Elif: Tek, Teklik
Be: Soyut alemden(Be’nin altındaki nokta/Esma alemi/takyon boyutu!) somut aleme(Be’nin çizgisi/Efal alemi/madde alemi!) inzal oluş…
Te: Somut alemin/maddenin(Te’nin çizgisi!), kuantanın dalga ve parçacık görünümü(Te’nin üstündeki iki nokta!) ile açığa çıkışı…
Se: Madde aleminde(Se’nin çizgisi!) dalga, parçacık görünümü ile birimin(Se’nin üstündeki üç nokta!) var oluşu...
Be, Te, Se’nin çizgileri aynıdır. Be’de altta bir nokta, Te’de üstte iki nokta, Se’de üstte üç nokta vardır. Be’deki nokta insan/kainatın boyutsallığındaki esma boyutuna(Soyut/takyon boyutu!), Te’deki yan yana iki nokta insan/kainatın boyutsallığındaki kuantum dalga-parça özelliğine, Se’deki üç nokta insan/kainatın dalga-parçacık(Se’nin üstünde yan yana iki nokta!) özelliğinden birimin(Se’nin en üstteki üçüncü noktası!) var oluşuna işarettir.
Esma-ül Hüsna’da Bais isminde Se harfi yer alır. Bais ismi; bir yaşam bitiminin hemen akabinde yeni bir yaşamı başlatan demektir. Bais ismi; Be,(Elif)-Hemze,Se harflerinden oluşur. Soyut alemden somut aleme çıkış(Be!) özdeki teklik(harekesiz Elif) iledir, birimsellik(Hemze, birimsel teklik!) özünde dalga-parçacık özelliği ile birim olarak(Se, üç nokta, dalga-parçacık-birim!) farklı boyutlarda yaşamına devam edecektir anlamında Bais’i değerlendirilebiliriz. Şuurdaki manasal hale dönük olarak ise; birim(Hemze!) dalga-parçacık-birim özelliğini(Se!) fark edip, soyut alemden(Be Noktası!) Tekliğe şuurunu çevirirse manen Bais olmuş, manası dirilmiş olur anlamında değerlendirilebiliriz…
Elif tekliğe, Be madde aleminin boyutsallığından inzaline, Te madde alemin üst boyutlarda dalga-parçacık görünümüne, Se madde aleminin üst boyutlarda dalga-parçacık görünümüyle birimin var oluşuna işarettir…
Cim: Hayatın(Cim’in çizgisi!), varlığın özündeki boyutsallıktan(Cim’in ortasındaki nokta!) açığa çıkması… Ya da Hakikatin(Cim’in çizgisi!), varlığın özündeki boyutsallığa(Cim’in ortasındaki nokta!) dayanması…
Cim, Ha, Hı’nın çizgileri aynı olup, bu çizgi Hayata/Hakikate işarettir. Cim’de nokta ortadadır ve Cim özden cebre işarettir. Cebbar ismi Cim ile başlar. Cebbar ismi harfleriyle(Cim,Be,Rı); bu cebrin(Cim!) Noktasındaki(Be!) Rabbe(Rı/Esma!) dayandığı işaretini verir. Yani ikiliğe dayalı bir cebir/zorlama değil, özde tekliğe dayalı bir cebir/zorunluluk olduğunu harfleriyle açıklar.
Ha: Hay/hayata, Hak/hakikate semboldür… Hayy ismi; Ha ve Ye harflerinden oluşur. Ye’ye Ha’yat veren anlamındadır. Ye’de Hay açığa çıkar, Ye’siz Hay yokluktadır. Ye varlığa dönük olarak, kainatın Be’si ve insanın Be’sini içerir, bu iki Be’nin birleşimiyle Ye oluşur, ikisinin aynı şey olduğunu ifade eder. Manaya dönük olarak; Ye’deki noktanın biri risalet ilmine, diğeri nübüvvet ilmine işaret eder… Bu açıdan değerlendirildiğinde Hayy ismini; risalet ve nübüvvet ilminin(Ye!) gereğini yaşayanın manası Hayat(Ha!) bulur, manası dirilir anlamında değerlendirilebiliriz…
Hakk ismi; Ha ve Kaf harflerinin birleşimi ile oluşur. Kaf’ın Hakikatinin Hak olduğuna işaret eder. Kaf gözlemlenebilen boyutsal son noktadır. Bilimsel olarak gözlemlenebilen son nokta kuantum boyutudur. Bu boyut kuanta yani dalga-parçacık özelliği gösterir. Kaf’ın üstündeki iki nokta dalga-parçacık özelliğine işaret eder. Kaf’ın çizgisinin göz şeklindeki yuvarlak kısmı bu ilmin gözlemlenebilirliğine, devamındaki çizgisi idrak edilebilirliğine işarettir. Hak ismi mevcuda dönük olarak, mevcudatın hakikatindeki Kaf’ı işaret eder… Bilim de aynı şeyleri dilendirmektedir.
