Halife(İnsan) Sultan’ın(ALLAH’ın) Kuludur!..

20 / mayis / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

33-72-) İnna aradnel emanete ales Sem1avati vel ‘Ardı vel cibali feebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehel İnsan* innehu kâne zalumen cehula;

Muhakkak ki biz(zatı, sıfatı, esması ve efali ile her şey işin/oluşun içinde olarak) O Emanet’i(Halifeliği), Semavat’a(bilinçler), Arz’a(beden) ve dağlara(benlikler) arzettik(onlar talep ettiler de arz ettik. Arz varsa talep edilmiştir! Bilinçler/beden/benlikler halifeliği talep ettiler. Yani, halifeliği bilinç-beden-benlik zannı ile yaşama, bunlarla örtme yoluna gittiler.) de Onu(onlar/bilinçler/beden/benlik halifeliği) yüklenmekten(yaşama geçirmekten) imtina ettiler(çekindiler, buna uygun değillerdir) ve Ondan(halifeliği yaşamaktan) işfak ettiler (sakındılar, Halifeliği yaşamaktan uzaklardır. Halifelik bilinç-beden-benlik zannı ile yaşayanda açığa çıkmaz.)... Onu İnsan yüklendi(Halifeliği ancak İnsan manasına ulaşan yaşayabilir)... Muhakkak ki o(İnsan), çok zalim(zalimliği çok yakınında olan yani kendindedir, kendi kendine zulmeder. Benlik-beden-bilinç zannıyla yaşarken, Hakikatine karşı zulmeder.) ve çok cahildir(cahilliği çok yakın yani kendindedir, hakikatine karşı cahildir. Benlik-beden-bilinç zannıyla yaşarken, Hakikatine karşı cahildir.).

***

“Muhakkak ki biz O Emanet’i, Semavat’a, Arz’a ve dağlara arzettik” ifadesinin anlamı ancak, “biz, emanet, semavat, arz, dağlar, arzetmek” kelimeler ile ne kastedildiği fark edilebilinir ise anlaşılır. “Biz”, zatı, sıfatı, esmaları ve efali ile her şeyi içine alan geniş bir kelimedir.“Biz” kelimesi ile ALLAH; ötede bir tanrı olmadığını, zatı-sıfatı-esması-efali ile işin/oluşun Bizzat-Bilfiil içinde olduğunu ifade etmektedir. Alemlerdeki tasarrufunun alemler(dekiler) sureti ile olduğunu açıklamaktadır. ALLAH ötede bir tanrı değildir, alemler ötede bir ortak değildir. Sadece ALLAH(illALLAH)’tır  ki kendisini alemler sureti ile göstermekte ve alemler sureti ile alemlerde tasarruf etmektedir. Ötede bir tanrı yoktur, insanda bir tanrılık yoktur(la ilahe!)…

 

“Emanet” kelimesi ile Halifelik özelliğine işaret edilmektedir. Halifelik, zanni yetki sahibi oluşunun, gerçek yetkinin Sultan’a(ALLAH’a) ait oluşunun şuurunda olmak demektir. Halifelik yani zanni yetki sahipliği ile ALLAH’ın özellikleri(zat, sıfat, esma, efali) insanda açığa çıkar. ALLAH’ın(Sultan’ın) bu özellikleri(zat, sıfat, esma, efal) insanda(halifede, zanni yetki sahibinde) emanettir. İnsan Halifeliğinin yani zanni yetki shibi oluşunun, gerçek yetki sahibi olanın ALLAH olduğunun fark edişi ve yaşayışı içinde olduğunda kendisindeki emanetleri(zat, sıfat, esma, efal) gerçek sahibi olan ALLAH’a teslim etmiş olur, mutlak teslimiyetinin(kulluğunun) farkında olarak…

 

Semavat, Arz ve dağlar” kelimelerini zahir manası ile sınırlamak, sabitlemek ve dışımızda olan yapılara göre değerlendirmek hata olur. Çünkü onlarda zaten halifeliği talep edecek bir bilinç-benlik söz konusu değildir. Onların doğal yapısı Halifeliği talebe zaten müsait değildir ki onlara Halifelik arz edilebilsin. ALLAH insana insanı anlatır ki insan bu kelimelerin karşılığını kendisinde arayıp bulmalıdır.

