Euzu’nun Harflerin Diliyle Çözümlenmesi

14 / Mart / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

VAV harfi şekliyle anne karnındaki bebek görüntüsü vermektedir… Rahimdeki bebek, karanlıktaki vücut, HU’daki VAV misali… O mevcut olacak(VAV), rahMandan rahiyMe düşenle(MİYM), raHiYmde HaYat bulur. MİYM; kaleM’den gelir, rahMan’dan rahiyM’e düşer. MİYM, ilim(LAM) kuvve(KEF) yüklüdür(MeLiK). Sonrasında MİYM; açığa çıkan(NUN) vücut( VAV) olur…

 

Alemlere tasarruf, alemler/alemlerdekiler iledir. Ötede bir tanrı yoktur, alemlerde işleyen Rab işlevi vardır ki bu işlev özü ilim olduğu için ALLAH’a aittir. Yani alemler; Tekin(ELİF) ilminden(LAM) açığa çıkan ilimlerdendir(LAM), zatındandır/ özündendir(HE). İkra ve RabbüKEl Ekrem… Oku/bak, gör, düşün, anla, yaşa(İKRA)!.. Sana Rab işlevi ikram edilmiştir(RabbuKEl Ekrem). Ki, örneğin bu sayede insandan bebek dünyaya gelir. Ki, sen alakken bile, bu Rab işlevi ile tüm esmalar talim edildi(genlerin ile). Ve senden bu esmalar açığa çıkar, AN BE AN zatından/özünden..

 

Alak 1-6. Yaratan Rabbinin Bi-ismi ile OKU(Rab işlevini kendinde/yaratılışında gör. İsmi/manayı/işlevi, yaratan Rabbin olarak, yaratan Rabbin kabul ederek OKU. İsme/manaya/işleve yönel, onu yaratan Rabbin olarak gör!)!. İnsan’ı Alakdan yarattı(Rab işlevini menide, embriyoda, kanda, gende gör!). Oku(Bak gör, düşün, anla!).. Ekrem Rabbin olarak( ikram edilmiş sendeki Rabbi, senin yaratılışında işleyen Rab işlevini gör !)!. Ki, Bi-Kalem ile ta’lim etti(annede rahim, babada kalem! “İlimlendirdi/bilgi dolu spermi yükledi” kalem ile! Genetik intikal!).

 

VAV’ın şekli anne karnındaki bebeğin görüntüsüne benzemesi gibi, MİYM’in şekli de spermin(SBeRM/Siyn,Be,Rı,Miym) görüntüsüne benzemektedir. RahMan’dan (yaratılışımıza dönük babadan!) RahiyM’e(yaratılışımıza dönük anneye!) geçer. MİYM(MeNi/Miym,Nun) iLim ve Kuvve sahibidir(MeLiK). MİYM; rahmandan rahime rab işlevi gören KaLeM ile talim olur. RabbiN işlevi olan MİYM; Rahmandaki Kalem ile Rahiyme yazılır. Kimi zahirindeki bu gerçeği görmez, kabul etmez, “kendini müstağni gördüğü için(yani; sanki kendi böyle var olmamış gibi)/Alak-7” ve “muhakkak ki dönüş RabbiNedir(yani, muhakkak ki her insan kendindeki Rabb işleviyledir!)/Alak-8”…

 

İkilik yoktur, hiçbir şekilde; teklik vardır, her şekilde… Yapan da, olan da tekdir. Varlık mertebeleri, boyutsallık vardır öz bir şekilde... Öz de bir tanrı değildir. Öz; ikincimiz olan, ötede bir şey değildir. Öz de olanla, gözde olan aslında aynı anda, aynı yerde olan tek şeydir. Olan tek şeye gözden bakanın beyni, zaman ve mekan ayrımına sokarak, farklı algılar o şeyi. Aslında şu an madde boyutu aynı anda enerji(kuvve) boyutudur, aynı anda bilgi(esma) boyutudur, aynı anda zatıdır/özüdür. (AbduHU ve RasuluHU).

