Her An, A’ma Ve Bilme Anıdır

06 / Mart / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

“ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan evvel neredeydi? ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan evvel, ALTINDA ve ÜSTÜNDE hava olmayan A’MA’da idi.”


“Ben gizli bir hazineydim, bilinmekliğimi istedim Alem’i, bilmekliğimi istedim Adem’i yarattım.”


“ALLAH var idi ve O’nunla birlikte bir şey yok idi”

 

A’MA’da idi.  A’MA’da iken, gizli bir hazineydi. A’MA’da iken, gizli bir hazine olduğunu bilmekteydi. A’MA’da iken, bilinmekliğini ve bilmekliğini istemekteydi. A’MA’da iken, gizli hazinesinin içeriğini bilmek istemekteydi. A’MA’da iken hazine olduğunu biliyor, hazinesinin içeriğini bilmek istiyordu. A’MA’da idi, A’MA idi değil. Bir A’MA anı vardı, bir BİLME anı. Her A’MA anını, açığa çıkan bir BİLME anı ile gidermekteydi. Şu an dahi öyledir. Ne A’MA anı, ne de BİLME anı geçmişte bir kereliğine olup bitmiş bir hal değildir. ŞİMDİ’de olup, AN içinde devam eden hallerdir.

 

A’MA’da idi; hiçlikte değildi, yoklukta değildi. Hiçlikte/yoklukta olsaydı, gizli bir hazine olduğunu nasıl bilebilirdi? Hiçlikte/yoklukta olsaydı, neyi bilmek isteyebilirdi? Hiçlikte/yoklukta olsaydı, nasıl bilmek isterdi? Hiçlikte/yoklukta olan kendini hiç/yok bilir; hiçlikte/yoklukta kalır. Hiçlikte/yoklukta olup, kendini ve özelliklerinin VAR olduğunu bilmeyen; nasıl bilinmekliğini ister de Alem’i, nasıl bilmekliğini ister de Adem’i yaratabilir? Hayır! A’MA hiçlik/yokluk demek değildir.

 

Tüm duyuları A’ma/kör olan biri, yine de var olduğunu hisseder. Başlangıcı A’MA iken bir bebek, yine de var olduğunu hisseder. Ve o bebek, bilmek ve bilinmek için, olağan üstü gayret sarfeder.  Her A’MA anını hazinesinden açtıklarıyla giderir. Her bilinmeyen/açığa çıkmayan bir A’MA halidir, bilinince/açığa çıkınca o şeyin A’MA’lığı biter. Fakat; bilinecekler o kadar çok ki(sınırsız hazine), ne A’MA anları, ne de BİLME anları bitmez, sürer gider. O halde her an; bilinmeyenler/açığa çıkmayanlar açısından A’MA/bilmeme, hem de bilinenler/açığa çıkanlar açısından AYNa/bilme anıdır…

 

YerLER(alt boyutlar/alem, yapı, mevcudat) ve gökLER(üst boyutlar/Adem, mana, şuur) her an yaratılmakta, her an yok edilmektedir. Hazindeki açığa çıkmadıkları hali bir A’MA anıdır, yaratıldıkları an ise BİLME anıdır. Gizli hazineden çıkmayı bekleyen her özellik A’MA’dadır, gizli hazineden çıkan her özellik BİLİNİR olmaktadır. A’MA da, BİLME de anda yaşanmaktadır.

 

“Yerleri ve gökleri yaratmadan evvel”deki “evvel” sanıldığı gibi çok uzun zaman önce olan bir şey değildir. Her an yaşanan, gözün kapanıp açılmasından daha kısa bir andır. Bir anda yerler ve gökler yaratılır, önceki anda yok iken, sonraki anda da yok edilir, böyle sürüp gider. Bu ana göre önceki an “evvel” hükmündedir. Şu an yerler ve gökler hazineden yaratılır iken, önceki anda yerler ve gökler hazinede gizlidir. Önceki an A’MA’da iken, şu an BİLİNİR olur. A’MA ve BİLME anı birbirini sürekli takip eder, BİLME; A’MA’lığı nötrleyerek devam eder…