 

Semavat bilinçlerdir ki insan zaman içinde değişik bilinç hallerine bürünür, bu çeşitli bilinç halleri ile yaşar…Beyin ile var olan insanda Semavat, yani bilinç halleri vardır. İnsanın Arzı yani bedeni vardır. İnsanın Semavatıa yani bilinç hallerine ve Arzına yani bedenine dönük benlik halleri söz konusudur ki bu da dağlar kelimesi ile işaret edilmiştir. (59-21: Eğer şu Kur’an’ı(Oku’nası Teklik Hakikatini) bir dağın üzerine inzal etseydik(benlik sahibi beyinde açığa çıkarsaydık), elbette onu Allah haşyetinden huşu ederek(ALLAH indinde hiçliğini fark edişi içinde), çatlayıp parça parça olduğu halde görürdün(beden zannı ile oluşup beyinde açığa çıkan benlik bilinci parçalanıp yok olur)... İşte bu misalleri(dağ misalini, Kur’anın dağın üzerine inzal olması misalini) insanlara tefekkür etsinler diye(dağ ile benliğin, Kur’an ile Oku’nası Teklik Hakikatinin, Kur’anın dağın üzerine inzal olması ile de Teklik hakikatine erende benlik bilincinin yok olacağı tefekkürü içinde olsunlar diye) darbediyoruz/veriyoruz.)

 

“Muhakkak ki biz o emaneti semavata, arza, dağlara arzettik.” Talep varsa arz edilir. Talep yoksa arz edilmez. Birileri bir şeyleri talep edecek ki birileri de o şeyleri talep edene arz etsin yani sunsun. Muhakkak ki biz(zatı, sıfatı, esması, efali ile her şey işin/oluşun içinde olarak) semavata(bilinç hallerine), arza(bilinç hallerini oluşturan bedene/beyine), dağlara(bilinç hallerini oluşturan beden zannındaki benlik hallerine) arzettik, çünkü bunlar arz edilen olmakla birlikte aynı zamanda talep edenler durumundaydı.Çünkü arz ve talep bizden bizedir, ötedeki bir tanrıdan ötesindeki bir mevcuda değildir. “Biz…arzettik” ifadesi bu manayı vurgular ki “biz” kelimesinin kullanılmasının sebebi açığa kavuşur. Gökteki bir tanrı yeryüzündeki bir ilaha arz etmedi, yeryüzündeki bir ilah gökteki bir tanrıdan talep etmedi. Kim ne talep etti ise, kim ne arz etti ise hep kendinden kendine oldu, “biz” ifadesi kapsamında özündeki birlik bağından cereyan etti…

 

“Onu yüklenmekten imtina ettiler(çekindiler, yüklenemediler)” ifadesi beden zannı ile oluşan benlik bilinç hallerinde(bilinç halleri-beden zannı-benlik halleri) yaşayanların Halifelik Şuuruna erişemeyeceğini, Halifelik Şuuru ile yaşayamayacağına işaret eder. Çünkü Halifelik Şuuru ile yaşayabilmek için, beden-bilinç-benlik toplamı olan birimsellik anlayışından arınmak/kurtulmak gerekir. Halifeliğinin farkında olan insan, halifeliğin zanni yetki sahibi olmak olduğunu, gerçek yetki(özellik) sahibinin ALLAH olduğunu bilir de sonrasında kendisinde sahiplik duygusu oluşturan, kendini ayrı birimsel bir varlıkmış gibi hissettiren beden zannından, bu zannın oluşturduğu bilinç ve benlikten arınmaya çalışır ki bu yolun girişi tevbe kapısıdır.

 

“Ondan işfak ettiler (sakındılar, uzak düştüler) ifadesi beden zannı ile oluşan benlik bilincinin, Halife oluşun manasını ve yaşayışını edinemeyeceği, Halifelik Şuurundan uzak düşeceği işaret edilmiştir. Halifelik Şuuru ile beden zannı/birimsellik bilinci/benlik anlayışı yan yana gelmez. Deccaliyet(sahiplik) bilinci ile Halifelik(kulluk) Şuuru yan yana gelemez. Kim ne yapıyor ise yapsın, aptığı ibadetler, ameller dahi olsa sahiplik duygusu ile bunları yapıyor ise deccaliyete hizmet ediyordur, Halifeliğe dönük değil. Halife oluş, acziyetini/kulluğunu/hiçliğini fark edişi içinde yaşamak, amel etmektir ki ancak o zaman ameller Salih amel hükmünü alır, iman “B” ile iman olur...

 

“Onu İnsan yüklendi” ifadesi Halifelik Şuuruna ancak İNSAN manasa ermek ile ulaşılabileceğine işaret eder. Tabidir ki her iki ayaklı buradaki İNSAN manasına karşılık gelmez. Beden yönüyle insanın hayvandan pek farkı yoktur, hepsi hücrelerden ibarettir. İnsansıya(hücre yapılı bedendeki hayvana) İNSAN manasını kapı açan kullanabilirse öncelikle beynidir, İNSAN’ın Kabesi ise içine girebilir ise Kalbidir. ALLAh mümin kulun Kalbindedir, eğer kul kulluğunun, halifeliğinin farkına varıp, zanni yetki sahibi oluşunu anlayıp, gerçek yetki sahibinin ALLAH olduğunu bilirse (ki bu da ancak kalbinin/vicdanının sesini dinlemekle, günahını fark edip tevbe etmekle olur) sahiplik duygusundan arınır, beden zannından/birimsellik bilincinden/benlik vehminden kurtulabilir.

