Olan (“OL” -“AN”) Yok Olur mu?

26. Ekim. 2011 /Hatice Çetin TOPUZDAĞ / haticetopuzdag@hotmail.com
(Sabr-ı Cemiyl)
orijin kütüphane

5-) Kale ya büneyye lâ taksus rü`yake alâ ıhvetike feyekiydu leke keyda* inneş şeyt
ane lil İnsani adüvvün mubiyn;
5-) (Babası) dedi ki: "Yavrum... Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra (hasetlerinden) sana bir tuzak kurarlar... Muhakkak ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır."

 

6-) Ve kezâlike yectebiyke Rabbüke ve yuallimüke min te`viylil ehadiysi ve yütimmu nı`meteHU aleyke ve alâ ali Ya`kube kema etemmeha alâ ebeveyke min kablü İbrahiyme ve İshak* inne Rabbeke Aliymun Hakiym;
6-) "İşte böylece Rabbin seni seçer, olayların hakikatini görmeyi sana öğretir, nimetini, daha önce iki atan İbrahim ve İshak`a tamamladığı gibi, senin ve Âl-i Yakup`un üzerine de tamamlar. Muhakkak ki senin Rabbin Aliym`dir, Hakiym`dir."



•    Üstadımız HAKİYM esmasını; İlminin kudretiyle açığa çıkmasını sebepler zincirine bağlayarak, nedenselliği oluşturan ve böylece kesret algılamasını oluşturan şeklinde açıklamış. Buna göre; Gördüklerini mevcut bilgilerinle; veri tabanınla değerlendirme tabir etme sakın, eğer şu an yorumlarsan vehme kapılıp senin için hayırlı olmayacak bir açılım oluşturabilirsin! O nedenle bekle, Hakiym olan Rabbin sana öyle bir süreç yaşatacak ki; sana bu rüyanı hakkıyla tabir etmeyi, hakikatini müşahede etmeyi öğretecek.


19-) Bir kafile geldi kuyu başına ve sucuları kovasını saldı kuyuya ve görünce seslendi: "Hey müjde! Burada bir erkek çocuk var"... Onu satmak için çıkarıp sakladılar. Allâh onların yapmakta olduklarını (onların hakikati ve fiillerinin yaratanı olarak) Aliym`dir.

 

20-) Ve şeravhü Bi semenin bahsin derahime ma`dudetin, ve kânu fiyhi minez zahidiyn;

 

20-) (Sonra Mısır`da) Onu yanlarında tutmak istemedikleri için az bir pahaya, birkaç dirheme sattılar.

 

•    Yusuf’u hakikatimize ulaştıracak ilim olarak düşünürsek;  Hakikat bilgisi her an tüm birimlere inzal oluyor! Özlerindeki resul boyutundan açığa çıkana (vahye) itibar etmeyen, değerini fark edemeyen, vehimlerine kapılanlar  bu ilmi yok pahasına elden çıkarırlar. Yani dikkate alıp değerlendirmek yerine (B sırrınca ) üzerini örterler, hakkını veremezler.

 

33-) (Yusuf) dedi ki: "Rabbim... Zindan, beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir bana... Eğer sen onların oyunlarından beni korumazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum."

 

•    Rabbim,  burhanın neticesinde şehvete kapılıp bu durumda yanlış yapmadım, deliller  ortada,  fakat ben de bu nefsani duygu/duygular  halen mevcut, arınmış değilim. Nefsime yenik düşebilirim, tamamıyla arınabilmem, kendimden emin olabilmem açısından  zindan benim için en hayırlısı,  bu süreci yaşat bana  talebi.

 

58-) Ve cae ıhvetü Yusufe fedehalu aleyhi fearefehüm ve hüm lehu münkirun;
58-) (Nihayet) Yusuf`un kardeşleri geldi... Onun yanına girdiler... Onlar Yusuf`u tanımadıkları hâlde Yusuf, onları tanıdı.

