İhlas-Felak-Nas-Kafirun

28 / Ekim / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com

Kütübü Sitte:

 

 886 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) ashabına: "Sizden biri bir gecede Kur`ân-ı Kerim`in üçtebirini okumaktan aciz midir?" diye sordu.

 

" Buna hangimiz güç yetirebilir?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

 

" Allahu Ahad, Allahu`s-Samed Kur`ân`ın üçtebiridir" buyurdu.

 

Buharî, Fedâilu`l-Kur`ân 13, Tevhid 1; Müslim, Müsâfırin 259, (811); Tirmizî, Sevâbu`l-Kur`ân 11, (2898); Nesâî, İftihah 69, (2,171); Muvatta, Kur`ân 17, 19 (1, 208); Ebu Davud, Vitr 18, Salât 353, (1961); İbnu Mâce, Edeb 52, (3787, 3788, 3789).

***

" Allahu Ahad, Allahu`s-Samed Kur`ân`ın üçtebiridir" diyor!

Dikkat buyurun! “Allahu Ahad, Allahu`s-Samed” diyor, “Allahu Ahad, Allahu`s-Samed Suresi” demiyor!
Zaten İhlâs Suresi’nin diğer isimleri arasında “Allahu Ahad, Allahu`s-Samed SURESİ” olarak hadislerde yer almıyor!
“Allahu Ahad, Allahu`s-Samed” ifadesi, İhlâs Suresi’nin başlangıçtaki ilk iki ayeti içinde yer alan bir ifade, anlayış ŞUUR!

 

İşin başı, esası, hedef  “Allahu Ahad, Allahu`s-Samed” ifadesindeki ŞUUR’a erebilmektir! 
Kur’an’ın(Vücud Kitabını Oku’manın!) amacı insanı Tevhid’e, Esas’a, Hakikate ulaştırmaktır.

 

İhlas Suresi’ndeki “Allahu Ahad, Allahu Samed” kısmı Kur’an’ın üçtebirine denk ise;
-Lem yelid ve lem yuled,
-Ve lem yekün lehu küfüven ehad
kısmı da gerisine denk olur!
Yani, Oku’yabilen için İhlâs Suresi Kur’an’a denktir!
Çünkü Kur’an’ın(Oku’manın!) amacı ALLAH’a erebilmektir!
İhlâs Suresi de Oku’yabileni ALLAH’a erdirir!

 

İhlas Suresinin “Kul Huvallahu Ehad, Allahu Samed” kısmı, “ALLAH’ın ALLAH’a göre”, diğer ayetleri “ALLAH’ın insana göre” tarifidir!
“Lem yelid ve lem yuled, Ve lem yekün lehu küfüven ehad” olan “ALLAH’ın insana göre” tarifinden amaç; doğma-doğurma, denk-benzer olma şeklindeki ikilik vehminden insanı kurtarmak, arındırmaktır!
İhlâs Suresi bu son iki ayeti ile aslında insanı “Allahu Ahad, AllahusSamed” ŞUUR’una taşımak ister!
“Allahu Ahad, AllahusSamed” Okunası aşamaların üçte biri, birincisi, ana hedefidir!

 

İhlâs Suresinin ilk iki ayeti “Kul HuvAllahu Ehad, Allahu Samed” dir, manasının açılımı “De ki HU/O! Yani, önce bil ki HU’dur, O’dur!
HU/O ifadesinde bir öteleme, beri kılma, tenzih vardır!
Çünkü HU/O hiçbir şeyle sınırlanamaz, A’MA/Bilinmezlik/Hiçlik halidir!
De ki HU/O yani ilk önce tenzihi fark et, hakikatinin Hiçlik olduğunu bil!
Ötedeki bir tanrının hakikati değil, senin hakikatin haddi Zatında HU/O’dur!
Senin hakikatinde Esma mertebesi olduğu gibi, Zat mertebesi de vardır!
Zat mertebesinde her şeyden öte, beri, A’ma, hiçlik halindesin!
Sen ötedeki bir tanrının değil, kendi hakikatinin ne olduğunu Oku’maya çalışıyorsun!
 

 

Sonra ikinci aşamada hakikatinin, “Allahu Ehad, Allahu Samed” oluşunu fark et!
Yani; HU indinden açığa çıkan ALLAH mertebesinin Ehad, ALLAH mertebesinin Samed oluşunu fark et!
HU indinde A’MA/Bilinmezlik/Hiçlik halinde iken, HU indinde açığa çıkan ALLAH mertebesinde Sınırsız-Sonsuz-Tek, Sırf-Som-Bütün olduğunu bil!
Üçüncü aşamada “Lem yelid ve lem yuled” olduğunu anla!