 

Yani “evvel” denen bir an öncesidir. Bir an önce hazinesinde A’MA olan özellikler, bir an sonra açığa çıkmakta ve bilinmektedir. Şu anki yerler ve gökler bir an önce hazinede ilim olarak A’MA halinde idi, ama şimdi alemlerde ademlerle BİLİNİR oldu. Ve bu oluş her an devam etmektedir. Alem Adem ile bilinmekte, Alem Adem ile açığa çıkmakta, Alem Adem ile var olmakta, Alem’i Adem’in duyuları inşa etmektedir. Alem algıya göre algılanır olarak var kılınmaktadır. Alem Adem ile, algıya(Semi) sınır koymakla idrak(Basir) edilir, sergilenen bu ilimle(Alim) varlığıyla konuşan(Kelam) alem var olur…

 

Hazinesi sonsuz olduğundan açığa çıkacakların da sonu olmayacaktır. “Evvel” bir an öncesi, “ahir” bir an sonrasıdır. Ne önceki anların bir başı vardır, ne de sonraki anların bir sonu gelir.  O her an yeni bir oluştadır. Her an yenilenen yerler ve gökler söz konusudur. Her şey her an evvel olmaktadır, “idi” ifadesi bir önceki an olan “evvel” ile aynı manadadır.

 

Bu yazıyı yazarken kaç ahir an evvel oldu, evvelim olanlardan ahirime doğdu. Şu ana dönük bir şey yazmak istesem, sonunu “idi” ile bitirmem gerekir. Bir önceki cümlede “şu an” dediğimin üzerinden kaç an geçti de “evvel” oldu, “idi” oldu. EL AN dahi öyle “idi”, açığa çıktığı an “evvel” oldu. Evvelimden gelenler ahirimde doğuyor, şimdiden geçiyor, evvelime dönüyor. Öyleyse şimdime odaklanıp evvelime gönderdiklerime dikkat etmeliyim ki, ahirim onlardan açılır olacak…

 

“ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan evvel, ALTINDA ve ÜSTÜNDE hava olmayan A’MA’da idi” ise; yerleri ve gökleri yarattığında, ALTINDA ve ÜSTÜNDE hava olan AYN’da idi. Evvel iken Ahir oldu, Batın iken Zahir oldu. Bilinmekliğini istedi Alem’i, bilmekliğini istedi Adem’i yarattı. Gizli hazinesini açarak Alem’i ve Adem’i yarattı. Adem aynasında Alem’i seyretti. Evvelden Ahire, Ahirden Evvele; Batından Zahire, Zahirden Batına sürekli akıyor AN içinde…

 

A’MA’da iken ALTINDA ve ÜSTÜNDE hava yoktu/hayat yoktu/canlı yoktu yani yaratmadığı andı. A’MA’da değilken ALTINDA ve ÜSTÜNDE hava oldu, hayat oldu, canlı oldu yani yarattığı andı. Bir an A’MA’da, diğer an yaratımda olarak BİLME halinde. A’MA haline misal olarak sayı doğrusundaki SIFIR/NÖTR noktasını verebiliriz. Sınırsız Teklikteki sayılar, sıfırdan eksi sonsuza ve sıfırdan artı sonsuza doğru gider. Pozitif sayılar ve negatif sayılar yokken de sonuç sıfırdı, pozitif ve negatif sayılar varken de toplamları yine sıfırdır.

