Bir zamanlar;
"Eğer bütün bir teori kurabilirsek bu insan mantığının nihai zaferi olacaktır, çünkü ancak bu sayede Tanrı'nın aklını da anlayabiliriz" diyen Hawking, şu an geldiği son noktada;
"Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı'ya yer yok.'
“Soru şu: Evren’in oluşma şekli Tanrı tarafından bizim anlayamayacağımız nedenlerle mi seçildi yoksa bilimin kurallarıyla mı belirlendi? Ben ikincisine inanıyorum. İsterseniz bilim yasalarını ‘Tanrı’ olarak adlandırabilirsiniz. Ama bu görüşüp soru sorabileceğiniz bir Tanrı olmaz” diyor…
***
Bu sözler karşısında birini seçmemiz gereken iki farklı tutum var ki insanlar da bu tutumlardan birini sergiliyor:
1- Söyleyeni iyice tanımadan, ne anlatmak istediğini iyice düşünmeden; sözlerini deli saçması, tutarsız, inkârcı sözler olarak görüp; söyleyeni Tanrıyı inkâr eden, dinden sapmış, küfre girmiş biri olarak değerlendireceğiz... Bu sözleri hiç dikkate almadan, altında yatan gerçekleri anlamadan, yüzeysel değerlendirip çöpe atacak, aceleci, kaba, cahil, kindar bir tutum sergileyecek, söyleyeni bir kalem ile bir çırpıda silip geçeceğiz... Böylelikle üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir konuda kolaycılığı, inkarı, inadı, suçlamayı seçecek, aslında hakikatimizi tanımaya dönük bir fırsatı kaçırmış olacağız!..
2- Ya da bu sözleri söyleyen sıradan biri değil, ömrünü Tanrıyı, Evren’i, hakikati, gerçeği anlamaya adamış, çalışmalarını bu amaç istikametinde sürdürmüş, birçok bilimsel ödüle layık görülmüş, dünyaca tanınan, bilgilerine değer verilen, kendisine saygı duyulan, aklı başında bir bilim insanı olarak değerlendirip; ne demek istediğine, neyi anlatmaya çalıştığına yönelip; çağdaş, objektif, akıllı bir insan olarak söyleneni dikkate alan, araştıran, inceleyen, sorgulayan ve en sonunda karar veren bir tutum sergileyeceğiz. Asıl önemli olan kimin ne söylediği değil, bizim o sözden ne anladığımızdır!.. Çünkü insanlar söyleyeni ve söylediğini değil, anlamak istediklerini anlarlar!.. Çünkü söyleyenin anlattığı değil, dinleyenin anladığı önemlidir ve anlattıklarımız anlaşılanlar ile sınırlanır!.. Bizim yöntemimiz bu 2. şık olacaktır…
***
Hawking’in son sözleri üzerine insanlar gruplara ayrılmış, farklı tutumlar sergiliyorlar:
1- Klasik dini anlayışta olanlar:
Hawking’i Tanrıyı inkâr eden, yaratıcıyı inkâr eden, dinden sapmış, küfre batmış bir insan olarak görüyorlar ve dışlıyorlar... O’nun bu açıklamaları onların kafalarındaki ötedeki/hayali bir Tanrı, kendisinin dışına/ötesine yaratan bir yaratıcı, Tanrı ve Evren’i şeklinde ikilik kabulü ile oluşan iki ayrı varlık/kudret/irade… ye dayalı bir yaratma anlayışına ters geliyor… (Düalizm yani ikilik anlayışı! TEVHİD/TEKLİK anlayışı değil!) Onların Tanrı ismi ile kastettikleri, yaratıcı olarak niteledikleri, yaratım olarak gördükleri anlayış bu, ikilik üzerine kurulu, Teklik üzerine değil!..
2- Ateist anlayışında olanlar:
Hawking’i Tanrıyı inkâr eden, yaratıcıyı inkâr eden, dini terk etmiş, bilime sıkıca sarılmış bir insan olarak görüyorlar, sahipleniyorlar... Onlar bu tutumları ile kendi anlayışlarına destek sağlamak, din gerçeğini yok etmek, dinsizliği hâkim kılmak, dindarlara galip gelmek gayeti içindeler… Onların kavgası klasik dini anlayışta olanlarla!.. Onlar klasik dini anlayışta olanların Tanrısını, yaratıcısını, yaratmasını inkar ediyorlar… Onlar “B Sırrıyla Allah’a iman edenin” anlayışını kavrayacak kapasitede değiller! Onlar Hawking’in bu açıklamalarını da kasıtlı olarak çarpıtıyorlar!..
3- “B Sırrı” anlayışında olanlar:
“B Sırrı ile ALLAH’a iman(BİLLAHİ)” edenler, ALLAH’ı Evren’in dışında bir Tanrı olarak görmüyorlar!.. “B Sırrı ile ALLAH’a iman(BİLLAHİ)” edenler, ALLAH’ı Evren’in ötesinde bir “Yaratıcı” olarak görmüyorlar!... “B Sırrı ile ALLAH’a iman(BİLLAHİ)” edenler, “Yaratmayı” Evren’i dışarıdan yaratma olarak görmüyorlar!.. “B Sırrı ile ALLAH’a iman(BİLLAHİ)” edenler, “ALLAH’ın alemlere tasarrufunun alemler suretiyle olduğunu” biliyorlar, alemlerin ötesindeki bir Tanrı’ya iman etmiyorlar!.. Onlar “Alemlerin Rabbi olan ALLAH’a” yani alemlerdeki yaratma işlevinin sınırsızlığına iman ediyorlar!..
