DUHÂ SURESİ(1-2-3)

03 / Nisan / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


1-) VedDuha;
Kasem ederim Duha’ya (Güneş’in nurunun parladığı kuşluk’a),

 

Kasem ederim Duha’ya… Yani; Duha şahittir, kanıttır, delildir! Duha neye delildir? Duha neyiyle delildir? Duha nedir? Duha; zahirde güneşin yükselip en parlak olduğu kuşluk vaktidir. Duha vaktinde madde alemi tüm ışıltısıyla açığa çıkar. Boyuta dönük olarak Duha; bize göre madde alemidir. Bilince dönük olarak Duha; bize göre maddeye dönük işleyen bilinç anlarıdır.

 

Duha’nın başındaki DAD harfi de maddeye dönük işleyen Dar bilince semboldür. Belli sınırlar arasındaki frekansları değerlendiren bilinç; madde aleminin algıya göre var olmasına vesile olur. Dar bilinç bu işleviyle Duha’ya(madde boyutunun algılanır oluşuna) hayat verir. Madde alemi sınırlı algılardan gelen sınırlı frekansları değerlendiren beyindeki dar bilinçle hayat bulur.

 

VedDuha. Kasem ederim Duha’ya. Yani; Duha şahittir, delildir! Allah’ın kasemi insanlara korku sarmak için söylenmiş kuru bir yemin değil, insanlara ulaşabilecekleri bir şeyi delil göstermesidir. Ki insanlar bu delile yönelip, gerçeğe ulaşabilsinler. Yeminden amaç korkutmak değil, delil sunup, gerçeğe yol göstermek, yardımcı olmaktır. Allah yeminleriyle bize gerçeği fark etmemiz için ulaşabileceğimiz deliller sunmaktadır.

 

Duha neye delildir? Duha neyiyle delildir? Bu sorulara cevap vermek için VedDuha’nın harflerinin diline bakmamız gerekir. VedDuha; VAV-(ELİF-LAM),DAD,HA,(YE) harflerinden oluşur. Parantez içinde yazdığımız harfler harekesiz harflerdir. Harekesiz harfler sesle okunmazlar. Kanaatimize göre; kendinden önce gelen harflere sanki parantez içi bir açıklama getirmektedirler.

 

Örneğin VAV harfi Vücudun sembolüdür. “Ne Vücudu, hangi Vücut?” sorusuna VAV’dan sonra gelen harekesiz ELİF-LAM cevap vermektedir. VAV-(ELİF-LAM); Tek(ELİF) Vücut, İlim(LAM) Vücudu manası verir. Yani; Vücutla kastedilen burada Tek olan İlim Vücududur. Vücut(VAV) Tekdir(ELİF), İlimdir(LAM). Bu boyuttan seslenilmektedir, bu boyuta yönlendirilmek istenilmektedir.

 

Duha neye delildir? Algıda açığa çıkan madde alemi(Duha vakti) Tek olan İlmi Vücuda(VAV-ELİF-LAM) delildir! Duha neyiyle bu gerçeğe delidir? Yani; açığa çıkan madde alemi neyiyle bu gerçeğe delildir? Dar bilincin(DAD) Hakikati(HA) yani özündeki Şuur-Enerji(kuantum boyutu) yani kozmik bilinç-kozmik enerji boyutuyla(ilim-kudretin bürünüşü; YE) delildir. YE harfi harekesiz yazılmıştır. Burada YE harfi; kendinden önce gelen HA harfine sanki bir parantez içi açıklama getirmektedir.

 

HA; hakikate semboldür. DAD harfi dar/sınırlı bilince semboldür. DAD,HA; dar bilincin(DAD) hakikati(HA) manasına gelir. “Dar bilincin hakikati nedir?” sorusuna ise; HA’dan sonra gelen harekesiz YE cevap vermektedir. YE harfi; dar bilincin hakikatinin, özündeki kozmik şuur-kozmik enerji boyutu olduğunu, bu boyuttan hayat(HA,YE) bulunduğu açıklamaktadır.  İşte dar bilincin özündeki bu boyut Vücudun Tek ve İlim olduğunun delilidir, ispatıdır, kanıtıdır. Bilim de artık her şeyin özünün bilinç/şuur/mana/ilim/bilgi olduğunda hem fikirdir.