 

Diğer tüm sayılar sıfırdan açığa çıkar, toplanarak sıfıra döner. A’MA’da iken gizli bir hazine idi, Sıfırın içinde tüm sayıları topladığı gibi. Yerleri ve gökleri yarattı, altında ve üstünde boyutları yarattı, Sıfırdan negatif ve pozitif sayıların açığa çıkması gibi. Yerler ve gökler yaratılmazken de Allah var idi ve O’nunla birlikte bir şey yoktu, Şimdi de ALLAH var ve O’nunla birlikte bir şey yoktur, AN’da da ALLAH var ve O’nunla birlikte bir şey yok. Diğer sayıların yokken bile Sıfırın olması, diğer sayılar varken bile sıfırda toplanmaları(toplamlarının sıfır olması), çarpmada Sıfırın yutan eleman olması gibi…

 

SIFIR/NÖTR hali hakkında ne söylenebilir, ne tefekkür edilebilir ki? Nötrleyen Sıfır noktası olan A’MA hakkında kim, ne söyleyebilir? Allah’ı idrak, idrak edilemeyeceğini idraktır, denebilir. Allah’ın Zatı hakkında tefekkür etmeyin, tefekkür edilemez, A’MA halidir, tefekkürü muhaldir, olanak dışıdır, imkanı yoktur denebilir. Zatını bilmek, bilinemeyeceğini bilmektir, denebilir.

 

Sıfır noktası sayı doğrusunda nasıl negatif ve pozitif sayıların ortasında yer alıyorsa, A’MA halinde olan Zat da altında ve üstünde olan boyutların merkezinde yer almaktadır. Sıfır aynı anda -1 ve +1 sayılarını açığa çıkarır, diğer sayıları da aynı şekilde. Böylelikle Sıfır halini korur, her an Sıfırdadır. Sıfır yokluk değildir, Sıfır bilinmezlik içinde hep vardır. Bilindikçe diğer sayıları açar durur. A’MA halinde olan, negatif özelliklerle alt boyutları, pozitif özelliklerle üst boyutları var eder. Negatif ve pozitif özelliklerin toplamı sıfırdır yani A’MA halidir. Alt boyutların ve üst boyutların da toplamı sıfırdır.

 

HUVE( O Vücut/Varlık Vücudu) Vücut mertebesinde Elif’tir(Teklik, Tek Vücut), Lam’dır(İlim, Tek Şuur). Esma-ül Hüsna’da tüm isimlerin başında Elif-Lam yer alır, ama HUVE’nin başında yer almaz. Çünkü HU Zatına işarettir, Zatı A’MA’dadır, SIFIR/NÖTR noktasındadır. Teklik ve İlmine de, A’MA halindedir.  Teklik ve İlmi bilinmekliği ve bilmekliği ile bilinir olur. Alem ve Adem olmasa(iki olmasa) Teklik bilinmez olur. Teklik 1 ile başlar, 1 ile  -1 aynı anda sıfırdan çıkar(toplamları Sıfır, O her an A’MA’da!) ve böylelikle otomatik olarak ikilik açılmış olur, sonrasında çokluk…

 

HUVE ile Elif-Lam’lı esmalara geçiş yapılır. Allah’ın Zatı tefekkür edilemeyeceğine, HU değil de HUVE dendiğine göre, açıklanan esmalar Varlık Vücuduna(HUVE) ait açığa çıkan hazinedeki özelliklerdir. Oku’nası Kitap Vücut Kitabı’dır. Açıklanan esmalar Vücut mertebesinin özellikleridir. Esma-ül Hüsna’da HU’da dahil 100 işaret verilmiştir. Bunlardan 99’u ismidir. Yani Vücut mertebesinin özellikleridir. HU ise bir isim değildir, “O” diye Zatının esmaları açarken dahi beri olduğuna işaret eder.

 

O Vücut boyutunda şu özelliklere sahiptir manasında devamında esmalar duyurulur. Bunlar ihsa edilesi, kendinde bulunası, tefekkür edilesi özelliklerdir. Bundan dolayı Allah’ın 100’den bir eksik, 99 ismi vardır denerek açıklanan 100 işaretten HU’nun tefekkür edilesi bir isim olmadığı, tefekkür kabul etmez Zatına dönük A’MA olduğu, diğer esmaların tefekkür edilmesi işareti verilmek istenmiştir. HUVE’de HU’dan sonraki VE’de açıklanan esmaların Vav’a dönük yani Vücut mertebesine dönük değerlendirilmesi işareti verilmektedir. Bu özellikler O’nun Vücut(Vav) mertebesine aittir, HU ise A’MA’dadır. Tefekkürü muhaldir, Sıfır noktası, Nötr haldir.

