4113 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor:
"Resûlullah (S.a.v) (bir hadis-i kudsi`de) Rabbinden naklen buyururlar ki:
Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâla da:"Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Allah Teâla Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der.
Allah Teâla da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu.
Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758).
Avam anlayışında bu hadis genelde şöyle yorumlanır:
Kul günah işler ve peşinden af diler. Rabbi de onu af eder. Kul bir daha günah işler ve peşinden bir daha af diler. Rabbi de yine onu af eder. Kul ne kadar günah işlerse işlesin, af dilediğinde Rabbi de onu hep af eder. Yüzeysel bakıldığında bu hadis; “sürekli günah işleyip, af dileyen bir kul ve ötesinde onu af eden bir Rab” izlenimi verir. Bu izlenimde olanların bir kısmı, bu hadisi kabul ederken, bir kısmı inkâr eder.
Bu hadisi inkâr edenler, “her suçu af edildiğini düşünen kul suç işlemeyi bırakıp, nasıl doğru yola girebilir; bu durum suiistimale kapı açar, insanı ikiyüzlü yapar, günah işlemeyi alışkanlık edindirir.” derler. Avam anlayışı ile hepsi(kabul eden de, ret eden de) bu hadisi yüzeysel ve yanlış yorumlar. Bu hadisin gerçek manasını anlamak için, daha derine inmek, özüne eğilmek, tasavvufa gönül vermek, inceliklerini inmek gerekir.
İşte o an anlaşılır ki, bu hadiste ayrı ayrı zamanlarda ve mekânlarda sürekli günah işleyen ve işlediği bu günahlar için aynı anlayışla aflar dileyen bir kul, onu öteden sürekli af eden basit bir tanrıdan bahsedilmiyor. Ve fark edilir ki ne kulun sırf kendisine ait ayrı bir varlığı ve iradesi var, ne de onu öteden af eden onay merkezli ayrı bir tanrısı var. Af olmaktan kasıt, kulun yanlış anlayışından, bakış açısından kurtulması, arınmasıdır. Af dileme; lafla geçiştirme, öteye havale etme, köşeye çekilme değildir.
Kul için asıl günah gizli şirktir. Kuldaki gizli şirkin kaynağı bilincindeki kopukluk, bakışındaki yanlışlık, anlayışındaki bozukluktur. Bu haldeki kul da kendinde O’ndan ayrı bir varlık ve irade görerek, “ben günah işledim, ben af diliyorum” diyerek adeta varlık ve irade sahipliği iddiasında bulunur da gizliden gizliye Allah’a şirk koşar.
Sonrasında bu halini fark eden kul, asıl günahını anlar da teşbih makamında Varlık ve İradenin Allah’a ait olduğunu bilir de “affına af” diler yani o anlayıştan, bakıştan kurtulur, arınır, yükselir. Sonrasında tenzih makamında O’nun Varlık ve Oluştan dahi beri olduğunu fark eder de “affının affına af” diler yani o ikinci anlayıştan, bakıştan da kurtulur, arınır, yükselir. Kul hesabı nefsine/kendine verir, ötede olan birine değil. Ötede bir tanrı yok, sadece özellikleri özümüz/hakikatimiz/manamız olan O. Af istemek, insanca bakıştan kurtulup, Allahça bakışa yönelmek demektir. Sözü söyleyip, köşeye çekilmek değildir.
Kul birinci günahında “Ya Rabbi günahımı affet!”, ikinci günahında “Ey RabbiM günahımı affet!”, üçüncü günahında “Ey Rabbim BENİ affeyle!” diyor. “Rabbi” ifadesi “RabbiM”e, “günahımı” ifadesi “BENİ” ifadesine dönüşüyor. İlkin “Ya Rabbi” ifadesinde ötedeki bir Rabbe yönelme söz konusu iken, ikincide “Ey RabbiM” ifadesi ile kendindeki Rabbe bir yönelme söz konusudur. Üçüncüde ise, asıl günahın “BEN” zannı olduğuna “günahımı affet” yerine “BENİ affeyle” ifadesinin kullanılması işaret ediyor.
Bir kul var ortada. Kendi özgür/ayrı varlık ve iradesiyle bir günah işlediğini sanan. Rabbi kendinden ayrı, ötede bir varlık olarak düşünüp, O’nun iradesini sınırlı sanan. İki ayrı varlık ve irade zannı içinde, kendi varlık ve iradesi ile bir günah işlemiş kul ve onun ötesinde ayrı, kuldan arta kalanla sınırlanmış bir varlık ve irade sahibi bir Rab. Ve bu yanlış bakışla o kul “Ya Rabbi günahımı affeyle!” diyor. “ ötedeki Rab, ben senden ayrı, özgür varlığım ve irademle bir günah işledim. Sen benin işlemiş olduğum o günahı affet” demeye getiriyor.
