Allahu Ekber? KebbirHU!

24 / Aralık / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Müddessir Sûresi’nin girişinde açıklandığı üzere, Hz.Rasûlullah’a OKU’nun/vahyin açılmasından sonra bir müddet vahiy meleği nüzül etmez... Bu durum Mekke müşriklerinin “Rabbi Muhammedi terketti” gibi, dedikodularına da sebep olur... Nihayet bu sûre nazıl olur... Bu sûre nazıl olduğunda Hz.Rasûlullah “Allahu Ekber” diyerek manevi hissiyatını, sevincini ifade eder... Bu nedenle Kur’an’ın mukabele hatimlerinde bu sûre’den itibaren “Allahu Ekber” denilmesi bize sünnettir...
(Hasan GÜLER/B-Meal)"
 
Müddessir Sûresi:

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

 

1-) Ya eyyühel müddessir;

Ey O Müddessir (elbisesine bürünen, kendisini örten?) !.

 

2-) Kum feenzir;

Kalk da uyar!.

 

 Öncesinde risalete muhatab olan Hz. Muhammed(AS), Müddessir Suresi ile birlikte nübüvvete muhatab oluyor. Aradan geçen zaman zarfında hakikat özünden beyni/aklı ile vahiy kanalından kendisine irsal olmuş, hallenilmiş, özümsenmiş. Şimdi sıra kensine irsal olan hakikati insanlarla paylaşıp, onların da özünden kapasiteleri kadarıyla irsal olmasını sağlamada...

 

  Bu sûre nazıl olduğunda Hz.Rasûlullah “Allahu Ekber” diyor! Biz bu sözü nasıl yorumluyoruz? "Allah Ekber'dir" diye... Halbu ki, Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda "ekber" ifadesinin "büyük, daha büyük..." gibi manalarda, kıyaslamaya dönük olarak, oluşuma, işe...  izafetle kullanıldığını görüyoruz!.. Kur'an'da Allah için "ekber" ifadesi geçmiyor!.. "Ekber" ifadesi oluşa/oluş içindekine dönük olarak, kıyas yapılarak kullanılan "büyük, daha büyük..." manası içeriyor!..

 

 Kur'an perspektifi açısından bakacak olursak Hz. Muhammed(AS)'in Müddessir Suresi'nin nazil olması ile söylediği "Allahu ekber" sözünü şu manada değerlendirmek gerekir: Bu sureye kadar Hz. Muhammed(AS) nübüvvet görevi almamış, bu ana kadar risalete dönük olarak kendine irsal olanlarla hallenir durumda iken; şimdi sıra hazır hale geldiği için nübüvvet görevine yani kendine irsal olunanları insanlara duyurmaya, onlarla paylaşmaya, onları hakikatlerine ulaştırmaya geldi...

 

Kendinde o hakikat bilgisinin irsal olması ve kendisinin irsal olunanlarla hallenilmesi, bunları insanlarla paylaşıp insanları hakikatleri ile hallendirmekten daha kolaydı. Şimdi işi daha büyük bir boyut aldı. Şimdi Allah'ın ondan istediği(irade ettiği) oluş, önceden kendine dönük istediği(irade ettiği) işten daha büyük anlamında bir "Allahu ekber" manasındadır!.. Öğrenmek bir işse, öğretmek daha büyük(ekber) bir iştir; hallenmek bir iş ise, hallendirmek daha büyük(ekber) bir iştir!..

 

 Risalet evresini(kendindeki irsali) tamamlamışlığının(hakikatine erip, özümsemesi) müjdesi yanında, nübüvvet işinin daha büyük(ekber) sorumluluğunun ifadesidir, Hz. Muhammed(AS)'dan çıkan "Allahu ekber" ifadesi!.. Hz. Muhammed(AS) Müddessir Suresi'nin kendisine nazil olması ile, özellikle ondaki "kalk da uyar!" ayetine dönük olarak, ALLAH'ın Müddessir Suresi ile istediği oluşa dönük olarak, nübüvvet görevine dönük olarak "Allahu ekber" diyor!.. Yani Allah'ın ekber olmasını değil, Müddesir Suresi ile kendisine nübüvvet görevinin verilmesi(özüden bu hale erişmişliği), daha büyük(ekber) bir iş ile işlev göreceğine dönük olarak "Allahu ekber" manası!...

 

"Ekber" ifadesi Kur'an'da hep kıyaslamaya dönük olarak "büyük, daha büyük..." manasında kullanılıyor, Allah için ekber'dir manasında kullanılmıyor!.. Çünkü Allah İhlas Suresi'nden de bildiğimiz gibi Ahad-Samed'dir, sınırsız-sonsuz-sırf-som-TEK'dir, illa Allah'tır, sadece O'dur, Allah yanısıra ikinci ayrı bir varlık yoktur ki ona kıyasla Allah daha büyüktür manasında ekber denebilsin, denemez!.. Allah için ekber denemez, Allah'ın oluşları için ekber denebilir, bir oluşu diğeri ile kıyaslanıp, biri diğerinden daha büyüktür manasında oluşu/işi için ekber denebilir!..

