Ey İnsan! Hani Bir Zamanlar Melaikeydin...

11 / Aralık / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Hani bir zamanlar...

 

Anne karnında iken, ruh nehf edilmeye yapı olarak hazır hale geldiğin anlar...

 

Rabbin...

 

Seni topraktan(yetişen bitkileri ve onlarla beslenen hayvanların etlerini yeyip babada meni, annede yumurta oluşturan) ve sonra anne rahminde  bir nutfe (su, sperm)’den, sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo)’dan, sonra muhalleka (şekli-yapısı-azaları belli, fiziksel hılkatı tam) ve gayrı muhalleka (belirsiz) bir mudğa’dan (bir çiğnem et’ten) yaratıp ruh nehf edecek hale getiren Rab oluşumu...

 

Melaikeye...

 

Anne karnındaki o bebekte ruh olarak açığa çıkarılacak nur yapılı canlılara...

 

"Muhakkak ki ben meydana getireceğim Arz'ın içinde(bedenin içinde) bir Haliyfe(esmalarıma Halife olanı!) " der.

 

Yani, anne karnındaki o bebeğin beyninden açığa çıkaracağı, o yapıya uygun meleklerin ruh olarak nehf etme aşamasına gelir. Melaike anne karnındaki o bebeğe ruh olarak nehf olacağını, o bebeğin beyninin hücrelerinin genetiğinden ruh olarak açığa çıkarılacağını oluşta fark ederler... Bu fark edişle birlikte;

 

Onlar da(Melaike):


"Orada fesat çıkaran, kan döken kimseyi mi(insanı mı) meydana getireceksin, biz (Bi-) hamdinle  tesbih ve seni takdis edip dururken?.." derler.

 

Yani, melaike aralarından bir grubunun, insan bedenine özünden gelir bir şekilde ruh olarak nehf olacağını fark ederler. Melaike o bedene ruh olarak nehf edileceğini, insan bedenine özdünden açığa çıkıp bürüneceğini anlarlar. Ruh nehf edilmeden o bebek henüz insan olmaya hak kazanamamıştır, o bebeğe insan olma hakkı o ruhun nehf edilmesi ile sağlanır. Ki böylelikle sonsuz bir hayata kavuşur. Öyleyse, insan gerçekte melek demektir. İnsan, ünsiyetten yakın manasına gelir ki Rabbine yakın olan varlıklar meleklerdir(Billahi ve melaiketihi!). O bedene insanlığı kazandıran, ruh olarak nehf olan melaikedir.

 

Ayetlerin gerisi malum... Benim anladığım...Rabbin gerekli oluşumu oluşturmuş, anne karnında o bebekte melaikenin ruh olarak nehf olması için gerekli tüm esmayı talim etmişti, yani o bedendeki beyinde melaikeden ruh nehf olacaktı, tüm esmaları ile bu oluşuma hazır hale gelinmişti. Melaikenin o bedendeki beyinde ruh olarak nehf olma sırası gelmişti, beyin esmasıyla yani tüm özellikleriyle kendinde o ruhun nehf edilmesine hazırdı, melaikenin bu oluşa karşı bir iradesi söz konusu değildi. Melaike de beyindeki tüm esmanın içinde yer eden terkipsel esma kuvvesiydi. Beyinde o terkipsel esma kuvveleriydi, neticede ruh olarak nehf edilecekti. Edildi, ediliyor, her doğan insan ile bu oluşum yaşanıyor.

 

Yani, bu ayetleri her doğan insanın kendi oluşumuna dönük olarak değerlendirmesi de gerekir. Geçmişte yaşanıp olmuş-bitmiş bir hikaye gibi görmemesi gerekir.Bu olay her doğan insan ile, o insana dönük olarak yaşanmaktadır ki Kur'an bu gerçekten dolayı her insana hakikatine dönük olarak seslenir, evrenseldir, an'a dönüktür. İnsanlar akletsinler, düşünsünler, kendilerinde bulsunlar da hakikatlerini fark edip ona göre yaşasınlar gayreti içindedir...

 

Şimdi bizim için asıl önemli noktaya gelelim...


Hani (o vakit) Melaike’ye “secde edin Adem’e”, dedik... Behemehal secde ettiler... Ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi (Hakkın ğayrına yerleşti);zaten gerçeği örten (kafir) lerdendi.

 

Anne karnındaki bebeğin beyin genetiğine uygun melaike grubu özden gelir bir şekilde ruh olarak nehf oldu. Behemehal, hemen, otomatikman, doğal olarak, istisnasız, karşı koymaksızın o beyinde açığa çıktılar. Ve kendilerini Arz'dakinde/o bedendeki beyinde halife olarak yer edindiler. O bedende halife özelliğini açığa çıkaracak şekilde, o bedeni halifeliğe dönük kullanacak şekilde kabul ettiler. Bu manada o bedeni kabullendiler, soyut alemden somut aleme geçişi kabullendiler, bedende halifeliği yaşayacak uyumdaydılar, nur boyutu ile beden boyutu arasındaki nar(negatif enerji) boyutta takılı kalmadılar. Ama, biri hariç. İşte o(iblis denen alan) beyinde kendine bir negatif enerji alanı oluşturdu.

