Bir Hoş Seda

19 / Ağustos / 2010 / Rufeyde Jale HEKİMOĞLU // rufeydejale@mynet.com
Rufeyde Jale HEKİMOĞLU

Farklı bir kadın, farklı bir anne, farklı bir anneanne idi. Onunla çok değişik ve farklı olaylar yaşamıştık.

 

Yıllar önce; köydeki evin bahçesinde çalışan anneannemi seyrederken; çocuk kalbim “bir gün anneannemi kaybedersem , ya onu bir daha göremezsem “ düşüncesi ile burkuldu.  Selanik’te doğmuş ve ilk mübadele ile Türkiye’ye gelmiş ailesiyle , onbeş yaşındayken yine  Selanik doğumlu olan dedemle evlendirilmişti. Çok çalışkan bir kadındı. Yaşadığı her yeri cennete çevirirdi; hemen evin bahçesini düzenler çiçeklendirir,  sebze yetiştirirdi . Onun yaşadığı yer yemyeşil olurdu her zaman. Okuldan geldiğimizde hemen bahçeden marul kopartıp, yıkar elimize tutuştururdu.  Evde de hiç boş durmaz, mutlaka bir el işi olurdu, üretici bir insandı. Sonraları adının peçvörk olduğunu ve onu yapabilmek için kurs aldıklarını öğrendiğim tarzda örtüler yapardı, artık kumaşlardan. Elindeki her şeyi değerlendirir muhteşem sanat eserleri yaratırdı bana göre .

 

Kız kardeşimle kısa aralıklarla doğduğumuz için, dedem kardeşimi görmeye geldiği zaman; annemin ikimize bakmakta zorlandığını görünce beni yanında götürmüş . Bir yıl kadar anneannemlerle kalmışım. Ayrıntıları net hatırlamasamda çocuk dimağımda yer eden olaylar oldu elbet. Ne istersem ve ne zaman istersem hemen yapılırdı. Prensesler gibiydim; anneannem  her zaman olmak üzere, evin diğer elemanları da  pervaneydiler etrafımda. Sokakta oynarken akşam üstü saatlerinde ; anneannem elinde bir tabak ve içinde iki dilim süzme yoğurt sürülüp şekerlenmiş ekmekleri bana yedirene kadar gitmezdi. O biraz gecikse; benim gözüm onu aramaya başlar ve bahçe kapısından çıktığını gördüğüm an gururla bakmaya başlardım. Canım anneannem kaç tane bisiklet aldı bana anımsamıyorum. Nasıl başarıyordum bilemiyorum ama haftasına bisikletim kırılırdı, hiç kızmaz gider bir tane daha alırdı. O zamanlar yeni çıkmıştı epa ayakkabılar (yaşı bana yakın olanlar anımsar mutlaka) hemen bana almıştı. Ama ben mahalledeki çocukların naylon ayakkabılarıyla yokuştan aşağı koşarken çıkardıkları sese hayran olmuş ve onlardan isteyerek göz yaşı dökmüştüm. Mübarek kadın kırmadı beni , bir çift beyaz naylon erkek ayakkabısı aldı bana. Diğer çocuklar gibi yokuştan aşağı o hayran olduğum sesi çıkararak koştuğum gün dünyalar benim olmuştu.

 

    Doğumumla ilgili yaşananları anlatmıştı biraz aklım erdiğinde; rüyasında kendini Mina’da görmüş ve eline bir kız çocuğu verilmişti. Akabinde bir torununun olacağını öğrenmiş ve ismimi hazırlamıştı bile.

 

    Doğumumdan sonra ise Hızır’ın uğradığını ocaktaki sütün mayalanarak yoğurt  olmasından anlamış ve kapıda sıraya giren tüm mahalleliye de maya için o yoğurttan dağıtmıştı. Birkaç haftalık olduğum dönemde ise kapıya üstü başı temiz bir ihtiyar gelerek anneme “ karnım aç yavrum bir parça ekmek verir misin?” demiş annem eve davet etmesine rağmen girmemiş ve girişe oturarak annemin hazırladığı sofrada karnını doyurmuş, sonra da hayır duaları ve bebek için dua  edip gitmiş. Annem bakmış tabaklardan hiçbir şey eksilmemiş, anneanneme söylediğinde , anneannem Hızır olduğunu anlamış hemen kapıya koşmuşlar ama görememişler

 

 Kış mevsimindeki bir ayda , anneanneme üzüm isterim diye tutturmuşum (hala da iri buğulu üzümü çok severim) . O zamanlarda tahmin edeceğiniz gibi , istediğinizi sebze ve meyveyi her mevsim  bulmak şansı yoktu. Kadıncağız ne yapsın onu alayım,  bunu vereyim bir türlü üzümü bana unutturamayınca, beni oyalamak için mahalleye uzak oturan bir akrabasına götürmeye karar vermiş. Yolda karşısına peştemalinin ucunu  elinde tutan bir kadın çıkmış ve elinde tuttuğu peştemalden iri taneli , buğulu bir salkım üzüm çıkarıp “ çocuğun canı üzüm istemiştir “ diyerek anneanneme uzatmış ve yürümeye devam etmiş eteğini bırakarak. Anneanem şaşkınlıkla kadına teşekkür edebilmek için arkasına dönmüş ve kadını görememiş bir daha. Hemen kaldırımın kenarına oturmuş ve üzümleri bana yedirmiş. Kendiside ; bir tane biraz karamış ve bozulmaya yüz tutmuş olanını yemiş. Anlatırken hala aynı heyecanı yaşardı ve o üzümün lezzetini hayatım boyunca bir daha  hiçbir üzümde o tadı alamadım derdi.

 

İşte anneannem; benim için böylesine özel ve önemliydi hayatımda. Hala anneannem aklıma geldiğinde kalbimde aynı burkulmayı hisseder özlem duyarım kokusuna.

 

Çok yakınımızda olup da özelliklerini anlayamadığımız nice insanlar olmuştur hepimizin hayatında kimbilir. Anneannem de öyle idi; yedi yıl üç aylarda oruç tutmuştu, müthiş sabırlı, sakin asla eleştirmeyen bir yapısı vardı. Olayları “ bir hikmeti vardır “ mantığıyla karşılardı.  Elinde avucunda ne var dağıtır paylaşırdı, bizlere de paylaşmanın önemini vurgulardı sık sık, üzmez ve üzülmezdi, hiç kimseye incinip küsmezdi bu haliyle müthiş affedici olduğunu düşünürdüm .

 

Nur içinde yat canım anneannem; seni sevgi , saygı , özlem ve rahmetle anıyorum. Tüm insanlığın şuursal olarak yüceldiği, farklılıkları fark ederek,  idrak kapasitemizin arttığı bir ramazan nasibimiz olsun inşallah.