Onlar yaratılanın dışında bir yaratıcı, yaratıcının dışında bir yaratılan tanımıyor, yaratan ve yaratılanı ALLAH ismi içinde buluyor, Abdi de Rabbi de TEKte TEK olarak görüyorlar!.. Onlar her türlü ikiliği silmişler, varlığı hep TEK üzere Oku’yorlar, Tanrı ve Evren ikilik anlayışı ile kirli, şirk koşan bir bilinçle Kur’an-ı Kerim’i okumuyorlar!.. Çünkü onlar biliyorlar ki “temizlenmemiş olanlar(bilinci şirk/ikilik anlayışından arınmamış olanlar!) O’na(hakikate/gerçeğe) dokunamaz(ulaşamaz/eremez)”!..
Onların Kitabında(Bilgisinde) Tanrı ve Evren şeklinde iki ayrı varlığa, kudrete, iradeye… yer yok!.. Onlar TEKLİĞİ kendilerine rehber edinmişler, hiçbir şekilde ikiliğe, ayrılığa geçit vermiyorlar!.. Onlar “B Sırrıyla ALLAH’a iman” ediyorlar, onlar “B”iz-Zat ALLAH’ın kendisi ileler, hiçbir şeyi ALLAH’tan ayrı, sınırlı olarak görmüyorlar!.. Onların Ehad ALLAH’ı ile diğerlerinin şirk koşulan Tanrısı bir değil, onların Büyük Evren’i ile diğerlerin küçük dünyası bir değil!..
***
Evren üzerine sayısız çalışmaları olan Hawking’in kastettiği EVREN ile, onu anlamayarak suçlayan diğerlerinin evrenden anladığı aynı şey değil!.. Hawking’in dile getirdiği ilim/bilgi mertebesi/boyutu ile, onu yadırgayanların ilim/bilgi mertebelerinin/ boyutunun seviyeleri aynı değil!.. Hawking’in kullandığı kelimelere verdiği manalar ile, onu kınayanların aynı kelimelere verdiği manalar aynı değil! Hawking, kendi Büyük EVREN’inden konuşuyor; onu ret edenler, kendi küçük evrenlerinden dinliyor! Holografik Evren, Paralel Evrenler, Sicim Teorisi, Kuantum Teorisi, M teorisi gibi bir çok bilimsel bakışın önüne serdiği bir EVREN’den bahsediyor Hawking, Onu anlamayan, ona karşı çıkan, onu suçlayan insancıkların küçük evrenLERİNden bahsetmiyor!..
Bu mertebeyi anlamayan diğer insanların, onları anlamak gibi bir sorumlulukları olmadıkları gibi, onları suçlamak gibi bir hakları da yoktur. Çünkü, belki o bilim insanları HAKK’ı onlardan gerçeğe daha yakın dile getiriyorlar, işin aslına, özüne daha yakın açıklamalarda bulunuyorlar, Tevhid’e daha uygun yaklaşımlar sunuyorlardır. “La ilahe illa ALLAH; İlah/Tanrı yok, sadece ALLAH” Tevhid kelimesinin hakkını açıklamalarıyla acaba; Tanrı ve Evreni ikiliğine düşen mi veriyor, yoksa "Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı'ya yer yok.' diyen mi veriyor?!...
Rasuller( ve Nebiler) dahi tek bir kelime olan “La ilahe İlla Allah”ı kavratmak için yıllarca uğraşmışlar, çok sayıda vahiyler alıp sözler söylemişler... Onların varisleri olan evliyalar aynı amaç için, çok sayıda kitaplar yazıp konuşmalar yapmışlar... Rasullük, Nebilik gibi bir görevi olmayan, evliyalık gibi bir amacı bulunmayan bir bilim insanının, bir sözü ile her şeyi açıklamasını beklemek, bu tek sözün tüm insanların anlayış mertebesine uymasını beklemek, söyleyeni ve ilmi geçmişini tam manası ile kavrayamamış olanların bu sözü anlamasını beklemek, tek kelime ile, en basit ifadesiyle zaten saflık olurdu...
***
Hawking’in bu son sözleri bize göre; “B Sırrı ile ALLAH’a imanın” gerçeğini bilimsel yolla akılla anlamamız için çok değerlidir, çok önemli bir konudur!.. ALLAH GERÇEĞİ ile Tanrı Zannı arasındaki farkı fark etmemizi sağlayabilecek ve doğru yol üzere olup-olmadığımızın işaretlerini verecek çok büyük bir fırsattır. Kimlerin ALLAH’a(B Sırrı ile anlayışa, Amenü “B”İLLAHİ!), kimlerin vehimlerindeki Tanrı anlayışına(adına Allah demesi bir şeyi değiştirmez!) sahip olduklarını görmemizi sağlayacak, kendimize çeki-düzen vermemize olanak sağlayacak, bu yolda büyük bir adım atmamıza vesile olacak çok önemli bir imkandır!..
Hawking bilimsel yolla aklının eriştiği son noktadan sesleniyor, kendini bulduğu ilim seviyesinden sesleniyor... Herkese anlayışına uygun bir yöntem sunma gayreti, ihtiyacı içinde değil, eriştiği bilgiyi paylaşıyor... Bunu yaparken de çok açık, keskin bir dil kullanıyor, o mertebeden hakikati olduğu gibi net aktarıyor... Kelimeleri esnetme, yuvarlama, çok yönlü kullanma gayretinde değil. Sözleri, objektif, açık, keskin, kısa ve net. Çünkü o bir bilim insanı, bilimsel gerçeklerin kendine sunduğu hakikati olduğu gibi alıp paylaşıma sunuyor!.. Tek bir mertebeden, üst bir mertebeden, akıl ve bilimle, gerçekçi ve objektif olarak direk konuşuyor!..
