91-) Ve evfu Bi ahdillahi iza ahedtüm ve la tenkudul eymane ba`de tevkiydiha ve kad cealtümullahe aleyküm kefiyla* innAllahe ya`lemu ma tef`alun;
Ahidleştiğiniz vakit, Allah ahdini (B sırrınca) tam yerine getirin... Yeminleri, pekiştirdikten sonra bozmayın... Allah’ı kendi üzerinize kefil kıldınız!.. Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir.
“Bi ahdillahi”… Bi-ahdi-Allah… Hakikatinizdeki/mananızdaki(Bi) Allah ahdi/bağı… Her şey özden Allah’a bağlı… Her şey-her an Allah Esması ile var olur… Bu bağ, tanrı ve kulu arasındaki ikilik temelli bir bağ değildir… Bu bağ, Teklik temelli her şeyin hakikatinin Allah olduğunu duyuran bir bağdır… Öyleyse “ahitleştiğiniz vakit Bi Allah ahdini tam yerine getirin…” Bağlandığınızda hakikatiniz olan Allah’a tam bağlanın… Allah’ın dışında varlık görmeyin… Her şeyin manasında, hakikati olan Allah’ı(Tekliği, Esma Vücudunu) şuurunuzla görün… Ve böylece, Allah’a gönülden bağlanın yani vefa gösterin(evfu)…
“B”; hakikati olan Allah’a işaret eder… “B”; şuurla yaşanası manaya işaret eder… “B”; Mutlak Tekliğe işaret eder… Allah bağı özdendir, her şeyi her şeyin hakikati olarak esması ile kuşatıcıdır… Bu öz bağ yapısal olarak asla koparılamaz, bozulamaz… Bu öz bağın kapsamı ve hükmü içinde, bu bağdan habersiz bir anlayışla yaşayan da vardır… Her şeyde Teklik hükmünü yerine getirir, ikilik olmaksızın… Teklik indinde her şey yolundadır; yanlış, eksik, hata, kusur… yoktur… Varlık Tek bir vücut olarak her an yeni bir oluştadır…
İşin bir de bizim bilincimize dönük bir yönü vardır ki; o da bizler bu Teklik şuuruyla yaşayabiliyor muyuz?!... Allah ahdini/bağını özümüze hakikatimiz olarak(Bi ahdillahi) yerleştirmiştir… Bizler hakikatimiz olan Allah ile var oluruz… Bunda her şey/herkes eşit konumdadır… Bu öz bağı(Biahdi) kimse koparamaz, çünkü esma(Allah) ile var oluruz…
Bizim açımızdan önemli olan ise bu öz bağımızın şuurunda mıyız, zamanımızın ne kadarında bu şuurla yaşıyoruz?!... Hakikatimiz olan Allah bağını(Bi ahdillahi) tam yerine getiriyor muyuz, her şeyi-her an bu öz bağ içinde görebiliyor muyuz?! Bu anlamda denmiştir ayette “Vefa gösterin, ahitleştiğinizde Bi Allah ahdine…” Yani özdeki Allah bağı ile her şeye bağlanın…
Şuurunuzla her şeyin hakikati olan Allah’a yönelin ve varlıktaki “Tek Esma/Mana Vücudu” şuuruyla yaşayın… Ahidlerinizi Bi-Allah ahdi haline getirin(Bi ahdillahi iza ahedtüm) … Yani bilincinizi ayrı ayrı varlıklara bağlanmayın; şuurunuzu her şeyin hakikati/özü/manası olan Allah’a bağlayın, şuurda yaşanası manaya yönelin, manen çokluktan Tekliğe geçin…
İşte böyle yaparsanız ahitleriniz(ayrı ayrı varlıklara olan bağlarınız, birimsel çokluk anlayışınız) özdeki tek bir Allah bağında(Bi ahdillah) birleşecek ve sağlam bir bağ oluşturacaktır(Yemin sembolü)… “Yeminlerinizi pekiştirdikten sonra bozmayın…” Özünüzde olan bağ ile şuurunuzda olan bağı birleştirdikten sonra, şuurunuzdaki bağı tekrar koparmayın…
Özünüzdeki Allah bağının şuuruna vardıktan sonra yani özünüzdeki bağa şuurlu olarak da bağlandıktan sonra(yeminlerin pekişmesi!); bu şuursal halden uzaklaşıp, bu şuursal halin aksi haller içinde olmayın, Tekliğe ters yaşantı içine girmeyin… Varlıktaki Tekliği şuurunuzla fark ettikten sonra, Tekliğe uymayan davranışlarda bulunmayın… Şuurunuzla Teklik anlayışından uzaklaşıp, çokluk içine düşüp, ayrı varlıklar varmış gibi yapmayın… Kimseyi suçlamayın, kimseye kızmayın, kimsede kusur görmeyin, kimseye küsmeyin, ikilik görmeyin…
