MUHTEŞEM GİZLİ HAZİNE; HARFLERİN DİLİ

09 / Mayis / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

Selam dostlar… Şöyle bir baktım da son yazımızın üzerinden bir ayı aşkın bir zaman geçmiş. Bu geçen zaman sonunda “ben ne yaptım?” diye kendime sordum… Yapmadığım şey belliydi, henüz dostlara paylaşıma sunacağım bir yazı yazamamıştım. Yazı yazamamamın sebebi ya tefekkürün zayıflayıp ilmin kesintiye uğraması olmalıydı ya da tefekkür yoğunluğu altında olup ilmi bombardıman altında olmam olmalıydı. Cevabım ikinci seçenekti… Şükretmeli miyim yoksa af mı dilemeliyim, bilemedim. Tefekkür devam ediyor, ilim özden akıyordu ama o kadar yoğun ve hızlıydı ki daldan dala konan kuşlar gibiydiler. Onları yakalamanın, bir düzene koymanın imkanı yok gibiydi. Adeta o her bir kuşla uçuyor, yerimde duramıyordum. Bu seyir hoşuma gidiyor, Oku’mayı bırakıp Yaz’maya geçemiyordum.

O her bir “kuş” bir harfti. “Kuşun uçması” harften açılan manalardı. Harf ilmine daldığımdan beri daha yükseklerde uçma isteği beni kendine çekiyordu. Kuşlardan oluşmuş bir grup görüyor, peşlerine takılıyordum. Yani harflerden oluşmuş kelimelerin harflerinin dilini çözmeye yöneliyordum. Harfler beynimde uçuşan melekler gibiydiler. Açığa çıkan manalar gerçekten benim için çok muhteşemdi. Böylelikle kelimelerin öz manalarına yaklaşıyordum. Benim için bu ilim çok değerli olmuştu. Bundan dolayı başka bir konuya yönelemiyordum, sanki gizli bir hazine bulmuştum. Ve bu hazineyi dostlarla paylaşmaya devam etmek istiyordum. Çünkü hayat paylaşınca güzeldir, ilim de olsa paylaşılmayanın zamanla bir tadı kalmazdı. Ve bu ilim sadece birkaç kişi için gönderilmiş kadar ucuz olamazdı. Huzur ve sükûnet içinde şuuruma yansıyan manaları ile harf dilini yazmaya devam ediyorum…

***

Ebù Hureyre Radı’yallahu Anh naklediyor:

“Rasùlullah Salla’llahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

-Allah’ın yüzden bir eksik,99 ismi vardır.Her kim bunları ihsâ ederse Cennet’e girer...

“İhsa eder” ifadesi, “Elif-Ha,Sad,Elif-He,Elif” harflerinden oluşuyor. “Elif” Tek’e, “Ha” hakikate, “Sad” sadra/bilince, “He” ÖZ’e semboldür. Sadr(Sad)Tektir(Elif), hakikati(Ha) Tek olan Zat’tır(Elif). Ayrı ayrı bilinçler yoktur, Tek Bilinç vardır ki Zat’ı da Tek’tir... Bilinç Tek olduğu için sahibi olan Zat da elbette Tek’tir. “He, Elif” ise “Öz’ün(He) Tekliğini(Elif) bilirse/yaşarsa” anlamı verir. Toparlarsak “ihsa ederse” ifadesi; “Öz(He) Tektir(Elif), sadr(Sad) Tektir(Elif), hakikati(Ha) Tek Zat’tır(Elif)” şuuruyla yaşarsa manası verir.  Her kim ihsa ederse(her bir esmada bu manayı yaşarsa, mevcudatta açığa çıkan her şeye bu bilinçle yaklaşırsa!) (EL)CENNET’e(her an var olup bilinen(EL)Cennete!) dahil olur. Kim (EL)Cennet’e dahil olur? İhsa eden! Ne zaman dahil olur? İhsa ettiği her an! İhsa edemiyorsa (EL)Cennet’e dahil olamaz, saydığıyla kalır; manasını hissedip yaşayamaz, huzuru bulamaz, manevi cennete dahil olamaz; manen cehennemi/yanışı devam eder, huzur bulamaz. 