 

“Muhakkak ki o çok zalim ve çok cahildir.” İfadesindeki “çok” ifadesi sayıca bir çokluğu değil, zalimliğinin ve cahilliğinin kendisinde olmasından, çok yakın olmasından kaynaklandığına işaret eder. Çünkü o, beden zannı/birimsellik bilinci/benlik vehmi ile baş başadır. Yaratılışından itibaren ona beden zannı, birimsellik bilinci, benlik vehmi empoze edilmekte o bunlar ile yaşamına yön vermekte, kendisine ayrı bir varlık biçmektedir. Herkes işin başlangıcında bu haldedir. Amaç bu halden arınmak, kurtulmaktır. İnsanın bu halde var olmasının sebebi hikmeti sıradaki ayette açıklanmıştır. İnsan bu hal ile günah işlemeye elverişli olarak var olmuştur ki günah işlesin de sonrasında tevbe etmesi ile birlikte Halifelik Şuuruna erebilsin. Sahiplenmeyi bırakıp hatalı bir kul olduğunun fark edişi içinde acziyetini ve hiçliğini bilsin. Tevbe ederek Gafur ve Rahiym esmalarının da açığa çıkışına vesile olsun. O’nu ALLAh, kendisini kul makamında bulabilsin…

 

33-73-) Li yuazzibAllahul münafikıne vel münafikati vel müşrikiyne vel müşrikati ve yetubAllahu alel mu’miniyne vel mu`minat* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Allah, münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırsın; ve Allah, mü’min erkeklerle mü’min kadınların tevbelerini gerçekleştirsin(günahına tevbe etsin de Halife yani zanni yetki sahibi olduğunu fark etsin, edebini, haddini, kulluğunu, acziyetini, hiçliğini bilsin) diye (İnsan zalim ve cahil olarak var olmuştur)... Allah Ğafur’dur(günahı örtücü, benlik-bilinç-benlik zannından arındırıcıdır), Rahıym’dir(her şeyi kendinden açığa çıkarandır, insana halifeliğini, kulluğunu, hiçliğini, acziyetini fark ettiren rahmettir.). (İnsan önce günah işlesin, sonra günahına tevbe etsin de halifeliğinin yani geçici/zanni yetki sahibi oluşunun farkına varsın, yetkinin/özelliklerin tümden ALLAH'a ait olduğunu bilsin.De böylelikle ALLAH insanın benlik-beden-bilinç zannını örtsün/Gafur ve onda Rahiym'i/O'ndan açığa çıkışı fark ettirsin, insan fakrı/hiçliği tatsın.)

 

Yaratılışı sonrasında insanda oluşan benlik-beden-bilinç zannı onu hakikatinden perdeler, hakikatini bilmediğinden kendine zulmeder. Bu durum her yaratılan için geçerlidir. Sebebi hikmeti, insan zalim ve cahil hali ile günah işlemeye elverişli olarak yaratılmasıdır. Ki bu hali ile günah işlesin de sonrasında halife özelliği ile günahını fark ederek tevbe etsin de TEVVAB olan ALLAH onun tevbesini kabul edip Gafur ve Rahiym esmaları açığa çıksın. İnsanın halifelik noktası/anı günahını fark edip tevbe etmesi ile başlar.

 

Kendisine tüm esma talim edilen Adem, ancak günah işleyip ardından günahına tevbe etmesi ile Halife özelliğini açığa çıkarmış, böylelikle nihayetinde tevbesi ile tüm esmayı açığa çıkarmış(haddini bilmiş) olur. İnsana verilen Emanet Halife özelliğidir. Bu emanet, SULTAN'dan(ALLAH'tan), HALİFE'ye(İNSAN'a) verilen geçici/zanni bir yetkidir. İnsan hakikatinin ALLAH olduğunu, yetkinin tümden ALLAH'a ait olduğunu, ALLAH'tan ayrı bir varlığının olmadığını anladığında Emanet Sahibine teslim edilmiş olunur. İnsan HALİFE'liğinin Emanet olduğunu ancak günah işlemesi ile fark eder.

