Maliki YevmidDiyn
Maliki/Meliki: Mim,Elif-Lam,Kef
Malik olan Teklik işlevdedir(Mim,Elif), ilmi(Lam) ve kuvvesiyle(Kef)…Malik olunan özündeki Tekliğe secde eder(Mim,Elif), ilmi(Lam) ve kuvvesiyle(Lam,Mim)… Malik olan Teklik işlevini açığa çıkarır(üstünlü Mim,Elif), ilmini ve kuvvesini inzal eder(esreli Lam,esreli Kef)… Malik olunan özündeki Teklik işlevinin açığa çıkması ile(üstünlü Mim,Elif), ilminden inzal olunan kuvveden inzal olur(esreli Lam,esreli Kef)…
Bu ifadeleri bilimsel gerçeklerle açmaya çalışalım: Madde boyutunun özünde kuant enerji boyutu(Kef, kuvve boyutu!), kuant boyutunun özünde soyut takyon boyutu(Lam, ilim boyutu!) vardır… Teklik bir boyutta ilim(takyon/bilgi boyutu), diğer boyutta kuvve(kuant/enerji boyutu), başka bir boyutta yapı(örneğin madde) olarak değerlendirilir… Teklik işleviyle(Mim,Elif), önce ilim(Lam), sonra kuvve(Kef) olarak değerlendirilir… Bu ilim/bilgi/takyon boyutuna dini terminolojide esmalar, kuvve/enerji/kuant boyutuna da melekler olarak işaret edilmiştir…
Maliki ifadesini bir de beynin çalışmasına dönük olarak değerlendirelim: Beyin herkeste aynı/tek işlevdedir(Mim,Elif), kuvvesiyle ilmi(Lam,Kef) değerlendirir… Beyin duyularından kendisine gelen belli frekanstaki dalgaları(Kef) herkes aynı şekilde değerlendirerek(Mim,Elif) ses, görüntü gibi ilmi(Lam) surete bürür… Ve böylelikle özdeki Teklik bu işleviyle, ilmi ve kuvvesiyle mülkü var etmiş ve mülküne özden malik olmuş olur… Her şey Tekliğe özden varlığıyla secde etmiş olur…
Maliki son olarak dini yaşama dönük olarak değerlendirelim: Özdeki Tekliği değerlendirip(Mim,Elif), ilmi ve kuvvesi ile(Lam,Kef) donanan hakikatine malik olur… Malik olunması gereken şey, Tekliğin değerlendirilmesi, ilmi(bilgisi) ve kuvvesiyle(enerjisi) hallenilmesidir… Özdeki Tekliğin farkında bir yaşam sürmek, her şeyi Tekliğin ilmi ve kuvvesi olarak değerlendirmek, malik olunası değerli bir haldir… Gözdeki çokluğun özünde Teklik vardır, çokluktan geçip Tekliğe malik bir şuurla yaşamı değerlendirmek…
Sonuç olarak Maliki’yi harflerinin diliyle yorumladığımızda da görüyoruz ki Allah ötemizde bir tanrı değildir… Özümüzdeki Tekliktir, ilim-kuvve işleviyle mülkü var eden ve mülküne özden malik olandır… Allah mevcudata dışından müdahale eden bir tanrı değildir, ilmi ve kuvvesiyle yarattığı alemlere alemler suretinde, alemler olarak tasarruf eder… Allah alemleri Sistemiyle yaratmıştır, alemlere sistem dışı bir etki söz konusu değildir… Alemlere alemler haricinde bir etki söz konusu değildir… Allah bir tanrı değildir, alemlere ne şekilde olursa olsun ikinci bir varlık, ikinci bir irade olarak tasarruf eden bir tanrı değildir… Alemlerde ilmi ve kuvvesi nispetinde, yani alemlerin şartları içinde yani alemler suretinde yaşar…
MÂLİK-EL MÜLK : Tüm boyutlarıyla mevcûdâtın TEK sahibi.
