“Allah’tan(ullah) örtmesini(ĞFiR) istiyorum(esta)”

07 / Kasım / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Estağfirullah elleziy lâ ilâhe illâ Hû el Hayyul Kayyum ve etubu ileyh.

 

“Estağfirullah” ifadesini “Allah’tan af/bağışlanma diliyorum” manası ile geçiştirirsek, bu duayı yanlış yorumlarız. Ki bu mana ile giriş yapanların çoğu, bu duanın devamını “O’ndan başka ilah yoktur…” şeklinde yorumlamakta, af/bağışlanma dilenecek ilahın Allah olduğu, O’nun diri ve ayakta olan ilah olduğu, bundan dolayı da tevbenin O ilaha yapılması gerektiği gibi basit ve yanlış bir anlayışa kilitlenmektedir.

 

Halbuki “Esta-ğfir-ullah”, “Allah’tan(ullah) örtmesini(ĞFiR) istiyorum(esta)” demektir.(Ğafur, örtücü, örtme işlevi!). Öyleyse, Allah’tan örtmesi istenilen bir şey vardır. Allah’tan örtmesi istenen şey, “ilahe” anlayışıdır. AllaH’ın “HU”su, “ilahe” anlayışını örter. “İlahE” dişi/üretken formatında yazılmıştır. Allah’ın HU’su/Zatı A’ma’dadır, gece gibi her şeyi tamamen örter.

 

Allah ismi ışık gibidir, ışık gelince karanlık örtülür(La ilahe İlla ALLAH!). HU ise gece gibidir, gece olunca her şey örtülür(La ilahe illa HU!). Allah manası Esmalarıyla her şeyi örter, Hepliğinden dolayı ayrı bir varlığa vücut vermez(La ilahe İlla ALLAH!). Hu manası A’maiyeti ile her şeyi örter, Hiçliğinden dolayı Zatında ayrı bir varlığa vücut vermez(La ilahe illa HU!).

 

 Kayyum olan Hayy; HU’dan açığa çıkar, Allah manasındaki Esmalarla yaşar. Bundan dolayı tevbem/dönüşüm O’nadır, O’ndan açığa çıkar, O’nunla yaşar, O’na dönerim, her an O’nunlayım. Varlığım Esmalar, Esmalar Kayyum olan Hayy, HU’dan açığa çıkar. HU’dayken A’ma/Bilinmez/Hiçlik halindedir. Dişilik/üretkenlik yok(la ilahe!) HU indinde, illa/sadece HU. AllaH isminde tam örtücüdür HU. Nötr/Sıfır indidir HU. Bundan dolayı Bilinmezlik/Hiçlik indidir HU.

 

“Allah’tan örtmesini isterim ki” yani Allah manası Esmalarıyla benim kör bilincimi örtsün/kaplasın. Ki/hatta şuurum sonrasında, ilahenin yokluğunu, sadece HU gerçeğini fark etsin. Dişilik/üretkenlik(doğma-doğurma, artma-eksilme…) var sandıran kör bilincim, bu ilahe anlayışım örtülsün; kesin çözüm olan HU indi ile. Çünkü A’ma olan HU indinde İlahe/dişilik/üretkenlik yok. İlla HU.

 

“La ilahe illa HU” yu “O’ndan başka ilah yok” diye çevirmek, gerçekte örtülmesi(Ğafur!) gereken şeyi(ilaheyi) O’na etiketlemek yanlışlığına sebep olur. Böylelikle yapılması gerekenin tam zıttı yapılmış olunur. Örtülmesi gereken örtülmediği gibi, bir de O’na etiketlenerek yanlış üzerine yanlış yapılmış olunur.

 

Böylece şuura şifa olması istenen bu dua, bilinçteki kanserli düşünceyi(ilahe) iyice yayar. Tanrı/ilahe düşüncesi kanserleşerek kişinin kafasında etiketlediği Allah ismine de bulaştırılmış olunur. İşte o kirli(necis) bilinç, Kur’an’a dokunamaz yani Hakiki Bilgiye ulaşamaz. Her bilgiyi o, bilinç kirliliği ile kirleterek beynine işler, anlatılmak istenene zıt, ters sonuçlar çıkarır.

