HARFLERİN DİLİYLE İHLAS

26 / Ocak / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ (1)

اللَّهُ الصَّمَدُ (2)

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3)

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ (4)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

Saim Yusuf
BİSMİLLAH:

Zerre küllün aynasıdır. Tümde olan aynen noktada gizlidir. Sınırsız-Sonsuzluk aynıyla noktada mevcuttur. Eğer böyle olmasaydı; mevcudat vücut bulamaz, var olamaz, hayat, oluş, hareket, görmek, duymak… gibi hiçbir şey var olmazdı. Sen bende olmasaydın; ben seni göremez, duyamaz, bilmezdim…

 

O’nun özelikleri özümüzde olmasaydı, O özümüz olmasaydı; var olamaz, var olmaya devam edemezdik… Varlıkta kopukluk, ayrılık, gayrılık yok; hepimiz özde biriz… Var olmanın akla uygun başka yolu yok… Bilincin noktasından(Be) şuurun genişliğine(Sin) doğru değerlendiriş(Mim) ile(BİSMİ!)…

 

O(Hu) Tek Vücudu(Elif) ve İlmiyle(Lam) evren içre evrenleri ilmen(şeddeli Lam) var etmektedir(ALLAH). Yani; noktanda sonsuz işlev vardır(BİSMİ), yani özde O’nun Tek Vücudu ve İlmiyle açığa çıkan evren içre evrenler mevcuttur(ALLAH). Yani hologram gerçeği, yani BİSMİLLAH!!!

 

(ELİF-LAM)RAHMAN:

 

Özdeki O Tek Vücut(Elif), İlmiyle(Lam) irsal eder Rab(esma terkipleri/boyutsallık) işleviyle(şeddeli Rı). Hakikat olan/hayat veren(Ha) nurlu(Nun) değerlendirme(Mim); Tek Vücudun(Elif) İlminden(Lam) irsal(Rı, Rab) olunduğu anlayışıdır(RAHMAN). Diğer anlayışlar karanlık, ruhsuz ve yanlıştır.

 

 (ELİF-LAM)RAHİYM:

 

Risalet(Allah’ı tanıma) ve Nübüvvet(Sistemi tanıma) ilmi ile(yani Ye); hayat bulur/hakikate erer(Ha), esma terkibi olan Rabbin(şeddeli Rı) özündeki İlmi(Lam) ve Tek Vücudu(Elif) tanır. Her şey özündeki ilim ve kudret boyutunun(Ye) işleviyle(Mim) hayat bulur(Ha), Tek Vücudun(Elif) İlminden(Lam) irsal(Rı, Rab işlevi) olur.

 

1-) Kul HUvAllahu Ehad;
De ki: “O (senin hakikatın olan) Allah EHAD (mutlak tek bir vücud)’dır (varlığın gayrından değil)!”.

 

KUL yani De ki… De ki diyor, biz de deyip geçiyoruz. Kim diyor, ne diyor, nereden diyor bilmiyoruz. Etten dili görevli tayin etmişiz, aklı devre dışı bırakmışız, papağan gibi “De ki” diyoruz. Halbuki; “KUL” yani “De ki”nin harflerini OKU’sak, anlayacağız ki anlatılmak istenen dilin ötesinde bambaşka bir gerçek. “KUL(De ki)”; LAM ve KAF harflerinden oluşuyor. Harflerini değerlendirdiğimizde karşımıza muhteşem bir bilgi çıkıyor. Şuur sahibi düşünen insan, açılan bu ilim önünde secdeye varıp şükrünü beyan ediyor.

 

“KUL” yani LAM, KAF; KAF’taki İlim(LAM)… De ki yani KAF’taki LAM’ı açıkla ki… Zahire dönük olarak KAF görüntüsüyle mevcudattaki gözlemlenen tüm manalar, yani tüm zıt manaları(KAF’ın üstteki iki noktası!) içinde barındıran mevcudattan gözlemlediğim(KAF’ın VAV kısmı!) ilim/bilgi/mana(LAM) açılımı yapıyor. Bilimsel veriler ile öze dönük olarak ise KAF; özdeki ilim-kudret yani bilgi-enerji boyutuna ait edindiğim ilim/bilgi/mana(LAM) şeklinde değerlendirilebilinir.