 

“Doğurmamıştır, doğmamıştır!”, bu “Sınırsız-Sonsuz-Tek(Ehad!)”-“Sırf-Som-Bütün”de doğurma-doğma yani kendinden ayrı bir varlık açığa çıkarma olmadığını anla!
Son aşamada “Ve lem yekün lehu küfüven ehad” olduğunu anla!
Yani hiçbir şeyin O’na(HU mertebesine) denk-benzer olmadığını da fark et!
***


Hz. Muhammed(AS):-“Akşama ve sabaha erince Kul hüvallahu ahad ve Muavvizeteyn(Felak-Nas) SURELERİNİ üçer kere oku. Bu sana, her şeye karşı yeterlidir."  diyor!

 

İhlas-Felak-Nas Surelerinin sabah-akşam(gündüz-gece, her an) üçer defa(Zat-Esma-Efal mertebesinden) Oku’nmasının (korunmak için) kafi olacağı açıklanmıştır!

 

İhlas Suresi'nin; "Kul Huvallahu Ehad, Allahu Samed" kısmı Allah'ın Allah'a göre, diğer ayetleri insana göre tarifidir. 

 

Felak Suresi insanda; "Lem yelid ve lem yuled" şuurunun, Nas Suresi "ve lem yekün lehü küfüven ehad" şuurunun koruyuculuğunu yapar. 

"Allahu Ehad, Allahu Samed" ŞUURU ise Allah'ın Allah'a göre tarifi olduğundan, bu kısmın korunmaya ihtiyacı yoktur, kendi başına koruyucudur, Ana ŞUUR’dur! 

 

İhlas Suresinin diğer kısımları ise, Allah'ın insana göre tarifidir.

İnsandaki doğma-doğurma, denk-benzerlik gibi ikiliğe dayanan anlayışları yok etmek içindir!

 

Bunlardan amaç "Allahu Ehad, Allahu s-Samed" ŞUUR'una gelebilmektir, bu ŞUUR’a hizmet ederler!

 

İHLÂS SÛRESİ:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

 

1-) Kul HUvAllahu Ehad;De ki: “O (senin hakikatın olan) Allah EHAD (mutlak tek bir vücud)’dır (varlığın gayrından değil)!”.

 

2-) Allahus Samed;“(O) Allah SAMED (Tam, ihtiyaçsız... som, gayrına mutlak kapalı, yani gayrı yok... başlangıçsız-sonrasız daim, mutlak var)’dir”.

 

3-) Lem yelid ve lem yuled;“(O) lem yelid (doğurmamış) ve lem yuled (doğurulmamış)’dir (çünkü EHAD-SAMED; gayrı-ikileyeni, ihtiyaçlılık sözkonusu olmayan)”.

 

4-) Ve lem yekün leHU küfüven ehad;“Ve O’na hiçbir küfuv (denk, benzer) olmadı (tefekkür, ihata ve idrak edilemez?)”.

 

FELAK SÛRESİ:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) Kul e`uzü BiRabbil felak;De ki: “Sığınırım (B sırrıyla) Felak’ın (karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran nurun) Rabbine”,

 

2-) Min şerri ma halak;“Yarattığı halkının şerrinden”,

 

3-) Ve min şerri ğasikın iza vekab;“Karanlığı çöküp kapattığında gecenin (beden; tabiat, duygusallık) şerrinden”,

 

4-) Ve min şerrin neffasati fiyl`ukad;“Düğümlere (tükürür gibi) üfüren kadınların/nefslerin şerrinden”,

 

5-) Ve min şerri hasidin iza hased;“Ve hased ettiğinde hased edicinin şerrinden”.

 

Yorum: En genel manası ile, yaratılmış olanın şerli yönü, halk edilenlerin doğurma-doğma şeklinde var olduğunu sandırmasıdır. Bu zan, İhlas Suresindeki “doğurmamıştır, doğmamıştır!” prensibine terstir. Gerçekte doğurma-doğma şeklinde artma, çoğalma, bölünme, eksilme yoktur! Hakikat ALLAH’tır, ki ALLAH da Ehad-Samed’dir! Sınırsız-Sonsuz-Tek, Sırf-Som-Bütün’dür! Parçalanma, artma, eksilme olmaz! Varlıkta doğurma-doğma anlayışını kabul eden, ölüp yok olma anlayışına da düşebilir! Halbu ki gerçek olan HAYY’dır, hayattır. Ölüm ise tadılası bir hal olup, HAYY’ın en güçlü hissedildiği andır!  

