Gizli Şirkten Korunma Duası

10 / Ağustoz / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

4.116-) İnnAllahe la yağfiru en yüşreke Bihi ve yağfiru ma dune zâlike li men yeşaü, ve men yüşrik Billahi fekad dalle dalalen beıyda;

Muhakkak ki Allah bağışlamaz/örtmez, Bi-ona şirk koşulmasını(kendini Allah’tan ayrı bir varlık edinmeyi)... Bunun dununda olanı(şirkten küçük/altında olanı, şirke ulaştırmayan günahları, kendini Allah’tan ayrı bir varlık edindirmeyen hataları) dilediği kimseler için bağışlar/örter... Kim Bi-Allah’a (hakikati olan Allah’a) ortak tutarsa(kendini hakikati olan Allah’a ortak edinirse, kendini Allah’tan ayrı bir varlık edinirse), gerçekten uzak bir sapıklığa sapmıştır(Hakikati olan Allah manasından uzak düşmüştür, “la ilahe İLLALLAH”tan uzak düşmüştür).
***
ALLAH’ın Zahir-Batın ismi, ALLAH’ın bize göre tarifidir. Zahir-Batın oluş bize, duyularımızın sınırlılığına göredir. Bizim duyularımızla algılayıp, değerlendirip, bildiklerimiz Zahir; algılayamayıp, değerlendiremeyip, bilemediklerimiz Batın ismi kapsamına girer.  Yani ALLAH’ın Zahir-Batın oluşu bize göre, bizdeki duyuların sınırlılığına kıyasla açığa çıkan isimlerdir, tariflerdir…

Bizdeki duyuların kapasitesi değiştiğinde; algıladıklarımız, değerlendirdiklerimiz, bildiklerimiz de değişir. Öncesinde batın olanlar zahir, zahir olanlar batın hükmü altına girer. Bizdeki duyuların sınırları kalktığında, duyların sınırları ortadan kalktığında ise Zahir-Batın ayrımı tümden hükmünü yitirir, Zahir-Batın ayrımı ortadan kalkar. O, “Allahu Ehad, Allahu Samed”dir…

ALLAH’ın Ehad-Samed ismi, ALLAH’ın ALLAH’a göre tarifidir, ALLAH’ın bize göre tarifi değildir. Bu tarifte biz (yani duyuların sınırlılığı) ortadan kalkmış, sınırsız-sonsuz-sırf-som-tekliğe(Ehad-Samed) erilmiştir. Bu halde sınırlar kalktığı için Zahir-Batın ayrımı da ortadan kalkar, ikilik ortadan kalkar, illa ALLAH olur. Bu halde olan her neye yönelirse ALLAH’ın vechini görür, gördüğü şeyin hakikatine yöneldiği için der ki; “o Allah’tır, Ehad’dır, Allah’tır, Samed’dir…”...

Eşyanın/mevcudun özüne indiğimizde de bilim; kuantum, hologram… gerçekliği ile Allah hakikatini doğrulamaktadır, Ehad-Samed oluşu ispatlamaktadır, eşyanın hakikatinin bu olduğunu açıklamaktadır. Zaten mevcudun var olması ve varlığını sürdürmesi; özündeki sınırsızlık-sonsuzluk(Ehad-Samed, kuantum gerçeği), noktadaki sonsuzluk(Bismillah, hologram gerçeği) ile ancak mümkün olmaktadır…

Düşünen beyin, tefekkür eden akıl; mevcudun hakikatine sınırsız-sonsuz-teklikten başka yol bulamamaktadır. Mevcudun var olup varlığını sürdürmesi için özünde sınırsız-sonsuz-tekliğin olması zaruri görünmektedir. Özündeki noktada külle ait her şeyin olması(hologram gerçeği), o boyutta(kuantum) zaman ve mekan sınırını ortadan kaldırmaktadır. O boyutta her şey her an, aynı an ve noktadaymış gibidir. O boyutta “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” gerçeği yaşanmaktadır…

İnsan, İhlas Suresi’ni(Ehad-Samed Allah Manası Gerçeğini) ne kadar şuuren hallenir ise, hakikatini o oranda yaşayabilecektir. Allah ahlakı ile ahlaklanmış, hakikatini Allah indinde bulmuş olacaktır. Bismillah… girişindeki “B”den de anladığımız üzere ismi Allah(Allah Manası/Ehad-Samed) ötedeki bir tanrıya ait bir mana olmayıp, insanın hakikatine dönük bir manadır. Çünkü “la ilahe İLLALLAH” yani ötede ilahe/tanrı yok, illa Allah(var)…