Çünkü siz “Allah’ı kendi üzerinize kefil kıldınız…” Yani özdeki Allah hakikatine şuurunuz ile erdiniz ve varlığı artık Tek Vücut olarak görüyorsunuz… Şuurunuzla fark ettiniz ki ikilik yok, teklik var; iki ayrı varlık yok, tek varlık var… Şuurunuzu Tekliğe yönelttiniz, şuurunuzu Tekliğe bağladınız… Artık bundan sonra size birimsel çokluk içinde yaşayanların hallerini yaşamak uygun düşmez… Şuurunuzla manaya yöneldikten sonra tekrar et-kemik beden zannıyla madde anlayışı ile yaşamak yakışmaz… Siz gerçeğe erdiniz, Tekliği anladınız, bundan böyle size şuursuzca çoklukta yaşamak yakışmaz, ikilik oluşturmak yakışmaz…
Ama, Tekliğe erdikten sonra tekrar ikiliğe düşülür mü? Düşülür mü düşülür!... Çünkü; “Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir…” Allah’ın bilmesi kuru bir bilmek değildir… Allah Esması ile bilir, Allah Esması ile işler(oluşadır)… O halde Allah’ın bilmesi işlevselliğidir… Allah Tek Vücut olarak Esması ile dilerse Teklikte yaşatır, dilerse çoklukta yaşatır… Sistemi de dahil her şey Allah Esması iledir… Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir… Yani Allah Tek Vücut olarak işlediklerinizin hakikati olan Esması ile işlevdedir… Şuurunda olsanız da, olmasanız da özde Teklik işlevseldir…
Bu ayetlerin bir de Allah Sistemine dönük yorumu vardır: Ahitleştiğinizde/sözleştiğinizde/söz verdiğinizde; o sözünüz mana aleminde can bulur ve sisteme girdi oluşturur(Ahitlerin Bi Allah ahdi haline gelmesi!)… Ve siz o sözünüzle borçlu hale gelirsiniz, o sözünüz üzerinizde yük olur… Bu sözünüz sistemde özünüze yazılır/işlenir(Bi ahdillah) ve pekişir/sağlamlaşır(yemin!)… Sistemde her mana, her söz, her işlev canlıdır, girdi olur… Ve sistem her girdiye karşılık bir çıktı oluşturur… Öyleyse, her söze vefa göstermek yani gereğini yerine getirmek gerekir(Vefa gösterin, bozmayın!)…
Yoksa Allah Sistemi, kefil olarak öz mananızdan alacağını tahsil eder(Allah’ı kendi üzerinize kefil ettiniz! Yani borcunuz öz mananızdan/Allah manasından alınır!)… Ve siz sözünüzü yerine getirmemenin cezasını/karşılığını öz mananızdan verirsiniz, bu öz mana eksikliğini telafi edemezsiniz… Maddeden kazanayım derken, öz mananızdan eksiltmiş olursunuz, Allah Sistemi işlediklerinizin karşılığını öz mananızdan telafi eder(Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir! Allah’ın bilmesi pasif bir biliş değildir, işlediklerinizin karşılığı öz mananızdan/Allah manasından alınır!)…
92-) Ve la tekûnu kelletiy nekadat ğazleha min ba`di kuvvetin enkâsa* tettehızune eymaneküm dehalen beyneküm en tekûne ümmetün hiye erba min ümmetin, innema yeblukümullahu Bih* ve leyübeyyinenne leküm yevmel kıyameti ma küntüm fiyhi tahtelifun;
İpliğini kuvvetle büktükten sonra söküp bozan gibi olmayın... Bir ümmet diğer bir ümmetten daha çok diye yeminlerinizi aranızda dehal ediniyorsunuz... Allah onunla (B sırrınca) sizi yalnızca imtihan eder... Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi kıyamet günü elbette size açıklayacaktır
“Bih”… Bi-onunla… Özünüzdekiyle/hakikatinizdekiyle/mananızla/anlayışınızla… Allah sizi imtihan eder… İmtihan; çünkü Allah Esma varlık olarak mananızı oluşturur ve siz madde alemini algılıyorsunuz… Hakikatiniz manada, yaşantınız maddede… İki şıklı süren bir imtihan… Madde ve mana arasındadır insanın imtihanı… Ya madde zannıyla ömür sürecek ve kendisini madde batağına saplayacak, ya da öz manasına yönelerek şuuruyla yaşayıp hakikatine erecek…