 

Bilimsel gerçeklerden bildiğimiz gibi kuantum enerji boyutu tek bir vücut olarak kuantum Bilinciyle hayat sahibidir. O boyutun da özünde soyut takyon boyutu vardır. Takyon boyutu da Tek İlim Vücudu(VAV-ELİF-LAM) olan boyuttur. Takyon ilim boyutun bürünüşüyle kuantum boyutu, kuantum boyutunun bürünüşüyle de sınırlı bilinçli varlıkların boyutları algıya göre açığa çıkmıştır. DAD harfi sınırlı bilinçleri(birimler), YE harfi sınırsız bilinç-enerji boyutunu(kuantum), LAM da sınırsız İlim/mana boyutunu(takyon) sembolize etmektedir.

 

Sözün kısası; madde alemi bilince göre(DAD) algılanır olup hakikatimizdeki(HA) kozmik bilinç-enerji boyutundan(YE) açığa çıkar, hayat bulur. Kozmik bilinç-kozmik enerji boyutu özünde Tek Varlık olarak Tek İlmi Vücuttur. Çokluk ve ayrılık bizim zannımıza göredir, gerçekte her an Tek İlmi Vücut hakimdir. Kendilerini bu Tek Vücuttan beri görüp, kendilerine ayrı bir varlık verenler karşılarına nasıl bir Vücudu Rakip olarak aldıklarına dikkat etmelidirler.

 

Ve Allah’ın Rakip isminin nerden geldiğini anlayıp, birimsellik anlayışıyla ben-benim davası gütmekten vaz geçerek, O’nunla rekabete girmemelidirler. Birimselliğe dönük olarak her ben-benim sözü söyleyenin dar bilinci karşısına tüm kainat özü ile birlikte dikilir. Küçük benin karşısında artık büyük bir BEN vardır. Allah şirk işleyeni (şirk halinden dönmezse) asla affetmez. Çünkü benlik davası güden varlığı bilincinde böler, karşısına geri kalanı farkında olmadan alır. Birim her ben-benim dedikçe, O da BEN-BENimi birime olaylarla yaşatarak söyler. Ama bu sessiz sese kulak vermek için gönlü/şuuru açmak gerekir.

 

Duha vakti güneşin yükselip parlaklığının arttığı vakittir. Gündüz insan için iş-meşguliyet zamanıdır. Gece ise sükun-huzur vaktidir. Gündüz güneş ışınlarının parazit etkisi beyni etkiler. Bu etkilerin en yoğun olduğu bir vakit olan Duha vaktinde kuşluk namazı kılıp beyni bu olumsuz etkilerden korumak Efendimizin(AS) sünnetleri arasındadır. Gece sükun vaktinde ise, güneşin bu parazit yayınları etkilemediğinden, beyni Kur’an Oku’yup, ilme yöneltmek faydalı olur. Gece tefekkürün güçlü olduğu zamandır, ilim-ibadetle geçirmek yararlı olur. Yani gündüz genelde korunma, gece kapasiteyi arttırma söz konusudur. Gündüz karmaşa, gece sükunet söz konusudur.

 

Duha; vahyin kesintiye uğradığı o Dar zamanlarda yaşanan sıkıntı sürecidir. Bu süreçte müşriklerde madde bilinci iyice tavan yapmış, inkarlarının dillenişi olarak, Hz. Muhammed(AS) ile “Rabbi Muhammedi terketti”  diyerek alay ediyor hale gelmişlerdi. Bu Duha süreci zahir manasında maddeye verdiği ışıltıyı, Batıni manada madde bilincine veriyordu. Yani; batını manada Duha süreci maddi bilincin tavan yaptığı süreç olarak yorumlayabiliriz.