MALİK: Mim,Elif-Lam,Kef
MÜLK: Elif-Lam,Mim,Lam,Kef
ALLAH’ın mülkü Tekliğinin(Elif) İlmi İşlevi ile(Lam,Mim) var olan ilmi ve kuvve(Lam,Kef) boyutudur… Yani ALLAH’ın mülkü O’nun ötesinde bir varlık değildir, özü kendisidir… Ve ALLAH, ilmi ve kuvvesiyle var ettiği mülküne mülkü olarak maliktir… Allah’ın Malik oluşu ilk yaratılan Muhammedi boyutta(Mim) başlar, bu boyuttaki Tekliğe işaret için Mim’e bağlı Elif yazılır, bu boyutun ilim ve kuvve boyutu olduğuna işaretle de Lam ve Kef ile Malik ismi tamamlanır… Bundan çıkan sonuç alemlere tasarrufu alemler suretiyledir demektir… ALLAH alemlere alemlerin dışında tasarruf eden bir tanrı değildir, alemlere alemlerden öte bir tasarruf söz konusu değildir…
Alemlere, alemlerin, alemlerdekilerin tasarrufu söz konusudur… Allah ise; alemlerin özü olan Teklik ve İlim kaynağıdır… Bundan dolayı Mülk’ün başına harekesiz(öze işaret!)Elif, Lam konmuştur… Mülk Mim,Lam,Kef harflerinden oluşurken; Malik Mim,Elif-Lam,Kef harflerinden oluşmaktaydı… Malik’te Elif’in yazılıp Mülk’te Elif’in yazılmamasının(Mim’den sonra!) sebebi Mülk’ün çokluk görüntüsü vermesi(evren içre evrenler ve canlıları) olabilir… Ama hepsi özden aynı Tekliğin ilmi ve kuvvesi ile var olduğuna, Malik olanın Teklik olduğuna işaretle, Malik’e Elif konmuş olunabilir…
Özetle sistemde hiçbir şekilde ikiliğe yer yoktur… Sistemde hiçbir şekilde iki ayrı varlığa, iki ayrı iradeye… yer yoktur… Sistemde hiçbir şekilde mevcudata dışından müdahale eden birine yer yoktur… Sistemde hiçbir şekilde ikiliğe, ikinciye yer yoktur… Sistem ilmi ve kuvveleriyle(Lam,Kef) teklik üzere işlemektedir(Mim,Elif)… ALLAH alemleri tekliğinden ilmi ve kuvvesiyle var etmiştir, alemlerde tasarruf alemler suretiyledir, alemlere tasarruf alemlerdendir… Alemlerde alemlerin tasarrufuna öz manada bakarsan ALLAH’ın alemler suretinde tasarrufu manasına gelir… Çünkü ALLAH alemleri ilmi ile var etmiştir, ilmi suretlerin tasarrufu ile O’nun tasarrufu gerçekleşmiş olur… Gerçek Teklik olunca, bu noktada “ben mi yaptım O mu?” sorusu anlamsızdır… Alemlere ötede ikinci bir varlık/irade/kudret…in tasarrufu yoktur … Özü ve özellikleriyle Allah’ın Sistemi geçerlidir, Allah’ın ilmi ile var olan alemlere Allah’ın ilmi ile var olan alemlerin tasarrufu söz konusudur…
O halde malik olunması gereken bilgi; alemlerde alemler suretiyle tasarruf ile özdeki tekliği aynı anda değerlendirmektir… İki ayrı varlık ve irade anlayışından arınıp özdeki tekliğe yönelmektir… Çünkü oluş Elif-Lam iledir, öyleyse Teklik İlmiyle Değerlendirmek(Elif-Lam-Mim) gerekir… Alemlerdeki suretlerin peşinden gidip çokluk içinde kaybolmaktansa, özdeki teklik ile gönlü huzura erdirmek daha akıl kârıdır… Her şeyi Tekte Birlemek en kolay ve kestirme doğru yoldur… Ayrı ayrı varlıklar ve çeşit çeşit halleri ile uğraşmaktansa, Tek Bir varlık görüp O’ndan razı olmak en güzelidir…
Hakikat; güzel, doğru, kolay, iyi olandır ki Teklik anlayışı bunu sağlar… Çokluk anlayışı ise, çirkinlikleri, yanlışları, zorlukları, kötülükleri hayata davet eder… Çünkü ben/sen… anlayışına giren yaşamına bencilliği/senciliği de az yada çok davet etmiş olur… Çokluk anlayışında herkesin kazanmasının imkanı yoktur, aktif ya da pasif olarak benliklerin tahriki vardır… Ama Teklik anlayışında bilinir ki her türlü şekilde yine Teklik galiptir, yani maddi ve manevi zarara uğramaz, dilediği olmaktadır, sıfır kayıp, sıfır hata ile hep dengededir…
***
Yevmi: Ye,Vav-Mim
“Yevmi” ifadesi kelime anlamıyla “gün” olarak değerlendirilir… Fakat harfleriyle değerlendirildiğinde olayın hiçbir “zaman kavramıyla” alakası olmadığını görüyoruz… Özündeki ilim-kudret boyutuyla(Ye, alttaki iki noktası: özdeki ilim-kudret!) mevcut olan/mevcudat olarak gözlenen(Vav) işlevdedir(Mim)… Yani; mevcudata dışından tasarruf eden bir tanrı yoktur, mevcudat ilim-kudret ile var olduğu için -bir tanrıya ihtiyaç duymaksızın- varlığını oluşturan ilim ve kudret ile işlevini yerine getirmektedir…
