EMRULLAH Geldi:ALLAH’ı İnkar Mümkün Değil!..

18 / Eylül / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Nahl(Bal Arısı) Sûresi: SûretünNiam (Nimetler Sûresi)
Saim Yusuf

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


1-) Eta emrullahi fela testa`ciluh* subhaneHU ve teâla amma yüşrikûn;
Emrullah geldi!.. Artık onu acele istemeyin... O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, âlidir.

“Emrullah geldi”!.. “ALLAH Emr’i geldi”!... Şuur, ALLAH Emri altında işleyen ALLAH Sistemi’ni fark etti!.. ALLAH her işini işleyen bir Sisteme bağlamıştır... Mevcudatta meydana gelecek her şey ALLAH Sistemi ile açığa çıkar... Varlıkta sihirbaz bir tanrıya yer yoktur... Her açığa çıkacak oluşumun yeri, zamanı, yöntemi (tabi olduğu, bağlı olduğu, emri altına girdiği bir sistemi, yasası) vardır... Zamanı geldiğinde olacak olan sistemi ile olur... Her şey ilme tabidir, ALLAH Emr’ine, Sünnetullah’a, ALLAH Sistemi’ne, ALLAH Yasası’na tabidir... ALLAH alemlerde alemler suretinde tasarruf eder... Emrullah geldi; yani şuur ALLAH’ın mevcudatta tasarrufunu bir Sisteme bağlı olarak işlettiğini fark etti, ALLAH’ın bir tanrı olmadığını anladı...

 

Artık onu(kıyameti) acele istemeyin!.. Zamanı geldiğinde olacaktır... Her nefs ölümü tadacaktır; her şey doğar, büyür, ölür yani dönüşür... ALLAH işleyen Sistemine uygun olarak gerekli aşamaları gerçekleştirecek, gerekli oluşumları açığa çıkaracaktır... ALLAH alemlerin dışında alemlere gelişigüzel, tutarsız, amaçsız, keyfi, zamanlı-zamansız, rastgele müdahale eden bir tanrı değildir!.. Artık onu acele istemeyin, böyle bir tanrı yok, ALLAH tanrı değildir...

 

O, onların şirk koştuklarından, tanrı zannından Subhan’dır, beridir, ali’dir, yücedir!.. O, her işini bir Sisteme bağlı gerçekleştirerek, tüm özelliklerini detaylı olarak sergileyendir, kolaya kaçan değildir, zoru seçendir, Subhan’dır, ali’dir!.. Sabırlıdır, azimlidir, esma sahibidir…Kibirli bir tanrı değil, Kibriya sahibi(gerçek büyüklük sahibi) bir ALLAH’tır... Kaprisli bir tanrı değil, Hasib sahibi(her işi hesaplı/sebep-sonuç!) bir ALLAH’tır!.. Tanrı yok, sadece ALLAH; ALLAH duygularına yenik bir tanrı değildir...

***

Emrullah geldi!.. Şuur ALLAH Sistemi’nin ALLAH varlığıyla(esmalarıyla) olduğunu, mevcudatın Emri altında olduğunu anladı…ALLAH Emr makamında belirdi!..  Şuur ALLAH varlığının Emr olduğunu fark etti!.. EMR; varlığı emir, zorunlu, şart, kaçınılmaz, gerekli olan!..  ALLAH manası Emr mertebesinde şuura zahir oldu!.. Şuur ALLAH varlığının kabul edilmesinin zorunlu-kaçınılmaz(Emr) olduğunu fark etti!.. Şuur mevcudata ALLAH’tan başka dayanak bulamadı!.. Şuur ALLAH Emr’ine boyun eğdi, ALLAH’ın varlığını kabul etti!..

 

O halde; “Artık onu aceleyle istemeyin”… Zaten her an Emrullah ile yani ALLAH’ın zorunlu varlığıyla varsınız...

ALLAH’sız var olan tek nokta, tek bir an yoktur... Her şey, her an Emrullah ile var olur... Emrullah’ı şu anda olmayıp sonra olacak bir şeymiş( ya da olmayacak bir şeymiş) gibi düşünmeyin... Her şey, her an Emrullah(ALLAH’ın zorunlu varlığıyla) iledir...

 

“O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, ali’dir”. O Subhan’dır ve bundan dolayı onların şirk koştuklarından ali’dir. O, onların “ötelerindeki tanrı zannından” beridir, yücedir. O, onların şu anda olmayıp sonra gerçekleşecek olan, aceleyle istedikleri emrin sahibi, inanmadıkları bir tanrı değildir. Ötelerindeki, bazı işlere karışan, bazı işlere karışmayan tanrı anlayışından Subhan’dır, ötedir, uzaktır, beridir. Emr’i her an her şeyde geçerlidir, ali’dir, yücedir, üstündür.