***
Öncelikle kendimize şu soruyu soralım:
-Bir bilim insanında acaba ALLAH’ın hangi Esması ön plandadır, o bilim insanı ALLAH’ın hangi Esması ile varlığa yönelir, ALLAH’ın hangi esması ile incelemeler yapar, araştırmalar, gözlemler, deneyler, değerlendirmeler yapar, sonuçlar çıkarır?.. Kısaca bir bilim insanında ağırlıklı olan Esma hangisidir?
Cevabı gayet açık ve nettir:
-ALLAH’ın ZAHİR Esması!
O halde, bir bilim insanı olan Hawking’in açıklamalarını değerlendirirken de, onun ALLAH’ın ZAHİR Esması üzerine açıklamalar sunduğunun bilincinde olmalıyız! Çünkü bilim insanları Zahir olan Evren’i ele alır, teoriler üretir, teknolojiyi kullanarak deneyler yapar ve Evrensel Yasalar hakkında bizlere bilgi sunarlar. Öyleyse Hawking’in açıklamalarını ZAHİR Esması kapsamında(ağırlığında) değerlendirmek gerekir! Bu gözle bakıldığında bilim insanlarından da öğrenilecek bir şeylerin olduğunu fark eder, inkar yerine bilgimizi geliştirmiş, belki de imandan ikana taşımış oluruz!..
Bilim insanı BATIN(gözle görülemeyen, idrak edilemeyen) olanı, teknolojinin yardımıyla ZAHİR(gözle görünür, idrak edilir) hale getirirler. LATİF Esmasından sıradan bir Müslüman “lütüf edeni” anlarken, bir bilim insanı “letafetli, şeffaf, geçirgen” bir yapıyı anlarlar. “HALİM” Esmasından sıradan bir insan “uysal, yumuşak başlı, hoş görülü” manasını anlarken, bir bilim insanı “yumuşak, esnek, şekillenen” bir yapıyı anlarlar...
Esmaların sıradan bir müslümana hissettirdiği farklıdır, o daha çok manaya, maneviyata dönük çıkarımlar yapar. Bir bilim insanı ise; Esmaları Evren’in yapısının özellikleri olarak değerlendirir! Gerçi bilim insanı Aliym Esması demez de Akıl/Şuur der, Kudret demez de Enerji/Çekim der, diğerlerine de farklı isimler verir! Esmaların yapıya dönük olarak değerlendirilişi üzerine, bizim de geçmişte birkaç yazımız olmuştu. Adı “Noktadan Nükteye 1-2” olan bu yazıları; ALLAH’ı, her zerresinde hissetmek isteyen herkese okumalarını tavsiye ederim...
***
Hawking denen bilim insanında da EVREN, ALLAH’ın ZAHİR Esması olarak yer ediyor! ALLAH’ın ZAHİR de olduğu hem hadislerde(başta Esma-ül Hüsna), hem de Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde geçmektedir. ZAHİR mana olarak kısaca; görülen, algılanan demektir… O halde ALLAH, aynı zamanda ZAHİR Esması gereği görülen, algılanandır da!.. ALLAH’ın Zahir Esması sıralamada Batın Esmasından önce yer alır. Bu işaretten de anlarız ki; ALLAH aslında hep Zahir olandır. Kendisi(sınırsız varlığı) kendisine(sınırsız algısına) Mutlak olarak Zahir’dir, kendine dönük olarak Batın’lığı söz konusu değildir!..
Batın olması(Batın yönü) bize, bizim algılama araçlarımıza göredir. Gerçekte Mutlak Zahir olandan, sınırlı algılarımız dolayısıyla bizim algılayamadıklarımız, göremediklerimiz, bize Batın olanlardır. Biz o şeyleri de algılayabilsek, görebilsek, her şey bize göre Zahir olurdu. ALLAH gerçekte her an Zahir olandır; ama biz ise O’ndan algıladıklarımıza Zahir, algılayamadıklarımıza Batın deriz! Bizim Zahir’imiz de, bizim algılama araçlarımıza göredir. Algılama araçlarımız geliştikçe bize Batın olanlar da Zahir olmaya başlar. Bu işin sonu uygulaması mümkün olmasa da, teorik olarak biliriz ki Sınırsız-Sonsuz-Mutlak Teklikte biter!..
***
Orası öyle bir doluluk ki boşlukta hissettirir, öyle bir nur ki karanlıkta hissettirir. Orası dopdolu, büsbütündür, Sırf-Som(Samed) Sınırsız-Sonsuz Tek’tir(Ehad). Hepliği ile Hiçliği, Varlığı ile yokluğu tattırır. Orası Nötr, Sıfır halidir. Orada ne Hepliğinden, ne Hiçliğinden; ne Varlığından, ne Yokluğundan bahsedilemez; Mutlak Bilinmezliktir her şeye… İnsanın aklı negatif ve pozitif sayıların toplamının “Sıfır/Nötr” olduğuna erer de, Sıfır’dan o sayılar nasıl açığa çıkar, buna eremez. İşte bu husus bir SIR’dır, bu sır karanlıktır. Bu Karanlık Sır, alemleri açığa çıkarır...
Gelin bu SIR kelimesini açmaya çalışalım, normalde anladığımız manada bir Sır ifadesi olmadığını anlayalım: LeyletülKadr/Kadr Gecesi/Karanlığın Kudreti... Alemleri Sıfır’dan açığa çıkaran Kadr(Kudret) Leyl’dir(Gece, karanlık!). Beynin içi karanlıktır; bu karanlık, beyinde görüntünün oluşmasına kadir olur. Sinema salonu karanlıktır; bu karanlık, görüntünün oluşmasına kadir olur. Aynanın arkası(sırlı kısmı) karanlıktır; bu karanlık, görüntünün oluşmasına kadir olur.