 

Halk edilenin nasıl yaratıldığına ise, Felak Suresi birinci ayeti ile cevap vermektedir. Bu ayette yaratmanın manasına değinmektedir. BiRabbil Felak! Felak, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran nurdur. Bu nur sergilediği işlevle Rabb manasını açığa çıkarmaktadır. Rabbil Felak, Felak’ın manasındaki Rabb işlevi demektir! Felak’ın Rabbi, nurun(ilmin, mananın) karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkarma işlevidir! Yani bir Felak var, bir de Felak’tan ötede onun bir Rabbi var şeklinde anlamak yanlıştır ve kişiyi ötedeki tanrı anlayışına sürükler!

 

Felak Rabbiyledir, Rabb işleviyledir, Rabb işlevini sergilemektedir! BiRabbil Felak’ın başındaki “B” harfi de, zahirde gördüğünüz “karanlığı yarıp sabahı açığa çıkaran nur” manasını kendinizde bulun işareti verir! Yani, “siz/bilinç/mevcudat/madde(sabah!) hiçlik halindeyken(karanlık!) esmalarla(nur!) açığa çıkarsınız, bu gerçeğe sığının(euzu)” denmek isteniyor! 

 

Felak Suresi birinci ayeti ile bu açıklamayı yaptıktan sonra, yani insana ilacı başta sunduktan sonra, bu anlayışla hangi şerlerden korunacağının açıklamasını diğer ayetleri ile yapıyor! Yani baştan ilacı veriyor, sonra bu ilacın hangi hastalıklara iyi geleceğini, kişiyi hangi yanlış anlayışlardan koruyacağını açıklıyor! 

 

Felak Suresinin öz yorumunu vermeye çalıştığımız birinci ayetteki “anlayış ilacı” insanı, önce “halk olanların şerrinden” koruyor! Dikkat buyurun! “Halk olunanlar” denmiş, bir sınırlama yok, yani her şey! Vurgu halk etmeye, halk etme anlayışına! Halk etme olayının yanlış anlaşılması şerdir(kötü, yanlış!).Halk olunanların şerli yönü, halk olmanın yanlış anlaşılmasıdır! Halk bunu nasıl anlar, doğurma ve doğma şeklinde anlar! Doğrusu nedir, birinci ayetteki açıklamadır! İhlas Suresindeki “doğmamıştır, doğurmamıştır!” açıklamasıdır! “Allahu Ehad, Allahu Samed” açıklamasıdır! 

 

Felak Suresinin birinci ayetindeki “anlayış ilacı” insanı sonra, ;“Karanlığı çöküp kapattığında gecenin (beden; tabiat, duygusallık) şerrinden” korur! Bilgisizliğin(karanlığın çökmesi!) oluşturduğu, göze göre hüküm vermenin ortaya çıkardığı cahilliğin(gecenin) “doğurma-doğma” görme sanısından korur! Felak Suresinin bu üçüncü ayeti, ikinci ayetteki düşülebilecek yanlış anlayışın sebebini açıklamaktadır! Bilgisizlik, cehalet halk olmayı yanlış değerlendirir, gözüne göre hüküm verir, artma-eksilme anlamında doğma-doğurma var sanır! Halbuki hakikat Allahu Ehad, Allahu Samed’dir, “doğurmamıştır-doğmamıştır”, varlıkta doğurma-doğma yoktur! “BiRabbil Felak” vardır ki manasını yukarıda vermeye çalıştık!

 

Felak Suresinin dördüncü ayeti;  “Düğümlere üfüren kadınların/nefslerin(dişilerin/üretkenlerin) şerrinden”! Nerede bu düğümler? Beynimizde, beyin hücreleri olan nöron bağları, düğüm şeklinde ifade edilmiş! Kim bu düğümlere üflüyormuş? Kadınlar/nefsler yani dişilik/üretkenlik anlayışı! Allah dikkati kişilere/cinsiyete değil, fikirlere/anlayışa çeker! Kur’an’da ismini andığı kişilerle dahi, o kişilerin fikirlerine dikkat çekmek için misal verir! Bu ayette kadınlar ifadesinden murat, varlıkta dişilik/üretkenlik anlayışına dikkat çekmektir. Yani yine dikkat doğurma-doğma anlayışına dikkat çekilmektedir!