 

HUVE; A’MA olan Ahadiyet mertebesinden, Vacib-ül Vücut olan Vahdaniyet mertebesine geçiştir. Esmalar bu Vücudun özellikleridir. Bu Vücut Latif’tir altında ve üstündeki boyutları oluşturur. Bu Vücut örneğin Darr özelliği ile alt boyutlara/manalara bürünürken, Basıt özelliği ile üst boyutlara/manalara bürünür. A’MA halinde olan orta Nötr noktasından yola çıkıp, negatif ve pozitif manaları üretmektedir. Sıfır noktasından zıtları türetmektedir. Toplamları Sıfır olan sayısız pozitif ve negatif değerleri üretmektedir. Oluş Sıfırdan başlar, Sıfırdan çıkar, Sıfıra döner, gerçekte ise hep Sıfırdadır/Nötrdedir…

 

BİLMEME halindeyken, zıttı olan BİLME halini istedi, toplamda SIFIR/NÖTR noktasında kalmaya devam etti, sonuçta halinde değişen bir şey olmadı. Teklik halindeyken, zıttı olan çokluğu istedi, toplamda SIFIR/NÖTR halinde kalmaya devam etti, sonuçta halinde değişen bir şey olmadı. Küll halindeyken, zıttı olan zerre halini istedi, zıtların toplamında SIFIR/NÖTR noktasında kalmaya devam etti, sonuçta halinde değişen bir şey olmadı.

 

Evveli de SIFIR/NÖTR haliydi, Ahiri de SIFIR/NÖTR hali oldu. Batını da SIFIR/NÖTR haliydi, Zahiri de SIFIR/NÖTR hali oldu. Özde de böyle, dikeyde de(boyutsallıkta) böyle, yatayda da(kainatta) durum böyle. ALTINDA(negatif, daralttığı) ve ÜSTÜNDE(pozitif, genişlettiği) manalarının toplamında her an SIFIR/NÖTR halinde. Bilinmezlik denince akla bilmek gelir, O’nun da öyle oldu. Teklik denince akla çokluk gelir, O’nun da öyle oldu. Küll denince akla nokta gelir, O’nun da öyle oldu. Gerçek bu kadar açık, basit, arı ve duruydu. Bilinmezliğini, Tekliğini, Küllüğünü; noktada, çoklukta bildi…

 

O en derinde, en dipte, en tabanda ya da en üstte, en yukarda, en tavanda değildi. En dipte veya en üstte doluluğu ile sıkışmış, donmuş, sabitlenmiş değildi. Altında ve üstünde hava/hayat/anlı/boyut/mana yarattığına/büründüğüne/algılattığına göre; altın ve üstün ortasında, merkezinde, odağında, denge noktasında Latif, Halim, Aziz, Kuddus, Nur… olan Vücut mertebesindedir. Ki bu özellikleriyle alta ve üste bürünebilmekte, yaratımı var kılmaktadır.

 

En dipte(eksi) veya en üstte(artı) dolmş/donmuş olsaydı altına ve üstüne bürünemez, yaratım olamazdı. O’nun SIFIR/NÖTR noktasındaki Latif/letafetli/şeffaf, Halim/yumuşak/esnek orta hali sınırsız bir şekilde her yöne (yönü sıfırlar/nötrler şekilde) yaygındır. Bir tarafta yoğunlaşırken daraltma(Darr..) ile alt boyutlara/manalara büründüğü an, otomatik olarak diğer tarafta esneme ile genişleme(Basıt…) olmakta üst boyutlara/manalara bürünmüş olmaktadır. Her açığa çıkanla bilmekte ve bilinmektedir Adem ve Alem ile… Her AN; A’MA ve BİLME anıdır…


EL AN, KEMA KAN…