 

Aynı anda karşı karşıya getirilebilecek; iki ayrı boyut, iki ayrı mekan, iki ayrı zaman, iki ayrı varlık yoktur özdelikte(özde derken!). Özde bir tanrı var da, kendinden öteleyerek,  başka bir zaman ve başka bir mekanda yaratmış değildir alemleri. OL’ AN OL’ur, AN BE AN… Kendi’nden(özden), kendiliği’nden(ilimden) olur(ötedeki bir tanrıdan değil!). OLan ve OLdurtan ayrımı/ikiliği dahi yoktur OL-AN’da… OL-AN; O(O/Öz), İlimdir(L/Lam), ayan olup(A/Ayın) açığa çıktığında(N/Nur)…

 

Yazımıza “Euzu…”nun harflerin diliyle çözümlemesine geçelim. Tabi ki kapasitemiz ölçüsünde, anlayışımız kadarıyla, tefekkürümüze açılanları dilimiz döndüğü kadarıyla, kelimelerin gücü nispetinde, yazıya aktarıp, dostlarla paylaşıma devam edelim …

 

Euzubillahimineşşeytanirraciym

 

Euzu: Elif-Ayın,Vav-Zel

 

Mevcudat(vücut bulan her şey, mana ve yapısı!) özü ilim olması dolayısıyla, O’na abddır. Çünkü, ayan olur(AYIN), özündeki noktaya(BE) dal olarak(DAL). Bir ağacın dallarının, ağacın kökünden beslenmesi gibi. Bir ağacın bilgi olarak tohumda saklı olması gibi. İnsanın özelliklerinin özündeki gende saklı olması gibi. Kainatın bir noktadan açılması(Bing-Beng), özelliklerinin noktada saklı olması gibi. Altında nokta olan BE’yi bir de bu açıdan zahiren değerlendirelim… Öyleyse özde(noktada) teklik var!..

 

Bundan dolayı açığa çıkan; özüne, özünün özelliklerine abddir. Özden ilim ve kudretle fıtratlanmış, programlanmış, şakullenmiş olarak meydana gelir. DAL harfi bu varlığının oluşumuna ait doğal kulluk halinin sembolüdür. ZEL harfi DAL harfi üstüne nokta konmasıyla oluşmuştur. ZEL harfi; Özünün özellikleri ile var olanın, mevcudatta açığa çıkan noktasına, yani birimselliğe bağlanıp, kendini özüne, tekliğe kapama, açığa çıkmış haliyle kendini noktalama halidir. Birimsellik anlayışı, çokluğa dönük yaşamı, benlikleri, bencillikleri açığa çıkardığı için insanı zelil kılar, perişan eder.

 

Bu gerçekten dolayı; Muzill esması ZEL(birimsellik) bilgisiyle(LAM) işlevde(MİYM) olmanın ortaya çıkaracağı zelil/perişan yaşama işaret eder.Muzill’de LAM’ın ikilenmesi(şedde!), her birimi ayrı bir ilim varlık olarak değerlendirmenin, her birimi ayrı varlık görmenin işareti olabilir. Zül Celali Vel İkram(Zel-Vav-Elif-Lam-Cim,Lamelif-Lam-Vav-Elif-Lamelif,Kef,Rı,Elif-Miym) esmasında ise; birimin(ZEL) vücudunun(VAV) tekliği(ELİF) ve ilmi(LAM) cem ettiği(CİYM), birimsel ilmi tekilliğinin/birimsellik bilincinin(LAMELİF) bütünsel ilimle(LAM) vücut bulduğu(VAV), Teklik(ELİF) ile birimsel ilmi tekilliğinin/birimsellik bilincinin(LAMELİF) var olduğu, kuvvelerin(KEF) irsalinin(RI) Tekin(ELİF) işlevi(MİYM) olduğu açıklanmaktadır…

 

Euzu: Elif-Ayın,Vav-Zel

 

Sığınırım… Korumasız olup, korunmaya ihtiyaç duyacak bir durumla karşılaşan, kendini koruma amacıyla sığınacak yer arar. En büyük cihat, nefsle cihattır, insan en çok kendinden korunmaya muhtaçtır. Çünkü insanın kendine verdiği zararı hiçbir kimse ona vermez. Tüm zararlar insanın kendinden, kendi yanlış anlayışından, yaşayışından kaynaklanır.

 

Sığınırım… Neyden sığınırım?.. Birimsellik anlayışından(ZEL) sığınırım. Neye sığınırım?.. Tekliğe(ELİF) sığınırım. Birimsellik anlayışını oluşturan nedir?.. Ayan olan(AYIN) vücuttur(VAV)… Halbuki; birimi(ZEL) ayan eden vücut(AYIN,VAV) Tekdir(ELİF). Birim, Tek vücuttan ayan olur. Birim olarak açığa çıkanların özü Tek vücuttur.