 

“Düğümlere üfüren” ifadesi dişilik/üretkenlik(doğurma-doğma) anlayışının dışarıdan(madde aleminden) sürekli beyinlere gönderilmesi anlamınadır! Her doğan-doğuran görmekle, bu görüş beyne işlenir ve kişi bu zanna kapılır! Yani bu ayette kadınlar suçlanıp kötülenmiyor, dişilik/üretkenlik anlayışının dışarıdan beyne işlenmesi ve doğurma-doğma anlayışını oluşturması açıklanıyor! Üçüncü ayette doğurma-doğma anlayışının kişideki bilgisizlik-cehalet boyutuna değinirken, bu dördüncü ayette dış etkenlere dikkat çekilmektedir! Bu derdin dermanı yine Felak Suresi birinci ayettir, İhlâs Suresi üçüncü ayettir! Ve dahi “Allahu Ehad, Allahu Samed”dir, o her şeye tek başına dahi bir ilaçtır! İhlâs Suresinin üçüncü ayeti olan “doğurmamıştır, doğmamıştır!” ayetindeki anlayışın koruyuculuğunu, açıklamasını Felak Suresinin yaptığını başta söylemiştik! Felak Suresini açıkladıkça bu tespitin doğruluğu da kendini gösterdi!

 

Felak Suresinin son ayeti; “Ve hased ettiğinde hased edicinin şerrinden”.  Tüm bu açıklamalardan sonra bu gerçekleri tam hazmedemeyen ara sıra hased içinde olacaktır. Çünkü insan her an bilinçli kalamaz, cehalete düştüğü anlar olur. Madde gözünün gördüğü doğurma-doğma olayına bilinçsiz yakalandığı anlarda cahilliğine kapılıverir. Allahu Ehad, Allahu Samed gerçeğinden bazı anlar gafil olur. Ve varlıkta doğurma-doğma var zannına kapılır ki bu hali hased ettiği hal olarak tanımlanır. Çünkü bu halde iken Allahu Ehad, Allahu Samed Şuuruna ters düşmekte, kendine O’ndan ayrı bir varlık vermektedir. İnsanın O’na hased düştüğü an, kendine O’ndan ayrı bir varlık verdiği andır. Ki bu anı tetikleyen temel anlayış varlıkta doğurma-doğma var zannıdır! Bu anlarda da sığınırım Felak Suresinin birinci ayetindeki manaya, İhlas Suresinde üçüncü ayetteki anlayışa, Allahu Ehad-Allahu Samed Şuuruna!   

 

NÂS SÛRESİ:

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

 

1-) Kul e`uzü BirabbinNas;De ki: “Sığınırım (B sırrıyla) Nas’ın Rabbine”,

 

2-) Melikin Nas;“(Yani) Nas’ın Meliki’ne”,

 

3-) İlahin Nas;“(Yani) Nas’ın İlahı’na”,

 

4-) Min şerril vesvasil hannas;“el-Vesvas’il Hannas’ın (hannas vasıflı vesvas; sinip sinip geri dönen vesvese kuvvesi; geri bırakan, çok aldatıcı, tek işi vesvese olan, evham kaynağı’nın) şerrinden”,

 

5-) Elleziy yüvesvisü fiy sudurin Nas;“O ki, insanların sadırlarında vesvese üretir”.

 

6-) Minel cinneti ven Nas;“Cinlerden ve insanlardan (hem örtülü-görünmeyen ve hem de görünen nesnelerdendir o vesveseci; dolayısıyla onların da şerrinden)”.