 

Kur'an'dan örnek ayetler:

 

88-24) Feyu`azzibühullahul`azâbel`ekber;

 

Allah onu, en büyük azab(diğer çekilen azaplara kıyaslama yapılmış!) ile azablandırır.

 

 68-33) Kezâlikel`azâb* ve le`azâbul`ahıreti ekber* lev kânu ya`lemun;

 

İşte böylecedir azab!.. Ahiret’in azabı ise elbette ekberdir(dünya azabına kıyaslama yapılmış!)... Eğer bilselerdi.

 

40-57) Le halkus Semavati vel Ardı ekberu min halkın Nasi ve lâkinne ekserenNasi la ya`lemun;

 

Semavat’ın ve Arz’ın yaratılışı, insanların yaratılışından elbette ekberdir (daha büyüktür)..(Sema ve Arz'ın yaratılışı, insanın yaratılışına kıyaslama yapılmış!)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.

 

 39-26-) Feezâkahümullahul hızye fiyl hayatid dünya* ve leazâbül ahireti ekber* lev kânu ya`lemun;
Allah, onlara dünya hayatında rezilliği (perdeliliği, bireyselliği) tattırdı... Ahiret azabı ise elbette Ekberdir(dünya hayatındaki rezilliğe kıyaslama yapılmış!)... Eğer bilselerdi.

 

29-45) Ütlü ma uhıye ileyke minel Kitabi ve ekımısSalate, innes Salate tenha anil fahşai vel münker* ve lezikrullahi ekber* vAllahu ya`lemu ma tasneun;

 

Kitab’tan sana vahyolunan şeyi tilavet et ve o namaz’ı ikame et!... Muhakkak ki o namaz fahşa’dan (bedensel yaşantı, şehvetler) ve münker’den (sistem dışılığı, şirki) nehyeder (uzaklaştırır)... Elbette ki Allah (ın) zikri Ekber’dir (Allah'ın zikri/anılması diğer şeylerin anılmasından daha büyük bir iştir kıyaslaması yapılmış! Allah'ın ekber olmasından değil, Allah'ın zikedilmesinin/anılmasının ekber oluşundan daha büyük kazançlı iş olmasından bahsedilmiş!)... Allah ne iş ettiğinizi (ne halde olduğunuzu) bilir.

 

9-72) VaadAllahul mu’miniyne vel mu`minati cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve mesakine tayyibeten fiy cennati adn* ve rıdvanun minAllahi ekber* zâlike hüvel fevzül azîym;

 

Allah, mü’min erkeklere de mü’min kadınlara da, içlerinde ebedi kalmak üzere, altlarından nehirler akan cennetler va’detmiştir... (Bir de) Adn cennetlerinde (hoşlarına giden) tertemiz meskenler... Allah’dan bir Rıdvan (ilahi sıfatlarla tahakkuk) Ekberdir(daha büyüktür, Rıdvan/Razı olma hali, Allah'dan diğer hallere göre bir kıyaslama yapılmış!)... Aziym kurtuluş işte budur.

 

Örnekler benzer şekilde devam ediyor, hep oluşa/işe/hale dönük kıyaslamalar manasında bir "ekber" manası söz konusu...

 

Netice olarak; "Allah ekberdir(büyüktür, daha büyüktür)" denemez, "Allah'ın oluşu bir diğer oluşuna göre ekberdir(daha büyüktür)" denebilir. Çünkü Allah yanısıra ayrı bir varlık yoktur ki Allah ona kıyasla ekber/daha büyütür denebilsin, denemez, denmemelidir!.. Ama, Allah'ın oluşları, oluşları içindeki hallere dönük olarak kıyaslama yapılıp, oluşa dönük olarak ekber(daha büyük) ifadesi kullanılabilir!..

 

Hz. Muhammed(AS)'da Müddessir Suresi ile kendine verilen(kendinde oluşan!) nübüvvet görevinin büyüklüğünü kasdederek, Allah'ın bu oluşunu kasdederek, bu oluşa dönük olarak, Allah'ın bu işine dönük olarak "Allahu ekber" demiştir!.. Allah'ın ekber olmasını değil, Allah'ın oluşunun büyüklüğünü kasdederek nübüvvet görevine dönük olarak ekber demiştir!.. Bizler dahi günlük hayatımızda büyük bir oluş gördüğümüzde(gök gürültüsü, şimşek çakması, deprem, sel gibi..) "Allahu ekber" deriz, Allah'ın o oluşumunun büyüklüğüne işaret ederek, diğer oluşlara kıyasla o oluştaki gücün büyüklüğüne işaretle ve o oluşu Allah'a bağlayarak söyleriz...