O(ALLAH) gerçekte o kadar ışıltılı ki göz (idrak) kamaştıran ışıltısından dolayı A'ma'dadır, mevcudat olarak algılanması için karanlığı, karanlığın kudretini(LeyletülKadr) kullanır. Işıltılısı; kısa devre eden elektrik misali, karanlığı ise kısa devre anlarıyla oluşan karanlık anlar misali, aynı anda her an sürüp giden nur(iman) ve karanlıklar(küfr/örtme). Misalimize benzer o karanlık anlarda alemler algılanıyor, alemleri var algılatan Kudret(Kadr) o karanlık anlarda açığa çıkar, LeyletülKadr/Kudretli Gece/Kudretli Karanlıkta var olur alemler!.. Gerçekte ise aslonan Nurdur, ışıktır; alemler gölgedir, hayaldir!..
Sen benim nuruma/ışığıma dayanamazsın, ya Musa, sen ancak o karanlık anda var olabilir, var algılanabilirsin! Sen yoksun ya Adem, senin varlığın karanlıkta bir yok olarak var! Sen varlık kokusu almadın, sen karanlık bir gölgesin! Sen bundan dolayı Fakr’sın, Acz’sın, Fani’sin, gerçek değil hayalsin!… O karanlık anlara yansır da ışığım miktar miktar(Kader, takdir); aynada bir görüntü, hologramda ilim, siyah ekranda film misali seyreder alem BENi, var sanır alem seni(Kaza)…
***
Kur'an'da yer alan aşağıdaki üç ifade de aynı formatta yazılır.
Semi-El Aliym;Semi'ul Aliym
Aziyz-El Hakiym;Aziyz'ül Hakiym
Rabb-El Alemiyn; Rabbil Alemiyn
Yani;İsmi-El İsmi
Ama, nedense formatı aynı olmasına rağmen manalandırılmaları farklı olur.
S"emi'ul Aliym" için, "Semi'dir, Aliym'dir" denir.
"Aziyz'ül Hakiym" için, "Aziyz'dir, Hakiym'dir" denir.
Ama;"Rabbil Alemiyn" için, "Rabb'dır, Alemiyn'dir" şekilinde meallendirilmez de hep "Alemlerin Rabbi" şeklinde meallendirilir. "Rabbil Alemiyn" ifadesi diğerlerinden niçin farklı meallendirilir/yorumlanır?..
Şimdi ben soruyorum:Formatlar aynı iken, neden bu çifte standart ?...
Ve ben bu ifadelerden şunları anlıyorum, şu şekilde meallendiriyorum:
Semi`ul `Aliym;Semi-El Aliym:Aliym ismiyle(İlmiyle) Semi olandır!(Algılayandır)
Aziyz`ül Hakiym;Aziyz-El Hakiym:Hakiym ismiyle(Hakimiyeti/hikmetiyle) Aziyz olandır(Aziz, yüce, azim olandır)!
Rabbil’Alemiyn;Rabb-El Alemiyn:Alemiyn ismiyle(alemleriyle, alemler olarak) Rabb olandır(Terbiye eden yani şekillendiren, yaratandır)!
"ALLAH'ın alemlere tasarrufu alemler suretiyledir(A.H)”, alemlere tasarruf eden ötede ayrı bir Tanrı yoktur! Abd de alemde, Rabb da alemde! Acaba, Hawking'in EVREN dediği bu Rabb işlevli EL ALEMİYN olmasın!?Çünkü bu EL ALEMİYN'de değişmeyen SÜNNETULLAH kuralları geçerli! Hawking'in EVREN dediğinde de değişmeyen YASALAR geçerli! Din-bilim paralelliğini görüp soyutu somuta çevirip, uzağı yakın kılmak hak/gerçek olandır!..
***
Hawking:
'Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı'ya yer yok.'
“Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır”
"Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, Evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir"
“Yerçekimi kanununun varlığı, Evren’in kendisini yoktan var etmesine olanak tanıyor. Evren’in ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini yaratmadır’. Tanrı’nın fitili ateşleyip Evren’i harekete geçirmesine gerek yok”
“Soru şu: Evren’in oluşma şekli Tanrı tarafından bizim anlayamayacağımız nedenlerle mi seçildi yoksa bilimin kurallarıyla mı belirlendi? Ben ikincisine inanıyorum. İsterseniz bilim yasalarını ‘Tanrı’ olarak adlandırabilirsiniz. Ama bu görüşüp soru sorabileceğiniz bir Tanrı olmaz”
***
Hawking görüşünün temeline “yerçekimi kanununun varlığı”nı oturtuyor! Yerçekimi kanunu bir elmanın kafaya düşmesi tecrübesinden öte; manyetik alanların, enerji alanların çekim gücüyle, kuantum enerji alanlarıyla ilgili bir konu… Yani ortada bir Kudret var, Kadiyr esmasının değerlendirilmesi söz konusu!.. Hawkink Kadiyr esmasını Zahir’den, “yerçekimi kanunu” olarak değerlendiriyor! Siz bu Yerçekimi Kanunu’na “Kudret Yasası” da diyebilirsiniz! Böylelikle soyut olan esmayı, somut olan yasa olarak görür, ismi yakın ve gerçek kılmış olursunuz!.. Hawking,
“Yerçekimi Kanunu(Çekim Gücü/Kudret Yasası/Kadiyr Esması)”nu en temele koyuyor, onun için “yaratıldı” demiyor, “sonradan var oldu” demiyor, “hep vardı” olarak görüyor!..
