Bakara Suresi’nden The Secret(Sır) Yansımaları

19 / Ağustoz / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf
Kur’an-ı Kerim baştan sona tüm ayetleriyle SIRra(the Secret) apaçık bir şekilde sade bir anlatımla, defalarca işaret eder. Biz Fatiha Suresi’nden sonra bu yazımızda da sadece Bakara 40-44 ayetleri ile kapasitemizin yettiği, anlayabildiğimiz, kelimelerimizin gücü nispetinde SIRRI açıklamaya çalıştık. Sürçmelerimiz varsa af ola. İnşallah faydalı olabiliyoruzdur. Başka kitap ve kaynaklara yönelmektense Allah tarafından Kur’an-ı Kerim ile bize cömertçe sunulan, tüm ayrıntıları fazlasıyla açıklanan, defalarca tekrarlanan SIR(The Secret)a yönelelim. Onlarda sırra ait bilgilerden çok daha fazlası ve doğrusu Allah’ın kelamında yer alıyor. Yeter ki OKU’yup akletmeye çalışalım ve bu bilgiyi hayatımıza katalım. Objektif olalım, bu bilgiye kapımızı açalım. Özümüzdeki Evrensel Vücud ve Evrensel Aklı fark edelim…

Ön yargılı olmak bilinci kilitler ve o bilgiden bizi mahrum eder. O bilgiyi hayatlarına yansıtanlar ise, kim ne derse desin faydasını görürler, lafa değil yaşamaya bakarlar, yollarına devam ederler. Birilerinin bunu ret etmesi, inkar etmesi, karşı çıkması gerçeği değiştirmez. Sadece onların bu bilgiden ve getirisinden mahrum olmasına sebep olur.

Bu bilgi tüm insanlığa açıktır, tüm insanlığın ortak yoldur, çünkü özde her an işleyen tek sistem yoludur. Bu bilgi masrafsız bir yoldur, çünkü öze karşılıksız ikram edilmiştir(Kur’an-ı Kerim!). Tek şart; bu yolu fark edip gereklerini yerine getirmektir, herkes bu yolda eşittir, ayrım yoktur. Bu yol İslam yani teslimiyetle selamete ulaşma yoludur.

Hiçbir kimse, topluluk bu yolu sahiplenemez, etiketleyemez, sınırlayamaz. Bu yol yaratılış sisteminin yoludur ve her birime aittir. 

BAKARA SÛRESİ(BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM)

40-) Ya beniy israilezküru nı`metiyelletiy en`amtü aleyküm ve evfu Biahdiy ufi Biahdiküm ve iyyaye ferhebun;
Ya Ben-i İsrail (İsrail oğulLARı)... Size in’amda bulunduğum nimetiMİ hatırlayın; (Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim... Ve yalnız Ben’den korkun.

“Size in’amda bulunduğum (yani sizi nimetlendirdiğim) “nimetimi” hatırlayın.” “Nimetimi” denmiş, “nimetlerimi” denmemiş. “Nimetimi” tekil kullanılmış, çoğul değil. Öyleyse “nimetimi” ifadesi ile kastedilen nimetler değil. “Nimetimi” ile kastedilen mana; nimetleri elde etme yolu/yöntemidir. Asıl nimet; nimetlenmeyi sağlayacak yol/yöntemdir. Bu “yol, yöntem nimetini” bilen, kimseye muhtaç olmadan nimetlenmeyi de sağlayacaktır. Burada, “aç birine balık vermektense balık tutmayı öğretin” sözünü hatırlayalım. Her zaman balık veren biri bulunmaz, balık tutmayı öğrenen de artık işini kendi görür, başkasına muhtaç olmaz. Yolunu/yöntemini bilen her işin üstesinden gelir. Gerçek nimet, nimetlenme yolunu/yöntemini bilmektir.