 

Bir “KUL” yani “De ki” sözü harfleriyle dahi neler neler diyormuş da henüz fark edebiliyoruz. Ya “De ki”den sonra denecekleri de harfleriyle değerlendirirsek karşımıza acaba neler neler çıkacak… Allah harflerin diliyle o an, gerçeği cömertçe açıklamaya başlıyor bile… Şükründen aciziz, boynumuz bükük ilminin önünde… Her harfine her an köleyiz, sınırsız ve sonsuz bir şekilde…

 

“HUVE” diye devam ediyor, apaçık ve kesin bir hükümle. HUVE’nin He’sini alıp, Vav’ını atıp değerlendiriyoruz biz; “O” diye…
“HUVE”yi sadece “O” diye geçiştiriyoruz, sanki VAV’ı yazmıyormuş gibi. Bundan dolayı öteliyoruz O’nu(HU), mevcudatın(VAV) ötesine. Halbuki; HUVE’de He ile Vav bağlı yazılmış, Tekliğe işaret eder gibi… HU, VE’nin ötesinde değil, der gibi…

 

De ki HUVE… De ki mevcudatın(VAV) Zatı yani aslı, yani özü, yani hakikati(HU)… De ki(KUL) yani tüm zıtları içinde barındıran, tüm çiftlerin açığa çıktığı mevcudattan gözlemlediğim(KAF) ilim/bilgi/mana(LAM), mevcudatın(VAV) Zatının/aslının/özünün O(HU) olduğudur.

 

Ve mevcudatın zatı ALLAH’tır. Sana alem görünen Hakikatte ALLAH’tır, demiş diyen apaçık. Yani mevcudatın zatı/aslı/orijini; Tekliktir/Tek Vücuttur(Elif), İlimdir/O Tek Vücudun özellikleridir(LAM). Tek Vücudun özelliklerinden açığa çıkan evren içre evrenler(şeddeli Lam) söz konusudur… ALLAH ismi harfleriyle bu manaları(ve dahasını) içeriyor. Ehli “ismi ALLAH olan” diye ipucunu veriyor, manasını ise harfleri açıklıyor. ALLAH ötemizde bir ilah/tanrı değil, özümüzdeki Teklik ve  İlmi’dir ki her şey(mevcudat, maddi ve manevi-ki her ikisi de ilimledir-vücut bulan) O’ndan açığa çıkar.

 

Yani OKU’yan(Hz.Muhammed) mevcudatın zatını/özünü OKU’muş, kainatı OKU’muş, içimizden bir beşer resuldür(irsal olan, irsali OKU’yan, her beşerde arıda dahi olan özellik). Ve bilim O’nun muhteşem aklını, muazzam ilmini yeni yeni deşifre etmektedir. 1400 küsür yıl önce, öyle bir çağda, öyle bir toplumda açığa çıkmış mucize İNSAN Hz. Muhammed…

 

Ve O’nun ilminin farkında olmayıp, O’nun ilmini toplumsal ahlak ile sınırlayıp, ilmiyle bilimsel paralellikleri tesadüf/yansıma mantığıyla değerlendiren insanlar var… Sormak gerekir onlara, O’nun geçmişe ve geleceğe dönük açıklamaları(ayet ve hadisleri) da mı tesadüftür, O’nun holograma sıçramış aklının ilmini ve kudretini de mi OKU’yamıyorsunuz?!.. O tüm bu bilgileri nereden alıyordu, O dilediği yeri helak edebilecek(örneğin Taif, ama Tekliği bildiğinden yapmadı) kudreti nereden alıyordu?!.. Özünün ilmine ve kudretine erişmiş, Noktasındaki Kudreti kendinde açığa çıkarmış, kendi hakikatini o boyutlarda bulmuş biri olmasından olmasın!?..