 

Emrullah geldi!.. Yani, şuur ALLAH’ın zorunlu varlığını fark etti!.. Artık onu aceleyle istemeyin… Yani, O’nu her an ve her yerde Emr’i gerçekleşmiyormuş gibi düşünmeyin, tanrı zannına düşmeyin,… O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, ali’dir. Yani, O onların ötesinde ikinci bir tanrı varlık değildir, bu manadan beridir, yücedir. Zorunlu varlığı ile her an, her şeyde hakikatleri olarak hükmünü sürdürendir. Mevcudat başka türlü var olamaz, varlığını sürdüremez!..

 

Emrullah geldi, yani şuura Allah varlığını kabul zorunlu(farz, şart, kaçınılmaz…) oldu!.. Gerçekte her inkar eden kafasındaki tanrıyı inkar ediyordur, ALLAH’ı değil!.. ALLAH inkarı mümkün olamayandır, manasıyla varlığı red olunamayandır, O bir tanrı değil!.. İlah/tanrı yok, sadece ALLAH!.. O, ötede, ikilik oluşturan tanrı manasından Subhan’dır, ali’dir!..

 

İnkar edenler ALLAH ismiyle etiketledikleri tanrı manasını inkar etmektedirler. ALLAH manasını bilemediklerinden O’na da iman edememektedirler… La ilahe(ilah/tanrı yok) diye düşünürken, illallah’ı(sadece ALLAH) kavrayamadıklarından, açıklanmaya çalışılan ALLAH’ı ilah/tanrı sanmakta, aslında ALLAH’ı değil ilahı/tanrıyı inkar etmektedirler. Halbuki ALLAH manasına erseler, ALLAH’ın inkar edilebilecek bir tanrı olmadığını anlarlardı. Şuura Emrullah(zorunlu ALLAH varlığı bilgisi!)  geldi, şuur ALLAH’ın inkar edilemeyeceğini anladı…

 

2-) Yünezzilül Melaikete Bir Ruhı min emriHİ alâ men yeşau min ıbadiHİ en enziru ennehu la ilahe illâ ene fettekun;
O, Emrinden, kullarından dilediği üzerine, (Bi-) Ruh (ilim) ile melaike indirir: “Uyarın ki Ben’den gayrı vücud yok; o halde benden ittika edin” (desinler diye).

 

“Min EmriHİ”, O’nun Emri’nden… “EmriHİ”; O’nun Emr olunan, zorunlu olan varlığı, ZAT’ı… Emr(zorunlu) HU(Zat’ı)!.. Emr, beşeri manada kullandığımız “birinin birine emretmesi” değil; ikilik yok(tanrı yok/la ilahe), sadece ALLAH(illallah)!.. EmriHİ, Emr olunan, reddi-inkarı mümkün olmayan, varlığı zorunlu-şart HU/ZAT!.. Emr; zorunluluk, gereklilik, kaçınılmazlık, kesinlik manasında... Bundan öte yol yok, kaçınılmaz gerçek bu, yalanlanamaz yol bu, inkarı mümkün olmayan yol bu… Mevcudat bu gerçekle var, diğer yollar yanlış-batıl, diğer yollar yalanlanabilir, yanlışlığı ispatlanabilir…

 

Yanlışlığı ispatlanamayan yol doğru olandır; bu gerçek bilimsel bir yöntemdir…  ALLAH manası da varlığı inkar edilemez mutlak/aşkın bir gerçektir. ALLAH’ı inkar etmek mümkün değil!.. Bilmediğini inkar eden de aslında zannını(tanrısını) inkar etmekte, kendi zannını yalanlamaktadır. Tam manasıyla bilinemeyen, idrakı mümkün olmayan, mutlak/aşkın gerçek inkar edilemez!.. O’nu inkar ettiğini/edebileceğini sanan cahilliğini dile getirmektedir ki, o kullarda da açığa çıkması dilenilen mana budur.

 

Hu’dan Abd’a yolculuk!.. Hu’dan Ruh’a, Ruh’dan melaike’ye, melaike’den abd’a özden inzal olan/açığa çıkan mertebeler açıklanıyor… ALLAH dışımızda bir tanrı değil!.. Zat’ı da zorunlu, gerekli, kaçınılmaz, EmriHi!.. Eğer anlatım babında bir sıralama yapılacaksa başlangıç noktası burası, yani HU!.. HU, Emr(zorunlu, gerekli, şart…) olması yönüyle EmriHİ ile işaret edilmiş!..