“Bir ümmet diğer bir ümmetten daha çok diye yeminlerinizi aranızda dehal(hile, aldatma) ediniyorsunuz…” Tüm duyularıyla(göz, kulak, dil, burun, ten…) insanın bedeni bir ümmettir, bir bu yönü vardır… Tüm manasıyla(esmasıyla) insan bir ümmettir, diğer yönünü bu oluşturur… İnsanın beden ümmeti, mana ümmetinden daha çok işlevsel ise, insan madde bilincine mana şuurundan daha önem veriyorsa, insan manasından çok maddeye yöneliyorsa aldanmış olur, imtihanını kaybetmiş olur… Çünkü hakikatinden/özünden/manasından/Allah’tan şuursal olarak uzaklaşmış, kendisini et-kemik beden içine hapsederek sınırlı-sıkıntılı bir hayata sürüklemiş olur…
İnsanın bedeninin ümmeti olan gözüne, kulağına, tenine… yönelip, bunlardan gelen bilgileri tefekkür edip derinliğine inmeden birebir kabul ediyorsa… Ve insan bu girdileri tefekkür edip özde birliğe ermeyerek manasına pek yönelmiyorsa… İnsanın beden ümmeti güçlü yani bedensel bilinci güçlü olur; mana ümmeti yani manasal şuuru zayıf olur… Ve insanın bedensel ümmeti(duyuları; göz, kula, burun, ten…), manasal ümmetini(şuurunun kuvvelerini, akıl, tefekkür, muhakeme, algılama, idrak, değerlendirme…) aldatmış olur…
İnsan et-kemik bedenine tabi olarak sırf duyuları ile yaşayıp(beden ümmetine yönelip!) madde alemini gerçek kabul ederse, madde alemi içinde bilincini kör ederse; şuurunu işletemez(mana ümmetine yönelemez!) yani maddeden aldıklarının gerçeğini algılayamaz, idrak edemez, değerlendiremez, akledemez, muhakeme edemez, tefekkür edemez…
Öyleyse; “ipliğini kuvvetle büktükten sonra söküp bozan gibi olmayın…” Yani özden varlığınız sımsıkı Allah’a bağlıyken, Teklik son derece güçlü iken, siz de dahil her şey Teklik ile var iken, varlık Tek Vücut iken(ipliğini kuvvetle büktükten sonra!); şuurunuzu bozup, şuursal olarak manen Teklikten kopmayın, kendinizde ve çevrenizde ayrı varlıklar var sanmayın, çokluk içinde kaybolmayın, varlığı bilincinizde parçalamayın, birimsel varlık zannına kapılmayın(söküp bozan gibi olmayın!)
“Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi kıyamet günü elbette size açıklayacaktır…” Hakkında ihtilaf ettiğiniz ikiliğe düştüğünüz şeyin(madde-mana ikilemi!) gerçeğini ancak; bilincinizde maddenin kıyametini(kıyım oluşu, yok oluşunu!), şuurunuzda mananın kıyametini(ayağa kalkışını, dirilişini!) sağladıktan sonra anlayacaksınız… Aksi halde dünyada ama(bilinci kör!) olan, ahirette de ama(bilinci kör) olacaktır… Çünkü sihirli değnekli bir tanrı yoktur, Allah’ın Sistemi vardır dünyada ve ahirette… Havadan (çalışmadan) kimseye bir hal ulaşmaz…
O halde; insan bedeninin duyularıyla maddeden aldığı verilerin manasına/işlevine yönelerek Tekliğe ermek için, maddenin kıyametini(maddenin bilincinde yok oluşunu), mananın kıyametini(mananın şuurunda var oluşunu) sağlamalıdır… Mana ümmeti/ esmalarla can bulan şuurun kuvveleri olan algılama, idrak, değerlendirme, tefekkür, akletme(ekleme), analiz, muhakeme, kıyaslama, eleme, sorgulama… gibi beyninin tüm özelliklerini işletecek, bunları diriltmelidir…
94-) Ve la tettehızu eymaneküm dehalen beyneküm fetezille kademün ba`de sübutiha ve tezukussue Bima sadedtüm an sebiylillâh* ve leküm azâbün azîym;
Yeminlerinizi aranızda dehal edinmeyin... sübutundan sonra ayak kayar ve Allah yolundan alakoyduğunuz için (B sırrınca) kötülüğü tadarsınız... Ve sizin için azim azab var.