 

Ve harfleriyle yorumlamaya çalıştığımız manası ALLAH olan EHAD’dır. Bu açıklamayı da ALLAH Tek’dir deyip geçiştiriyoruz. Ve bundan mevcudatın ötesinde bir ilah/tanrı var, o tanrının da insanlarda olduğu gibi etiketli bir ismi var, o ötedeki varlığın adı ALLAH diye düşünülüyor. Ya da ALLAH var, öyle sınırsız, öyle sonsuz ki, adeta donakalmış, sabit, katı, durgun; ve bu yok gibi var olan tanrıdan başka hiçbir şey yok, mevcudat yaratılmamış gibi düşünülüyor. Halbuki; ALLAH’ın Latif, Halim, Basıt gibi yapısal özellikleri var ki mevcudatı var ediyor kendiyle… Mevcudatın kendine ait varlığı yok, mevcudatın varlığı ALLAH ile…

 

EHAD kelimesi Kur’an’da aynı harflerle birçok ayette geçmektedir. Ki bunlardan bazıları insanlara dönük olarak “kişi, kimse…” manasında da kullanılmıştır. Yani aynı harflerden oluşmuş, aynı kelime hem insan(birim), hem ALLAH için kullanılmıştır. Çünkü özden bakarsan fark edersin ki aslında Tek Bir Vücud var, insana bakan da O’nu görür. EHAD; Elif, Ha, Dal harflerinden oluşmuştur.  Başında Teklik(Elif), sonunda kulluk(Dal). Ortasında Hakikat/Hayat(Ha).

 

Ve pür dikkat; Kelime Meal’de EHAD’ın başındaki Elif’in üzerinde bilin bakalım ne var? Hemze! Yani birim, kişinin sembolü olan Hemze. Elif üstünde Hemze; birim(Hemze) Teklikten/Tek Vücuttan(Elif) açığa çıkar, birimin(Hemze) özünde Teklik(Elif) var, der gibi. Mevcudat kuldur/abdır(Dal) hakikatine(Ha) yani birimin özündeki Tekliğe(Hemzeli Elif), diyor gibi EHAD harfleriyle… Hayat(Ha) bulur doğal kulluk(Dal), birim(Hemze) Teklikten(Elif) açığa çıktığı için… Yani her şey, her an özündeki Tek Vücuda doğal olarak kuldur, çünkü O’nunla var olur.

 

2-) Allahus Samed;
“(O) Allah SAMED (Tam, ihtiyaçsız... som, gayrına mutlak kapalı, yani gayrı yok... başlangıçsız-sonrasız daim, mutlak var)’dir”.
SAMED; Elif, Lam, Sad, Mim, Dal harflerinden oluşuyor. Teklik/Tek Vücud(Elif) İlmiyle/Esmasıyla/özellikleriyle(Lam) özüne doğal kul olan(Dal) mevcudatı manasına sınır getiren(Sad) değerlendirmeyle/işlevle(Mim) meydana getiriyor. Allah Samed’dir, ihtiyaçları karşılar, yani var olmak ve varlığını sürdürmek için gerekli özellikler ile donatır. Bundan dolayı manasına sınır getirir(Sad) ve insan belli frekans aralığına giren dalgaları değerlendirerek(Mim) görür… ve mevcudat algıya sınır koyma işleviyle var olur. Evren içre evrenler ve canlıları algıya göre var etme ile var olur. Hayır, şer, az, çok ayrımı olmaksızın ihtiyaçları olması gerektiği gibi giderir. Sistemi ve mekanizmaları sıfır hata ile iş başındadır.