Günahına af dilerken, gizli şirkin içine batıyor, kendi varlığını ve iradesini O’na ortak koşuyor, Rabbi kendinden ötede sınırlı bir varlık olarak görüyor. Af dileyeyim derken, gizli şirke girmek ne kötü. Asıl günah olan gizli şirki görmemek ne acı. Allah tüm günahları af eder, ama kendisine şirk koşulmasını asla af etmez. Yanlış anlayışını fark eden kul, affına af diler, “Ya Rabbi günahımı affet!” öteleme anlayışından, “Ey RabbiM günahımı affet!” diyerek kurtulmaya çalışır. “RabbiM” diyerek, Rabbi kendine yakın edinip, öteleme günahından kurtulmaya çalışır.
Bu durumdaki hali RabbiNi kendinde bulma, teşbih makamıdır. Fakat bu sefer de Rabbi Varlık ve Oluş ile, BEN ile sınırlama tehlikesi söz konusudur. Kulun bu anlayıştan da af olması yani arınması, kurtulması gerekir. Kul buradan tenzih makamına yükselmeli, A’ma mertebesine gelmeli, bilinmezlik, HİÇlik indine yükselmelidir ki O’nun hiçbir şey ile sınırlanamayacağını, her şeyden beri olduğunu fark edebilsin. Bundan dolayı kul bu sefer “Ya Rabbim BENİ affeyle!” diyerek BEN olma, Varlık olma, Oluş olma anlayışından da af olur, arınır, kurtulur. Avam anlayışından Havas anlayışına, Havas anlayışından Hasul Havas anlayışına yükselmiş, Hakkın hakkını vermiş olur.
Hadiste önce Hakk Teala sesleniyor, yani Hakk mertebesinden anlayış kulda açığa çıkıyor. Hakk mertebesindeki anlayış “Semalar, arz ve içindekilerin, yani her şeyin BiHakk olarak yaratılmış olduğu” anlayıştır. Yani bu anlayış kulda açığa çıktığında, kul anlar ki kendisinde O’ndan ayrı bir varlık ve irade yoktur. Kulda açığa çıkan varlık ve irade Hakkın varlık ve iradesidir. Asıl günah kendinde O’ndan ayrı bir varlık ve irade görerek, “ben günah işledim, günahımı affet” sözünün açığa çıktığı anlayıştır. Hakk Teala’nın “Kulum bir günah işledi” dediği, “kulum kendinde, benden ayrı bir varlık ve irade var zannetti, bu varlık ve iradesiyle günah işlediğini dile getirdi ki aslında bu anlayışı ile kulum günah işlemiş oldu” manasındadır.
Bu manalar kulda açığa çıkan manalardır, ötedeki bir tanrı ile kul arasında geçen diyaloglar değildir. Kulun O’nu değişik mertebelerde kendinde, şuurunda bulma, bu mertebelere yükselme, anlayışında açığa çıkarma halleridir. Kul kendinden kendine yönelmekte, hakikatine yolculuk etmede, gerçeği özünde/manasında/anlayışında bulmaktadır.
Hakk mertebesinin şuurunda açılması ile kul “Ya Rabbi” yerine artık “Ey RabbiM” der hale gelmiştir. Allah mertebesinden sonra, asıl günahın BEN zannı olduğunu fark etmiştir. Önce teşbih, sonra tenzih makamından geçerek iki defa Allah manasında yol almıştır. Hadiste bu duruma işaret ile Allah Teâlâ ifadesi iki defa yer almıştır. Birincisi kulun şuurunu teşbihe taşırken(benden BENe!), ikincisi kulun şuurunu tenzihe taşımıştır(BENden HU’ya!).
***
4113 - Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resûlullah (S.a.v) (bir hadis-i kudsi`de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâla da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
YORUM:
Avam mertebesinin günah ve af dileme anlayışı!
Avam mertebesinde kul kendinde ayrı bir varlık ve irade görür.
Bu ayrı varlık ve iradesi ile günah işlemiş ve bu işlediği günahtan dolayı af dilemektedir.