Her şeyin kendi yapısına göre ilmi ve kudreti vardır, her şey ilmi ve kudretinin gereğini yerine getirir… Mevcudat büyük bir beden, canlıları da organları/hücreleri… misali işlevlerini yerine getirirler… Bazı şeyleri cansız ve akılsız görmesi, bakanın o mahaldeki ilmi ve kuvveyi görememesinden kaynaklanır… Cansız, akılsız, ruhsuz… tek bir nokta dahi yoktur, çünkü O’nun olmadığı tek bir nokta dahi yoktur… Her şey görevinin gereğini gerekli ilim ve kuvveyle donatıldığı için, bir tanrıya ihtiyaç duymadan hakkıyla yerine getirmektedir…
Mevcudat(Vav) özündeki ilim(takyon) ve kudret(kuantum) boyutu ile(Ye) var olduğu için, işlev(Mim) sahibidir… Ve bundan dolayı mevcudat(Vav) varlığını oluşturan özündeki ilim-kudret(takyon-kuantum/bilgi-enerji) boyutuna(Ye) doğal olarak secde halindedir(Mim)… Yani mevcudat; özündeki ilim-kudretin gereğini açığa çıkarır… Bu ilim-kudret programı(terkip bileşimi) mevcudatın fıtratı yani veri tabanıdır… Veri tabanının gereğini açığa çıkarır, özündeki ilim-kudrete varlığı olarak teslimdir, secde etmiştir, kuldur…
Yevmi ifadesi bir zaman kavramından çok bir anlayış mertebesi, öze dönük bir şuurlanma sürecidir, her an olanın farkına varma yolculuğudur… Gün o gündür, Yevmi’nin manasının her an yaşanıldığını fark sürecidir… Yevmi; mevcudatın her an özündeki ilim-kudret ile işlevde olduğunu, özündeki ilim-kudrete secde ettiği(ilminin-kudretinin gereğini yerine getirdiğini!) duyurur… Ve ALLAH böylelikle harfleri ile “la ilahe illallah/yok ilah, ancak ALLAH”ı açar, açıklar… Her an diyn günüdür, diyn günü maliktir…
Mevcut olan insan beyni de özündeki ilim-kudret(Ye) ile işlevdedir(Mim)… Enerji dalgalarını madde formatına çeviren bir ilim sergilemektedir… İnsan özündeki ilim-kudretini(Ye) işleterek(Mim) açığa çıkarmalıdır, beyninin bilgisini ve kuvvelerini işletmelidir, beyin kapasitesini arttırmalıdır… İnsan risalet ve nübüvvet ilmiyle(Ye) mevcut manasını(Vav) işletmelidir/değerlendirmelidir(Mim)… Şeklinde “Yevmi” ifadesini farklı açılardan yorumlamaya çalıştık… Örneklerle tefekkür etmeyi siz dostlara sunuyor, konuyu fazla uzatmak istemiyoruz… Elbette siz değerli dostlar daha farklı ve güzel açılımlara ulaşacaksınız… Bizimkisi sadece çorbada bir tuzumuz olsun… Her bir dost kendi sevdiği çorbayı en güzel şekilde yapacaktır…
***
Diyn: Elif-Lam,Dal-Ye,Nun
Nasıl ki gün çoğunluğun anladığı manada zamansal bir kavram olan gün manasında değilse(ALLAH zaman ve mekandan münezzeh, zaman ve mekanın var edicisi ilmin kaynağıdır!), Diyn’de çoğunluğun anladığı manada birinden birine inmiş taraftar toplama kurumu değildir… Kesinlikle ALLAH indinde Diyn İslam’dır… Kulların indinde ise; Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık… anlayışlarıdır… ALLAH özümüzdeki Teklik ve İlmi olduğuna göre, O’nun Diyn’i de özden kulluğa yolculuk, özüne teslimiyet üzere var olma yaratılış sistemidir…
Diyn’in önüne ALLAH indinin ne olduğuna işaret amaçlı Elif,Lam harfleri konmuş. Sonrasında Diyn Dal harfiyle başlamış. Dal kulluğun, teslimiyetin harfi. ALLAH indinde Diyn İslam’dır, Dal abdiyetin/teslimiyetin harfidir. Varlığın oluşumuna dönük olarak Diyn’i harfleriyle; Özündeki Teklik(Elif) ve İlmine(Lam) abd(Dal) olan, derunundaki ilim ve kudretten(Ye) aydınlığa/varlığa(Nun, nur, aydınlık, varlık sahnesi) kavuşur, şeklinde yorumlayabiliriz. Diyn’i bilinçli kulluğu yaşama dönük olarak harfleriyle; Özünüzdeki Teklik(Elif) İlmine(Lam) abd(Dal) olun, risalet ve nübüvvet ilmiyle(Ye) nurlanın(Nun), şeklinde yorumlayabiliriz.