Bilim maddenin özündeki Kozmik/Evrensel Enerji’deki bu bilince Kozmik/Evrensel Bilinç/Akıl demektedir. Dinsel ifade ile Muhammedi Nur yani Nurdaki İşlev/değerlendirme yani enerjideki bilinçtir. “Kim ihsa ederse” ifadesindeki “kim/men” kelimesinin harflerinin “Miym, Nun” olması da tesadüf olamaz, çünkü fıtrat üzere işleyen sistemde tesadüfe yer yoktur. Miym (Muhammedi) Nun(Nur) yani enerjideki(Nun) işlev/değerlendirme/bilinç/akıl (Miym)… Harflerini diliyle baktığımızda “Kim/Men” kelimesi dahi kimin ne olduğu(Miym,Nun) hakkında bilgi vermektedir. Her bir kelime harfleriyle kişiyi derin manalara, öz yolculuğa çıkarmaktadır.

“Dahil” kelimesi ise; “Dal,Hı,Lam” harflerinden oluşuyor. “Dal” abde/kula semboldür ki mevcudat tümden özüne doğal kuldur. “Hı” hakikatten açığa çıkarmaya yani halketmeye/yaratmaya, “Lam” ilme/Üst Akıla/Aklın Üstüne semboldür.  “Dahil” kelimesi harflerin diliyle “ Hakikatten açığa çıkanlar/halkedilenler/yaratılanlar(Hı) ilme/Üst Akıla/Aklın Üstüne(Lam) abddir/kuldur(Dal). Üst Akılla(Lam) halkedildiği için, açığa çıkanlar hakikatine(Hı) doğal olarak abddir/kuldur(Dal)” manası içerir. Şuurunu bu manaya “dahil” eden, bu manayı ihsa eden yani bu manayla yaşayan cennet yaşamı içindedir. Halkedilen her şeyin(Hı) ilme(Lam) dahil olduğunu/ilimle açığa çıktığını fark eden, her şeyin ilme abd/kul olduğunu(Dal), İlmin gereğini açığa çıkardığını anlar. “İlmini, ilmiyle, ilminde seyretmiştir, her şey abdi olarak ilimden halkedilmiştir, ilmi suretlerdir” sözüne vakıf olur, şuuru bu manaya dahil olur.

“Elif,Lam,Miym” ifadesinde “Elif” ALLAH’a, “Lam” Cibril’e, “Miym” Muhammed’e sembol olarak da değerlendirilir. Bu değerlendirme; “Elif” Zat’a, “Lam” Aklı Evvel’e(Aklın Evveline, Akla bürünmediği hale, Üst Akıla yani Aklın Üst boyuttaki haline, İlim!), Miym Aklı Küll’e(Tümel Akıla, Kozmik Bilince, Evrensel Akıl’a, İlimlenene, Akla bürünmeye) sembol olarak açılabilir. (El)Cennet; Elif-Lam,Ciym,Nun,Te harflerinden oluşmuştur. “Elif” Tek/Zat’a, “Lam” ilme/Üst Akıla, “Ciym” hakikati özünde cem etmeye(Cibril!), “Nun” nura/nurdan açığa çıkmaya, “Te” boyutunda Teklik Ve İlmin(iki noktası!) açığa çıkmasına sembol olarak alınabilir. Tekin/Zatın(Elif) ilmi(Lam) Cibrilin(Ciym) Nurundan açığa çıkar(Nun) boyutunuzda Teklik Ve İlmi açığa çıkar(Te). Biraz daha açmaya çalışırsak; “Tek/Zat(Elif) ilmi/Üst Aklı(Lam) öz hakikatinizde cem etmiştir(Ciym), oradan nuru açığa çıkarır(Nun), boyutta Tek/Zat’ı ve İlmi/Üst Akıl açığa çıkar(Te)” manasına ulaşırız. Tallahi’nin başında da Te harfi vardır. Boyutta açığa çıkan Teklik ve İlmi(Te) Tekin/Zatın(Elif) ilmindendir/Üst Akıldan(Lam), ilimleri/akılları/bilinçleri açığa çıkarır (şeddeli Lam) Öz’den(He).       

