeyin hakikati/manasal özü Aliym’e/ilme dayanır. Örneğin madde esmalardan var olur yani isimlerle işaret edilen mananın görüntü, ses… şeklinde algılanmasıyla(mananın maddeye bürünmesiyle) var olur. Asıl var olan manadır, madde gölgedir, hayaldir. Maddenin Evveli/öncesi/çıkış mahali
mana yüklü esmadır yani mana madde olarak algılanır. Maddenin ahiri/sonrası/açığa çıkardığı manadır yani madde mana açığa çıkarır. Torbada ne varsa dışarı o sızar, maddeden mana açığa çıkıyorsa demek ki maddenin aslı manadır.


Zahir olan da aslında manadır, şuuruyla görebilene mana zahir olmuştur! Maddeye değil manaya yönelenin zahiri mana olur, mana şuuruna zahir olur, o manayı şuuruyla algılar, idrak eder, değerlendirir. Batın olan da manadır, şuuruyla manayı göremeyene mana batın olmuştur. Maddeye yönelip manayı göremeyenin şuuruna mana batın olur, şuuru manayı algılayamaz, idrak edemez, değerlendiremez. İnsan ne zaman maddeden manaya yönelir, o zaman şuuruna batın olan mana artık zahir olmaya başlar. Kendisini şuursal bir varlık olarak görerek soyut diye bildiğinin(mana, esma, Allah) somut, somut diye bildiğinin(madde…) de soyut(gölge, hayal) olduğunu fark eder.



Gölgeyle(madde….) aslını(mana…) birbirinden ayırt eder. Gölgeye(madde…) gerçek, gerçeğe(mana…) gölge muamelesi yapmaktan vaz geçer. Manalar/işlevler esmalar adı altında isimlendirilmiştir, idraki ve anlaşılması kolay olsun diye. Tüm bu esmalar da Allah ismi altında toplanmıştır, hepsinin tek bir mana vücut olması(manada düzen ve tekliği fark eder!) ve her birinin kalıcı, sürekli olması dolayısıyla.


Tüm esmalar/isimleri mana içerirler, mana açığa çıkarırlar. Allah ismi ile işaret edilen, tüm esmalarıyla mana açığa çıkarma işlevindedir. Tüm esmalar manasal vücudun manasal işlevleri olarak açığa çıkarlar, algılanırlar. Usta mesleğini icra eder. Manasal varlığından elbette manalar açığa çıkarır. Her boyutta ortak payda esma/manadır. Allah maddede değil, manadadır. Boyut canlıları değişir, dönüşür; esmalar ise kalıcıdır.



Aliym ismi Allah’ın en temel ismidir. Diğer esmalar hep bu isim çevresinde hizmet eder. Bundan dolayıdır ki “ilimden öte O’na yol arayan şaşırır” denmiştir. Allah için bir vücut düşünülecekse bu vücut ilimdir, manadır. Bunun dışında Allah’a başka vücut veren yanılır. Allah esmadadır, ilimdedir, şuurdadır, manadadır. Madde(ve diğer boyutlar) ayettir, işarettir, araçtır; hedef, amaç onların hakikati olan manadır.



Asıl Öz olan manadır, yapısal derinlik değil. Allah yapısal derinlikte değil, evren içre evrenleri açığa çıkaran, evren içre evrenlerde açığa çıkan esmalardadır, manadadır. B işareti manasal öze(öz manaya, manadaki Allah’a, esmalara) işaret eder, işin ruhuna/manasına işaret eder.  (Şuursal) yüzünüzü nereye çevirirseniz Allah’ın vechi(kalıcı olan manasal yüz) oradadır. Madde aleminde de esmalar ile işaret edilen manalar açığa çıkmaktadır.


“Görmediğim Allah’a kulluk etmem(Hz. Ali)”. Yani “gördüğüm Allah’a kulluk ediyorum”. Yani “Allah’ı görüyorum”. Yani “Allah görünmeyen bir varlık değil”. Ama buradaki görme baş gözünün görmesi değildir; şuurun görmesi, kabul etmesi, ikrar etmesidir. Beş duyumuza göre soyut olan şuur da yine beş duyumuza göre soyut olan manaları değerlendirir. Baş gözümüz gördüklerini ayet/işaret olarak alır, bunlardan açığa çıkan manalar şuurda değerlendirilir ve şuur maddedeki esmalara dolayısıyla Allah’a yol bulur.