 

Günah işleyip ardından tevbe eden İnsan haddini bilmiş olur ki ALLAH'lığı O'na, kulluğu kendine layık bulmuş olur. HALİFE'lik kulda emanettir, onun gerçek ve tek sahibi ALLAH'tır. Kul bunun farkına sadece günah işlediği an varır. Çünkü ALLAH günah işlemez, insan günah işler, tevbe eder, ALLAH da tevbeleri kabul eder. Herkesin haddi ve yeri bellidir. ALLAH mümin kulun kalbindedir, kul ancak kalbinin/vicdanının sesine kulak verdiğinde kendisini günah işleyip tevbe eden olarak; ALLAH'ı da tevbeleri kabul eden Gafur ve Rahiym olarak bulur.

 

Günah işlemek zalim ve cahil olarak yaşayan kulun normal işlevidir, iş ki Halife olan İnsan günahının/acziyetinin farkında olarak tevbe etsin de tekrar etmesin. İnsanın Halifeliğ(geçici/zanni yetki sahipliği) ancak günah işlemesi ile fark edilir ki kendisine Halifelik bahşedilmiş olan insan kulluğunun farfında olarak/haddini blerek tevbe edip Halifeliğe(Sutan olmayışı, emanet oluşu, Sahip olmayışı şuuruna) erer, benlik-beden-bilinç zannından ve bunların sahiplenme günahından arınır...

 

Halife oluş, Sultan'ın kendindeki özelliklerinin Sultan'a ait oluşu bilişi içinde yaşamak, bu özelliklere sahip çıkmamak Şuurudur. Halife oluş, "yetki bende, Sultan benim, özellikler benim..." demek, onları sahiplenmek değildir, Sultana kul oluşunu fark etmektir. Sultan(ALLAH) sahip olandır, Halife(İnsan) ise Sultana(ALLAH'a) kuldur. Sultanlığa soyunan Halife ise bu hatasını kellesi ile öder(yani aklı başına bela olur, vehmi kendine cehennem olur.). "Nice başlar gider bu yolda(Sahip'lenme ile nice akıllar sapıtır bu yolda), hiç soran olmaz(diğerleri niye ibret almaz, Sahip'lenmekten arınmaz.)"...

 

Özetle ve önemle: İnsanın Halifeliğini fark edişi günah işeyip tevbe etmesiyle başlar, bu an'a/noktaya dayanır. Halife oluş edep ve haddini bilmektir. ALLAH'a ve özelliklerine sahip çıkmamaktır, kul olduğunun şuurunda olmaktır, hatalı kul olduğunu bilmek ve tevbe etmektir. Halifeliğinin farkında olmak, kendindeki özelliklerin ALLAH'a ait olduğunu bilip, zanni yetki sahipliğinin farkında olup, benlik-beden-bilinç zannından ve bunların getirdiği sahiplik duygusundan arınarak Emaneti ALLAH'a teslim etmek yani gerçek tek yekti sahibinin ALLAH olduğunu bilmek, mutlak teslimiyetinin farkındalığı içinde kulluk şuuru ile yaşamaktır. Fakrının, acziyetinin, hiçliğinin(Adem'liğinin) farkında olmaktır.

 

En tehlike yol ise, esmaları ile ALLAH'lığı sahiplenmektir. Zikri ve tefekkürü "esmalarımı arttırıyorum, enerjimi arttırıyorum, sahipliğimi arttırıyorum, deccaliyete koşuyorum..." diye değil, "sahiplikten arınırıyorum, kulluğumun, aczietimin, hiçliğimin farkındayım" diye yol edinmek gereklidir. Çünkü Halifelik yani zanni yetki sahibi oluş, gerçek yetkinin ALLAH'a ait oluşu ancak böyle fark edilir ve yaşanır. "Salatımı, orucumu, amelimi... enerjimi artırmak için yapıyorum" değil, "benlik-beden-bilinç zannından, sahiplenmek anlayışından arınmak için yapıyorum, kulluğumun farkındalığı ile yaşamak için yapıyorum" diye yol edinmek gerekir.

 

Aynı ameli sergileyenlerden; birinci anlayış yolunu tercih eden deccaliyet bilincine, ikinci anlayış yolunu tercih eden halifelik şuuruna kavuşur... Birinci anlayışta olanda ameline güvenme,sahiplenme,  kibir... gibi tehlikeler söz konusu olabilir ki gizli şirke kapı açabilir de amelinin boşa gittiğini görmek manen cehhennemi yanış getirebilir...İkinci yolda olan ise ALLAH'tan başka hiç bir şeye güvenmediği için, benlik-beden-bilinç zannından arındığı için, sahiplenmenin, kibrin, şirkin her türlüsünden hiçliği ile kurtulduğu için manen yanış söz konusu olmaz...Sahiplendikleriniz kadar alçalır, arındıklarınız kadar yükselirsiniz… Her sahiplik duygusu oluşturan şey insanın ayağına bağlı bir yüktür, onu aşağılara çeker…Sahiplik duygusundan her bir arınış insanın yükünü giderir, onu yukarılara çeker…