“Evren” ve “insan”ın anlaşılmasında, görünen veya varsayılandan çok daha farklı bir gerçeklik olgusunun farkına varılmış olması, bilimsel gelişmelere tarihinin en muhteşem ufkunu açmıştır. Henüz geniş kitleler tarafından bilinmese dahi, bilimin çağımızda ortaya koyduğu bu yeni model, düşünen insanı yepyeni anlayışların eşiğine getirmiştir ve insanlık boyutunda önemli gelişmelere öncülük edecektir. Modern bilimin bulguları, şimdiye kadar bakışını genelde birbirinden ayrı ve bağımsız varlıklar kabulüne göre geliştirmiş olan insan bilincini, artık bu alışkanlığını terkederek “birlik” ve “bütünlük” anlayışına doğru bir sıçrama yapmaya yöneltmektedir. Bu gelişmelerin en heyecan verici yanı ise, özellikle Fizik, Nörofizyoloji, Genetik gibi evreni ve insanı inceleyen bilim dallarının açtığı yeni ufuklarda Tasavvuf öze erenlerinin izlerinin farkedilmeye başlanmasıdır... Klasik Fizikte uzun yıllar maddenin yapı taşının “atomlar” olduğu öğretilegelmişken, bugün artık Modern Bilim de, tıpkı yüzyıllardır Tasavvuf’un vurguladığı şekilde açıklamaktadır ki, maddenin esas yapı taşı “bilinçtir”. Atomaltı düzeydeki titreşim ve zerreciklerden itibaren herşeyi meydana getiren, evrensel bilinçtir ve bilinci işin içine katmadan evrenden bahsedemeyiz. Dolayısıyla, insan ve evren aynı bütünün tezahürleridir ve özde birdir.