Allah “size in’amda bulunduğum nimetimi hatırlayın” ifadesiyle; nimetlenmek için nimetlenme yolumu hatırlayın” demek istiyor. Bu ifadenin bilinen genel manası İsrailoğullarının Tevrat nimeti ile nimetlenmesidir. Bu mana doğrudur ama derinine inmek gerekir. Tevratın sunduğu hangi yol/yöntem onların nimetlenmesini sağlamıştır. Ki bu yol/yöntem nimeti Kur’an’da da yer almaktadır. Asıl önemli olan bu “yol/yöntem nimeti”ne kavuşmaktır.
Bir yıkımın ardından İsrailoğulları hangi yolla yeniden varlık sahnesine güçlü olarak dönmüşlerdir, ki bu yolun hatırlanması amaçlanıyor ve ibret alınması isteniyor. Yani, denmek isteniyor ki siz varlık sahnesinden siliniyordunuz; isteğiniz, isteğinize inancınız, isteğinizde kararlılığınız, azim gücünüz ile kurtuldunuz. Kitaplar, resuller, kavimler bu yola ulaşmamız için bizlere sunulmuş araçlardır, önemli olan onların-yaşadıklarının bize örnek olması, ders çıkarılmasıdır. 

(Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim...
Ahd, dönülmez söz, sağlam söz, güçlü söz (yemin) manasındadır. “Biahd”, “içselleştirilmiş, özümsenmiş, inanılmış, sağlam, güçlü söz” demektir. “Bi” sonrasındaki “ahd” kelimesine böyle bir mana yükler. “Vefa göstermek”  ise, “sözünüzü unutmayın, hatırlayın, tekrarlayın, tazeleyin, sürekli beraberinizde taşıyın” manasındadır. Allah, “sizi nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın” ifadesinin hemen sonrasında “yol nimetini” de bu ifade ile cömertçe açıklıyor. Sözü uzatmadan, hemen peşinden, gayet açık ve sade bir şekilde bizlere sunuyor. Kapalı, gizli, zorlaştırılmış bir şey yok.

Yani, demek istiyor ki, isteklerinize vefa gösterin yani dileklerinizi hatırlayın, unutmayın, tekrarlayın, sağlamlaştırın, güçlendirin ki Biahdiniz tam yerine gelsin yani sözünüz özümsensin, içselleşsin, güçlensin, sağlam olsun ki kuantum boyutuna sıçrama yapsın. Kuantum boyutunda güçlü dalgaya dönüşmüş istekleriniz benzer frekansları kendine çeksin ve bu çekilen frekanslar kuantum boyutundan madde aleminde isteğinizin karşılığı olarak belirsin. Bu yöntemle Allah da ahdini tam yerine getirmiş olur, yani sözüne vefa göstermiş olur.

Çünkü tüm güçlü istekler kuantum boyutuna sıçrar, benzer dalgaları kendine çeker ve bu dalgalar kuantum boyutundan madde aleme inzal olarak karşılık olarak belirir. Güçlü isteklerin hiç biri karşılıksız kalmaz, güçlü dalgaların hiçbiri yok olmaz, karşılığını alır, Allah’ın Biahdi özümüzde yani kuantum boyutunda böyle gerçekleşmiş olur. Unutulan, tekrarlanmayan, zayıf düşünceler de zayıf dalgalar oluşturacağından bu yolculuğa güç yetiremez, güçlü çekim oluşturamaz, Tüm boyutlar Allah’ın esma ve sıfatları ile varlardır, onların değişik görünümleridir, örneğin bunlardan biri kuantum boyutu, bir diğeri madde boyutudur…    

“Ve yalnız Ben’den korkun.”

Ve yalnız Ben’den, yani Ben’den uzak olma bilincinden çekinin. Allah Ahadiyet mertebesinde Zatı’yla Hiçlik halindedir, o mertebede “Ben/Ferd/Nefs” şuuru yoktur. “Ben” bilinci “Ferd” hali Vahdaniyet yani sıfatlar mertebesinde hissedilir. Bu “Ben/Ferd” hissi; sıfatlardan inzal olan Ruh ve melaike denen kuantum boyutu ve kuantsal yapıda yani Vitriyet mertebesinde yaşanır. “Yalnız Ben”den korkun” ifadesi “şuurunuzu “Ben/Ferd” hali olan bu mertebeden uzaklaştırmayın” manasındadır. Mutlak tek vücud olarak “Ben/Ferd” hissi ve yaşamı bilincinden şuurunuzu uzaklaştırmayın. Varlığı sınırsız tek vücud olarak görün, her şeyin O’ndan inzal olduğunu bilin, ki gerçekleşmeyecek istek olmadığına inanın ve isteklerinize güç katın.