“Bima sadedtüm an sebiylillah”…( Bi) Allah yolundan alıkoyduğunuz/sed çektiğiniz için… Başında “B” var… Öyleyse öze dönük değerlendirilecek… Özünüzdeki Allah yolundan alıkoyduğunuz için… Kim kimi özünden alıkoyabilir? İnsan kendisi kendisini özündeki Allah yolundan alıkoyuyor… Buradaki “B” işin yönünü özümüze çevirip, bu işlevi kendimize bağlıyor… Dışımızdaki biri bizi Allah yolundan alıkoymuyor, kendi kendimizi özümüzdeki Allah’tan alıkoyuyoruz, engelliyoruz… Zaten dışarıda sanılanın hükmü özümüze geçmez…
Her şey varlığının Esma ile var olması dolayısıyla, bilicinde olmasa da Teklik içinde var olur(sübutundan sonra!; yani Teklik sabittir, özde kalıcıdır, hükmü geçerlidir, Teklik vardır!)… Özü ile bağı şuurunda zayıf olan/kopuk olan, dışındakini kendinden ayrı sanır(ayak kayar!) ve bu halinin sonucu olarak özünden perdeliliğini yaşar, madde zannıyla birimsellikte sürünür(kötülüğü tadarsınız, ve sizin için azim azap olur!)…
Öyleyse “yeminlerinizi aranızda aldatma edinmeyin…” Ayrı ayrı varlıklar var anlayışına bağlanmayın(yeminleriniz!)… Yeminlerinizi Bi ahdillah edinin… Yani ayrı ayrı varlıklar var bağından kurtulup, özünüzdeki/mananızdaki Allah’a/Tekliğe/O’na bağlanın(Bi ahdillahi/Bih)… Maddeden bilincinizi arındırın, şuurunuzu öz manaya çevirin, şuurunuzun kuvvelerine(mana ümmeti) dönün, bedeninizin duyularına(beden ümmeti) hapsolmayın… Varlığı Tek Vücut olarak görün, öze yönelin, ne ararsanız kendinizde arayın, kendinizde bulun…
Dışarısı var sanıp da özünüzden uzaklaşmayın, Teklikten ayağınız kaymasın… Kendinize bu kötülüğü yapmayın, kendi kendinizi özünüzdeki Allah’ın yolundan, öz yoldan, mana yolundan, şuur yolundan, Teklik yolundan alıkoymayın… Duyularınıza tabi olarak madde zannıyla yaşayıp, Teklik şuurundan kopmayın, kendinizi et-kemik beden zannıyla bilinçlendirmeyin… Allah’ın yolu olan özünüze, hakikatinize, mananıza, şuura, esmaya yönelin….
95-) Ve la teşteru Bi ahdillahi semenen kaliyla* innema ındAllahi huve hayrun leküm in küntüm ta`lemun;
Az bir bahaya Allah ahdini (B sırrınca) satmayın... Eğer bilirseniz, Allah indindeki sizin için daha hayırlıdır.
Kendinizi et-kemik beden sanıp madde zannıyla(Az bir bahaya), özünüzdeki Allah bağını-hakikatinizdeki Allah manasını-şuurunuzdaki Allah kuvvelerini(Bi ahdillahi!) örtüp, özünüzdeki mutlak kalıcı olanı(Allah manası!) geçici olana(maddi beden) değişmeyin(satmayın!)… Mananızdaki Allah Esmasından gafil olup, hakikatinizi sınırlı bir varlık olarak görmeyin… Özünüzün kalıcılığını ve sınırsızlığını fark edin…
“Eğer bilirseniz, Allah indindeki sizin için daha hayırlıdır…” Kendinizi madde indinde bir varlık olarak görmeyin… Hakikatinizi bir mana varlık olarak görün… Zan olan madde; zanna somut olandır; zanna doğar, ölür… Gerçek olan mana soyut olandır; doğmaz, ölmez, o hep vardır… Zan olan madde indinde madde var, Allah indinde Allah var… Hakikatinizi Allah indinde bulun… Asit kazanına düşen asit olur, bedeni asitte erir… Hakikati su olan buzlar; erir su olur… Katılaşıp buz olmaktansa, eriyip su olun… Kalplerinizi/şuurunuzu madde ile katılaştırmayın; manada ısıtıp eritin…
Diyorum kendimden kendime; BizZAT, BilFİİL… BiizniHİ ile İnşaALLAH... Yani, ikilik yok, Teklik var… “B” altındaki nokta ile kainatın özünde Tekliği saklar/açar…