Dal’daki şedde; öze doğal bilinçsiz kullukla(bu manada her şey ALLAH’a -Tekliği ve İlmiyle var olduğu için- her an kulluk halindedir), bilinçli kulluk yaşamına dönük olan, iki kulluk manasına işaret eder. Öze doğal kulluk manasında Ye harfi derundaki ilim-kudret boyutuna, Nun aydınlığa yani varlığa kavuşmaya işaret olur. Böylelikle Teklik ve İlmi(Elif,Lam) ile derundaki ilim-kudret boyutundan var olunduğu(Ye,Nun) açıklanmış olur. Bilinçli kulluğu yaşama dönük olarak ise; Ye(altındaki iki noktası ile) risalet(ALLAH’ı tanıma, Elif) ve nübüvvet(Sistemini tanıma,Lam) ilmiyle yaşayarak nurlanmaya/nura kavuşmaya(Nun, üstündeki nokta!) işaret olur.
***
SONUÇ:
1-İki ayrı vücut, iki ayrı varlık yoktur; tanrı ve kainatı şeklinde… Maliklik iki ayrı varlıktan birinin(tanrının) diğerine(kainata) sahip olması anlamında değildir… Maliklik sahiplikten öte, tasarruf etmek demektir, kainata tasarruf eden ötede(dışında-içinde) bir varlık yoktur… Mevcudat varlığını oluşturan ilim ve kudret ile işlevdedir, ayrıca bir tanrıya gereksinimi ve yeri yoktur…
2-Her şey özünü/manasını oluşturan bu ilim ve kudrete doğal olarak kuldur, ilmi ve kudreti kadar oluşlar açığa çıkarır... Alemler ve alemlerdekiler ilim ve kudret kapasiteleri yani veri tabanları yani programları yani fıtratlarının gereğini yaşarlar… Tek vücudun alemler suretinde algılanmasını sağlayan bir ilim sergilenmektedir, örneğin madde alemi beş duyuya göre vardır…
3-Kainata yönelindiğinde bir sınırsızlık(sayısız gezegenler, sınırsız ölçüler…), boyutlara yönelindiğinde bir sonsuzluk(evren içre evrenler, madde üstü ve madde altı sonsuz yapılar) ile karşılaşılmaktadır… Tüm bu yapıların sınırı ve sonu gelmemektedir, bu yapıların orijin özüne ulaşılmamaktadır, mevcudatta birbirine bağlı sergilenen bir ilim vardır(başta diğer harflere bağlanarak yazılan Lam!), bu ilmi sergileyenin orijin yapısına/vücuduna ulaşılamamaktadır (Başta diğer harflere bağlanmadan yazılan Elif!)…
4-“Ye” harfi kelimelere “Ben…” manasını da katmaktadır. “Ben” ilim-kudret boyutu, sıfatlanma-esmalanma mertebesi, ilk tekillik Fert yaşamı olan Vahidiyet indidir… (ve iyyaYE fettekun/Ve yalnız Ben’den(ilim-kudretten) ittika edin(korunun, ilim-kudreti yaşamınızda rehber edinin, ilim-kudretin altında ezilmeyin, ilim-kudretle donanın).