 

Yani, her doğan insanın beyninde pozitif alanları melaike, negatif alanları iblis ismi ile anılan bölge oluşturdu(iblis, iltibasa düşen, ikileme düşen demektir, ne melaike yapısında kalan, ne de insan bedenini kabullenen, arada, negatif enerji alanında kalan bölgedir!). Beyindeki bu negatif manyetik alan enerji bölgesinin insan farkında olmadığı için cin(gizli!) ismiyle anılır. Bu bölge kendini insandan ayrı ve üstün görmektedir("onu topraktan/hücreden, beni ateşten/enerji yarattın" ifadesindeki görüşü!). "Her doğanla bir cinni doğar" açıklamasını bu bağlamda yorumlamak gerekir.

 

Bu bölge insana hakikatini örttüğü için kafir olarak isimlendirilir. "Ben cinnimi müslüman ettim" ifadesi, diyenin bu bölgesini de melaike yapısına dönüştürdüğünü, oradaki şeytaniyet(aldatan, aldanan) vasfını ortadan kaldırdığını, oradaki kibir, büyüklenme vasfını ortadan kaldırdığını, ikilemlerden kurtardığını ifade eder...İnsan ya beynindeki bu bölgeyi de müslüman eder de birlikte, bir olarak cennete girer; ya da bu bölgenin hükmü altına girip(ey cin topluluğu, insanların ekseriyetini hükmünüz altına aldınız!) birlikte, bir yapıda cehenneme girer. Bu dünyada da, devamında da...  İnsan Arz'dakinde/Bedendekinde/beyinde Haliyfe/hüküm sahibi olmalıdır ki, o cinni alanın etkisinde kalıp kendini et-kemik bir bedenden ibaret görmesin, beyninin kuvvelerini doğru kullanıp, kendisine bahşedilmiş aklını bozmadan kullanıp, hakikatinin esmalara dayanan melaike olduğunu bilsin ve yaşasın. Amin..

 

Ayetler Rabbin yarattığı oluşumun lisanı haline işaret eden seslenişlerdir, Rasulün dilinden... Rabbin Adem'i yaratacağı zaman melaikeye oluşumunun lisanı haliyle sesleniyor. Niye melaikeye sesleniyor oluş diliyle? Çünkü, melaikeyi insan bedenindeki beyninden özden gelir bir şekilde ruh olarak nehf edecek. Melaike bunun fark edişi içinde! Melaike Rabbin oluşunu sorguluyor, niye? Çünkü melaike insan bedenine ruh olarak nehf olacağını fark ediyor. Olay her insan için aynı olmakla birlikte, her insana nehf olunan melaike grubu farklılıklar içerir. İnsanların farklılıkları da buna dayanır. Her insanda açığa çıkarılan esma kuvveleri farklıdır. her insanda açığa çıkan iblis kuvvesi etki alanı olarak farklıdır... İnsana düşen, tüm esmaya yani ALLAH'a yönelip, beynindeki meleki alanları genişletip, iblis/şeytan/kafir/cin alanını ortadan kaldırmaktır. Ki işte o zaman o gerçek manada İNSAN olur da Haliyfe'liğinin gereğini yaşamış olur... Dualarımız bu yöndedir...

 

Ve dedik ki(efaldeki canlıların oluşumdaki Rab işlevleri diliyle!) “Ya Adem(İNSAN, kendisine tüm esma talim edilen ZAT!), sen(esmaların açığa çıkışı olan melaike yapın/ nefh olunan ruh!) ve eş’in(ve bunların açığa çıktığı beynin yer aldığı bedenin ile!) cenneti(esma yaşamını, esmalardan açığa çıkış şuurunu!) mesken edinin(muhafaza edin, bu şuurda kalın!)... İkinizde(ruhen, bedenen; manen, aklen) oradan(esma cennetinden), dilediğiniz kadar bol bol yiyin.(Esmaların dışında ayrı bir varlığınız olmadığı şuurunu kaim kılmak için esmaların tümüne yönelin!).. Fakat şu şecere’ye(yasak, meyve vermeyen/getirisi olmayan ağaca/bedensellik zannı verip esma hakikatini örten vehmi birimsel bilince!)  yaklaşmayın, (yaklaşırsanız, o zaman) zalimlerden olursunuz(hakikatinize zulm etmiş, et-kemik bedensellik yaşamı ile benlik içinde kendi kendinizi helak etmiş olursunuz)”

 

(Ayetler; Bakara 30-35)