 

O kör bilinç, “ilahE” deki “E” harfini de görmez, görmezden gelir. Görse idi, samimi olsa idi, “O’ndan başka ilahE/dişi/üretken ilah yok” diye yorumlaması gerekirdi. “Doğurmamıştır, doğmamıştır” düsturunu bilir, bu yoruma yeltenemez. Ama ikilem ile yaşamayı da sürdürür. İkileme düşmek/düşürmek, aldanmak/aldatmak, ikilik koşmak kimin/neyin vasıflarıydı, bunu da düşünmesi gerekmez mi?.. Düşünsün ki bilerek veya bilmeyerek girdiği yanlış yoldan doğru yola yönelebilsin…

 

AllâHUmmağfirliy zenbiy külleHU ve dikkaHU ve cilleHU ve evveleHU ve âhıreHU ve alâ, niyyeteHU ve sırraHU!..

 

Hepsi HU’ya… HU’da yokluğa… ZenbiY; günahıM olan “ben”lik, kesin örtücü(Ğafur) olan HU’ya…
İLLA HU!…  
***

 

"Kul euzu BiRabbil Nas" tan açılır; Meliki Nas,İlahı Nas!

 

Nas’ın BiRabbi ne ise(hakikatin olan esma terkibinin Rab işlevi!),Nasın Meliki de, Nas’ın İlahı da odur.Yani Nas’ın hakikati olan esma terkibinin RAB İŞLEVİNE NAS'IN MELİKLİĞİ, NAS'IN İLAHLIĞI söz konusudur. Bunlar hep esma terkibi mertebesinden olan açıklamalardır, Nas’ın esma terkibi hakikatine göredir, oraya aittir. Nas’ın öncelikle bu hakikatini fark etmesi gerekir.

 

Sonrasında RabbiNden(esma terkibi hakikatinden) Allah'a(alemlerin Rabbine, tüm esma terkiplerin Orijini olan sınırsız-sonsuz Esmaya) yönelmesi gerekir. Bu aşamada İlah-un Vahid/Vahid-ul Kahhar anlayışı devreye girerek, sonrasında Allahu Ahad-Allahu Samed Şuurunu devreye sokar.

 

Nas bu aşamaların en başında O'nu bir ilah/öte varlık ZAN eder. Halbuki "İlah-in Nas" açıklaması Nas'ın o zamanki ayrılık anlayışını yıkmak, kendindeki madde insan anlayışını kırıp, esma terkibi "meliki" olduğunu, sıfatlarla "ilahi" tahakkümde olup, "Rab" işlevini açığa çıkardığını hatırlatmak içindir.Ötede bir Rab/Melik/İlah zannı oluşturmak için değildir.

 

Nas’ın esma terkibinin Rabliği söz konusudur ki, Nas hakikati olan bu esmalara Meliktir/Sahiptir, bu esmalarla İlahlığını/hükmediciliğini açığa çıkarır. Rab ismi, melikliği/sahipliği ve ilahlığı/hükmediciliği içinde barındırır. İnsanın Arz'da sahiplik ve hükmedicilik vasfının dahi asıl kaynağı burasıdır.

 

Bu vasıflar insanda vardır, inkarı mümkün değildir. İnsan bu vasıfları istese de, istemese de her an kullanır. Bu duruma en güzel örnek kendi bedenidir.Sınırlı olsa dahi kendi bedenine sahiplik(meliklik) ve hükmedicilik(ilahlık) işlevini sergiler. Bedenine Efendilik(Rablik) işlevini sergiler, onu terbiye etmeye, şekillendirmeye, giyindirmeye, yürütmeye, konuşmaya... vel hasıl her an bir işleme tabi tutar.

 

İnsanın bu Rab(efendilik, şekillendirme) vasfı, bedenine sahipliliğinin(meliklik) ve hükmediciliğinin(ilahlık) bir göstergesidir. Her insan her an bu durumdadır. İstediği kadar "ben Rablik, Meliklik, İlahlık peşinde değilim" diye dursun. Kendi bedeni üzerinde kullandığı bu vasıfları, yeri gelir başkaları üzerinde de kullanmak ister. İnsanları şekillendirmek, onlara sahip olmak, onlara hükmetmek ister. Çoğu zaman dozu kaçırır da aşırıya kaçıp hata eder.