***

 

Bir ALLAH var, bir de ALLAH’ın özellikleriyle donanmış ayrı/ikinci bir varlık yok, özellikleri aynı olsa da iki ayrı varlık yok! Çünkü İhlas Suresinin son(dördüncü) ayetinde, ;“Ve O’na hiçbir küfuv (denk, benzer) olmadı” deniyor! Çünkü, Allahu Ehad-Allahu Samed! BiRabbinNas; Nas’taki Rabb işlevi hakikatine sığınırım! Nastan hakikati olan Rabbine sığırım! Rabb hakikatini gördükten sonra, orada ayrıca bir de Nas görmem! O’nun dengi, benzeri yoktur! O vardır, ikilik yoktur! O ve O’nun özellikleri ile donanmış dengi-benzeri olan bir de Nas yoktur! Sadece hakikat olan Rabb vardır! Nasın Melikine sığınırım! Nası değil, Meliki(Esmaları) görürüm! Nasın İlahına sığınırım! Nası değil, İlahı(sıfatları) görürüm! İlah(sıfatlar), Melik(Esmalar), Rabb(işlevi) varken, Nası görmem! Nasın hakikatine sığınırım! Bunlardan ayrı, bu özellikleri sınırlayan bir Nas görmem, bu özelliklerin sınırsızlığını görürüm, hiçbir mahal ile o özellikleri sınırlamam! O’na eş, benzer koşmam! Bir O var, bir de O’nun özellikleri ile Nas var sanmam, ikiliğe girmem! O’na eş, denk, benzer olarak bir Nas var zannına kapılmam!

 

;“el-Vesvas’il Hannas’ın (hannas vasıflı vesvas; sinip sinip geri dönen vesvese kuvvesi; geri bırakan, çok aldatıcı, tek işi vesvese olan, evham kaynağı’nın) şerrinden”. “O ki, insanların sadırlarında vesvese üretir”. ;“Cinlerden ve insanlardan (hem örtülü-görünmeyen ve hem de görünen nesnelerdendir o vesveseci; dolayısıyla onların da şerrinden)”. Bendeki vesvese kaynağı olan vehimden, o vesvese kaynağı olan vehmi tetikleyen cinlerden ve insanlardan, insanda/bende olan İlahi mertebeye(sıfatlar)/Meliki mertebeye(esmalar)/Rabbani mertebeye(efalin hakikati) sığınırım. Nas’ın Bi-Rabbi’ne(Nasın efal mertebesindeki Rab hakikatine!), Nas’ın Melikine(Nasın Esma mertebesindeki Melikliğe), Nasın İlahına(Nasın Sıfat mertebesindeki İlahlığa!) sığınırım. Bu sığınma Şuur’da tamam olduğunda İnsan Allahu Ahad-Allahu Samed Şuuruyla O’na eş/ikinci, benzer/denk, O’nun özellikleri ile var olan ikinci bir ayrı varlığın olmadığını anlar. Nas Suresi İhlas Suresinin ;“Ve O’na hiçbir küfuv (denk, benzer) olmadı” ayetinin açıklamasını yaparak, bu şuurun koruyuculuğunu yapıp, Allahu Ahad-Allahu Samed Şuur’una hizmet eder.
***

 

Şimdi son olarak da, "Kul/De ki" ile başlayan Kafirun-İhlas-Felak-Nas surelerini sebebi nüzulüne dikkat ederek ele alıp, nasıl bir giriş yapmamız gerektiğini tespit etmeye çalışalım.

 

Kafirun Sûrenin sebebi nüzülü için şu rivayet edilir:

 

Mekke müşriklerinin önderleri (Velid b. Muğire, As b.Vail,..) Hz.Rasûlullah’a şöyle bir öneride bulunurlar: “Ya Muhammed!... Gel sen bizim dinimize tabi ol, biz de senin diyinine tabi olalım... Bir yıl sen bizim ilahlarımıza tapınıp ibadet et, bir yıl da biz senin ilahına ibadet edelim... Eğer ilahlarımıza ibadet etmek sûretiyle bir hayra ulaşırsan (bir gelişme olursa), bize iştirak edersin (beraberce geleneksel diyinimizi devam ettiririz)... Biz de bundan bir haz duyarız... Eğer biz senin ilahına ibadet eder, senin elinle bir hayra ulaşırsak (biz de bir gelişme olursa), sana iştirak ederiz... Bundan da sen zevk duyarsın” dediler...

 

Bunun üzerine Hz.Rasûlullah: “Allah’a, gayrını ortak koşmaktan Allah’a sığınırım” dedi... Bunun üzerine bu sûre nazıl oldu... Hz.Rasûlullah da erkenden Mescid-i Haram’a gidip orayı dolduran Kureyşlilere Kafirun Sûresini okudu... Bu yüzden Kureyşliler ümitsizliğe düştüler...

 

İhlas Suresi Sebebi Nüzülü:

 

İsmi Allah olanın kimliğinden sorulması üzerine nazıl oldu...