***

“ALLAH’ın yüzden bir eksik 99 ismi vardır” ifadesini ise şu şekilde anlamak mümkündür: HU, ALLAH, Rahman, Rahiym… şeklinde sayarsak yüz eder. Bunlardan HU hariç diğer 99’u ihsa edilebilir ismidir. HU ise Zat’ıdır, en ÖZ’e işarettir, ihsa edilemez. İhsayı “saymak” manasında geçiştirmek noksan ve yanlış olur. Harflerinin diliyle yorumlamaya çalıştığımız yukarıdaki açıklamamız dikkate alındığında ihsa’nın temel çıkış harfinin Sadra/bilince sembol olan Sad harfi olduğu anlaşılır. O halde ihsa için bilinçli bir yönelişe, okuduğunu anlamaya, tefekkür etmeye, manalara yönelmeye ihtiyaç vardır ki ihsanın gereği olan hâllenmek ve yaşamak hâsıl olabilsin.

ALLAH’ın isimleri ayrıntıda sonsuzdur, aslında her açığa çıkan O’nun bir ismidir, çünkü esmalarının açığa çıkmasıdır. Bismillah “ALLAH ismi olarak” manasına gelir ki söyleyenin kendisinin de dahil her şeyin ALLAH’ın bir isim olduğu(esmalarının açığa çıkışı olduğu!) beyanıdır. Kainat kitabını Oku’yan Hz. Muhammed bu isimlerdeki ortak paydayı bir araya getirip 99 isim altında toplamıştır. Kelime olarak bu 99 isim içinde olmayan diğer sayısız isim, mana olarak bu 99 ismin içine yayılmıştır. Öyleyse önemli olan kelimenin içerdiği manadır.

HU kelime manası olarak “O” anlamına gelen bir zata işaret eden zamirdir. Öyleyse HU; Zat’a işaret eder, isim değildir. HU’nun harfi He’dir. He harfi ise ÖZ’e işarettir. O halde ÖZ Zat’tır. Zat’ı ise Ama’dadır(bilinmezliktedir). ALLAH’ın hiçbir şeyi yaratmadığı mertebedeki hali A’ma yani bilinmezliktir. Bu ifadeyi kısaca şöyle açabiliriz. Maddenin özü enerji, enerjinin özü şuur/akıl/bilinçtir. “Şuur/akıl/bilincin ÖZ’ü nedir?” dersek, bu sorunun ucu bilinmezlikte olan Zat’a gider. Bizde dahil mevcudat şuurdan/şuura göre var olur. Aslı şuur olup varlığı ilme dayanan bizlerin ilmin ÖZ’ünü sorgulamamız muhaldir. Çünkü artık o en ÖZ indinde bilmeyi sağlayan ilim de A’madadır/bilinmezliktedir. O mertebede bilmek-bilinmek yoktur, bilinmezlik hali söz konusudur, ilmin ÖZ’ü olan O Zat A’ma’dadır. Başlangıcı ilme/akla dayanan biz yaratılmışlar, varlığımızın/ilimin/aklın mevcudiyetinin olmadığı O EN ÖZ ZAT’ı bilemez. Çünkü O mertebede bilmek isteyen biz yoklukta, bilmek istediğimiz ise ilmin üstü olan O ÖZ haliyle bilinmezliktedir, Mutlak Gayb’dır, Mutlak A’ma’dır.

Maddede enerjinin/nurun, enerjide bilincin/ilmin olduğuna şahit olan akıl kendisinin de özünün ne olduğunu sorgulamakta, aklın olmadığı yerin A’ma/bilinmezlik hali olacağına emin olmaktadır. Yani aklın ÖZ’ü olan A’ma halinin varlığına götüren de yine aklın tefekkürüdür, akıl kişiyi her mertebeye taşıyan sadık arkadaştır. Akıl A’ma hali diye bir halin varlığını düşündüğüne göre bu da bir gerçektir, var olmasaydı düşüncemize düşmezdi, A’ma halini düşünmez, konuşamazdık. Aklın ÖZ’ünün ise “A’madır/bilinmezliktir” şeklinde açıklayan bu kadar mantıklı, doğal, sade, anlaşılır bir cevap olamaz.(Hz. Muhammed: ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan evvel A’ma’da idi!).