Hı: Hay/Hak olanın boyutsallık(Hı’nın üstündeki nokta!) ile birimi açığa çıkarması, birime boyutsallık ile hayat vermesi, hakikatin boyutsallığa dayanması, birimin Hakikatindeki boyutsallıkla yaratılması manasına semboldür…
Hı’da nokta üsttedir ve Hı hayat vermeye/yaratmaya işarettir. Halik ismi Hı ile başlar. Hı özden yaratmaya işarettir. Halik ismi harfleriyle(Hı,/Elif/-Lam,Kaf); bu yaratımın(Hı!) özdeki tekliğe(harekesiz Elif!) dayandığı, mevcudatın üst boyutlarında erişilebilecek son boyut olan(insanın gözlemleyebileceği son boyut!) kuantum boyutunun dalga ve parçacık görünümünün(Kaf; Vav üstünde iki noktadır!) ilimle/bilgiyle(Lam!) var olduğuna işaret eder…
Vav gözlemlenebilen mevcut madde alemine, Fe(Vav üstü tek nokta!) bilimsel gözlemlenebilen boyutsal alemlere(hücre, molekül, atom…), Kaf(Vav üstü iki nokta!) bilimsel gözlenebilip basiretle değerlendirilen dalga ve parçacık boyutuna(Kaf/Kuanta!) işarettir.
Dal: Tüm yarattığının bu boyutsal yaratış sistemi karşısındaki doğal teslimiyeti, abD oluşu, özden boyun büküşü, her şeyin-her an boyutsal doğal kulluğu… AbD ismi Ayın, Be, Dal harflerinden oluşur. Boyutsallık(Be!) şuura ayan olduğunda(Ayın!), fark edilir ki varlık özüne doğal olarak kuldur(Dal!) anlamında değerlendirilir…
,
Zel: Dal üstü noktadan oluşturulmuştur. Kulun indine işarettir. Birimsel bakışın açığa çıkışına semboldür. Kendini bir birim olarak görmenin açığa çıkışına semboldür. Muzill ismi; Mim, Zel, Lam harflerinden oluşmuştur. Muzill ismi; değersiz kılan, zelil eden, alçaltan anlamındadır. Çünkü olanı değerlendirişini(Mim) birimsel varlık/birimsellik(Zel!) bilgisi(Lam!) üzerine kuran gerçekten sapmıştır, alçalmış, zelil olmuştur…
Esmaları harfleri ile değerlendirdiğimizde o esmanın anlamının açıklandığını, sebebine değinildiği, nasıl/niçin sorularına cevap verildiğini fark ediyoruz. Muzill; değersiz kılan, alçaltan manasındadır. Dışarıdaki bir tanrı, kulunu değersiz kılmaz, alçaltmaz. Birimsellik/benlik bakışıyla(Zel!) mevcudatta sergilenen ilmi(Lam!) değerlendiren(Mim!) elbette kendini değersiz kılmış, alçaltmış olur(Muzill!). Keza diğer esmalar da bu bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Çünkü; ilah yok, sadece Allah!!!
Rı: İşte bu kişinin Rabbini tanıması gerekir. Rab ismi Rı ve Be harflerinden oluşur. Manası; “Rab Be’ndeki Noktanda bulanısıdır” anlamındadır. Mevcudat ise boyutsallıktan bir ilmin eseri olarak var olur. Öyleyse Rab, esmalar ile işaret edilen ilmi bir işlevdir. Rı harfi Rab ismine bir semboldür…
Arapça harflerin dizilişinde harflerin içerdiği manalara dikkat ettiğimizde sıralı, düzgün bir açıklamanın yapıldığını, bir konunun aşamalı olarak açıklandığını fark ediyoruz. Sanki bir ilim/bilgi harflerle sembolize edilen manalarla, harflerin yerli yerine yerleştirilmesiyle açıklanmaya çalışılıyor izlenimi vermektedir.
