Genç adam o hafta Fetih Suresi üzerine tefekkür ediyordu. Mekke’nin Fethine dair gelişmeleri İslam Tarihinden okurken şehre giriş esnasında Rasülullah (sav) in bir emri dikkatini çekti. Âlemlerin Efendisi birkaç sahabesini şehre şu haberi yaymakla görevlendirmişti:
ŞUNLAR GÜVENDEDİR, KURTULMUŞTUR:
1- EBU SÜFYAN’IN EVİNE SIĞINANLAR
2- KENDİ EVİNDEN ÇIKMAYANLAR
3- KABE’YE SIĞINANLAR.
Mekke müşrikleri, kimi yamaçlarda korku ve kaygıyla İslam ordusunun şehre girişini izlerken, kimi şehri terk etmiş, kimi hakkında ne hüküm verileceğini beklemek üzere evine çekilmişti. İşte tam bu esnada duyulan haber herkesi şaşırtmıştı. Özellikle de Ebu Süfyan, kendi evine sığınanların kurtulmasına herkesten çok hayret etmişti.
Konunun zahiri böyle. Ya derunu?...
Rasülullah neye işaret ediyordu?...
Fetih gününe has bir kurtuluş muydu bu?
Alemlere, zaman üzeri ana, tüm boyutlara seslenen Efendiler Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (sav) şimdiye seslendiğinde bu üç boyutlu kurtuluş nasıl anlaşılacaktı?...
“İyisi mi tefekkürü yüksek dostlara telefon açmak” dedi içinden. Ve dokundu tuşlara. Olayı boyutsal katmanlarla okuyan arkadaşı hemen yapıştırdı cevabını:
Bunu bilmeyecek ne var? Rasülullah İslam’ın başlangıcından ebediyete kadar öne çıkacak üç sınıf idraki belirlemiş. 1- Ebu Süfyan’ın evine sığınanlar benlik saltanatı altında bir imana sahip olanlar, dinin zahirinde, fetvasında yaşayanlar… 2- Kendi evinde kalanlar; din adına herhangi bir görüş ve ekole meyletmeyip kendi hayal dünyasında yaşayanlar… 3- Kabe’ye sığınanlar da bu işin hakikatini bilip özüne yönelenler, diyebilirim…
…
Teşekkür etti ve bir diğer dosta bağlandı:
Bana kalırsa bu sınıflama Şeriat- Tarikat- Hakikat boyutunda değerlendirmeyi içeriyor… Rasülullah Efendimiz insanların İslamiyeti nasıl bir algı ile değerlendireceklerini vurgulamış.
…
Notlar aldı ve ona da teşekkür etti. Ve olayı biraz daha içeriden okuyana bağlandı:
Bence burada, insanın nasibi ölçüsünde, içsel yolculuğunun geçirdiği, geçireceği evreler iç içe anlatılmış. Hepsi de güvende olduğuna göre bence bunlar birbirine bağlantılı.
Diğerlerinden farklı bir noktaya işaret ettiği için heyecanlandı, “Devam et hele, nolur devam et” dedi.
Hattın öbür ucundaki devam etti:
İnsan ilk aşamada benlik sultası altında yaşar. Bu, Ebu Süfyan’ın evine sığınma diye ifade olunmuş. Nasibi olanlar, biraz daha sorgulayanlar, dışarıda bir sulta ve himayedarın- kurtarıcının yeterli olmayacağını fark ederek kendilerine dönerler. Bu da evinden çıkmama diye vurgulanmış. Kendi özüne dönenlerden nasibi olanlar ise daha özde; Gönül- Kalp ve Şuur boyutunun derunu ile tanışırlar ki; bu da Kabe’ye, Mescid-i Haram’a sığınma diye anlatılmış.
…
Zihni biraz daha açılmıştı. Ne var ki şu soru hala cevabını bulmamıştı.
- Hepsi mi kurtuldu yani?... Yoksa daha mı farklı?... Şeriat ehli, zahir ehli, batın ehli, tarikat gönüllüsü, hepsi de kurtuldu mu?.. Hepsi de aynı anda, aynı mevkide, aynı ölçüde kurtuluyorsa Rasülullah niye basamakladı olayı?... Neden tek hedef ve işaret vermedi?...
Biraz daha görmüş geçirmiş, işin çilesini çekmiş bir abiyi arasa, mutlaka o bir şeyler söylerdi. Vakit geç olsa da samimiyetinden cesaret alarak aradı. Biraz muhabbetten sonra soruyu yöneltti ama cevap umursamaz tonda geliyordu:
- Boş ver işine bak. Çözeceksin de ne olacak?.. Bu iş bazı cümlelerden anlam çıkarmak olsaydı keşke. Ömrüm böyle geçti. Sonuç? Hiç!...
Hep böyle yapar, derin bir şeyler sorulunca örtünürdü mübarek!... Zorlayınca gürler, pat diye kesip atar, daha sonra sakin düşününce söylediği iki kelimenin dahi muhatabına şimşekler çaktırdığı görülürdü.
Soruyu yineledi: “3 zümre kurtulmuş. Dışarıdan toplumsal okuma böyle. İçeriden okuyanlar da şeriat tarikat hakikat dediler. Biri de sadece içimizdeki yolculuk” dedi. “Sen ne dersin abi?..”
Abi iki cümleyle işi bitirdi:
- Çağrının Allah Rasülünden geldiğini bileceksin, Onun ashabı ile Kabe’ye, Mescid-i Harama yöneldiğini göreceksin de kendi evinde yada Ebu Süfyan’ın evinde oturacaksın öyle mi?... İnsan aklını peynir ekmekle yemiş olmalı… İyi geceler…
- Abi, şey, yani kurtulan 3 sınıf?...
- …
Telefon kapanmıştı!
Son cümle önce kulaklarında sonra odanın içinde, sonra kalbinin iç duvarlarında yankılandı yankılandı ve bir titreme aldı vücudunu!... Zangır zangır titriyor, alabildiğine üşüyor, kanı çekiliyor, ama içten içe yeni ufukların önüne açıldığını seziyordu.
Secdeye kapanırken bir kez daha söyledi o cümleyi
Çağrının Allah Rasülünden geldiğini bileceksin, onun ashabı ile Kabe’ye; Mescid-i Haram’a yöneldiğini göreceksin de kendi evinde yada Ebu Süfyan’ın evinde oturacaksın öyle mi?... İnsan aklını peynir ekmekle yemiş olmalı!…