 

Bu Teklik şuuruna sığınırım, bu Teklik şuuruyla mevcudu değerlendiririm, bu Teklik şuuruyla yaşarım. Varlıkta Birlik ve Bütünlüğü esas alırım. Birimsellik anlayışından arınır, bütünselliğe; çokluk zannından arınır, Tekliğe yönelirim. Böylelikle parçalanmam, parçalamam; bölünmem, bölmem; ayrı-gayrı görmem; huzur ve sükun içinde SEYR eylerim alemimi…

 

“Euzu/sığınırım” sözü bile harfleriyle “neyden-neye” sığınılacağı sorusuna cevap sunuyor… Harfleri kelimeyi açıklıyor, soruları cevaplıyor… Ayan olan mevcudatın(mevcudu değerlendiren beynimin) zel-zel’e(ZEL!) etmesinden (birimselliklerle titremesinden), Teklik şuuruna sığınırım(tekliğe ve bütünselliğe sığınırım)… Ne cömert bir Alimdir Allah, ne cömert bir Alimdir Hz. Muhammed(AS), ne cömert bir ilimdir Kur’an-ı Kerim… İnsanın ömrü ve ilmi, yazmaya yetesi değil… Öyleyse Euzu ile OKU’yalım…

 

Billahi: Be,Elif-Lam,Lam,He

 

Birimin özündeki noktada(Be) Teklik(Elif) vardır… Özü/hakikati(Be) Tekliktir(Elif)… Özde(Be) Biriz(Elif)… Tek olanın(Elif) İlmiyle(Lam) ilimlenerek(Lam), özden(He) var oluruz… Özümüz(He), öz noktamız olan(Be) Teklik(Elif), İlmiyle(Lam) ilimlendirerek(Lam) var eder bizi… Özdeki özellikler açığa çıkar bizden. Noktadan kainatın, tohumdan ağacın, alaktan insanın var olması emsali… Mevcudun özündeki noktada(Be) Teklik vardır, açığa çıkan ilim(Lam) özündeki ilimdendir(Lam,He)…

 

Müheymin; hiçliği hissettiren,hayrete salan,yüceliğiyle kendinden geçiren demektir. Miym,He,Ye,Miym,Nun harflerinden oluşmuştur. Açığa çıkan(Nun) işlev(Miym), özündeki ilim-kudretin(Ye), özünün(He) işlevidir(Miym). Ağacın tohumda, insanın gende, kainatın noktada saklı olması misali…

 

Bir tohumu ikiye böldüğümüzde görüntüsüyle HE’nin şekline benzer. O tohumun içinde özü vardır. Gözde o tohumun içinde bir şey görünmez, ama özde o tohumda ilim ve kudret vardır. Ki ağaç o özden vücut bulur. HU, HE ve üstünde ötreden oluşur. Ötre VAV görüntüsü verir. HE’nin VAV’ı açığa çıkarması, tohumun özünün ağacı açığa çıkarması misali, mevcudat özünden açılır.

 

HUVE’de ise bu gerçek harflerle iyice açılır. HUVE, HE ve VAV harflerinden oluşur. Özden(HE) mevcudatın(vücudun) açığa çıkmasına, mevcudatın özde mevcudiyetine işaret eder. Kainatın noktanın patlaması ile özden açığa çıkması, tohumun parçalanmasıyla özden ağacın açığa çıkması, yumurtanın çatlamasıyla özden canlının vücut bulması misalleri gibi…

 

Tüm bunlar özde ilim ve kudret olarak mevcuttu. Özde iken A’ma(bilinmezlik) halindeydiler, açığa çıkınca bilinir oldular. Ağaç tohumun özünde ilim ve kudret olarak mevcutken bilinmemekteydi, ağaç olarak açığa çıktığında bilinir oldu. Zatında/özünde A’ma’daydı, açığa çıktığında bilinir oldu. İnsan ve kainat da noktasında(tohumunda, geninde) A’ma’da iken, özden açığa çıktığında/algılanır olduğunda bilinir oldu.

 

Mine: Miym,Nun

 

Miym, işlev… Nun, açığa çıkan… Miym,Nun; açığa çıkan işlev… Mineşşeytan; “açığa çıkan şeytaniyet işlevi” demek olur… Yani “şeytandan” ifadesi, “açığa çıkan şeytaniyet işlevinden” manasındadır. Şeytan, aldatan manasında insandaki vehim olarak da değerlendirilmektedir. Şeytan; açığa çıkan, aldatan bir işlev, bir mekanizmanın adıdır.

