Kelam Tektir Duymasını Bilene

29 / Aralık / 2010 / Rufeyde Jale HEKİMOĞLU // rufeydejale@mynet.com
Rufeyde Jale HEKİMOĞLU

Hayatta tesadüf diye bir olgu yoktur ve insanların bir araya gelmelerinde (ki; bu karşılaşma, bir yazısını okuma gibi de olabilir) özel bir sebep mutlaka vardır. Her zaman en çok ihtiyaç duyduğumuz anda karşımıza çıkar beklediğimiz insan, okumamız gereken yazı veya kelam…

 

    İşte böyle çalışan bir mekanizma sonucu başladığım doktora derslerinden birinde hocam bir kitap okunmasını ve bir sonraki derste de tartışılmasını istedi. Haydi bakalım buyur buradan yak, bu da nereden çıktı şimdi bu kadar işin arasında ben derslere zor yetişiyorum zaten diyerek kabardı egom. Üstelik sahaf sahaf gezdim kitabın basımı kalmamış,  kaç yer dolaştıktan sonra güç bela ulaştım kitaba, tabi bu arada söylenmenin haddi hesabı yok. Neyse sonunda “kitabı buldum ya oh” derken birden “kes sesini bunda da vardır bir hayır, buradan da öğreneceğin şeyler var demek çıktı karşına bu kitap” dedi içimdeki ve beynimin sesini kesip yerleştim otobüste bulduğum boş yere yavaşca. Elime aldım kitabı; önce arka kapağını, sonra girişini derken, kitabın önüme niye geldiğini anlamam uzun sürmedi.

 

    İlk bakışta kişisel gelişim kitabı gibi görünse de şimdiye kadar değişik kitap ve yazarlardan okuduğum, konuşmalarda dinlediğim ama günlük yaşam koşuşturmasında bir yerlere ötelediklerim ve ötelediğimi sandıklarım önümdeydi işte.

 

    Kelam tek değil miydi? Nereden kimden gelirse gelsin kelam sahibi kimdi? Akıl başa gelince daha bir başka sarıldım kitaba tabi. İnsanoğlu yeni bir şeyler öğrenip idrak edeceği zaman bu yeni bilgiden ego korkar; “bu bilgi bunun kozasını deler veya açılan delik daha da büyür de bunu zaptedemem” dürtüsünün bizde yansıması agresyon, bu yeni bilgiye karşı önyargı gibi şekillerde olur.Ama sabır ve güven insanı rızaya taşırken o agresif halleri de alır götürür bizden ötelere.

 

    Kuşkusuz kusursuz insan yoktur, olmamalı da. “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi helak eder ve yerinize günah işleyip tövbe eden kullar yaratırdı” denmiştir bir hadiste. Tüm kusurlarımız gelişimimiz için bir fırsattır bize. İnsan öncelikle kendi zaaflarını tanımalı ve ortaya koyabilmeli, yani kendine itiraf edebilmeli kapasitesince. Daha sonra ise birer birer üzerine giderek onları terbiye ederken  zaaflarından kurtulup zincirlerini kırmalı ki; özgürleşsin ve aydınlığına taşısın bu karanlık yönlerini. Eğer biz karanlığımıza sahip olamazsak, o karanlık bize sahip olur ve üzerimizi örter an be an.

 

    İnsanın karşılaştığı ve üstelik de hoşlanmadığı her şey aslında en iyi öğretmeni ve dostudur. Egoya rahatsızlık veren her olgu aşılması gereken bir engeldir insan bilinci için. Karşılaştığımız insanlar bize birer aynadır ki, bizden çevreye ne yansıyorsa onları gösterirler bize yalnızca. İnsan karanlığıyla yüzleştikçe, eksiklerini tamamladıkça; yaşadığı kötü olaylar, karşılaştığı kötü insanlar birer birer yok olur çevresinden. Yani yansıyanlarını düzenledikçe bakış açısı değişir ve ;  bir bakar kötü, çirkin kavramlarına sahip olanlar değişivermiş. Peki değişen onlar mı? Biz miyiz?

 

    İnsan amigdala nedeniyle alışageldiklerine bağlı hatta bağımlı ve bu nedenle de değişime karşı ve kapalıdır. Sınırlayıcı inanç ve varsayımlar insanı güçsüz bırakan duygusal yüklerdir sırt çantasında taşıdığı.

 

Çocukluktan itibaren aldığı eğitim gereği de bunların esiridir bir nevi. Kozası delinirken, aydınlığı artarken korku ve karanlıklarıyla yüzleştikçe, yargılar ve dayatılmış toplumsal normlardan kurtuldukça özgürleşirken sınırlı düşünce yapısı da esner ve gevşer. Öğrenmeye, olabilirlere daha açık ve kabullenici olurken rıza ön plana çıkar.
İnsan dünyayı olduğu gibi değil, kendi kapasitesince ve kendisi gerçekte nasılsa öyle görür ve değerlendirir.  Bu nedenle esnek ve gelişebilir olmak kapasitenin büyümesi açısından önemlidir insan adına.

 

Hayat yolculuğu aslında kendini aslını hatırlamaktır insan için. İnsan yaradılışında güzel ve mükemmeldir, ancak büyürken öğretilen ve dayatılan kayıt ve şartlanmalar insanı özünden uzaklaştırır. Kendini fark etmesi tanımaya ve sorgulamaya başlaması ise aslını hatırlamanın  ilk fiskesidir insana. Hayatın amacı ilk yaradılıştaki mükemmelliğe geri dönüştür . İnsanoğlu varlığını sürdürme güdü ve çabasından kurtulup hayatını hizmet etmeye adadığında yaşam başarıyla dolar ve hatırlama adımları artar.

 

    İşte kitabın giriş kısmının  anlattığı bunlardı bana,  devamı için Robin Sharma’nın Ermiş, Sörfçü ve Patron İsimli kitabını okumanız gerekiyor. Kelamı duyabılmek nasibimiz olsun inşallah.