 

Duha’nın başındaki DAD harfi de maddi bilince, dar bilince semboldür. Yani Duha vakti zahir manada da, batını manada da insan için olumsuz bir süreçtir. Çünkü kişiyi sükun ve huzurdan uzaklaştırıp, madde ve karmaşanın içine alır. Sükun halinin sembolü gecedir ki 2. ayette “sükün bulduğunda Geceye ki” denmektedir. Vahyin kesintiye uğraması ile başlayan bu süreç, vahyin gelmesiyle birlikte yerini sükunete bırakmıştır. Öyleyse zahir manada 1. ayette Duha ile vahyin kesintiye uğradığı o zorlu süreç, 2. ayette de vahyin gelmesiyle sükun bulunan süreç açıklanmaktadır.

 

Yani; maddi aydınlık(Duha) manevi karanlığa, maddi karanlık(Gece) manevi aydınlığa (sükun) sembol olmaktadır.  1. ayette Duha ifadesi ile; vahyin gelişiyle ortalığın aydınlanması kastedilmemektedir. Çünkü sükunet DUHA vaktiyle/haliyle değil, 2. ayetteki LEYL vaktiyle/haliyle sağlanacaktır. Aksi halde 1. ayette “sükunet bulduğunda Duha’ya” denirdi, ama “sükunet bulduğunda Leyle/Geceye ki” denmiştir 2. ayette.

 

Yani Duha’ya olumsuz mana, Leyle olumlu mana yüklenmiştir. DUHA çokluğun, boyutların, maddenin açığa çıkışı ile yaratılanlara dönüktür. LEYL ise tüm bunların karanlıkta, yoklukta olma haliyle yaratana dönük mana taşırlar. DUHA sınırlı bilinçlere, Leyl ise özdeki sınırsız ilme işarettir. DUHA maddeye dönük bilince; LEYL ise manaya/ilme dönük şuura işarettir. Bir yönüyle 1. ve 2. ayetler birlikte, maddeden manaya/ilme yönelmenin önemine değinmektedir. Cehennem maddede, cennet manadadır. Madde bilinci cehenneme, mana şuuru cennete sokar. Esma cenneti şuurda ilimle yaşanır…

 

2-) VelLeyli izâ seca;
Sükun bulduğunda (sükunet vaktinde) Gece’ye ki,

 

Sırlar zıtlarda gizlidir. Aydınlıkta karanlık, karanlıkta aydınlık, her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır… LAM,YE,LAM harflerinden oluşan LEYL yani gecede de sırlar zıtlarda gizlenmiştir. Gece karanlıktır, ama LEYL’in harflerine baktığımızda başının da sonunun da ilim(LAM) olduğunu görüyoruz YE’nin… Özdeki kozmik bilinç-kozmik enerji boyutu İlimden(LAM) açığa çıkar ve o boyuttan da ilim(LAM) açığa çıkar ve diğer tüm boyutlar(madde de dahil) var olur. Başı da sonu da ilimdir, özü de kendi de ilimdir, ilim sarmıştır her yanı.

 

“VelLeyli iza seca”; VAV-(ELİF)-LAM,YE,LAM   ELİF-ZEL-ELİF   SİYN,CİYM,(YE) harflerinden oluşmuştur. Vücut(VAV) Tektir(ELİF), İlimdir(LAM) özdeki kozmik boyutun(YE) başı, ilimdir(LAM) özdeki kozmik boyutun sonu, ilim ile açığa çıkarır tüm boyutları. İlmin boyutlardaki karşılığı şuurdur/bilinçtir/akıldır.