 

Kur’an’da şeytan için “sizin APAÇIK düşmanınızdır” ifadesi geçer… Mevcudat açığa çıkan çokluk görüntüsüyle, bizim şuurumuzu Teklikten uzaklaştırarak, APAÇIK düşmanımız olan şeytaniyet işlevini gerçekleştirir her an… Ne de olsa kıyamete kadar kendisine mühlet verilmiştir… Kıyamet’i ile birlikte kainatın şeytanlığı da elbette sona erer…

 

Ve şeytan acele ettirendir… Kainatın özündeki noktalar da öyle aceleyle(hızlı) değişerek çokluğu algılatır, algılarımız ile beynimize… Beynin(nasiye, ön tarafı) bu özelliği ile şeytanlık yapar insana. İnsan ölümü tadıncaya kadar sürer beynin şeytanlığı, kıyam’et-e kadar sürer kainatın şeytanlığı… Fakat bu açıklamaları “dünyada a’ma olan, ahrette de a’ma olur” ve “ölmeden evvel ölünüz” işaretleri doğrultusunda değerlendirmek gerekir… Tekliğe erip, gereğini yaşayan ölmeden evvel ölmüş, varlığı kıyam-etmiş olur…

 

Şeytan: Elif-Lam,Şiyn,Ye,Tı,Elif-Nun

 

Teklik(ELİF) ilmiyle(LAM) yakıyndir çokluğa(ŞİYN), çünkü çokluğun özündeki ilim-kudret boyutudur(YE), ama çokluk gizler(TI) Tekliği(ELİF) açığa çıkmış haliyle(NUN)…Şeytaniyet mekanizmasının temeli; çokluk algısı ile Tekliği gizlemesidir… TI harfi Batın isminde geçmekteydi. Batın ismi BE,ELİF-TI,NUN harflerinden oluşmaktaydı. Hakikat noktamızdaki/özümüzdeki(BE) Tekliğin(ELİF), açığa çıkardığının(NUN) bize gizli olan yönü(TI), algılanmayan tarafıdır… Bundan dolayı Batın; algıya gizli olan, beş duyuyla algılanmayan demektir…

 

Şeytan isminde ise  TI,ELİF sıralaması şeklinde birlikte yazılmıştır… Batın isminde BE,ELİF; Tekliğin öz noktamızda olması işareti verilirken; Şeytan isminde TI,ELİF; Tekliğin gizlenmesi manası verir. Batın isminde ELİF-TI ifadesi ise; gizli olanın Teklikten olduğu vurgulanırken; Şeytan isminde TI,ELİF şeklinde harf sırası ters yazılıp, Tekliğin gizlenmesi manası verilmiştir. Şeytaniyette her şeyi ters çevirerek, aldatan bir mekanizmadır. Tekliği çokluk, varı yok, yoku var, doğruyu yanlış, yanlışı doğru… şeklinde gösterir. Sıradaki son harf olan NUN işareti ile Nur’dan(enerji/manadan) açığa çıkanla(mevcudatta), algıya(beş duyuya) Teklik gizlenildiği açıklanmıştır(çokluk algılatılmaktadır).

 

Bu gizliliğin sebebine ise; ŞİYN işaret etmektedir. ŞİYN üç noktası ile çokluğa sembol olmaktadır… ŞİYN harfi SİYN harfine üç nokta eklenmesi ile oluşmuştur… SİYN harfi ise, yakıynlığa, genişliğe semboldür… ŞİYN harfi çokluğun(üç noktası!); Tekliğin yakıynlığı ve genişliği ile(SİYN kısmı!) açığa çıktığına işaret etmektedir… Yani çoklukta Tekliktendir… Ama şeytan isminde; Teklik kısmı gizlenmiş(TI,ELİF!), geriye ŞİYN’e dönük çokluk anlayışı açığa çıkarılmıştır.