Alfabe(ElifBe; Elif’in içeriği:Be!); Elif’le başlayıp Ye ile sonlanmıştır. Teklik(Elif!) ile başlayıp risalet ve nübüvvet ilmiyle(Ye!) noktalanmıştır. Tek(Elif!) ile başlayıp insan ve kainatın özüne(Ye!) işaretle tamamlanmıştır. Aradaki harfler ise Be ile başlayıp aşamalı olarak konuyu açar, açıklar, genişletir. Giriş kısmı Elif’le, genişleme kısmı Be ile başlayan aradaki harflerle, sonuç kısmı da Ye ile yazılmış bir metin görünümü vermektedir… Yani; giriş(açıklanacak ana konu!) Elif, gelişme(genişletme, açma, açıklama…!) Be…, sonuç(ana fikir, özet kısmı!) Ye’dir…
Ze: “Rab indi”/Rabb indinden bakış, manasına semboldür. Ze; Rı üstü noktadan oluşur. Rabbin indi esmalardır, ilimdir. Var olan her şey esma terkibidir, yani esmanın ölçülü bileşimidir, ilmi suretlerdir. Rab indinden bakıldığında boyutsallıktan tekliğe erilir ki, birimsel benlik anlayışı yıkılır. Bu yaşama; Rab indinden bakışla yaşayış denebilir. Sadece Rabbi/esmaları değerlendiriş söz konusudur. Bu yaşamda; ayrılık-gayrilik yoktur, teklik-bütünlük vardır…
Esma-ül Hüsna’da Muizz isminde Ze harfi yer alır. Muizz ismi; izzet bahşeden,değerli kılan demektir. Muizz ismi; Mim,Ayın,Ze harflerinden oluşur. Muizz’i harfleriyle yorumlandırdığımızda; Rab indinden bakış(Ze!) şuura ayan olduğunda(Ayın!) bu anlayışla değerlendirdiğinde(Mim!) insan gerçek değerine erişir, aziz olur anlamında değerlendirebiliriz. Bu insan; varlığı ve olayları Rab indinden/esma ilminden tek ve bütün olarak değerlendirmektedir. O Rabbi noktasında(Ze!) AYNen(Ayın!) değerlendirmiştir(Mim!). İzzetini ve değerini fark etmiştir.
Sin: İnsan, ünsiyet, yakıyn olan manasına semboldür. Rab indi(Ze!) anlayışı şuura açıldığında insan Rabbine(Rı!) ünsiyetinin/yakıynlığının(Sin!) farkına varır. Rab; ilmi bir işlevdir, abdın kendisi de ilmi surettir. Abd; Rab indinde işlenen ilimden ilmi bir surettir. İnsanın Rabbine yakıynlığı esmasından kaynaklanır… Yoksa buradaki yakıynlık iki ayrı şeyin birbirine yakın olması anlamında değildir. Özde Rab işlevinin varlığının esmalara dayanması, abdin de esmalardan var olması anlamında(özü olma anlamında) bir yakıynlıktır. Ki bu şuurun gereğini yaşayan insan Muizz ismine mazhar olarak Aziz bir yol üzeredir.
Aziz ismi; mutlak gâlip, eşi ve benzeri olmayan anlamındadır. Aziz ismi; Ayn,Ze-Ye,Ze harflerinden oluşmuştur. Aziz ismini harfleriyle yorumladığımızda; Aziz olmak için Rab indinden bakışın(Ze!) ayan olması/şuura açılması(Ayın!) gerekir, Rab indinden bakış(Ze!) için, risalet ve nübüvvet ilminin(Ye!) gereğini yaşamak gerekir, şeklinde yorumlayabiliriz. Ya da varlığın oluşumuna dönük olarak değerlendirdiğimiz de ise; Rab indinden (Ze!) ayan olur/algılanır olur (Ayn!), insanın ve kainatın boyutsallığı(Ye!) Rab(esma, ilmi işlev) indinden(Ze!) inzal olur, anlamında yorumlayabiliriz…
Selam ismi; yakin halini yaratan demektir. Selam ismi; Sin,Lamelif-Mim harflerinden oluşur. Selam’ın kişide nasıl oluşacağına harfleriyle işaret eder. İlmi tekliğin(Lamelif!) değerlendirilmesiyle(Mim!) yani her şeyde olan/her şeyi var eden ilmin tekliği fark edildiğinde, şuur yakıyn(Sin!) haline ulaşır, anlamında yorumlanabilir. Öyleyse Sin harfi “yakıyn” haline semboldür… Mevcudata dönük olarak Selam ismi, mevcudatın vücut bularak var olması anlamındadır. Mevcudata dönük olarak Selam isminin harflerini yorumladığımızda; ilimde teklik(Lamelif!) değerlendirmesiyle(Mim!) ilk boyut olan İNSAN’dan Selamet bulma/var olma söz konusudur(boyutlar tek ilimin hükmünde olarak zincirleme var olurlar!) anlamı çıkarılabiliriz.