 

KAF’ın İlmi(LAM) “De ki” der ve mevcudat olarak her an diyeceğini var olmakla der. Yani özdeki bilgi-enerji boyutu(ilim ve kudret, takyon ve kuantum), evren içre evrenleri ve canlılarını var eder, yani diyeceğini var ederek der. Mevcudat O’nun gözü, dili, kulağı olur… Ne yana dönersen dön, ALLAH’ın Vech’i oradadır, ayrı ayrı yüzler var sanma, her yüzde görünenin aslı O’dur, O her şeyde/her şey olarak işlevdedir, terazisi sürekli dengededir, sisteminde asla değişiklik olmadan işlerliktedir… Böyle sağlam bir sistemin işleyişi karşısında hala duygusallıkla avunmak ise, en büyük yanış sebebidir… Karşımızda duygusal bir tanrı yok, İlim(Lam) sahibi Teklik(Elif) var… Allah(Elif) ve Sistemi(Lam) var…

 

3-) Lem yelid ve lem yuled;
“(O) lem yelid (doğurmamış) ve lem yuled (doğurulmamış)’dir (çünkü EHAD-SAMED; gayrı-ikileyeni, ihtiyaçlılık sözkonusu olmayan)”.

 

Evet, O kainatı doğurmamıştır, yani kainatı kendinden ayrı bir yapı şeklinde, kendinden uzaklaştırmış şekilde, kendinden ayrı bir şey olarak açığa çıkarmış değildir. Kendisini mevcudat olarak ilmiyle sergilemektedir, algıya göre var ederek kendisini evren içre evrenler ve canlıları olarak algılatmaktadır. O manada sınır tanımaz, o manaya son koymaz. Bilmekliğini istemiş Adem’i, bilinmekliğini istemiş alemi yaratmıştır, bilen de bilinen de sonuçta Adem ve alem adı altında kendisi olmuştur. Her yaşam bir biliştir gerçekte. Ve her yaşamda farklı şeyler bilir bilen. Tüm ayrıntılarıyla bilmek ise, sonsuz hayat gerektirir, bundan dolayı insan sonsuzdur…

 

LEM YELİD; Lam,Mim Ye,Lam,Dal harflerinden oluşuyor. Doğurmamıştır ise mevcudat nasıl var oluyor, sorusuna yine harflerin dili cevap veriyor. Mevcudat ilmin(Lam) işleviyle(Mim) var oluyor, sergilenen bir ilim var… Özündeki bilgi ve kudret(Ye; altta yani özde iki nokta yani ilim ve kudret yani bilgi-enerji yani takyon-kuantum boyutu) boyutunun ilmi(Lam) sergileyişi(sınırlı frekans değerlendirmesi, bilgide mana sınırlaması) ile özüne doğal kul(Dal) olan mevcudat söz konusu. Lem Yelid’in harflerinden bu manalara ulaşıyoruz. Doğurmamış, ilmini sergileyerek kendini bürümüş…

 

VE LEM YULED: Vav-Lam,Mim Ye,Vav-Lam,Dal

 

Mevcudat(Vav), özündeki ilimin(Lam) işleviyle(Mim) var olur, özündeki ilim-kudret boyutudandır(Ye) mevcudat(Vav), Özündeki İlme(Lam) doğal olarak kuldur(Dal). Yani doğrulmamıştır, bir tanrı mevcudatı kendinden açığa çıkarmışta, ayrı bir varlık olarak yaratmış değildir. Mevcudatın Zatı(HUVE) yani aslı Tek Vücut(Elif) ve bu vücudun özellikleridir(Lam). Mevcudatın bu Tek Vücuttan ve özelliklerinden öte, ayrı, ikinci bir varlığı yoktur. Bu öz gerçekten dolayı deriz ki mevcudata özden bakarsan doğurmamıştır, doğmamıştır. Zatı, aslı, özü Tekdir, her an, her şeyde…

 

4-) Ve lem yekün leHU küfüven ehad;
“Ve O’na hiçbir küfuv (denk, benzer) olmadı (tefekkür, ihata ve idrak edilemez?)”.

 

Vav-Lam,Mim Ye,Kef,Nun Lam,He Kef,Fe,Vav-Elif Elif-Ha,Dal harflerinden oluşur…

 

Mevcudat(Vav) özündeki İlmi(Lam) işlevle(Mim) var olur. Özdeki ilim-kudret boyutundan var olan kuvvelerin(Kef, ilim yüklü enerji, melek) yer aldığı nur(Nun, enerji) boyutu şeklindeki boyutlar… Mevcudat; O’nun(He) ilmiyledir(Lam) yani mevcudat özündeki/aslındakinin(He) ilmi/özellikleri ile var olur. Özdeki özellikleri sayesinde mevcudat olarak algılanır.