“Amentü Billah” yani “hakikatimdeki Allah’a(Ehad-Samed manasına/sınırsızlık-sonsuzluk manasına) iman ettim”. Öyleyse, hakikatimiz olan ALLAH manasını(Ehad-Samed oluşu) şuuren hallenmek gerekir. Aksi halde yönelişimiz özümüze değil, ötede olmayan tanrıya olacak ve hakikatimizden ötedeki anlayışı ile uzak düşmüş olanlardan olacağız. Bu halin dindeki adı da gizli şirktir. ALLAH’ın bağışlamadığı/örtmediği tek şey şirktir. Yani şirk içinde olan asla Ehad-Samed ALLAH Manası Gerçeğine ulaşamaz, ondan uzak düşer; varlığı böldüğü, kendini ayrı varlık olarak gördüğü, ötede tanrı edindiği, ikiliğe yöneldiği için… 
***
Hz. Muhammed(AS)’ın; anlamını idrak edeni, manasını şuurlananı gizli şirkten koruyan duası:
“Allâhumme inniy euzü BİKE en üşrike BİKE şey’en ve ene â`lem ve estağfiruKE limâ lâ â`lem, inneKE entel âllâmul guyub.”
Manası: Allahım sana sığınırım bilerek ve bilmeyerek şirk koşmaktan; ve bağışlama dilerim bilerek ve bilmiyerek yaptıklarımdan, gaybı hakkıyla bilen sensin kesinlikle!..
Öze Açılımı:

Allahumme: Allah’ım
İnniy: Kesinlikle ben
Euzu: Sığınırım
BİKE: Bİ-SANA/Özüm olan SANA

En üşrike: Şirk koşmaktan/ortak edinmekten
BİKE: Bİ-SANA/Özüm olan SANA
Şey’en: Şeyden/eşyadan (bedenden/maddeden)
Ve ene â`lem: Ve “ben bilirim”den/bildiklerimden (bana zahir olanlardan)

Ve estağfiruKE: Ve senin örtmeni isterim
Limâ lâ â`lem: Bilinmeyene ait olanla/ bilmediklerimle (bana batın olanlarla)

İnneKE: Kesinlikle SEN
ENTEl âllâmul guyub: SENsin gaybı bilen (SENsin Mutlak Gayb olan)

Şeyin/eşyanın/maddenin/bedenin hakikati/özü ALLAH’tır yani her şeyin özünde sınırsızlık-sonsuzluk manası vardır ki her şey öyle ise özden tekliğin hükmü altındadır. Hiçbir şeyin özündekinin dışında ayrı bir varlığı, iradesi, kudreti... yoktur, olamaz. Bunun tersini düşünmek akla, ilme, bilime aykırıdır ki bu halde olan gerçekten hakikatinden uzaklaşmış, büyük bir sapıklığa, akılsızlığa tabi olmuştur…

Her şey özündeki sınırsız-sonsuz-teklikten açığa çıkıyor iken, mevcudun var olmasına bundan başka bir yol yok iken; açığa çıkan şeyde özünden ayrı bir varlık, irade, kudret… tasavvur etmek elbette büyük bir akılsızlık, sapkınlık olur. Ve bu halde olanın da özüne erip hakikatini şuurlanması da elbette mümkün olmaz. Bu halde olan özündeki Allah manasından uzak düşmüş olarak kendine zulüm etmektedir. Kendine özündekinden ayrı sınırlı bir varlık, irade, kudret… edinmekte; sınırsız varlık, irade, kudretin… şuurunda olamamakta, o hali şuuren hallenememektedir. Bu ayrı, sınırlı varlık anlayışı içinde olanın karşılaşacağı zorlu olaylardan etkilenmemesi, kurtulması, acı çekmemesi mümkün olmayacaktır…    

Ama o kişi her şeyi özü, hakikati olan ALLAH’tan, özdeki sınırsız-sonsuz-teklikten bildiğinde rıza makamına ulaşmış olarak korku ve hüzünden arınmış olacaktır. Yapılması gerekeni, doğru olanı elinden geldiği kadar yapacak; ama hiçbir şeye, hiçbir zaman, Allah’tan ayrı bir varlık, irade, kudret… vermeyecek; böylelikle ani, fevri, aşırı tepkiler vermekten korunmuş olacaktır. Hiçbir şeyi, özdeki sınırsız-sonsuz-teklikten ayrı bir varlık olarak görmeyecektir…

Çünkü aksi düşünüşü gizli şirktir ve özü olan ALLAH’tan uzak düşme sonucunu doğurur, hakikatinin hakkını vermediği/hakikatine uygun yaşamadığı için nefsine/kendine zulüm etmiş olur. Kendinin ve karşısındakinin hakikatini bilememiş ve hakkını vermemiş, hakikatinin gereğine göre davranmamış olur. Ayrı varlık anlayışı ile hakikatten uzak düşmüş, kendini sınırlı bir varlık edinmiş olur. Ve her sınırlı varlık anlayışında olan, kendi sınırlarından daha güçlü oluşlar karşısında ezilmeye, üzülmeye mahkumdur…