 

 Peki, ezanda "Allahu ekber" ifadelerini o halde nasıl değerlendirmek gerekir? Kendisinden sonra gelen ifadelerin büyüklüğüne, önemine, değerine işaret olarak değerlendirmek gerekir..." Eşhedü en la ilahe illAllah, eşhedü enne Muhammeder-Rasulullah....la ilahe illallah"!!!  Ezanda insanı hakikatine şehadete(şahit olmaya) davet var, bu büyük(ekber) bir haberdir/uyarıdır/müjdedir!.." Ben ilahın olamayıp, Allah'ın illa oluşuna şahit oldum; Allah irsali olan Muhammed'e(AS) şahit oldum... ilah yok, sadece ALLAH" diyor Allahu ekber yani Allah'ın ekber(en büyük) haberi!.. Öyleyse, bu hali yaşamak için, salah ile hayat bulmak için haydi namaza(yönelişe), haydi felaha(kurtuluşa)!..

 

 Peki, saltta(namazda) okunan Allahu ekber'leri nasıl değerlendireceğiz? Her seferinde aynı monotonluk içinde kıyaslamaya dönük olarak, sanki O'dan başkası var da ona göre "Allah büyüktür" manasında mı yorumlayacağız? Yoksa her "Allahu ekber" deyişimiz hissiyatımızın güçlenmesinin, tefekkürümüzün artışının, hallenmemizin yükselmesinin, yeni bir halin itirafı mı olacak ki öyle olması gerekir! Çünkü, namaz müminin miracıdır, mümin namaz ile Allah manasına doğru tefekkürü ile adım adım yükselerek yaklaşır!..

 

 Abdesini almış, madden ve manen arınmış olarak namaza durur. Ayakta ELİF olur, eğilir LAM olur, secdede MİYM olur, oturur RA olur, sonunda DAL olur... Her Allahu ekber deyişi bu hallerde iken tefekkürü ile hissettiklerine dönük bir yükselişe işarettir!.. Kulun Allah'a en yakın anı secde ile hiçliğini hissettiği andır!.. Elif, Lam, Miym, Ra, Dal'ın tam ortası(orta yolu) olan MİYM halidir. Kul salatta Elif ile Dal arasında gezinir durur, Miym'de karar kılar!.. Çünkü o abduHU'dur, Elif Zatına(HU!), Dal abdiyetine dönüktür, HU'nun abdıdır; Elif'e Dal/HU'ya Miym'dir!.. Zatın(Elif) ilmi(Lam) Muhammed'de(Miym, secde) iRsal olur(Ra, Rabden-Rasule), abd(Dal) oluşuna şahit olur!..

 

Namazda okuduklarının manasını tefekkür ederek hissiyatının artışına dönük olarak her seferinde yenilenmiş ve manen yükselmiş bir şekilde Allahu ekber demek nerede…  Okuduklarının manasını düşünüp tefekkür etmeden, iş olsun diye her seferinde aynı şekilde monoton bir havada Allahu ekber demek nerede… Tefekküründe, hissiyatında sürekli bir artış oluyor, manen bu yükselişin getirisi olarak halinin yükselişine şahit olman manasında Allahu ekber demek nerede… Okuduklarının manasını dahi bilmeden, tefekkürü devreye sokmadan laf olsun diye Allahu ekber demek nerede… Nasibimiz olur inşaAllah…

 

 Şimdi gelelim Esma'ül Hüsna'daki KEBİR ismine... Kur'an-ı Kerim'de bu isim "KebbirHU" olarak sadece bir yerde geçiyor!!! Burası çok önemli!.. KebbirHU olarak geçiyor ve sadece bir yerde geçiyor!!! Yani, o kadar özel ve önemli bir isim!!! HU'ya/ZAT'ına/A'MA/Bilinmezlik oluşuna dönük olarak Kebbir manası söz konusu!!!

 

17-111) Ve kulil Hamdu Lillahilleziy lem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl Mülki ve lem yekün leHU Veliyyün minez zülli ve kebbirHU tekbiyra;

 

“Hamd, çocuk edinmemiş, mülk’de ortağı olmayan ve züll’den (acizlik, güçsüzlükden) dolayı bir veliy’si de olmayan(aciz, güçsüz değil ki bir velisi olsun) Allah’a aittir” de ve KebbirHU'yu tekbir et(Kibriyanın “ZAT/HU/A'MA/BİLİNMEZLİK ile KEBBİR olana(KebbirHU)” ait olduğunu anla!)!

 

59-23) HuvAllahulleziy la ilahe illâ HU* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu`min’ul Müheymin’ul Aziyz’ul Cebbar’ul Mütekebbir* SubhanAllahi `amma yüşrikûn;

 

Bu ayetteki müteKEBBİR ifadesini dahi KebbirHU işareti ile değerlendirmek gerekir. Çünkü bu ayet “HUvAllahulleziy la ilahe illa HU(HU Allah ki ilah yok, sadece HU)” ile başladığından vurgu HU’yadır yani ZAT’a!!!