 

EmriHİ, Hu’nun, Zat’ın varlığının; zorunlu olmasına, şart olmasına işaret ediyor!.. Ve bu Hu’dan özü, hakikatı Ruh olan(Vahidiyet mertebesi, ilim) melaike(Vitriyet mertebesi, enerji) inzal olur ve böylece abd Hu’dan var olur… AbduHU; HUviyetten inzal olan abdiyet mertebesi!.. Abdullah; Uluhiyetten inzal olan abdiyet mertebesi!.. AbduHU; Abdullah manası içinde, Zat’a(HUviyete) dönük bir abdiyet/kulluk mertebesi!... Abdın Huviyeti(zatı) HU iledir!..  Abd Huviyeti yönüyle HU’dan(Zat’tan)dır!..

 

“La ilahe illaHU”; HUviyete/Zat’a dönüktür... “La ilahe illallah”, Uluhiyete dönüktür!.. HUvallahu Ahad, Allahu Samed!..HUviyet mertebesinde Ahad’dır, Uluhiyet mertebesinde Samed’dir!!.. “La ilahe illa ene”; “Ben mertebesi”, Ruh(Vahidiyet mertebesi, sıfat+esma) ile var olan melaikedeki(Vitriyet mertebesi, enerji-kuvve alemi!) Tek Vücud(Vahdeti Vücud:İlah’un Vahid!) olan Ben hissi, Ferd yaşamı!.. Tek Vücud; Evrensel Akıl(Ruh) ve Evrensel Enerji(melaike) boyutu yani Kozmik Bilinç(Ruh) ve Kozmik Enerji(melaike) boyutu!..

 

Bu boyuttan inzalle abd var olur, madde alemi var olur, alemler var olur!.. Bu Tek Vücud’u takva edinin, bu Tek Vücud şuuruyla korunun(fettekun!)!.. Kendinizi bu Tek Vücud’da görün, bu mistik yolu hal edinin!.. Çünkü madde alemi de dahil her şey bu Tek Vücud’dandır!.. Her şeyi Tek Vücud bilin, Tek Varlık bilin, Tek Yapı bilin!.. Varlığı; HUviyetiyle değişmeyen, ilmi(Ruh) ve kuvveleriyle(melaike) sürekli değişen Tek Bir Vücud bilin!.. Bu mistik yaşam ile şuurunuzu kavileştirmiş, korunmuş ve arınmış olun!..


3-) Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* teala amma yüşrikûn;
(O), Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Onların ortak koştuklarından âlidir.

 

Semavat’ı ve Arz’ı yani her şeyi Hakk olarak, özlerindeki Hakikatinden yarattı… ALLAH kainatın bir yerinde, ötesinde bir tanrı değil!.. “Kainat ve tanrı” şeklinde iki ayrı yapı yok!.. O, her şeyin özü ve Hakikatidir… Öz Hakikat noktasında var olan; Tek Vücud’unu(Ben mertebesi!) evren içre evrenler ve içindekiler olarak inzal eder… Tanrı yok, sadece Ben(La ilahe illa ene)!..Bundan dolayı O; her türlü tanrı manasından arıdır, yücedir!..


4-) Halakal İnsane min nutfetin feiza huve hasıymun mübiyn;
İnsan’ı bir nutfe’den (sperm tohumu) yarattı... Bir de bakarsın ki o apaçık bir hasımdır (konuşkan bir karşı koyucu, tasavvur ve fikir gücüne haiz nizacı bir taraf; birim).

 

Tin 4- (Böylece) hakikaten biz insan’ı en güzel bir sûrette yarattık.5- Sonra da onu esfele safiliyn’e (madde boyutuna, tabiat şartlarına) reddettik (döndürdük, attık). “ ayeti kapsamında düşünecek olursak; bu ayetin(Nahl-4) insanı esfele safiliyn’ine dönük olarak açıkladığı görülür… Asıl İNSAN; ahseni takviym(en güzel mana suretine dönük, “Tek Vücud” şuuruna dönük yaşayan!) olandır!..