“Ben”den başkasından korkmayın. Yani, “Ben”den başka varlık, vücud yok; var sanıp da kendinizi sınırlamayın, isteklerinizi güçsüz kılmayın. Her boyutta Hayy, Alim, Mürid, Kadir, Semi, Basir, Kelam olan varlık, vücud “Ben”im. “Ben” her boyutu sıfat ve esmalarıyla var eden öz varlığım, tek vücudum. Madde alemine de “Ben”den ayrı bir varlık, vücud vermeyin. Madde alemini de “Ben”den bilin, varlığımdan bilin, vücudumdan bilin. Yani, yalnızca “Ben”den yani “Ben”den uzaklaşma bilincinden korkun. “Ben”den ayrı vücudlar, varlıklar, boyutlar var sanmayın, ki sınırsızlığı bilincinizde sınırlayıp, isteklerinizi güçsüz kılmayın. Özünüzden perdelenip, hakikatinizden gafil olup, kendinizi kilitlemeyin, kendinizi küçük, güçsüz görmeyin. Evet, son ifade ile Allah nimete ulaşmak için gerekli şuursal yolu, bilinç halini açıklamaya devam ediyor. 

Öyleyse “nimet yolu”na ulaşmak, istekleri kuantum boyutuna güçlü dalgalar olarak sıçratmak için şunlar gerekiyor:
1-İsteği sürekli hatırlamak, sık sık tekrarlamak, ısrarcı olmak, unutmamak(vefa gösterin, ifadesi!)Böylelikle isteği içselleştirip, özümseyip, inancı arttırıp, ahd yani sağlam güçlü söz haline getirmek.(Biahd, ifadesi!)

2-“Ben” şuuruna yani sınırsız tek vücud olan varlık şuuruna yönelip, bilinçteki tüm sınırları aşmak, takılacak sınır bırakmamak, şüpheleri gidermek, tam inancı oluşturmak. (yalnızca Ben’den korkun, ifadesi!) Sonuç olarak isteği olmuş bilmek gerekir.

41-) Ve aminu Bima enzeltü müsaddikan lima me’aküm ve la tekünu evvele kâfirin Bihi ve la teşteru Biayatiy semenen kaliylen, ve iyyaye fettekun;
Ve (B sırrıyla) İman edin, beraberinizdekini tasdik edici olarak inzal ettiğimize... Ve (Bi-) O’nu ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.

“Ve İman edin, beraberinizdekini tasdik edici olarak inzal ettiğimize(B sırrı)...”

Allah İsrailoğullarını bize örnek vermek için onlara sesleniyor. Bir yıkımın sonrasındaki güçlü bir şekilde var oluşu bize misal getiriyor. Klasik olarak yorumladığımızda “beraberinizdeki” ifadesi ile “Tevrat”a, “tasdik edici” ifadesi ile de “Kur’an”a işaret edildiği şeklinde olur. Genel yorumla bu mana doğrudur, ama “Tevrat’ta ve Kur’an’da açıklanan, yola işaret eden öz mana nedir?”, diye düşünmek gerekir. 40. ayette bu şuur/bilinç/akıl/düşünce yolunu, duygu ve düşüncelerin istek adı altında gerçekleşme yolunu/yöntemini anlayabildiğimiz kadarıyla yorumlamaya çalıştık. Bu ayetlerde de İsrailoğullarına seslenilerek bize yaşamları örnek olarak sunuluyor, Allah yaşanmış gerçeklerden misal getirerek bizlere ders veriyor.

 “Ve iman edin” yani inanın. “Beraberinizdekini” duygu ve düşüncelerinizde istek olarak açığa çıkanları, sizdeki, size ait olan, içinizdeki, özümsediğiniz, içselleştirdiklerinizi, kuantsal boyuta dalga olarak gönderdiklerinizi; “tasdik edici olarak özünüzden(Bi) inzal ettiğimize”. Yani bu isteklerinizin karşılığı olarak kuantum boyutundan inzal ettiğimiz, açığa çıkardığımız madde aleminde, sizde olanlara… Yani, inandığınız için sizdeki istekler gerçekleşmiştir.