•    Yusuf’un kardeşlerini arınmak istediğimiz kötü huylarımız, şartlanmalarımız
olarak düşünürsek, hakikatimize ulaşma sürecinde yaşadığımız zindan aşamasında  bunlardan arınmak için  çalıştığımız, uğraş verdiğimiz  için onları  tanırız.  Fakat yaşanan süreç sonrasında biz artık eski biz olmadığımız, arınmamız gerekenlerden arınmış, olumlu yönde dönüştürmemiz gerekenleri dönüştürmüş olduğumuz için kardeşlerimiz bizi  hemen tanıyamazlar biz de eskisi gibi yer bulamaz etki edemezler. (Müthiş bir müjdedir bu arınma çalışması yapanlara!...)



83-) Kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra* fesabrun cemiyl* asellahu en ye`tiyeniy Bihim cemiy`a* inneHU "HU"vel Aliymul Hakiym

83-) (Babaları) dedi ki: "Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş. Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra... Umulur ki, Allâh onların hepsini bana getirir... Muhakkak ki O, Aliym`dir, Hakiym`dir."



•    Yakup A.S. gerçekte bir hırsızlık olayı olmadığının farkında. Rabbinin Hakiym esması uyarınca bir nedensellik zinciri oluşturarak bu olayları, süreci kendisine yaşattığının farkındalığıyla  razı ve sabrediyor biliyor ki; sonunda Yusuf’a kavuşacak. (Pembe kısım SABR-I CEMİYLin tarifi olabilir)
•    “Kavuşacağını nasıl biliyor? Neden bu kadar emin?” sorusu sorulabilir burada!..
Siz, açığa çıkanın sizden size olduğunu; “Beyin için iç ve dış, dünya- ahiret kavramlarının olmadığı”nı fark etmişseniz; tıpkı dünya atmosferi içinde bulunan su oranın zerre miktarı değişmediğini, sadece -göze göre- suyun bazen derinlere inip mağaralarda saklandığını, bazen yükselip bulut olduğunu, bazen yağıp aktığını; bunun da perdelilerde azalma-çoğalma zannı oluşturduğunu fark edenin fark etmesi gibi Yakup’un hali!.. Yerden buharlaşan nasıl yere dönecekse; Yusuf da yok olmadı, tikenmedi, sapasağlam bana gelecek diyor!... Eminliği; ilminden ve fark etmesinden!... 

 

87-) Ya beniyyezhebu fe tehassesu min Yusufe ve ehıyhi ve lâ tey`esu min ravhıllah* innehu lâ yey`esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun;
87-) "Ey oğullarım... Gidin, Yusuf`tan ve kardeşinden araştırın! Allâh`ın cana can veren rahmetinden umutsuzluğa düşmeyin... Çünkü hakikat bilgisini inkâr edenler topluluğundan başkası, Allâh`ın cana can katan rahmetinden ümit kesmez."

 

•    Zaman zaman bedenselliğe düşebiliyoruz. Fakat hakikat bilgisi tarafımıza ulaşmış biri olarak, iman etmiş olmanın gereği olarak karşılaştığımız olaylarda asla umutsuzluğa kapılmamalı, yaşadığımız her durumun bizi ileriye taşıyacak bir süreç olduğunun bilincinde olarak aklımızı kullanarak hakikatimizi arayışımızdan vazgeçmemeliyiz.
•    Yakup, Allah’tan umut kesenleri KAFİRler (Perdeliler) olarak niteliyor. Neden?... Yukarıda verilen SU POTANSİYELİ misalinde olduğu gibi işleyişin iç ve dış kavramları olmaksızın kendinden kendine olduğunu bilen insanın kesinlikle umutsuzluğa düşmesi mümkün değildir! Umutsuzluğa düşen; hakikatinden ve evrensel sistemin işleyiş mekanizmalarından habersiz olan yada duygusal cendereler içinde ufukları göremeyendir!...