“Yerçekimi kanununun varlığı, Evren’in kendisini yoktan var etmesine olanak tanıyor.” diyor!.. Yerçekimi Kanunu Evren’e alt/taban/zemin/katman olduğu için; Evren’in özünde, hakikatinde, aslında Çekim Gücü/Kudret olduğu için; Evren var olmak için bir tanrıya gereksinim duymadı. Özdeki Yerçekimi/Çekim Gücü/Kudret Yasası, Evren’in kendisini yoktan(Evren olarak yok iken!) var etmesine(Evren olarak var olmasına!) olanak tanıdı!.. Evren’i dışındaki, ötedeki bir tanrı yaratmadı. Evren Öz’de Yerçekimi Kanunu/Çekim Gücü/Kudret Yasası’nın var olması dolayısıyla var oldu!.. Bu Yerçekimi Kanunu/Çekim Gücü/Kudret Yasası kendini Evren olarak gösterdi, açığa çıkardı, algılanır kıldı!..
“Evren’in ve bizim var olma nedenimiz ‘kendi kendini yaratmadır’. Dışarıda bir tanrının var etmesi değil, özündeki özelliklerin tetiklemesi ile otomatik olarak var olmadır!.. Abd de Evren’de, Rabb de Evren’de(Rabbil Alemiyn! Alemiyn’le Rabb!); aşağıda kuklası olan yukarıda bir tanrı yok!.. Evren’deki her nokta Sisteme girdi sağlarken Abd, sistemden çıktı verirken Rabb; her noktanın çıktı sağladığı işlev Rabb, çıktı olduğu mahal abd’dir!.. Abd ve Rabb iç içedir; bir bakışa göre abd, bir bakışa göre Rabb!..
‘Kendi kendini yaratma” denen, Evren’in özündeki özelliklerin tetiklemesi ile otomatik olarak var olması, Rabbi de Abdi de kendisinde bulması, ötedeki bir tanrıya ihtiyaç duymaması demektir!.. Evren kendi kendine var olmak için gerekli tüm özelliklere sahiptir, ötedeki bir tanrıya muhtaç değildir, varlıkta TEKlik hakimdir. Zaten öteden yaratım olmayacak bir hayaldir, ne böyle bir tanrı vardır, ne de böyle bir yaratım olabilir!.. Her şey özden, özünden var olur; her şey her şeyi özünde barındırır; özünde olanı dışı sandığında açığa çıkarır, görür, duyar, bilir!.. Ve bu manada bir “kendi kendini yaratma” söz konusudur!..
“Tanrı’nın fitili ateşleyip Evren’i harekete geçirmesine gerek yok”! Çünkü, Yerçekimi Kanunu/Çekim Gücü/Kudret Yasası var ve Evren bu yasa ile var oluyor, özdeki özelliklerle kendi kendine otomatik olarak var olabiliyor, ayrıca ötede bir tanrıya ihtiyacı yok!.. Evren’in ötesinde bir tanrı yok, Evren’in özündeki özellikler var, Yasa/Kanun/Sistem var(Sünnetullah!)!.. Madde özündeki atomlar, atomlar özündeki enerjiler, enerji özündeki Kudret ile var!.. Evren dışındaki bir tanrının değil, özündeki özelliklerin eseri olarak, TEKlik üzere var!.. Tanrı ve Evren’i şeklinde ikilik yok, ALLAH’ın kendini bir Sistem(Yasa/Kanun) olarak göstermesi, Sistem’in de Evren’in var olmasına sebep olması söz konusu!..
Hawking; "Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, Evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir" diyor!.. Yerçekimi/Çekim Gücü/Kudret Yasası/Kadiyr Esması olmasaydı, Evren kendi kendisini hiçten yaratamazdı!.. Evren var olmak için, Kudret Yasası/Kadiyr Esması’na muhtaçtır!.. Evren, Kudret Yasası/Kadiyr Esması ile var olur!.. Bu Kudret Yasası/Kadiyr Esması Evrenin kendi kendini yaratması ve yaratmaya devam etmesi için gerekli özellikleri(İlmi, oluşumları!) ona sunar!.. Bundan dolayı Evren hiçken, yani ortada yokken, hep var olan Kudret Yasası/Kadiyr Esması sayesinde, onu özüne destek/zemin/taban alarak, var olmuş ve var olmaya devam edecektir, değişik boyutlar şeklinde!..
Hawking; 'Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı'ya yer yok.' diyor!.. Hawking Hıristiyanlık dünyasının kendisine sunduğu ötedeki(hatta yukarıdaki!) tanrı anlayışını dolaylı yoldan ret ediyor görünüyor... Bunu yaparken de bilgiye dayanan güzel bir üslup sergiliyor.. “Evren’in yaratılışına ilişkin teorilerden elde ettiğim bilgilere göre, yani bilimin bana sunduğu kesin kanıtlara göre, Evren’i öteden yaratan bir tanrının olması imkansız” demek istiyor!.. “Evren’de sizin anladığınız manada ötedeki bir tanrıya yer yok, sizin anladığınız manada ötede bir yaratıcı yok, sizin anladığınız manada öteden bir yaratım yok, iki ayrı varlık, iki ayrı vücut, ikilik yok, Evren bilimin kuralları, Yasalar yani bir Sistem ile(Sünnetullah!) ile var” demek istiyor!..
Ve anlayana aslında bilimsel yolla Tevhid(Teklik/Birlik) dersi veriyor! Tabiî ki bu açıklamalar kafasında Tanrı ve Evreni şeklinde ikilik olana, Evren’i cansız, bilinçsiz, ruhsuz sananlara ters geliyor... Ama, “B Sırrıyla ALLAH’a iman edene” hiç de yabancı, yanlış gelmiyor!.. Çünkü onlar Evren’i O’nun ötesinde görüp, ikiliğe düşüp, O’na ortak koşmuyor!.. “Sana Alem görünen hakikatte ALLAH’tır!.. ALLAH Bir’dir Vallahi, sanma ki birkaç ola!..” Varlığı da, yaratmayı da Teklik üzere görüyorlar, mevcuda Tanrı-Evren’i şeklinde değil, sadece ALLAH şeklinde bakıyorlar!..