İnandığınız için, duygu ve düşünceleriniz güçlü dalgalar oluşturup kuantum boyutunda benzer frekanstaki dalgaları kendine çekmiş ve kuantum boyutundan bu dalgalar madde boyutuna sizin dünyanıza inzal olmuştur.

Madde boyutunda kavuştuğunuz nimetler sizdeki inançlı isteğin tasdikidir, kanıtıdır, onaylamasıdır. Madde alemine özünüzden inzal olanlar sizdeki inançlı isteğe(güçlü duygu ve düşünceler) sadık olandır(müsaddikan, ifadesi!). Çünkü kuantum boyutundaki kuantlar Fatiha Suresi’nde açıkladığımız gibi insana, insanın şuuruna, bilincine lisani hal ile işlevini açıklıyorlar, :”Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım bekleriz…”. Kuantlar duygu ve düşüncelerimize tam itaatkar, sadık kul hükmündeler! Ne de olsa dinde “melaike” yani sorgusuz-sualsiz emredileni yapan, kendine ait özgür iradeleri olmayan, güç-kuvve sahibi yapılar olarak geçmektedirler...

“Ve (Bi-) O’nu ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.”

Ve özünüzdeki o yolu ilk inkar eden siz olmayın. Çünkü Tevrat’ta da bu yol sunulmuştu, Kur’an’da da sunuluyor. Ve siz bu yolu kullanarak yeniden var oldunuz, güç sahibi oldunuz, evveliniz tasdik ediyor. Şimdi özünüzdeki olan bu yolu inkar ederek, şuurunuzu örterek bu yoldan mahrum olmayın. “Benim öze dönük ayetlerimi, işaretlerimi, yolumu az bir paha ile değiştirmeyin” yani bu yolu değersiz görüp ondan uzak durmayın, değersiz başka yollara sapmayın, maddenin aldatıcı görüntüsüne kanıp parçalanmış çokluk var sanarak kendinizi, şuurunuzu sınırlamayın, isteklerinizi güçsüz kılmayın...

“Ve yalnız Ben’den ittika edin, takva edinin, kavi inanç oluşturun, sağlam bir yol edinin”. “Ben” ile kastedilenin ne olduğunu yukarıda açıklamaya çalışmıştık. “Ben” şuuruna sahip “Ferd” hali oluşturan sıfatlarımın inzali olan kuantum boyutundaki vücudu yani “Ben”i takva edinin, kavi inanç edinin, sağlam yol edinin. Bundan başka yollara sapmayın, varlığı ayrı ayrı vücutlardan oluşuyor sanmayın. Varlığın sınırsız tek bir vücud olduğunu, varlıkta kopukluk olmadığını, her şeyin özünden çekildiğini, inzal olduğunu bilin.

İsteklerinizin karşılığı çok uzakta değil, özünüzde. Özünüzde olanlara kavuşma özlemi sizde istek olarak açığa çıkıyor. Yoksa siz isteyemezdiniz, özünüzde olana istek duyuyorsunuz. Sizde olmayan şey istek olarak açığa çıkamaz, yoktan var olunmaz! Yok olan istenemez, istenen sizde var olandır! Var olmasaydı isteğiniz de olmazdı! “İstettiğine göre verecek, vermeyecek olsa istetmezdi” sözü gibi “istettiğine göre sizde var, var olmasaydı istetmezdi, isteyemezdiniz”! Yokun neyi istenir ki, isteniyor ki demek ki karşılığı sizde var.

42-) Ve la telbisülHakka Bilbatıli ve tektümülHakka ve entüm ta`lemun;
Ve Hakkı batılla (Bil-batıl, batıl olarak) karıştırmayın; bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz.

İçselleştirdiğiniz batıl yollara(Bilbatıl) Hak elbisesi giydirmeyin(telbisülHakka). Yani, inandığınız batıl/sapkın yolları Hakka/gerçek yol sanmayın. Böyle yaparak Hak yolu gizliyorsunuz(tektemülHakka). Halbuki siz yaşıyorsunuz, biliyorsunuz.(entüm ta’lemun). Ama, bildiğinizi bilmiyorsunuz, bu yolu özünüze değil, dışınızda var sandığınız bir tanrıya giydiriyorsunuz. Sanıyorsunuz ki dışınızdaki bir tanrı isteklerinizi yerine getiriyor, özünüzde işleyen sistemden haberiniz yok.