 

Enerji boyutundaki kuvveler(Kef, melekler özümüzde bir boyuttur, yapısıyla enerji, manasıyla bilgi olan) mevcudun varlığından açığa çıkar(Fe) ve mevcudat(Vav) algılanır. Yani enerji dalgalarının, yine enerji dalgası olan beş duyu ile taşınıp, yine enerji dalgası olan beyinde değerlendirilmesi sonucu mevcudat algıya göre var olmuş olur. Özde mana yüklü enerji dalgaları(frekans değerleri mana oluşturur, yani enerji ve mana aslında aynı tek şeydir) ve değerlendirilişi ile mevcut olma vardır. Ve bunların hepsi Tek Vücutta(Elif) olur.

 

O’nun dengi, ayrı ikinci bir yapıda değil. O Tek Vücut bir boyutta enerji, başka bir boyutta atom, başka bir boyutta madde olarak değerlendirilir, aslında Tek Bir Vücuttur. Tek Vücud(Elif) ile hayat(Ha) bulur, doğal olarak kul olan(Dal) mevcudat ve birim(Hemze). Hakikati(Ha) doğal kul(Dal) olan her şeyin/birimin(Hemze) özü Tekliktir(Elif)… Bu boyutlar O’nun dengi/küfüvü değildir, Tekliğin algıya göre büründüğü suretlerdir. O’na hiçbir şey denk olmadı, O her an, her haliyle Tektir.

 

Ve harflerden Oku’duklarımız kadarıyla OKU’yan kainattı OKU’muştur, kainattın hakikatini OKU’muştur, mevcudatın zatını, aslını OKU’muştur. Hayalinde bir tanrı yaratıp da kainatı ona uydurmaya çalışmamıştır, hayalindeki tanrıyı okumamıştır, gerçeği önündeki kendisinde şüphe olmayan kainat kitabından OKU’muştur, kainatın var olmasının altındaki ilmi OKU’muştur.

 

Kainatın özünü OKU’muş, işleyişini düşünmüş, nasıl var olup, nasıl var olmaya devam edebilir diye düşünmüş, “zerre küllün aynasıdır” diyerek yaratma denenin gerçeğini formüle etmiştir. Evet, mevcudatın var olması, var algılanması, varlığını devam ettirmesi özündeki Teklik ile, Tekliğin tüm özelliklerinin tüm noktasında mevcut olması ile ancak açıklanabilir ve anlaşılabilir. Bilim de kuantum, hologram… gerçeği ile Tekliğe ve Tekliğin tüm özellikleriyle her noktada olduğuna işaret etmiyor muydu?!..

 

Öyleyse İHLAS O’nu yüceltmek adına ötelemek midir, O’nu özünde bulmak mıdır?!.. ALLAH için derken, sebebini düşünmeden, kendinde görmeden, bir tanrıya havale etmek midir; yoksa hayrıyla-şerriyle her şeyi O’na(Tekliğe) bağlamak mıdır?!... ALLAH’ın her türlü ihtiyaçtan beri olduğunu unutup, yaptıklarımızın, düşüncelerimizin hakikatimize dönük yönünü gözden geçirmek midir?!...

 

ALLAH için yapıyorum derken acaba İHLAS’lı mı oluyoruz, yoksa İHLAS’tan mı uzaklaşıyoruz?!... İHLAS’a yüklediğimiz yanlış mana ile İHLAS’tan, ALLAH’tan, Tek’likten, hakikatten, tefekkürden, samimiyetten uzaklaşmak ne acı!... Mevcudatı/kendini tanımadan ALLAH’ı tanıdığını sanmak ne acı!... Tanrı zannı ile yaşarken, adına ALLAH demek ne acı!.. Zahiri görmez iken, batını gördüğünü sanmak ne acı!...

 

Hatalar benden, isabet kaynaktan…Selam ile…