 

“İza”ya; ayette “bulduğunda” manası verilmiş. “İza”nın harflerine baktığımızda ELİF-ZEL-ELİF harflerinden oluştuğunu görüyoruz. Tekliktir(ELİF) kul olarak(her şey!) açığa çıkan birimin(ZEL; dal üstü nokta) başı ve Tekliktir(ELİF) sonu. Her an, her şey Teklik iledir; her an, her şekilde Vücut Tektir, İlimdir. Birimin başının, sonunun yani her halinin gerçeğinin Teklik(ELİF) olduğunu, birimin Tekliği bulduğunu fark ediyoruz.

 

Hangi bilgi ile birim(ZEL) başında-sonunda(her anında-her şeyde) Tekliği(ELİF) buluyor? VelLeyl bilgisi ile buluyor. Yani Vücudun Tek İlim olduğu, ilimden özündeki kozmik boyutun açığa çıktığı, kozmik boyuttan da yine ilim sergilenerek diğer boyutların açığa çıktığı bilgisiyle buldu. İşte bu Tek İlmi Vücudun ilk bürünüşü, yansıması, bizdeki değerlendirilişi Şuur/Bilinç/Akıldır.

 

Bu ilk yaratılan boyut, ilk tekillik boyutu, ilk BEN/FERD Vücudu(Vahid); bu sınırsız tek ŞUUR’dur ki sembol harfi SİYN’dir. YA SİYN denen İNSAN bu ŞUUR boyutudur. İlk yaratılan İNSAN bu boyuttur. Hz. MUHAMMED(AS, selam üzerinedir, hamd/değerlendirme/işlev sahibidir); bu boyuttur. Hakikati Muhammedi; bu boyuttur. İnsanı Kamil; bu boyuttur. “İlk önce AKLI yarattım” denen bu boyuttur. Aklı Küll bu boyuttur.

 

“Seca”ya ise; ayette “sükun” manası verilmiş. “Seca”nın harflerine baktığımızda SİYN, CİYM,(YE) harflerinden oluştuğunu görüyoruz.  “Sükun” manasına gelen “seca”nın SİYN ile başlaması, içinde CİYM’i barındırması, sonunda YE’nin yer alması ne kadar manidar ve isabetlidir. Kur’an’da her harf, içinde bulunduğu kelimenin anlamına uygun bir mana yüklenmiş olarak, o kelimeyi açmakta, sorulara cevap olmaktadır.

 

Yani harflerin manası ile kelimenin manası arasında bir uyum görülmekte, harflerin manasının kelimenin manasını iyice açtığı fark edilmektedir. Harfler tesadüfü olarak yerleştirilmiş de bir kelime elde edilmiş, o kelime bir manaya gelişigüzel etiketlenmiş değildir. Harflerle kelime manaları arasında, harflerden kelimelerin oluşturulmasında; derin, köklü, sağlam bir ilim gözlemlenmektedir.

 

Hz. Ali(RA) “bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” diye boşuna dememiştir. Çünkü o bir harf diğer harflerin çözümüne de vesile olmaktadır. Ve tüm harfler o tek harf olan ELİF’te toplanmış, ondan açığa çıkmıştır. Her boyut bir harftir, her birim bir harftir, hepsi/her şey O’nun birer ismidir(BİSMİ!). Her şey o halleri ile O’nun bir ismidir, BİSMİ olarak açığa çıkmış/açıktaki halidir.

 

Bismillahirrahmanirrahim’de BİSMİ; BE,SİYN,MİYM harflerinden oluşur. Özünden açığa çıkan kainat/kainattakiler(BE) Şuurun(SİYN) İşlevidir(MİYM). Yani, Şuurun(SİYN) İşlevi(MİYM) kainatı/kainattakileri açığa çıkarır, yani kainat Şuurun İşleviyle açığa çıkar, Şuur kainatı açar, kainatın özü Şuurdur. Ki açığa çıkanlar özdeki ilimden açığa çıkar, ilim Şuur olarak değerlendirilir. LEYL’in harflerinden özümüzdeki kozmik boyutun(YE) başının da, sonunun da ilim(LAM) olduğunu görüyoruz. ALLAH lafsında da en özün(HE) İlim(LAM, LAM) yüklü Tek(ELİF) olduğu anlaşılıyor.