Madde sürekli değişiyor, eskiyor, yenileniyor ama onlarda her hallerinde esmalar açığa çıkmaya devam ediyor, değişmeyen gerçeklik, hakikat bu, kalıcı yön bu. Kalıcı ve sürekli olan esmalar, manalar içeren isimler. Şuurumla bunları görür, değerlendiririm. Kalıcı olan Allah’ı manada(esmalarda) şuurumla görürüm. Yapısı değişen hiçbir şeyi(madde…) kendime ilah/tanrı edinmem. Ve bu esmaları/manaları kendimde de görmeliyim. Görmediğim Allah’a kulluk etmem.


Manamla kulu olmadığım şey Allah olamaz. Allah benden de esma olarak(mana olarak) açığa çıkmalı. Ama Allah, değişip duran madde bedenim olmamalı. Değişip duran, eskiyen, yenilenen, ölümü tadan, dönüşeni(madde ve diğer boyutlar) kendime Allah edinmem. Onlar Rabbim olamaz, Rabbim kendini koruyamayacak kadar aciz olamaz. Onlarda açığa çıkan manaya yönelir(esmaları fark eder), El-Esma’yı kendime Rab edinirim. El-Esma sahibini kendime Allah edinirim.


“Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce neredeydi? Altında ve üstünde hava olmayan Ama’da idi.”  Yerler ve gökler(evren içre evrenler, yaratılan!) değişik şekillerde hep vardır, çünkü Allah Evveldir(başı olmayan), Ahirdir(sonu olmayan), evvelde de ahirde de her an yeni bir oluştadır. Yerler ve göklerin(evren içre evrenler) olmadığını düşünün. Yerler ve gökler esmalardan algılanır olur. Yerler ve göklerin olmaması demek esmaların açığa çıkmaması demektir, Ama’ya yani bilinmezliğe gömülmesi demektir.


Yerler ve göklerin altında esmalar vardır yani yerler ve gökler esmalar ile var olur. Yerler ve göklerin üstünde esmalar vardır yani yerler ve gökler esmaları açığa çıkarır. Esmalar yerler ve gökler olarak algılanır. Yerler ve gökler yok olsa esmalar açığa çıkmaz, ama/bilinmez olur. Yerler ve göklerin altında ve üstünde hava yoksa yani yerler ve gökler esmalarla var olmasa ve esmalar açığa çıkarmasa yani yerler ve gökler olmasa esmalar ama/bilinmez olur. Yerler ve gökler(evren içre evrenler) olmadan esmalar Ama’da/yoklukta kalır, yani açığa çıkmaz, algılanır olmaz, bilinemez olur.


Şuura ama/yokluk hali  dahi Allah’ın esmalarından yansır. Yerler ve gökler olmasa da Allah Esmasıyla vardır, sadece bilinmemekte olur. Şu an dahi yerler ve gökler gölgedir, esmalar gerçektir, esmalar açığa çıktığında gölgesi olan yerler ve gökleri de yansıtır. Yerler ve göklerin olmaması esmaların Ama’da olması, bilinmez olması demektir.  Yerler ve göklerin gerçek varlığı yoktur, alemlerin hali hayaldir, gerçekten var değillerdir.


Hz. Muhammed’in “Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce neredeydi?” sorusuna verdiği cevap gerçekten çok önemlidir. Hz. Muhammed “altında ve üstünde hava olmayan Ama’da idi” açıklamasıyla aslında sorudaki mantık hatasına da dikkat çekmek cevap vermektedir. Yerler ve göklerin olmaması esmaların açığa çıkmaması demektir. Esmaların açığa çıkmaması ama/bilinmez olması demektir. Ama O HER AN yeni bir oluştadır. Bu oluşların başı(evvel) ve sonu(ahir) yoktur.. Yerler ve gökler değişik şekillerde her an var olmuştur, çünkü O’nun esmaları her an açığa çıkar, başlangıçsız ve sonsuz olarak.