Yani kısaca aklın olmadığı hal elbette bilinmezlik halidir, çünkü ortada akıl yok, kim neyi, nasıl, neyle bilecek?! Ama, akıl kendi ÖZ’ünü sorguladığına ve kendinin de yaratıldığını fark ettiğine göre, Aklın Ötesi/Aklın Öz’ü/En ÖZ olmalıdır ve Akıl Ötesi/En ÖZ olduğu için bilinmezliktedir. Çünkü bilmek ilme aittir, ilim ise bir Zat’ın varlığına delildir, o Zat ise ilmin ÖZ’ü olan, İlim Ötesidir ki İlmin/Aklın ötesi bilinmezliktir. Bilinirlik hali var ise bunun tersi olan bilinmezlik hali de olmalıdır, dengeli, tümleyen akıl bu gerçeği onaylar. İnsan’ın(Aklı Küll, Muhammedi Nur!) anılmadığı boyutsal bir An(Dehr) da vardır. Bu An’ın varlığını bilincine örten(küfr!) Onu da kendine örtmüş(küfr) olur. (Dehr’e küfr etmeyin/örtmeyin, O/HU ALLAH’tır/ALLAH’ın HU indindeki AN’ıdır.)     

İlmin/Aklın ÖZ’ü, O’dur, HU’dur, Zat’tır, A’ma’dır, bilinmezliktir. En ÖZ’dür, Akıl Ötesidir, bundan dolayı bilinmezdir, değişmezdir. Akıl ise yaratılmıştır, değişir durur, ilk nokta değildir, onun da ÖZ’ü vardır ki onu ilmiyle yaratmıştır. Esmaların başındaki Elif harfi O Zat’a, Lam harfi o esmanın ilimden açığa çıkışına; gerek ALLAH isminin sonundaki He, gerek HU ismindeki He, gerekse bazı esmalarda yer alan He en ÖZ’e işaret eder. Ki aklın da yaratıldığı ilmin ÖZ’ü olan bir Zat vardır ve bu ÖZ Zat Akıl Ötesi olup, akıl ötesi/ilmin ÖZ’ü olduğu için bilinmezliktedir. Bilmek ilme/akla, bilinmezlik ÖZ’e/Zat’a aittir.

“HuVallahu” denmiştir, “Huallahu” denmemiştir. Yani “HU” ile “ALLAH” lafzı arasına bir “Vav” harfi konmuştur. Kelime bazında “Huvallahu”; “HU ve HU’dan açılan ALLAH manası” şeklinde anlaşılabilir(“HU mertebesi” ve HU’dan açığa çıkan “ALLAH mertebesi” anlamında!). Harf bazında ise; “Huve”; “He,Vav” harflerinden oluştuğu için “ÖZ(He) Vücut/Varlık mertebesinde ALLAH’tır” şeklinde anlaşılabilir. Buradaki Vücut; Tekten/Zattan(Elif) açığa çıkan İlim(Lam), ÖZ’den(He) açığa çıkan ilim(Lam) Vücududur. Yani mana vücududur, yapısal bir vücut değildir. Çünkü başta madde olmak üzere tüm yapılar Zatın İlmi’nden halkedilen(Hı,Lam,Kef; ilmi kuvve hakikatinden açığa çıkan) Aklın/Bilincin bir ürünüdür.

Asıl Vücut Zat’ın İlmine aittir. Bu gerçek Huve’den(He/ÖZ, Vav/Vücut) sonra gelen Elif(Zat),Lam(İlmi) harfleri ile açıklanır. Yani ÖZ(He), Vücut mertebesinde(Vav) Zat’ın(Elif) İlmi(Lam) olarak özelliklerini açığa çıkarır(esmalar!) ve mevcudat Zat’ın İlmi (Elif-Lam) ile var olur. Esmalar Huve’den sonra (Elif-Lam)Rahman, (Elif-Lam)Rahim… şeklinde açıklanmıştır. Elif Zat’ına, Elif’in başta diğer harflerden ayrı yazılması Zat’ın ilmide dahil her şeyin başı olması, Aynı zamanda her şeyden beri oluşuna işarettir. Elif’ten sonra gelen Lam’ın peşinden gelen harflere birleşik yazılması diğer tüm harflerin(her şeyin) İlimden(Lam’dan) oluşuna işarettir.

İnşaALLAH devam edecek…