Kuddus ismi de Sin iledir. Kuddus ismi; sınırlılıktan mukaddes ve arı demektir. Kuddus ismi; Kaf-Dal-(Vav)-Sin harflerinden oluşur. Mukaddes, arı oluşu fark etmek için; boyutsallıktaki dalga-parçacık(Kaf!) boyutu görünüşü, varlığın boyutsallığa abd oluşu(Dal!), mevcudatın bakışa/algılaya göre var oluşu(Vav;gözlü çizgidir!) bilgilerinin birleşmesi ile gerçeğe/öze yakıynliğinin oluşması ile olur…
Şin: Sin üstü üç noktadan oluşmuştur. Sin harfi yakıynliğe semboldür. Şin ise; bu yakiynliği üstündeki üç noktasıyla açar. Şin; dalda-parçacık-birim(üç nokta!) olana yakıyn(noktanın özü!) anlamındadır.
Şin; Esma-ül Hüsna’da Şehid isminde geçer. Şehid; her şeyin,her olayın gerçeğini gören demektir. Nasıl olduğunu anlamak için harflerine bakalım. Şehid; Şin,He,(Ye),Dal harflerinden oluşur. Varlığın üç noktasına(birim-parça-dalga) özü olarak yakıyn(Şin!) olan O Zatın(He!) indinde insan ve kainat boyutsallığa(Ye!) doğal olarak kuldur(Dal). O’nun şahitliği insanın ve kainatın hakikati olmasından(Noktasında olmasından!) kaynaklanır. Şehid ismi olan, her şeyin, her olayın gereğini onların hakikati olarak görür, gereğini sistemiyle oluşturur.
Şükür verilende vereni görmektir. İnsana şükretmeyen hakka şükretmiş olmaz. Şekur ismi; değerini bilene fazlasıyla karşılık veren demektir. Şekur ismi; Şin,Kef,(Vav)-Rı harflerinden oluşmuştur. Şükür verilende(Kef/Kuvve, Vav/meVcut) vereni(Rı!) görmektir(Şin, üç noktasıyla!). İnsan kuvveleriyle(Kef, ilimden olan kuvveler, Kef Lam üstünde s!) mevcudatı(Vav!) algılar. Şin; yakıynliğin görülmesine, şuurda açığa çıkması haline(üç noktasıyla!) semboldür… Ki, Şehid(Şahid, görmek!) ve Şekür(verilende Vereni görmek!) isimlerinde yer almıştır…
Sad: Sin’in ön kısmının kapatılması(yuvarlanması) ile oluşmuştur. Sad; Sadr kelimesinde geçer. Sadr; Sad,Dal-Rı harflerinden oluşur. Sadr, manevi göğüs yani şuur manasındadır. Rabbin(Rı!) abdi(Dal!) var edişi esmaları terkiplendirmesi iledir. Sad harfi bu terkiplendirmeye işarettir. Esmaların terkiplendirilmesiyle kul sadrının yani şuurunun oluşturulmasının açıklamasıdır.
Keza Sad Esma-ül Hüsna’da Musavvir, Basir, Muhsi, Samed, Sabur isimlerinde de geçer. Bu isimlerin beyine dönük yönleri de vardır. Beyin manaları şekillendirir(Musavvir ismiyle!), Basiretiyle idrak eder, ihsa eder/yaşar(Muhsi ismiyle!), gerekli tüm işlevlerle donatılmıştır(Samed, ihtiyaçtan beri!), bu işlemler tam bir düzen ve disiplin içinde işler(Sabırlı bir mekanizma ile!)…
İnsan Sadrına yansıyanları, Sadrındaki işlevlerle değerlendirir. İnsanın Sadrı/şuuru genişledikçe özdeki tekliğin farkına varır. Mevcudatın algıda sınırlama oluşturulmasıyla var olduğunu anlar. Beş duyuya gelen belli frekanstaki dalgalar elektrik sinyali olarak beyne iletilir ve orada manalar şekillendirilir, görüntü oluşur, ses oluşur, madde oluşur.
Sad harfi; esmada terkiplenme, enerjide sınırlı frekansları değerlendirme özelliğine işarettir. Beş duyu sınırları genişletildiğinde algılanan da değişmektedir(madde, hücre, molekül, atom, elektron…). Bunun gibi şuura da giren veriler/bilgiler genişletildiğinde ortaya çıkan sonuç hakikate daha yakın olur ki bu işin sonu da Teklikte biter…
Dad: Sad üstü noktadan oluşmuştur. Dad; terkip indine semboldür. Beş duyuya bağlılığa, bu bakışla yaşama haline semboldür. Beynini sınırlı frekansların değerlendirilmesi ile oluşan madde anlayışa kilitlemeye semboldür. Beş duyunun sınırları içinde, dar terkiple yaşamaya semboldür. Dad, terkip indinde beş duyu ile yaşayışa semboldür.