Fakat insanın aklına değişik sorular gelir, bu da yine esmalar gereğidir. Eğer yerler ve gökler olmasaydı o yine esmaları ile olurdu. Yani esmalar hep vardır, esmalar var olmak için yerler ve göklere muhtaç değildir, aksine yerler ve gökler yaratılmak için esmalara muhtaçtır. Yerler ve gökler olmasa da esmalar vardır lakin esmalar açığa çıkmasaydı ama’da/bilinmezlikte olurdu. Yani yerler ve göklerin olmadığını düşündüğümüzde dahi esmalar var olmaya devam ederdi, yani esmalar yerler ve göklerle birlikte yaratılıyor değildir. Esmalar Rab işlevini görür, Allah yaratandır, hiçbir şeyi yaratmasa da var olandır. Evet, anladığımız kadarıyla soruya verilen cevap sorudaki mantık hatasını düzeltmeyi hedefleyen bu manaları yansıtıyor.


“Ben gizli bir hazineydim, bilmekliğimi istedim Adem’i, bilinmekliğimi istedim alemi yarattım” Allah sözünü de yine zaman skalasına koymadan başlangıçsız ve sonsuz olarak değerlendirmek gerekir. Ben gizli bir hazineydim ifadesini Allah kendi için kullandığı için ve o zamansız olduğu için “ben her an(başlangıçsız ve sonsuz olarak) gizli bir hazineyim” şeklinde değerlendirmek gerekir.


“Bilmekliğimi istedim Adem’i” ifadesindeki Adem’i halife olan manasında Allah esmalarını açığa çıkaran esmalardan var olan şuursal varlık olarak ele almak gerekir. Bu manadaki Adem’inde başı-sonu yoktur. Her zaman her boyutta bu manada halife Adem varlıklar olmuştur.(özel isim olarak kullanılan insan olan Adem ile karıştırmayalım!).


“Bilinmekliğimi istedim alemi yarattım” ifadesindeki alemler de sürekli yaratılmaktadır. Bilmek ve bilinmek isteyen Allah olunca Allah’ın bilmek ve bilinmek isteğinin(Mürid) de başı ve sonu olmadığı anlaşılır ki, bu manayla yaratıklarının da başı ve sonunun gelmeyeceği fark edilir. Öyleyse Allah’ın kendisi hakkında yaptığı açıklamaları zaman ve mekan sınırlamasıyla değerlendirmemek gerekir.


Yani, Allah belli bir zamana kadar Ama halinde kalmış da o zaman sonunda esmalarını açığa çıkarmış değildir. Allah esmalarını her an açığa çıkarırken, aynı anda her an Ama/bilinmezlik halini de yaşamaktadır. Allah, her manayı açığa çıkaran her manayı yaşayandır. Kulunun da yaşadığı Ama halinin(ki o an zaman-mekan-düşünce silinir, adeta film kopar, kişi kendine geldiğinde kendini ve etrafını bir süzer, Ama halini hatırlamaz, saate bakar zaman geçmiştir, fakat o andaki zamanın nasıl geçtiğini bilmez, o an adeta kopmuş, yok olmuştur..!) kaynağı da Allah’tır, demek ki bu hali de Allah yaşamaktadır ki kuluna da bunu tattırmaktadır.



Fakat Allah, kulu gibi kesintili olarak sırayla değil, aynı anda hem esmalarını açığa çıkaran, aynı anda Ama halini yaşayandır.“Allah var idi ve O’nunla birlikte hiçbir şey yok idi. Şu an dahi öyledir”. Yani şu an dahi esmalar açığa çıkarken bile Allah Ama halini de yaşayandır. Allah yarattığı kulu sırasıyla iki hal arasında gezinen değildir. Hepliği ve hiçliği aynı anda yaşayandır. Esmaları da Zatındadır, Zatından açığa çıkar. Allah sürekli aynı anda esmalarının Zatından açığa çıkmadığı hali ve açığa çıktığı hali yaşamaktadır.