 

BİSMİ’nin başındaki BE işin en son safhasıdır, BE’deki noktanın üstündeki çizgi açığa çıkan boyut ve canlılarına işaret eder. İşte burada “ete-kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” sözü anlamını bulur. Açığa çıkmış her şey(her boyut, her birim, madde de dahil) O’nun bir ismidir, BİSMİ’dir. Her şey O’nun bir ismi olarak(BİSMİ) vardır, BİSMİ bize göre algıladığımız her şeyin, algıladığımız halidir.

 

Fakat önemli olan BE’nn üst çizgisinin karşılığı olan madde bilinci ile yaşamaktan uzak durup, BE’nin altındaki noktanın karşılığı olan Tekliğe(ELİF), İlme(LAM)/manaya(LAM), öze(HE) yani ALLAH’a dönük Şuurla(SİYN) değerlendirişle(MİYM) yaşamaktır. ALLAH lafsı ÖZ olarak BE’nin altındaki NOKTA’da toplanmış/gizlenmiştir. BİSMİLLAH ile bu nokta ALLAH lafsı olarak açılmış HE’ye(ÖZ/ZAT) dayanmıştır.

 

Öyleyse Besmeleyi Oku’yup, yöneldiğimiz şeyi O’nun BİSMİ(ismi olarak) değerlendirmek, esmalarını o şeyde görüp tefekkür etmek gerekir. Örneğin yemek maddi bilince göre bir şeyler yemek demektir. Ama yemek gerçekte Rezzak isminin açığa çıkışının bir şeklidir. Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın BİSMİ(ismi olarak) o yemek karşımızdadır ve O’nun esmaları her an açığa çıkmaktadır.

 

Yani madde manaya yönelmek için araçtır, asıl olan mananın açığa çıkması, esma oluşumudur. Olan tek oluş vardır ki madde bilinciyle o şeye yönelen “yemek yedim” der(BE’nin çizgisinden konuşur!); ilimle şuurlu olarak manaya yönelen ise hangi esmaların açığa çıktığını seyre girer(BE’nin noktasından konuşur!), kapasitesi kadarıyla.

 

 “Seca”, “sükun”, SİYN, CİYM,(YE)… Sükuna Şuur(SİYN) ile kavuşulur. Hakikat derununda CEM etmiştir(CİYM). Yani özündeki kozmik boyutta(YE). Özündeki kozmik boyut olan hakikatini CEM ederek(CİYM) o ŞUUR’da(SİYN) sükun bul. Ki birimselliğin her yönü gerçekte Tekliktir/Teke gider(İza; ELİF-ZEL-ELİF). Özündeki kozmik boyutun her yönü İlimdir(Leyl; LAM,YE,LAM). Vücut Tektir(VAV,ELİF).

 

İlmini(LAM) yaymıştır her yere/her yerle/her yer olarak. Teklik birimi açığa çıkarır, birim Teklik ile sükun bulur. Kozmik boyutu hakikatinde Cem eden bu şuurla İlmi Tek Vücuda yönelerek, gecesi(ilmi karanlığı manasında kullandık!) Leyl’de(ilmi aydınlık manasında kullandık!) sükun(seca, Kozmik Şuuru Cem etmiş!) bulur(iza, Teklilten gelen birimselliği Tekliği bulur!). Kozmik(YE) Şuuru(SİYN) Cem(CİYM) etmiş(Seca/Sükun; SİYN,CİYM,YE).

 

3-) Ma vedde`ake Rabbüke ve ma kala;
Rabbin sana veda etmedi/terketmedi ve darılıp buğzetmedi (sevgisi daim?).