 

İnsandaki şeytaniyet vasfı Teklikten uzak, çokluk anlayışı ile yaşama bilincidir… Birimselliği(ZEL) de aşılayan bu çokluk anlayışıdır… Bundan dolayı “Euzu” ifadesinde birimsellik anlayışından(ZEL’den!) Teklik anlayışına(ELİF’e), birimselliğin(ZEL) açığa çıktığı mevcudatta(VAV) Tekliği(ELİF) görmek(AYIN) şuuruna sığınılmaktadır…

 

“Billahi” ile hakikatimizdeki Teklik noktasının(BE,ELİF) İlminden(LAM) ilim olarak(LAM) var olduğumuz öze(HE) dikkat çekilmektedir… Birimin ve mevcudatın varlığının özündeki Teklik noktasına dayandığı, özde bir oldukları, ilim ile var oldukları açıklaması getirilmektedir, Euzu’nun peşindeki Billahi ile…

 

Sonrasında ise “mineşşeytan” ile şeytan ismi ile açığa çıkan işleve değinilmektedir… Şeytan ismindeki harflerle, açığa çıkan bu işlevin de özdeki ilim-kudret boyutuna dayandığı(YE); çokluk anlayışı oluşturup(ŞİYN) Teklik anlayışını gizlediği(TI,ELİF) vurgulanmaktadır… Böyle bir anlayışın açığa çıktığına(NUN) dikkat çekmektedir… Açığa çıkan Tekliği şuura gizleyen bu birimsel çokluk anlayışından(mişşeytan), Euzubillahi ile özdeki Teklik ilmine/Teklik şuuruna sığınılması telkin edilmektedir.

 

Raciym: Elif-Lam,Rı-Ciym,Ye,Miym

 

Raciym, recm edilmiş, taşlanmış ifadesi insanın dünyasından, insana misal olarak sunuluyor… Raciym ile kastedilen gerçek mana, uzaklaştırılma, uzak olma manasıdır… Yani, aslında şeytanın işlevinin gerçek dayanağı yoktur, aslonan Tekliktir, çokluk algıya göre var olan bir vehim ürünüdür… Çokluk uzaktır Teklikten, çokluk yoktur, Teklik vardır gerçekte… Çokluğun gerçekliği yoktur; Teklikten uzaktır, insana tuzaktır…

 

Niye uzaktır, raciym’in harflerine bakarak anlamaya çalışalım: Tekliğin(Elif) İlminden(Lam) irsal olunur(Rı), Tekliği ve ilmi Cem etmiştir(Ciym), özündeki ilim-kudret boyutu(Ye) işlevdedir(Miym)… Çokluk sergilenen bir ilimdir, özünde Teklik(Elif) ve ilim(Lam) vardır, özden ilmi irsal(Rı) olur, ilmi özünde cem(Ciym) etmiştir, özünde ilim-kudret(Ye) işlevdedir(Miym)… Yani Teklik buram buram kokmaktadır çokluğun özünde… Bir nokta iken çokluk, o öz halde iken, Tekdi, İlmi/bilgiyi/esmayı cem etmişti/toplamıştı o öz noktasında… O öz noktası ilim ve kudret sahibiydi. Şimdi(her an) o öz noktanın ilmi ve kudreti işlev sahibidir, onun ilminden irsal olur her şey…

 

CİYM harfi Cebbar isminde yer almaktaydı… CEBBAR; hükmünü zorunlu olarak ister istemez kabul ettirendir... Cebbar ismi; CİM,BE,ELİF-RI harflerinden meydana gelmekteydi… Cem etmiştir(CİYM!) hakikatindeki/özündeki noktasında Tekliği(BE,ELİF!), Teklikten irsal eder(RI!)… Öyleyse Cebbar bir zorlamanın değil, zorunluluğun ifadesi, açıklamasıdır ki özden irsale, açığa çıkmaya, öze bağlılığa işaret eder…

 

Öz nokta haldeyken, o özde cem etmiş ilim irsal olmaktadır her an. Ağacın bilgisinin tohumun özünde cem etmesi gibi bir hale işarettir CİYM sembolü… CİYM harfi, HA harfinin ortasına nokta konulmasıyla oluşturulmuştur… CİYM harfi; Hakikati(Tekliği ve İlmini) noktasında toplayan(Cem eden) Hay olan manasına gelmektedir… HI harfi ise; HA harfinin üstüne nokta konulmasıyla oluşturulmuştur… HI harfi; hayat açığa çıkarılmış olan, hakikatindeki noktasından açığa çıkarak hayat bulmuş, hakikatin/hayatiyetin açığa çıkmış noktada olması, yaratılmış olan demektir… HI harfi, Halik/halak isimlerinin başında yer alır…

 