Hawking; “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” diyor!.. Hangi yaratıcı?.. Ötede olan, öteden yaratan bir yaratıcı!.. Evren’i kendi dışına yaratan bir yaratıcı!.. Evren’de canlılık, bilinç.. gibi özellikler yokmuş da, Evren’i sırf kendine ait özelliklerle dıştan yaratan bir yaratıcı!.. Evren ALLAH’a ait tüm esmalarla(özelliklerle) donanımlıdır, çünkü onun hakikati ALLAH’tır, ALLAH’a ait özelliklerdir!.. Bu özellikler sayesinde Evren var olur, bu özellikler ile kendini var kılar, Evren’in aslı esmalardır, hakikati esmalar olan Evren de kendi kendini var etmeye muktedirdir!.. Ötede bir tanrının kendisini yaratmasına muhtaç değildir, Evren’de ötede bir tanrıya yer yoktur!..
Hawking; “Soru şu: Evren’in oluşma şekli Tanrı tarafından bizim anlayamayacağımız nedenlerle mi seçildi yoksa bilimin kurallarıyla mı belirlendi? Ben ikincisine inanıyorum. İsterseniz bilim yasalarını ‘Tanrı’ olarak adlandırabilirsiniz. Ama bu görüşüp soru sorabileceğiniz bir Tanrı olmaz” diyor!.. Evren’in oluşma şekli ötedeki bir tanrı tarafından bizim anlayamayacağımız nedenlerle seçilmedi!.. Evren’in oluşma şekline dönük kabul edilmiş, tersi ispat edilemeyen sağlam teoriler var!.. Ve bu teoriler Kur’an ile de uyum halinde!.. Yani Evren’in oluşma şeklini bilimin kurallarıyla artık anlayabiliyoruz!..
Evren’in oluşma şeklinde bilim kuralları etkin oldu, bilimsel yasalar Evren’in oluşmasını sebep oldu!.. Bilimsel Yasalar, Sistem Kanunları yani Sunnetullah, ALLAH’ın Sistemi yani ALLAH’ın kendini bir Sistem olarak, Yasa olarak, Kanun olarak göstermesi... Sünnetullah:Sünnet-El LAH… LAH:Özü(HE) İlmi(LAM) olan SÜNNET yani YASA!....Rabbil Alemiyn, mealimizle aynı mantık...Semi'ul Aliym ile aynı mantık.... SÜNNET dediğimiz Özü İlim olan YASA'lar...Bu YASAların ötesinde bir Tanrı yok! Bu YASAların hakikati O İlim, zatı ilim, özü ilim yani EL LAH!..
“İsterseniz bilim yasalarını ‘Tanrı’ olarak adlandırabilirsiniz.” Çünkü, o yasalar yaratımı meydana getiriyor, Rabb işlevini sergiliyor!.. Evren’in kendi yapısının değil, Evren’deki Sünnetullah denen Yasa’ların Rabliği söz konusu!.. Bilim yasaları denen soyut olan Sistem, somut olarak algıladığımız yapıların var olmasına, var algılanmasına, algılanır olmasına yani yaratılmasına olanak tanır!..Evrenin yapısı, vücudu bir yanılsamadır!.. Algılama aracına göre, algılayana göre evreni var olur!..Madde, kendini madde yapı olarak algılayana göre, algısal özellikleri maddeyi değerlendirene göre, maddeyi algılayacak frekansları alan algılara göre var olur.
Yani algı, algılayıcı maddeyi kendisi için var etmiş, yaratmış olur!.. Yaratım denen şey; algılama aracına göre, algılayana/ondaki özelliklere göre var olma; evrenimiz denen ise algılama aracımıza göre var olan, var algılanan bir yapıdır!..Bilim yasalarını elle tutup, gözle göremeyiz, sadece sonuçlarını gözlemleriz!.. Misalen; mıknatısların birbirini itip-çektiğini gözlemleriz, bu gözleme dayanarak itip-çekmeyi oluşturan bir kuvvetin varlığına delalet ederiz, o kuvvetin kendisini göremeyiz, itme-çekme sonucundan bir kuvvetin varlığına hükmederiz!..Bu misalde üzerinde düşünülmesi gereken en önemli soru, “acaba mıknatıslar mı bu kuvveti açığa çıkarıyor(?); yoksa bu kuvvetin özdeki orijinali mi(Kadiyr!) mıknatısları açığa çıkarıyor da algılanıyor kılıyor ve orda öze ait asıl Kudretin işaretini(ayet!) veriyor?” dur!..
Bu soruya verilecek doğru cevap “ALLAH ismiyle işaret edileni” tanımamızda yüksek bir adım atarak, büyük bir engeli aşmamıza, O’nu bir Tanrı Varlık/Yapısal Tanrı olarak değerlendirmememize, kendini Sistem/Yasa/Kanun olarak gösteren "İlim" olarak müşahede etmemize vesile olacaktır!.. Çünkü alemlerin(mevcudat, vücut bulan, somut dediğimiz yapılar!) aslı hayaldir; gerçek ise o alemleri var algılatan, Özü İlim olan Sistem/Yasa'dır!.. En temel Yasa ise Kadiyr Esması yani Kudret Yasasıdır ki kendini kudret olarak çekim gücü şeklinde gösterirken, yapı olarak özümüzde enerji olarak algılatır!..