 

MİYM,(ELİF)   VAV-DAL-AYIN,KEF   RI-BE,KEF   VAV-MİYM,(ELİF)   KAF,LAM,(YE)

 

Ma vedde’ake. MİYM,(ELİF) VAV-DAL-AYIN,KEF. Sana veda etmedi. Çünkü; İşlevdedir Teklik/Secde edilmektedir Tekliğe(MİYM,ELİF). Vücuda(VAV) kuldur(DAL), ayan olan/açığa çıkan(AYIN) kuvveler(KEF). Sana veda etmedi. Sana veda edecek değildir. Sana veda etmez. Her an seninle. Sen her an O’nunlasın.

 

Rabbüke. RI-BE,KEF . Senin Rabbin. Yani;  İrsal eden(RI) özündeki noktadan açığa çıkaran kainatı(BE) kuvvelerindir(KEF). Senin Rabbin(RabbiKE), kuvvelerin özündeki noktandan irsal eder. Kainat duyularının algılama sınırlarına göre beyninde açığa çıkar, bilincine göre var olur.

 

Ve ma kala.  VAV-MİYM,(ELİF)   KAF,LAM,(YE). Ve darılıp buğzetmedi/kökünden çekip koparmadı(kal’). Vücut(VAV) İşlevdedir(MİYM) Teklik ile(ELİF). Kudret(KAF) İlim(LAM), özündeki kozmik boyuttadır(YE). Özündeki kozmik boyut(YE) ilim(LAM) ve Kudret(KAF) yüklü olarak Tekliğiyle(ELİF) İşlevde olan(MİYM) Vücuttur(VAV)

 

Seni kökünden çekip koparmadı, seni kökünden çekip koparmaz, seni kökünden çekip koparacak değildir. Çünkü senin özün olan, kudret(KAF) ve ilmiyle(LAM), Tekliğiyle(ELİF) İşlevde(MİYM) olan Vücut(VAV)dur. Kuvveleriyle(KEF, kuantlar) hakikatindeki nokta olarak kainatı açıp(BE) irsal eder(RI) yani Rabbüke. Kuvveler(KEF, kuantlar) ayan olana(AYIN) kuldur(DAL), mana Vücuduna(VAV). Teklik(ELİF) İşlevdedir(MİYM) her an, her yerde…

 

Bundan dolayı özellikleriyle var olduğun Rabbinin senden uzaklaşması, ayrılması, kopması(veda etmesi denen) düşünülemez, bu olmayacak muhal bir durumdur, özün olması dolayısıyla. Bundan dolayı seni kökünden çekip koparmaz(kal’, “darılıp buğzetti” diye çevrilenin orijine yakın manası), özün olması, varlığının hakikatinin O olması dolayısıyla. Duha halinde de(maddenin açıktaki hali ve maddeye dönük bilinç hali), Leyl halinde de(ilimle sükun bulup, maddenin karanlıkta/yoklukta olduğu, gerçekte hep O’nun var olduğu şuur hali) Rabbin hep seninledir, her şey ve her hal hep Rabbin iledir, O hiçbir şeyden uzak değildir, uzaklaşmaz, uzaklaştırmaz. O Tek İlmi Vücuduyla Özümüzdür…

 

Kapasitemiz kadarıyla tefekkür ediyor, kabiliyetimiz kadarıyla yazıya döküyor, ilmi dostlarla paylaşmaya çalışıyoruz. Her şeyi düşünemiyor, her düşündüğümüzü yazıya dökemiyoruz. Her okuyan da nasibi nispetinde farklı tefekkürlere yelken açıyor. Ne kadar anlatabiliyor, ne kadar anlaşılabiliyor, ne anlatmak istiyor, nasıl anlaşılıyoruz bilemiyoruz. Ama samimiyetinize güveniyor, samimi olduğumuzu hissettiğinizi düşünüyoruz. Sonuçta herkes okuduğundan ve yazdığından nasibindeki ilme kavuşacaktır. Harf dili öyle bir Teklik Okyanusu ki biz daha bir damlasına kavuşma çabasındayız. Gerçi sonuçta Birinde olanla Hepsinde olan özde aynıdır.

 

Selam ile…