Doğum ve Sancıları

01 / Kasım / 2009 / Rufeyde Jale HEKİMOĞLU // rufeydejale@mynet.com
Rufeyde Jale HEKİMOĞLU

     Yaratılmışlar içinde mükemmel olduğunca, bir o kadar da özel olan Rasulullah Efendimizdir. Herşey  O’nun nuraniyeti merkez alınarak, etrafında dalgalar halinde var edilmiştir. Enfüsümüz Efendimizle bu şekilde bağlantılı olmakla beraber aynı zamanda gönlümüz Muhammedi Sırrın mekanıdır.

 

     Efendimizin Nuru halk edilişten bu yana; ümmetini ilim ışığıyla aydınlatmaya devam etmektedir. Yaratılmışlara o ilk an duyduğu şefkat;  hepimizi çepeçevre sarmış, bizi sıkıntıya sokacak, hesabını veremeyeceğimiz davranış ve düşüncelerden uzak tutmaya ve korumaya adanmıştır. Abduhu ve Rasuluhu özelliği nedeniyle bedeni olarak beşerdi. Eğer, insan binitinde olmasaydı; öncelikle insanlar için yaradılışlarında mevcut olan; mucizeye inanma ve kendinden farklı ve üstün gördüğüne, anlayamadığına  tapınma özelliği nedeniyle Efendimizi ilahlaştırma ve tapınma riski artacaktı. Bununla birlikte, insan biniti sayesinde bizden biri olarak her haliyle beşerden insana olan değişim ve gelişimi anlayabilmeleri açısından insanlara model olmuştur.

 

     Efendimizin Nuru bizi enfüsümüzden sarmıştır demiştik… Kalbe tecelli olunduğunda; Muhammedi Nur; gözlerimizi, kulaklarımızı, kelamlarımızı kısacası gönlümüzü aydınlatır ki bu da artık Rasul boyutumuzun bize açılmaya başladığını gösterir. İşte böylece Aziz olarak karşı konulmaz güç sahibi olan ve dilediğini yerine getiren Allah seyri; bireydeki Rab mekanizmasının tetiklenmesiyle  fark edilmeye başlanmıştır. Rab terbiyeye başlamış; birey enfüs ve afakında yaşadığı olguları fark edip, birbiriyle örtüştürerek degelenmeye ve düzenlenmeye başlamıştır.

 

     Bu seyirde olgu ve yaşananlar açısından bakarsak birey;

 

     Öncelikle neye olduğunu bilmediği bir arayışla savrulmaya başlamıştır. Karşısına bir uyarıcı(rasul) çıkar da dinlerse (takdirince), fazla hırpalanmadan bir yola girer. Ama, uyarıcısı olmaz veya fark edemezse bu durumda; zor, meşakkatli, ızdıraplı görünse de onu hızlı bir şekilde arındıracak bir yoldadır.Yani bu durumda o veya bu şekilde sonuçta yola girmiştir bireyin tadirince sadece şekli değişiktir. Övündüğü benliğini ve daha başka nesi var sanıyorsa hepsini yerle bir edici, sarsıcı hatta yıkıcı denecek bir zelzele  sonrası açılan bilinç yarıklarından Rasul boyutu fışkırır adeta özünden. Verilenleri damla damla çeker sünger misali mağarasında. Fark eder ki; uyarıcı ona verilmesi gerekenleri olukla akıtmaktadır yeterki o almak istesin. Zaten her şey gözünün önünde ama o görememekte imiş. Bununla birlikte zelzelenin yıkıntılarını temizledikçe, kayıtlardan kurtuldukça karşılaştığı aşkın ne olduğunun, vechin aslının algılanmasıyla aşk sonsuzluğa sahibine yönelir. Bilinç aydınlandıkça; yapması ve öğrenmesi gerekenler önüne serilirken, perdelerin arasından gönül evinin penceresi görünür hale gelir.

 

     Bu arada Rauf esmasının devreye girmesiyle, kendini zarar verip sıkıntıya sokacak davranış, kelam, bakış ve işitmelerden korumaya, azalarının önemini kavramaya başlar. Çünkü; seriül hisap ile her şeyin karşılığını hızla aldığını görür. Alem suretlerinin ne olduğu ve alem suretlerinde kendini seyredenin kim olduğu, iplerin kimin elinde olduğu bilinciyle kendini düzenleme ve seyir devam eder. Rahim esmasının da işlemeye başlamasıyla Elesti hatırlayan bilinçleri hakikatlerine erdirenin ve erenin, kendindeki esma özelliklerinin farkındalığı seyre eklenir.

 

     Böylece Rasul boyutumuz la kendimize yaptığımız zulümden uzaklaşmaya, vahdeti yaşamaya ve TEK’i  anlamaya “la ilahe” noktasına yaklaşmaya başlarız.

 

     Dostlar kuru kuruya bilgi, bireyi hamal yapmaktan öteye götürmez. Bu şekilde isek sadece dil ile “la ilahe” deriz ama gönül duymaz bile. Ne zaman aşk ile karşılaşırsa birey hızla yaşadıklarını değerlendirip özüne döner. Kendine ilah yaptığı ne kadar putu varsa bunları kırıp yok ettiği oranda, her türlü beşeri bağını kopartıp özgürleşmeye başlar. Akabinde iyi bir temizlik gerekli tabi. Arınış sonrasında  her şeyin sıfır noktasında yok olup ademiyetin yaşanması gerekli ki, gönül evinin inşası başlasın. Bu yeniden doğuş ile birlikte Cebrail (a.s)ın ifade ettiği akıl sınırlarının ötesine geçilip”illa Allah” denerek Mirac yaşanabilsin. Bu doğumla seyri seyredenin “enel Hak” diyenin kim olduğu bilinebilsin ki hakkıyla kulluk yapılabilsin.

 

     Mevlana ve Şems örneğiyle sonlandırmak istiyorum yazımı. Mevlana Şemsi tanıyana kadar bilgi yüklüydü, ne zaman ki Şemsi tanıdı, tüm beşeri bağlarını, kayıtlarını kopardı ve sıyrıldı benliğinden kendindeki Şems’te yok oldu (çünkü aşk kendini sevdiğinde yok etmektir) , işte o zaman “illa Allah” diyebildi ve ikilikten kurtularak seyri seyredenin ALLAH’tan gayrısı olmadığı gerçeğini yaşandı.  Hepimize bu gerçeği yaşayıp Muhammeden Rasulullah diyebilmek nasip olsun inşallah.