TEK-BİR-BÜTÜN'de gözlemlenen en temel yasa çekim gücüdür. Özdeki her nokta, zaman ve mekan kaydı olmadan, çok güçlü bir şekilde çekim gücündedir. Bundan dolayı özde iletişim çok seridir, sanki herşey her an her yerde gibidir!.. Özde, Ayna'lıktan da öte bir Aynı'lık söz konusudur!.. Özde ayrılık-gayrılık yoktur, ayrılık-gayrılık zannı göze göredir, Özde Tek'lik-Bir'lik söz konusudur!.. Bilim yasalarının Özü İlimdir!.. ALLAH(El-LAH) da “Özü İlim(LAH!..)” olandır!.. Özü ilim olan Sistem/Yasa Evren'i algıya göre var etme şeklinde yaratır!.. Her birim kendisini açığa çıkaran o Sistem Yasaları ile var olur,kendisini ve evrenini o Sistem ile var algılar yani kendindeki o özelliklere göre kendi evrenini kendisi için doğal-kendiliğinden-otomatik-derunundan yaratmış olur!..Bu nokta, Rabb ile Abdin birleştiği, Bir olduğu Tek'lik Nokta'sıdır!..
Öyleyse, Abd her an Rabbi'yledir, BiRabbinNas, insandaki Rabb hakikati sarmış her yanını, insan ise uzakta arar hala Rabbi'ni!..İkra, Bismi RabbiKElleziy halak!..OKU, hakikatin olan sendeki(KE) Rabb manası ile, ki böyle yarattı(yaratıyor)!.. Ötendeki bir tanrı, öteden bir yaratım olmadı!..Arapçada "El" ön takısı ingilizcedeki "the" takısına benzer bir mana verir!.. Yani; dinleyenin "bildiği, bilinir olan" bir şeye işaret eder!.. "El" ifadesi kendinden sonra gelen esmanın "bilinir olmasına" işaret eder!.. Ki esmaların bilinir olmasının manası, kendisini varlık suretinde gösterip algılanır kılması anlamındadır!.. Esma isim demek olup, her isim bir manaya işaret olduğundan, mana da Sistem'den açığa çıktığından "bilim yasalarının temeli esmalardır, esmalar kendini Sistem/Yasa olarak gösterir" denebilir!..
Mıknatıstaki kuvvetin/varlıktaki çekim gücünün(Kudret) Kadiyr esmasına, boyutsallıkla boyutların oluşmasının Latif esmasına, bir boyut indinde başka boyutun var olmaması Kahhar esmasına, her boyuttaki canlıların farklı olması o boyutta Halim esmasına... işaret olarak düşünülebilinir!..Ki tüm bu esmalar o Tek değişmez Sistem'in özelliklerinin açıklanmasıdır!.. Ve ALLAH(El-LAH, yani Özü İlim!) genel ismi altında (İlim'de!) toplanmıştır!.. Bu ÖZ olarak İlim olanın varlıktaki karşılığı Akıl/Şuur'dur!.. Kadiyr esması kendini Kudret olarak, İlim/Aliym(Lam) esması kendini Akıl/Şuur olarak gösterir!.. Sistem/Yasa Şuur'ludur/Şuur'dur!..Sistem/Yasa'nın açığa çıkardığı, algılanır kıldığı her şey(EVREN) de kendine göre Şuurludur/Şuur'dur!..
***
Soru şu:
-Tevhid(Teklik/Birlik!) ehli miyiz?
Cevabımız:
-Evet, amenna, sadakna...
O halde, ALLAH ve Evren diye iki ayrı varlık görmüyoruz!..ALLAH dendiğinde aklımıza Evren, Evren dendiğinde aklımıza ALLAH geliyor!..ALLAH dediğimizde Evren'in her NOKTAsındaki sınırsızlık manası aklımıza geliyor!..NOKTAsından var oluyor Evren, her NOKTAsında bulunuyor Evren!..Peki bu durumda ALLAH Evren ile sınırlanmış olmuyor mu?..Hayır, bu bizim Evren'den ne anladığımız ile alakalı!..Her NOKTA'sında sınırsız ALLAH manasını görmemiz ile alakalı!..Evren'de Sünnetullah'ı(ALLAH Aded'ini/ALLAH Sistemini/ALLAH Kanunu'nu/ALLAH Yasası'nı) görmemiz ile alakalı!..
Evren; gözümüzün gördüğünden çok daha fazla derinlikli, kapsamlı, sınırsız tekil bir yapı!.. Ve O Evren'deki Sistem/Yasa/Kanun Rabb işlevini yerine getiriyor da Evren içre evrenleri ve içindeki canlılarını meydana getiriyor!..Evren'in direk kendisi değil, Evren'deki Sistem/Kanun/Yasa'nın Rabbliği söz konusu!..Evren'in manyetik, enerji, dalga yapısı değil; bu yapıdaki Güç/Kudret'in Rabbliği söz konusu!.. Çünkü yapılar sürekli değişiyor, madde boyutu, atom boyutu, enerji boyutu şeklinde!..Ama her botutta değişmeyen tek şey Sistem/Kanun/Yasa!..ALLAH'ın Sistem'inde (Sünnetullah!) asla değişiklik göremezsin!..
Hawking sözlerinde buna işaretle, "Yerçekimi Kanunu" diyor, "yerçekiminin kendisi" değil, "Kanunu"!.. Yani yapıya verilen bir Rabblik değil, yapıyı oluşturan Kanun/Yasa/Sistem'in Rabbliği söz konusu!..Ki ALLAH Esmaları denen de kendini Sistem'de Yasalar/Kanunlar olarak gösteriyor!.. Ve bu yasalar sayesinde Evren var olabilecek bir zemin, alt yapıyı kendinde buluyor!.. Ötedeki hayali bir tanrının etiketli isimleri değil, Evren'deki Sistem/Kanun/Yasalar söz konusu!..