HA harfi ise; Hakk ve Hayy isimlerin başında yer almaktadır; Hakikate(KAF hakikati) ve Hayatiyete(YE hayatiyeti) semboldür… YE özdeki soyut ilim-kudrettir, KAF vücut mertebesi olarak açığa çıkan özümüzdeki mana-enerji boyutudur… KAF, YE’nin vücut bulmuş halidir… (Takyon boyutu(YE) ve kuantum boyutu(KAF)…)

 

 RI harfi Rab isminde geçmektedir. Rab ismi RI,BE harflerinden oluşur. Özdeki noktadan(BE) irsal olduğuna(RI) işaret eder. Açığa çıkan nokta halindeyken, özde ilim-kudret sahibidir. RabbiY(Benim RabbiM) bu gerçeğe işaret eder. RabbiY; RI,BE,YE harflerinden oluşur. Özdeki/öz haldeyken ilim-kudret sahibi olan(YE), hakikatimiz olan noktadan(BE) irsal olunur/algılanır olunur(RI). RabbiKE(senin RabbiN) ifadesi; RI,BE,KEF harflerinden oluşur ki kuvvelerin(KEF) hakikat noktamızdan(BE) irsal olduğuna(RI) işaret eder.

 

RabbiHİ(onun Rabbi) ifadesi ise; RI,BE,HE harflerinden oluşur ki hakikatimiz olan noktadan açığa çıkıp(BE) irsal olanın(RI) özümüz(HE) olduğu anlaşılır. RabbihiM(onların Rabbi) ifadesi; RI,BE,HE,MİYM harflerinden oluşur ki işlevin(MİYM) özden olduğu(HE), özün işlevinin(HE,MİYM) hakikat noktamızdan(BE) irsal ettiği(RI) anlaşılır.

 

Bu açıklamaları anlamak için zahirimizden somutlaştırmak için şu örnekleri verebiliriz: Rabbihim ifadesini insana dönük olarak değerlendirdiğimiz de onların Rabbi onlar(hepsi tek bir noktada) MİYM halindeyken(kainat nokta halindeyken, tek gen hükmündeyken) öz(HE) noktasından(BE) irsal eder(RI), açığa çıkarıp algılanır kılar onları… Senin RabbiN(RabbiKE); nokta/öz halinden(BE) irsal eder/açığa çıkarır(RI) kuvvelerini(KEF) de sen spermden ilim-kudret yüklü olan genetik aktarımla var olursun… Rabbim(RabbiY); ben öz halindeyken, özümde bulunan ilim ve kudretten(YE) irsal eder(açığa çıkarır) beni, anne ve babadan…

 

İnsanı bir spermden, ağacı bir tohumdan, kainatı bir noktadan(nokta halinde özden, özdeki ilim-kudretten, kuvveden) açığa çıkarır. İnsana babasında ve annesinde yer alan genlerden intikal eder, çekirdeğe de meyvesi olduğu ağaçtan intikal eder. Öyleyse kainat çekirdeğine/genine de alemlerin Rabbi olan erRahmanirRahiym ALLAH’tan intikal eder ÖZ, ki haMd O’na aittir... Onların Rabbi(RabbiHİM) yani kainat bir nokta iken, onlar ilim ve kudret olarak o özde mevcut iken, o özden irsal eder, işleviyle tek noktadan…

 

O halde sığınalım çokluktan, Teklik şuuruna; birimsellikten, bütünsellik anlayışına... Tüm sorunların temeli, Tekliği bilincimize gizleyen, çokluk vehmiyle var sanılan birimsellik zannıdır. Bölünmenin/bölücülüğün temeli ayrılık-gayrılık anlayışıdır… Herkesi kendi ile aynı, tek gören de olmaz birimsellik… Sorunların kaynağı ayrılık-gayrılıkta, çözümü aynılık-teklikte...

 

Varlığı ben-sen-o-biz-siz-onlar diye bölen bilinçte ister-istemez benlik-bencillik açığa çıkacaktır az ya da çok… Teklik şuurunda ise ayrılık-gayrılığa yer yok… Hem ondan(birimsellik/çokluk), hem bundan(Bütünsellik/Teklik) olmaz bu yolda, ELİF gibi TEK ve düzdür bu yol... TEK BEN’in yoludur bu yol, benlerin değil; bu yol BEN’i bölen, benleri öven, insanı dünyaya gömen bir yol değil... Bu yol özün yoludur ki özde teklikten başka bir şey yoktur, hiçbir şekilde hiçbir kimseye dünyalık bir ayrıcalık ve üstünlük vermez… Üstünlük takva(ELİF-LAM,TE,KAF,VAV-YE) iledir…