 

İnsanın madden ve manen yaşamını sürdürmesi için; Rab(Efendi, şekillendiren), Melik(Sahip) ve İlah(hükmeden) vasıflarına ihtiyacı vardır. Bu vasıflar olmadan insan bedeninin dahi gereksinimlerini karşılayamaz da hayatta kalamaz. Bu vasıflar olmadan insan, sosyal hayat içinde dahi bir varlık gösteremez, kendini koruyamaz. Yanlış olan bu vasıfların insanda olması, ya da insanın bu vasıflarla vasıflanması değildir. Yanlış olan bu vasıfları insanın sırf bedeninin, nefsinin isteği istikametinde kullanması, insanlar arasında zorba hale gelmesidir.

 

Netice olarak; ALLAH bir ilah/ilahe değildir. O sınırsız-sonsuz Esmasıyla zaten dilediğini, esma terkipleri adı altında yapmaktadır. ALLAH zorlamaz, hükmetmez, OL der, OLur. Hükmetmek/İlahlık, hakikati sınırlı esma terkibi olan Nas'ın göreceli işidir. Nas esma terkibine uyan işlerin olmasını ister ki bunlar hoşlandığıdır. Nas esma terkibine uymayan işlerin olmamasını ister ki bunlar hoşlanmadığıdır. Allah ise, hoşlanmak veya hoşlanmamak gibi duygulardan münezzehtir, o duygusal bir insan tanrı değildir.

 

Nas kendi terkibine uyan şeylere sahip(melik) olmak ister, kendi terkibine uydurmak için hükmeder(ilah), etrafını kendi terkibine göre şekillendirmek(Rab)ister. Alemlerin Rabbi olan ALLAH ise; alemleri olan esma terkiplerini Esması ile devamlı besler, koşulsuz ve sınırsız sever. Ama insan kendisi için hayrı istediği gibi şerri de ister, kendisi için şer yolundan gider. Allah yine koşulsuz ve sınırsız sever, hayır isteyene hayır, şer isteyene şer verir, her isteyene istediğini içinde bulunduğu hale/duruma göre verir.

 

İnsan bu vasıfları Allahu Ahad-Allahu Samed Şuuruna ulaşmaya bir vesile edinmelidir. Bu vasıfları ötede bir tanrıya havale ederek kendindekinden perdelenmemelidir. Varlığı TEK ve BÜTÜN olarak görüp, hakikatte ne yapıyorsa KENDİne yaptığının şuurunda olmalıdır. Varlığı kendi olarak görenin kötülük sergilemesi akıl işi midir? Hayır!

 

Nas Suresi insanı hakikatine döndürerek, insana dışsallık empoze eden vesvese kuvvesinden korumak ister. İnsan hakikati olan RabbiNe(esma terkibine) ki o esma terkibine sahiptir(meliktir), hükmedicidir(ilahtır), öyleyse kendisindeki o içsel vasıflarla korunacaktır. O halde dışında sandığı şeyler aslında içinden açığa çıkanlardır. Aksi halde sahip(melik) ve hükmedici(ilah) olduğu esma terkibinin şekillendirici(Rab) işlevine sığınıp, korunması talep edilmezdi.

 

Yani insan istemedikçe, inanmadıkça dışında sandıklarının zararı ona dokunamaz. Çünkü dışında sandıkları aslında insanın esma terkibinden açığa çıkanlardır ve insan istemedikçe ve inanmadıkça o şeylerin ona zararı mümkün değildir. Ama bu dışsallık zannına öyle alışmışız ki, esma terkibimize hükmedemiyor, gerçek bir korunmaya sahip olamıyoruz.

 

Maalesef insanın bu Rabbani gücüne inancı yok denecek kadar azdır. Her bir şeyimizi o ötedeki tanrıya havale etmiş gibi görünüyoruz. Kendimizden haberimiz yok, kullandığımız özelliklerin adını dahi anmaya korkar olmuşuz. Kur’an bize bizden haber veriyor. İnşallah Oku’ruz da unuttuğumuz Özümüzü hatırlar, halleniriz… Hatırlamaya “Bismillah” ile başlayalım… Hakikatim olan ALLAH manası… Sürekli analım bunu… Anlarsak bu bile yeter, Selam olana… İnşALLAH…