Hawhing bu gerçeğe işaretle; "İsterseniz bilim yasalarını ‘Tanrı’ olarak adlandırabilirsiniz. Ama bu görüşüp soru sorabileceğiniz bir Tanrı olmaz” diyor!.. Yani, Rabbil Alemiyn olan ALLAH , Evren'de geçerli olan Kanun/Yasa/Sistem, Evren ve içindekileri var eden/açığa çıkaran/algılanır kılan!..Gerçekte var olan Sistem/Yasa/Kanun!..Gerisi yani Evren bu Sistem/Kanun/Yasa'nın var algılattığı şeyler!..Ve en temel Kanun "yerçekimi kanunu" yani Çekim Gücü yani Kudret yani Kadiyr Esması!...Sünnetullah:Sünnet-El Lah:Özü(He) İlim(Lam) olan Sünnet/Yasa/Kanun!..
ALLAH’ın alemlere tasarrufu alemler suretiyledir!..Rabb alemlerdedir, Alemlerin Rabb işlevi söz konusudur!..Öteden Evren’i yaratan bir tanrı yoktur!..Kendini Evren olarak algılatan bir Kudret söz konusudur!..Her an ve her şeyde görünen değerlendirme(El-Hamd!) ALLAH’a aittir(Lillahi!ALLAH’tan kaynaklanır!).Ki O ALLAH; Rabbil Alemiyn’dir!..Yani, Alemlerdeki Rabb işlevidir, ötedeki bir tanrı işlevi değildir!.. Alemlerdeki Rabb işlevidir, Rabb Alemler olarak işlevdedir, Rabb işlevi Alemlerdedir!.. Çünkü açığa çıkan her noktanın özünde(B!) ALLAH manası(ismillah) mevcuttur ki, O’nun gerçek rahmeti(irRahmanirRahiym!) bizde de mevcut olması dolayısıyladır... Zerre Küllün aynasıdır!..Hologram Gerçeği!..
Ötedeki Tanrı anlayışını aşılayan bir husus da;Bazılarının Evren(içindekilerle) cansız, şuursuzdur" şeklindeki açıklamalardır...Bu açıklamaları yapanlar akıllarınca insanları ALLAH'a yaklaştırmak amacındadırlar...Halbuki onlar insanları hakikatleri olan ALLAH'tan uzaklaştırıyor, ötedeki Tanrı zanlarına yaklaştırıyorlar!Evren özündeki özellikler sayesinde canlı, şuurlu, iradeli, kudretli kısaca ALLAH'a ait tüm özelliklerle donanımlıdır!..Çünkü Adem'e TÜM ESMA'yı talim etmiştir!..Alemde ne varsa Adem'de de o vardır!..Bundan dolayı Alem/Evren cansız, şuursuz... değildir, canlı, şuurlu...dur!..Çünkü hakikati İlim (Yasa,Sistem,Sünnet!) olan O'dur!..O halde Yaratıcı da, yaratma da Alemlerde(Evren'de!) aranmalıdır!..Çünkü ötede bir Tanrı yok!..Sadece ALLAH!..
ALLAH'ın rızası Evren içinde var olan birime düşen paydır, o birimin varlığını oluşturan özelliklerin miktarıdır!.."ALLAH senden razı olsun" demek, Evren içinde sana düşen paya rıza göster demektir!..ALLAH'ın rızası ötedeki bir tanrının birine torpil geçmesi değildir!..ALLAH isminin içini doldurmak, ALLAH'ı hayali bir tanrı olarak görmekten kurtarmak istiyorsanız, size tavsiyem ALLAH dediğinizde ya da ALLAH ismini duyduğunuzda, okuduğunuzda Rabbil Alemiyn'i aklınıza getirin!..Ama, "Alemiyn ismiyle Rabb, Alemler olarak Rabb, EVREN'deki Rabb işlevi" manasında Rabbil Alemiyn!..
"Rabbil Alemiyn" ifadesini "Alemlerin Rabbi" anlamında geçiştirirsek, ötelememiz(Alemlerin ötesinde bir Rabb!) ve ikilemimiz(Alemler ve Rabbi şekilinde!) ile hayali tanrı zannımız hep devam edecektir!..Eğer hedefimiz TEKlik ise; Abdi de Rabbi de Evren'in her NOKTAsında görmekten başka yolumuz yok!..Rabbil’Alemiyn;Rabb-El Alemiyn: Alemiyn ismiyle(alemleriyle, alemler olarak) Rabb olandır(Terbiye eden yani şekillendiren, yaratandır)!
Şunu bir daha belirtelim ki bizim anlayışımıza göre; "Hawking, kendisine Hıristiyanlık aleminin sunduğu ötedeki bir Tanrıyı, ötedeki yaratıcıyı, öteden yaratmayı kabul etmiyor; bilim yasaları adı altında aslında Sünnetullah'a işaret ediyor, Tanrı-Evren ikiliğine karşı, Zahir Esmasından Tekliğe bir yol açıyor" diye anlıyoruz!
Malum, bir çobanın(Mevlana'nın çoban-Musa hikayesi!) ALLAH'tan anladığı farklı, bir alimin ALLAH'tan anladığı farklı, bir dervişin ALLAH'tan anladığı farklı, bir sofinin ALLAH'tan anladığı farklı, ... olduğu gibi, bir bilim insanının da ALLAH'tan anladığı farklı olacaktır! ALLAH'a giden yollar nefsler adedincedir! Farklılıkları görüp ayrılığa değil, onları cem edip birliğe varmak elzemdir!