“Allahu â`lem”, “ALLAH bilir” demektir; “ene â`lem” ise “ben bilirim” demektir ki yukarıdaki gizli şirkten korunma duasında bu ifadenin bulunduğu yere ve kendinden önce geçen ifadelere baktığımızda ve onlarla bağlantısını kurduğumuzda, “ben bilirim” halinin şirk olduğu ve bu halden özümüz olan ALLAH’a sığınılması gerektiği sonucuna varırız. Yani gerçekte, her halükarda bilen ALLAH’tır. “Ene â`lem” ifadesinden önce geçen ifadelerde “hakikati ALLAH(BİKE, Bİ-SEN) olan şeyi/eşyayı/mevcudu/maddeyi/bedeni ALLAH’a şirk koşmaktan, ortak edinmekten, ayrı varlık vermekten, hakikati olan ALLAH’a(BİKE, Bİ-SANA) sığınırım” denmekteydi…

Aradaki bağlantıyı kurduğumuzda “ben bilirim, bildiklerim” ile kastedilen eşyanın zahir, görünen manasıdır ki eşyanın zahir görüntüsünü hakikati olan SANA ortak koşmaktan, eşyaya SENden ayrı bir varlık vermekten, eşyanın zahirine dönük sınırlı bilgilerimden, eşyanın hakikati olan SANA sığınırım manası açığa çıkmaktadır. İnsan duyuları sınırları içinde zahir olan eşyayı algılar ve bildiklerini bu algısının üzerine bina eder. “Ben bilirimin, bildiklerimin” temeli sınırlı duyularım ile bana zahir olanlara dayanır. Eğer ben kendimi duyularıma gelen veriler ile sınırlar isem eşyanın görünen yüzüne yani madde, beden batağına saplanmış olurum. Bu halden eşyanın hakikati olan ALLAH’a yani eşyanın özündeki sınırsız-sonsuz-teklik manasına yönelmem gerekir…

Duanın devamında “ben bilirim, bildiklerim” sınırlamasından, eşyanın bilinen zahir yönünden kurtulmanın, eşyanın hakikatine ermenin yolu veriliyor. Ve estağfiruKE limâ lâ â`lem… EstağfiruKE, içinde Ğafur/örtme ismi var, öyleyse manası “SENin örtmeni isterim”dir. Örtülmesi istenen nedir? “Ben bilirim” anlayışı, bildiklerim sınırlılığı, bildiğim eşyanın zahir görünüşü, bunun anlayışımda şirk/ortak olarak açığa çıkma tehlikesi, bunun bende bedenen ayrı bir varlık zannı oluşturma tehlikesi… Peki, bu tehlikeli şirk anlayışı neyle örtülecektir? “Limâ lâ â`lem” ile ! Lima, “ait olanla” demek. Lâ â`lem, “bilinmeyene” demek.

Toparlarsak, “ve estağfiruKE limâ lâ â`lem”; “bilmediklerimle SENden örtmeni isterim” demektir. Yani, “bildiklerim, bana zahir olanlar; bilmediklerim, bana batın olanların yanında okyanusta bir damla mesabesindedir, okyanustan açığa çıkan bir damla/dalga hükmündedir” anlayışıyla damladan okyanusa yönelir, dalgaya okyanustan ayrı bir varlık, irade, kudret verme şirkinden örtülme, kurtulma talebinde, yönelişinde bulunurum. Ve hepsi(evren içre evrenler ve içindekileri…) A’ma’da(bilinmezlikte/hiçlikte) olan ALLAH’ın Zatı yanında bir hiçtir…        

İnneKE entel âllâmul guyub. Kesinikle SEN, SENsin gaybı bilen. Kesinlikle SENsin Mutlak Gayb ve SENsin Gaybı bilen… Yani ancak SEN SENi bilirsin, ancak SEN Gaybı bilirsin, ancak SEN Mutlak Gayb olan Zatını bilebilirsin. İşte bu biliş için de ikiliğin(şirkin) ortadan kalkıp, Zat ile olmak gerekir. SEN, SANA ifadeleri zamirdir ve ZAT’a işaret eder. ZAT’a ermek, KENDİ ile olabilmek için her türlü ikiliğin, şirkin ortadan kalkması gerekir. Ki bunu ortadan kaldıracak temel sure ise İhlas Suresi’dir. Kul HUvALLAHU Ehad, ALLAHU Samed…  

Kesinlikle SEN, SENSİN gaybı bilen…Sınırsız-Sonsuz ALLAH manası ile Mutlak Gayb olansın. Bilmek olmak demektir, ALLAH’ın gaybı bilmesinden bir mana Mutlak Gayb olması anlamınadır. Zahir-Batın’ın da ötesinde Ehad-Samed olansın. Bize göredir; bilinenler Zahir, bilinmeyenler Batın ismindendir. Bize göredir Zahir, bize göredir Batın.  SEN ise hakikatte Ehad-Samed olan Sınırsız-Sonsuz-Tek’sin, Zatı/Kendisi ile Hiçlikte olan A’ma’dasın, Mutlak Gayb’sın…

Konu derin, konu konuyu açar da uzar. Burada bitirelim. “Allahu â`lem” diyerek…