Hak yolu batıla yamayıp, az bir pahaya satmış oluyorsunuz. Özde işleyen hakikati bilmediğinizden, boş yere tanrı inancı oluşturuyorsunuz, kendi gerçeğinizden haberiniz yok. Özünüzdeki bu gerçek sistem işliyor, bunu yaşantı olarak biliyorsunuz. Ama bu özellikleri dışınızda bir tanrıya atfederek, gerçeği örtüyor inkar ediyorsunuz. Kendinizi sınırlıyorsunuz, kendinize zulmediyorsunuz, hakikatinizi bilmiyorsunuz.

43-) Ve ekıymusSalate ve atuzZekate verke’u ma’arraki’ıyn;
Ve salat’ı İKAME edin, zekat’ı verin; rüku’ edenlerle beraber rüku’ edin.

“Ve salatı ikame edin”. “Ben”  şuuruna yönelişinizi(salatı) ayakta tutun(ikame). “Ben” şuurundan destek(salat) alıp zirveye yükselin(ikame). “Ben” ile neyin kastedildiğini yukarıda açıklamaya çalışmıştık, günlük hayatta kullanılan “ben” ile karıştırılmasın.

“Ben/Ferd/Nefs” yaşamı içinde olan sıfatların inzali ile açığa çıkan kuantum boyutuna yönelin, “Ben” yaşamı içindeki o sınırsız tek Vücud’umu(“Vahdeti Vücud:İlah_un Vahid”, adlı yazımızda “Vücud” konusuna değinmiştik!) destek alın. Böylelikle ikame edin, gerçek varlığınız ayağa kalksın, zirveye ulaşsın, kaim olsun, istekleriniz güçlensin, kabul olsun, gerçekleşsin.

“Zekatı verin”. Bir şeyler verin ki fazlasıyla benzerleri hayatınıza çekilsin. Hatta en sevdiklerinizden verin ki sevdikleriniz artarak hayatınıza girsin. Cömertliğinizi gösterin ki, cömertliği kendinize çekin. Benzer benzeri kendine çeker, unutmayın. Cömert olun ki nimete, bolluğa güveniniz pekişsin; inancınız güçlensin, sözünüz sağlamlaşsın (Biahd!). Verin ki nimetiniz artsın, en etkin söz fiildir, şükür vererek verilende vereni görerek nimeti arttırmaktır.

Muhammed(as) zamanında bu yolla bolluk oluştu, zekat verecek insan bulamaz oldular. Cimrilik etmeyin, cimriliği kendinize çekmeyin. Fakirleşeceğiniz düşünerek özünüzü fakir olarak görme mesajını sisteme girmeyin. Fakirlik korkusu fakirliği kendine çeker. Bolluğu görün, zenginliği görün, bu inancı sağlamlaştırmak, güçlü kılmak için verenlerden olun. Verin ki vericiliği kendinize çekesiniz. Fakirleşmek korkusuyla vermeyen zengin ve fakirlik bilinciyle yaşan insanlardan oluşmuş toplum vermemekle fakirliği kendine çeker ve bunun adına da ekonomik kriz derler.

“Zekatı verin” ki arınasınız, madde kaydından, sınırlamasından, hapsinden kurtulasınız. Şuurunuzu madde kaydından arındırın, maddenin sınırlı, kopuk, parça, çokluk görüntüsüne aldanmayın. Zekatı verin yani bu yanlış bilinçten arının, uzaklaşın, terkedin. Bunun için “Ben” şuuruna yönelin(salat!), bu şuuru kaim kılın(ikame!), diğer kabullendiğiniz batıl yollardan arının(bilbatıl), yanlış bilinçlerden arının, yani batıl bilinçleri zekat olarak verin, onları madde alemine terk edin, onlardan uzaklaşın, onlardan arının, “Ben” vücuduna yönelin!