Kulun kendinde ayrı bir varlık ve irade ile günah işlediğini sanıp af dilemesi, o kulun gerçek günahıdır.
"Kulum bir günah işledi" ifadesi kulun bu anlayışının, bu anlayış ile af dilemesinin günah olduğuna işarettir.
Çünkü kulda Allah'tan ayrı bir varlık ve irade yoktur ki ayrı olan varlık ve iradesi ile bir günah işleyebilsin.
"Arkadan bildi ki" ifadesi, kulun kendinde ayrı bir varlık ve irade ile günah işlediğini sanıp af dilemesinin asıl günah olduğunu fark ettiğine işarettir.
"Günahları affeden" ifadesi kendinde ayrı bir varlık ve irade ile günah işlediğini sanıp o anlayışla af dileyenin, asıl içine düştüğü günahı affeden, yani bu anlayıştan kulu kurtaran, muaf kılan demektir.
"Günah sebebiyle cezalandıran" ifadesi de, kendinde ayrı bir varlık ve irade ile günah işlediğini sanıp bu anlayış ile af dileme halinde kalmak, yanlış anlayışı ile karşılık bulmak anlamındadır.
Bu kısımda "Rabbi kulunu af etti" diye bir ifade yok!
"Günahları afeden ve günah sebebiyle cezalandıran" ifadesi kulun bir sonraki anlayışının durumuna bir kapı açıyor.
Yani kulun bu yanlış anlayışının sonrasındaki bakış açısına bir gönderme var.
Kul bu yanlış anlayıştan kurtulup bir adım ileriye mi gidecek(günahları af eden!), yoksa aynı yanlış anlayışı mı devam edecek(günah sebebiyle cezalandıran).
Kul henüz bu aşamada affa uğramamış, yanlış bakış açısından kurtulacak mı, bir sonraki anlayış adımı önemli!
***
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Allah Teâla Hazretleri de:
"Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
YORUM:
Havas mertebesinin günah ve af dileme anlayışı!
Havas mertebesinde kul avam mertebesinde kendinde ayrı bir varlık görmenin, bu bakışla af dilemenin gerçek günah olduğunu fark eder.
Asıl günah olan bu af dileme şeklinden dolayı af diler yani bu anlayıştan kurtulmaya çalışır.
Af dilemek kulun içinde bulunduğu yanlış bakıştan kurtulmaya çalışma uğraşıdır.
İşi ötedeki bir tanrıya havale etme, kendini öteye, rahata çekme uğraşı değildir.
Af dilemek kurtulmak, muaf olmak, arınmak demektir, yanlış zannından, yanlış anlayışından, yanlış bakış açısından.
Havas mertebesinde/anlayışında olan kul bilir ki ötede bir ilah yoktur, sadece ALLAH.
Açığa çıkan oluşlar da O'nun her an yeni bir oluşudur, esmalarının(özelliklerinin, manalarının) surete bürünüşüdür.
Hakiki varlık, irade... parçalanma olmayacak şekilde O'nundur, her şeyin hakikati O'dur.
Varlık sınırsız-sonsuz-TEK'tir, TEK Bir irade, Tek Bir Kudret... vardır.
Hiç bir şeyin O'ndan ayrı bir varlığı, iradesi söz konusu değildir.
Bu Havas mertebe/anlayış teşbih mertebesidir.
Bu anlayışa eren kul, önceki yanlış bakışnın günah olduğu fark eder, o yanlış anlayıştan kurtulmuş yani af olmuş olur.
Ama bu anlayışta sabit kalır, bir adım daha ileriye gitmez ise, yine başka bir günah anlayışına saplanmış olur.
Çünkü bu anlayış da O'nu açığa çıkan oluşlar ile sınırlama tehlikesi, günahı vardır.
Bu halden de af olmak yani kurtulmak, arınmak gerekir.
Yani öz manadan bakarsak bu hadiste kastedilen, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde ayrı ayrı işlenen fiili günahlar değil; her fiili günaha dönük yanlış anlayışların günah olma söz konusudur.
Affına af, affının affına af dileme, her bir yanlış anlayıştan kurtulma, kademeli olarak yanlış anlayışlardan arınma, gerçek Şuura erme bilinçlenmesi içsel çalışması söz konusudur.
Havas anlayışının ilerisinde de hasül havas anlayışı vardır ki o anlayışa göre de havasın anlayışı günahtır.
Günah kavramı hep mertebeler/anlayışlar arasındaki karşılaştırmalara dönüktür, bir alt mertebedeki anlayış bir üst mertebeye göre günah hükmündedir.