 

Ama insan, manasından uzak olarak kendini et-kemik bedenden ibaret ayrı-parça varlık olarak görür; varlığı beş duyusu ile sınırlı çokluk olarak değerlendirir. Böylelikle zayıf olarak gördüğü varlığını sözde koruma adına mevcudat içinde hırslı, cimri, saldırgan vb. olur; korkak, nankör, kafir(örtücü), cahil, aceleci gibi vasıflarla hallenir… Ama, şuurunu “Tek Vücud”da bulan, varlığı “Tek Vücud” olarak gören bu gibi hallerden uzak olur… TEK’lik ile zihni sakin olur, ALLAH ile kalbi sükûn bulur…


5-) Vel en`ame halekaha* lemük fiyha dif`ün ve menafiu ve minha te`külun;
En’am’ı (Kurbanlık olabilen çiftlik hayvanları; beden bilinci) da (O) yarattı... Onlarda sizin için bir dif’ (ısınma, sıcaklık, ısıtıcı şey) ve faydalar vardır... Ve onlardan yersiniz de.

6-) Ve leküm fiyha cemalün hıyne turiyhune ve hıyne tesrahun;
(O hayvanları) akşamleyin (hayvan otlağından; dünyadan) getirdiğiniz (uyku dolayısıyla dünyadan örtüldüğünüz) vakit ve sabahleyin (o otlağa) saldığınız vakit onlarda sizin için bir cemal (güzellik) vardır.

7-) Ve tahmilü eskaleküm ila beledin lem tekûnu baliğıyhi illâ Bi şıkkıl enfüs* inne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
(O hayvanlar), ağırlıklarınızı yüklenir, (onlarsız) ancak Bi-Şıkkıl’Enfüs (nefslerinizin meşakkatı, yarı can, canib-i enfüs) ile ulaşacağınız bir belde’ye taşır... Muhakkak ki Rabbiniz, elbette Rauf’dur, Rahıym’dir.

8-) Vel hayle vel biğale vel hamiyra li terkebuha ve ziyneten, ve yahluku ma la ta`lemun;
Onlara binesiniz ve bir ziynet olsun diye atları, katırları ve eşekleri de (yarattı)... Ve bilemeyeceğinizi şeyleri de yaratır.

9-) Ve alellahi kasdus sebiyli ve minha cair* ve lev şae lehedaküm ecmeıyn;
KasdüsSebiyl (yolun doğrusu, maksada ulaştıran yol) Allah üzerinedir... Ondan (o yoldan) sapan (yol) da vardır... Eğer (O) dileseydi elbette sizi toptan hidayet ederdi.

 

5-9 arası ayetlerde insan bedenine hayvanlar misal getirilerek bedenin işlevi açıklanmaya çalışılıyor… Bedenin insana binek olduğu, ziyneti olduğu, enerji(dif!) sağladığı, manasını yüklendiği gibi açıklamalara yer veriliyor... Ağırlıklarınızı yüklenir, ulaşacağınız bir beldeye taşır, sadece/yalnız nefslerinizin meşakketli öz yolu ile(Bi-Şıkkıl’Enfüs!)…

 

Yani bedenlerimiz ağırlıklarımızı(özündeki boyutları) yüklenir, sayısız boyut geçişlerinden inzal olur… Nefslerinizin meşaketli öz yolu ile (sayısız boyutsal geçiş yolu ile) ulaşacağınız bir beldeye(var olacağınız, var algılanacağınız madde alemine) taşır… Ve insan bedeni ile madde aleminde bu şekilde var olmuş olur…

 

Maksada ulaştıran yol(KasdüsSebiyl) ALLAH üzerinedir, ALLAH manası içinde yer alır… Ondan sapan da vardır, herşey bu yol ile var olmasına rağmen, bu yoldan habersiz tanrı inancına sapan da vardır… Eğer dileseydi elbette sizi toptan hidayet ederdi, tanrı zannından arındırırdı… Ama, yaratımın öz manası ile her şey zaten ALLAH manası içinde yer alır… Yani öz manada şirk yoktur, her şey her an O’nunla var olur, Emrullah’tandır, EmriHİ’dendir…

 

Hidayet kula rahat etmesi için gereklidir, yoksa O’nun açısından hidayete erenin O’na bir faydası yoktur, sapanın da O’na bir zararı yoktur… Hidayet kulun elinde değil, sayısız boyutlar ile onu var edenin elindedir, kul sayısız boyutların etkisi altındadır, bunlardan sadece biri madde alemidir… Hepsi ALLAH manası içinde yer alıp, yolu HU’ya çıkar… Şuura Emrullah geldi, ALLAH’ı inkar mümkün değil!..

 

ALLAH’ın Selamı üzerimize olsun…