“Rüku edenlerle beraber rüku edin”. Madde alemi kuantsal boyuta, kuantsal boyutta Allah manasına(zat-sıfat-esmasına) rüku etmektedir, boyun eğmektedir. Madde alemi; Allah manasından, sıfatlarından/özelliklerinden inzal olan kuantum boyutundan, tek Vücuddan, tek ilimden, tek iradeden, tek kudretten… açığa çıkmaktadır. Madde alemi kuantum boyutuna, kuantum boyutu da inzal olduğu Allah manasına(mutlaklık manasına) rüku etmiş yani boyun eğmiştir. Bu gerçeğin şuurunda olarak yaşayın, isteyin, duygu ve düşüncelerinizi bu yolda güçlendirin, sağlamlaştırın. Batıl yollara sapmayın, duygu ve düşüncelerinizi zayıf istekler haline dönüştürüp nimetten mahrum olmayın, kendinize zulm etmeyin, nimete kör(nankör) olmayın. 

“Salatı ikame edin; kaim olmasını istediğinize yönelin, onu destekleyin ” yani hayatınızda kaim olmasını, yer almasını, var olmasını istediğiniz, sahip olmak istediğiniz şeylere şuursal olarak yönelin, duygu, düşünce, söz ve eylemleriniz ile bu şuuru destekleyin. Hangi nimeti istiyorsanız ona yönelin, onu şuurunuzda yer edinin, kaim kılın, destekleyin. İsteğinizi yani duanızı kuru geçici bir lafla geçiştirmeyin. Duanıza yönelin, onu eylemlerinizle destekleyin. Hayatınızda onu kaim kılın. Onu olmuş bilin, inancınızı ve güveninizi güçlendirin. Rüku edin, yani onu olmuş bilin, olmuş kabullenin. Tam inanç, tam güven oluşturun, şüphe ve kararsızlılardan arının. Zekat ile onu fiilen destekleyin. Verin ki alabilesiniz. Sırın yolu; istek, inanç ve kabul(almak)dür… 

44-) Ete`murunen Nase Bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitabe, efela ta`kılun;
İnsanlara (Bi-) BİRR’i (hakiki iyiliği) emredip, kendi nefslerinizi unutuyormusunuz?..  Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz!... Şimdi akletmiyormusunuz?.

“İnsanlara özlerindeki gerçek iyiliği(Bilbirr) emredip, kendi nefislerinizi unutuyor musunuz? Bu yol sizin de özünüzde yer alıyor, neden bunu kullanmıyorsunuz? Bu yol siz kullanasınız diye duyuruldu, neden görmezden geliyorsunuz, neden kıymetini bilmiyorsunuz? Neden bu yolu kendinizden uzaklaştırıyorsunuz, olayı dışınıza öteliyorsunuz, kendinizi düzeltmeyip neden insanları düzeltmeye çalışıyorsunuz? Bu bilgi her birime indi, insanlarla uğraşıp neden bu yoldan mahrum oluyorsunuz? Neden boş işlerle, boş inançlarla uğraşıyor, gerçeği özünüzde değil uzaklarda arıyorsunuz?..

“Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz!...” Halbuki o tek Vücuddan(Kitab) enerjinizi alıyorsunuz(tilavet)! Kuantum boyutu olan o enerji vücuduyla var oluyorsunuz. Bunun dışında sizin bir varlığınız yok, tek Vücud var, gayrılık yok! Ve Kur’an-ı Kerim ayetleriyle baştan sona bu tek Vücudu size açıklıyor, sırrı size cömertçe apaçık tekrarlarla sunuyor. Kur’an-ı Kerim yani ikram olunan yaşama eremiyor musunuz, yani Kur’an’ı OKU’yamıyor musunuz? Şurunuzu o tek Vücuda yönlendiremiyor musunuz, O’nu şuurunuzda kaim kılamıyor musunuz, çokluk vücut bilincinden arınamıyor musunuz, o tek Vücuda şuurunuzu rüku edemiyor musunuz? Yani bunca açıklamalardan sonra “şimdi akletmiyor musunuz?”!..

Hatalar benden, isabet kaynaktan.Allah’ın Selamı üzerimize olsun…