Bundan dolayı havas anlayışındaki için de "Rabbi af etti" denmemiş.
Yine üstteki, girişteki açıklamanın aynısı yer almış.
"Kulum günahını bildi(Avam anlayışı günahını, avam anlayışı ile af dileme günahını bildi!), günahı affeden veya günahı sebebiyle cezalandıran(sonra havas anlayışının günahını, havas anlayışı ile af dilemesinin günah oluşunu fark edecek mi, yoksa etmeyecek mi?!)" ifadesi yer almış.
Bu ikinci kez tekrarlanan ifadeler kelimeleri aynı olmasına rağmen, avam ve havas anlayışına dönük hale seslenir.
O mertebelerdeki anlayışa dönük yorumlanır, farklı mertebelere dönük tekrar anlaşılması gereken ifadelerdir.
***
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâla da:
"Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."
YORUM:
Hasül Havas mertebesinin günah ve af dileme anlayışı!
Bu anlayış mertebesi tenzih mertebesidir.
ALLAH'ın HU mertebesidir, HU kelimesi olarak ZAT'a, HE harfi olarak EN ÖZe işarettir.
Bu mertebede A'ma'dadır, bilinmezliktir, HİÇlik mertebesi de diyerek manayı anlayışımıza yaklaştırabiliriz.
"La mevcuda illa HU" diyerek de anlayışımıza yaklaştırabiliriz.
Ef'al, Esma, Sıfat mertebesinden arınılmışlık, Zatı-ÖZ'de HİÇlik halidir.
Bu mertebede ne fiillerden, ne faillerden, ne oluşlardan, ne oluştan, ne varlıklardan, ne varlık oluştan, hiçbir şeyden bahsedilemez.
Mutlak bilinmezlik, yokluk, HİÇlik indidir.
Mevcut varlık kokusu dahi almamıştır, alemlerin aslı hayaldir, bilim ve dinin buluştuğu noktadır.
Burada "Kulum günah işledi" ifadesi havas anlayışının, Varlık, Oluş görme anlayışının günah olması, yanlış olmasına işaret edilir.
Çünkü Hasül Havas mertebesinde A'ma hali söz konusudur ki bu halde ne Varlık oluştan, ne de oluşun açığa çıkmasından bahssedilebilir, bahsedilemez.
Hasül Havas mertebesindekinin haline göre kendisinin Havas mertebesindeki hali, anlayışı günahtır, yanlıştır, gerçekten bir adım geride olduğu için.
Kul Havas anlayışından Hasül Havas anlayışına girdiği an, Havas anlayışının günahından kurtulmuş, arınmış olur ki "günahları affeden" ifadesine muhatap olmuştur.
Havas anlayışında kaldığında(teşbihde kaldığında!) O'nu Varlık, Oluş ile sınırlama günahı devam eder ki bu hali muaheze(ayıplanma, kınama, gerçeğin hakkını tam verememe, anlayışındaki yanlışlık, eksiklik, gerilik anlamında!) halidir, "muaheze eden" ifadesine muahatap olur.
Yani onun günahı da, ayıbı da bu anlayış halinde kalması, bir adım ileri giderek gerçeğe tam erememesi, Hasül Havas anlayışına varamaması dolayısıyladır, bu durumun açıklanmasıdır.
Ne zaman ki Hasül Havas anlayışına(tenzih makamı!) ulaşır, "Dilediğini yap, ben seni af ettim" nidasına muhatap olur.
Bakınız önceki iki halde iken "ben seni affettim" nidası yoktu, şimdi ancak Hasül Havasa geldi, hem de "dilediğini yap, ben seni affettim" nidası, tam arınmışlığın ifadesi.
Hasül Havas anlayışına gelen, diğer anlayışlardan geçtiği, işin zahirine ve batınına nüfus ettiği için, ondan da hakikate ters bir anlayış, ters bir uygulama açığa çıkmaz.
Ve o artık "dilediğini yapar", tüm aşamalardan geçmiş, sağlam bir zemin edinmiş, hakikatin hakkını verir hale gelmiştir.
Güzelleşmiş ve güzeli yapar hale gelmiştir, hem anlayış olarak, hem de fiil olarak...
O gerçek affa uğramış, önce benliğinden(Avam mertebesi!), sonra BEN'den(Havas mertebesi!) arınmış/kurtulmuş, "la ilahe İLLA HU(Hasül Havas mertebesi!)" diyebilmiştir...