5-“Kef” harfi kelimelere “Sen…(Ke)” manasını da katmaktadır. “Kef” harfi ile işaret edilen kuvve/melek/kuant olduğuna göre, “Ke”nin muhatabı da gerçekte bunlardır. O, “Ke” mertebesinde özümüzde kuvvelere bürünmüştür(teşbih!)… (İyyaKE/yalnız sana/senden…Tekten inzal olan(Elif) ilim-kudret Tek Vücudunun(Ye,Elif) kuvveleri(Kef)…Yani “Sen/Ke” denen ötemizdeki bir tanrı değil, özümüzdeki kuvvelerdir ki manası bilgi/ilim, yapısı enerji/kudrettir…)
6- “He” harfi kelimelere “O” manası da katmaktadır. “HU” zatına/aslına dönük olarak tenzih yönüne işaret eder. HU/O, varlığını mevcudat olarak algılatmaktadır. ÖZ’ün Esmaları denen özellikleriyle sergilenen bir ilim vardır. Mevcudat O değildir, mevcudatın orijin özü O’dur ki Sırf(Samed) Teklik(Ehad) olduğu için bilinemez(tenzih!)… HU lafsı ile O’nun orijinin birlikte yazıldığı kelimedeki manadan beri olduğu, tenzih yönü vurgulanmaktadır…(AbduHU/O’nun Abd’ı…Abd O’nun özellikleriyle var olur, O’nun aslı abd’den beridir, abd abddir, O’nun ilmine…)
7-“Nun” harfi “Na” olarak kelimelere “Biz” manası da katmaktadır. “Nun” harfi nura/aydınlığı/enerji boyutundan var olmaya işarettir… Öyleyse “Biz” ifadesi içine varlıkta açığa çıkan her şey(yapısı ve manasıyla evren içre evrenler ve canlıları) girmektedir. (Na’budu/kulluk ederiz/abddiz…Nun,Ayın,Be,Dal harflerinden oluşur. Özümüzdeki noktaya(Be, teklik noktası) kul(Dal) olarak ayan olur(Ayın), var oluruz(Nun, nur, aydınlık, var olmak)).
8-Kader ise, takdir yani ölçü mekanizmasıdır. Herkes mevcudatta, mevcudattan aldığı özelliklerle oluşmuş bir veri tabanıyla(programla, fıtratla) var olur. Mevcudatın bir çalışma sistemi vardır, sistemli bir program işler. Bu program üzerindeki varlıkları var eder. Bu varlıklar büyük bir programın içerikleri olan küçük programlardır. Durum böyle olunca mevcudatta açığa çıkacak olanlar, büyük programın indinde bilinemeyecek bir bilgi değildir… Mevcudatın değişmez bir çalışma sistemi var(Sünnetullah!). Her şey bir ölçü ile(terkiple, programla) var olmaktadır. Yani formül belli, formüle girdiler belli, sonuçta bellidir, her sonuçtan açığa çıkanlar tekrar formüle girer ve bu süreç bu şekilde devam eder.
Öyleyse büyük program indinde, çalışmasında değişiklik olmayan sistemde, her birim payına düşenin gereğini paşa paşa açığa çıkaracak, programına kolay geleni ortaya koyacak, olacaklar olacaktır, bundan kaçış mümkün değildir, muhaldir. Düşüncelerin beyindeki bilgilere ihtiyaç duyması, düşüncenin dahi bu bilgilerle oluşması, bu bilgilerle kişinin kuşatılması, bir şeye karar vermeden saniyelerce önce beyinin bilinç dışı olarak karar alması… Tüm bunlar özde ve önde olan bir ilmin işaretleridir, ve bizler onun gölgesi olarak bir gölge oyunu oynamaktayız…
Sistemin çalışma programı değişmez olduğu için, her şey bu sistem içinde ölçülü olarak yaratıldığı için, olacaklar değişmeyecektir anlamında kader bellidir. Yoksa kader bir yerlere yaşanmış şekliyle yazılmış da şu an aynen oynanıyordur, manasında değildir. Sistemin değişmez bir programı olduğu için, bu program aynı şekilde çalışmasına devam edecek, çalışma programının dışında açığa bir şeyler çıkarmayacaktır. Belli bir kapasite ile yaratılan(programı, veri tabanı, terkibi olan) insanın da bundan dolayı kaderi bellidir. Programının aksine ondan bir çıktının oluşması mümkün değildir, programı doğrultusunda çıktılar oluşturacaktır, kendinde olmayan, programı aksine çıktı oluşturamayacaktır. Zaten aksi halin olması akla ve mantığa terstir, muhaldir. Eğer duyguları ile yaşayan mahlukattan değil, aklı ile yaşayan mahlukattan isek, bilimsel gelişmelerin tavan yaptığı bu çağda artık kader ilminin anlaşılmasının çok kolay olduğunu fark ederiz… Yeter ki cüzi varlık anlayışından küllü varlık, cüzi irade anlayışından küllü irade anlayışına şuuren geçelim…
Harflerin sembol dili çalışması ile edindiğim bilgiler neticesinde, Ahmed Hulusi’nin ilminin derinliğini ve doğruluğunu kapasitem kadarıyla bir kez daha fark etmiş durumdayım. ALLAH O’ndan razı olsun, hepimizi O’nu hakkıyla değerlendirebilen kullarından eylesin, aklın ve B’ilimin yolunda ilerletsin.
Hatalar benden, isabet kaynaktan…