Dad harfi; Esma-ül Hüsna’da Kaabız, Hafıd, Darr esmalarında geçer. Bu esmaların manası kısaca şöyledir: Kaabız; izhar ettiklerini geri alan, kabzeden, sıkan demektir. Hafıd; en değersiz hale düşüren demektir. Darr; zarara uğratan, darlık veren demektir. Her üç esma özde ortak bir mana içermektedir. Bu manayı kısaca “darlık” şeklinde özetleyebiliriz.
Darr esması; Dad ve RI esmaların birleşiminden oluşmuştur. Darlık(Dad!) veren Rab(RI!) yani esma programın(Rab) oluşturduğu darlık(Dad), esma terkibinin dar olması manasında değerlendirilebilinir. O halde Dad harfi “darlık” haline sembol bir harftir. Beş duyusunun sınırları içinde sıkışan insanın, madde alemi içinde daralan insanın, kendisini beş duyu ile sınırlayan, bilincini maddeye hapseden insanın sembolü Dad harfidir. Esma terkibinin dar sınırları içinde kalıp, dar esma terkibinden varlığa bakanın, dar esma terkibinin indinden bakanın, darlığa düşmesinin sembolüdür Dad!
Sad’ır inşirah(açılıp genişletilisi) şuurdur(İnşirah Suresi-1!). Sad harfi Sin’e dönüştürülesi, Sad’ın ön sınırlı yuvarlak kısmı açılıp, Sin’deki gibi açık/geniş hale getirilmesi gerekir(Yasin Suresi-1!). Yani insanın; Sad’ın sınırlamasından Sin’in genişliğine ulaşması ve yakiyne ermesi gerekir. Bunun için de; insanın risalet ve nübüvvet ilmiyle hallenmesi gerekir(ElifBa’nın sonundaki Ye!). Ki Tekliği hakkıyla Oku’yabilsin(ElifBa’nın başındaki Elif!). Ye’nin yolunda, Be’nin açılımıyla, Elif hedefine…
Dal, tüm varlığın doğal kulluğuna, özüne doğal teslimiyetine, dar ağzıyla Rabden alıcılığına…
Zel; Noktası nazarıyla tüm varlığın gerçekte zelil, yok oluşuna…
Zel; özde doğal kulluğun kişinin kurtuluş sebebi olmayıp, hakikate yönelmeyip doğasının gereğini yaşayanın değersiz hale düşüp, alçalacağına…
Rı; esmanın terkip oluşturma işlevine, geniş ağzıyla abde vericiliğine, altta yazılmasıyla özden vericiliğine…
Ze: Noktası nazarıyla Rabbin indine, Rabbani bakışın açığa çıkmasına, Rab indinden değerlendirişe…
Sin: Geniş ağzı ile yakıynliğe, Tekliği içinde barındıran yaratılmış ilk Tekillik boyutuna(Yaaa Siiin; Haaa Miiim!
İnsan-ı Kamil/Hakikati Muhammediye boyutu!)…
Şin: Sin’deki yakıynliğin sebebi olan üç noktanın(dalga-parça-birim/risalet-nübüvvet-abdiyet/Hak-Rab-Abd/Alim-Mürid-Kadir!) şuurda açığa çıkmasına…
Sad: Kapalı, dar ağzı ile Sadrın sınırlı dar haline, varlığın sınırlama mekanizması ile(sınırlı frekans, esma terkibi!) var algılandığına işarettir. Sadr genişletilesi şuurdur…
Dad: Sad indinden bakışa, terkip anlayışı ile yaşama, sınırlı frekans algısı sonucu madde hapsinde yaşamaya, maddede ve manada darlığa, daralmaya işarettir…
Bu yazımızda ElifBa’nın bazı harflerini Esma-ül Hüsna’daki isimlerle birlikte değerlendirerek, harflerin sembol dillerini çözümlemeye çalıştık. Gerisi nasipse; zaman, kapasite nispetinde yazılacaktır. ElifBa’daki bir harfin bile manasını hakkıyla veremeyeceğimizi, bu yazılarımızı okyanustan bir damla olarak değerlendirmenizi, hataların/sürçmelerin benden, isabetin kaynaktan olduğunu bilmenizi isterim. Eğer şuurunuza sistemli bu ilmi sunabilmişsek, ne mutlu bize.