 

Müşrikler cihetinden olan sorunun “Rabbinin nesebini, orijininin neye dayandığını bize anlat” ya da “Rabbinden bize haber ver, bizim için Rabbini tavsif et (özellikleri ile anlat);O nedir, hangi şeydendir O?” şeklinde olduğu rivayet edilir...

 

Yahudiler ise: “Ya Muhammed, mahlukatı Allah yarattı; peki Allah’ı kim yarattı?” diye sordular...

 

İşte bu sorular üzerine İhlas Sûresi nazıl oldu...

(Hasan Güler/B-Meal)

 

Felak-Nas Sûrelerinin iniş sebebi için; Hz.Rasûlullah’a Kureyş’in göz değdirme eylemi, cinn’den bir ifritin bir tuzak kurmak istemesi ve yahudi Lebid b. A’sam’ın büyü yapması rivayetleri vardır...

(Hasan Güler/B-Meal)
***

 

 Bu tespiti yapmaya geçmeden önce bakış açımıza misal olması bakımından Ahmed Hulusi'nin Ruh-İnsan-Cin adlı kitabında "Ruh Nedir?" başlıklı bölümden bir alıntı yapalım:

 

Bu kitabı yazdıktan sonra pek çok câhil kişi, kulaktan dolma ilkel bilgilere dayanarak bize sordu...

 

-Kur`ân`da Allah Rasûlü’ne dahi bu konuda bilgi verilmediği yazılı olduğu halde, siz nasıl olur da RUH hakkında açıklamalarda bulunursunuz..?

 

Evet, önce bu sualin cevabını vererek açıklamalarımıza başlayalım...

 

Üç yahudi bilgini

 

-"Şâyet gerçekten Allah Rasûlü ise, bu üç soruya birden cevap vermeyecektir; zîra daha evvel de hiç bir Rasûl bu konuda açıklama yapmamıştır.

 

Ama cevap verirse, biliriz ki şarlatandır..."

 

İşte böyle düşünüp, anlaşarak huzuru Rasûlullah`a gelip birinci sorularını sorarlar:

 

-RUH nedir?..

 

Hazreti Rasûlullah, ilâhi inâyet ile onların niyetini bildiği için, suale cevap vermez ve cevabı erteleyerek, yahudi bilginlerine:

 

-Yarın gelin, inşâallah cevap veririm, der...

 

Ertesi gün geldiklerinde de onlara, 17`nci sûre olan İsrâ sûresinin 85`inci âyetini okur; der ki:

 

-"Yes`eluneke anir RUH... Kul er RUH`u min emri Rabbiy ve ma utiytüm minel ilmi illa kaliyla..."
Burada vurgulanan gerçeği dilimize şöyle çevirebiliriz:

“(yahudiler) SORUYORLAR, RUH NEDİR?.. DE Kİ (o yahudilere) RUH RABBİN EMRİNDENDİR!.. VE BUNUN İLMİNDEN SİZE KÂLİL BİR ÖLÇÜ VERİLMİŞTİR..."(17-85)

 

Şâyet biraz iz’an sahibi isek, görürüz ki, bu âyetin muhatabı, âlimler arifler, veliler, nebiler değil; maddeyi ve maddeciliği esas alan görüşün sahibi YAHUDİLERDİR!..

***

 

KÂFİRÛN SÛRESİ

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

 

1-) Kul ya eyyühel kafirun;De ki: “Ey kafirler !”.

 

2-) La a`budu ma ta`budun;“Sizin kulluk/ibadet ettiğinize ben kulluk/ibadet etmem”,

 

3-) Ve la entüm abidune ma a`bud;“Siz de benim kulluk/ibadet ettiğime abidler değilsiniz”.

 

4-) Ve la ene abidün ma abedtüm;“Sizin  ibadet/kulluk ettiklerinize ben abid değilim”.

 

5-) Ve la entüm abidune ma a`bud;“Siz de benim kulluk/ibadet ettiğime abidler değilsiniz”.

 

6-) Leküm diynüküm ve liye diyn;“Sizin diyniniz size, benim diynim banadır”.

(Hasan Güler/B-Meal)

 

De ki: Ey kafirler! Önce o müşriklere "ey kafirler" de! Kafir yani bilinci hakikate örtülü olduklarını müşriklere söyle! Seni/sendeki hakikati değerlendiremeyeceklerini bil ve müşriklere bunu söyle! De ki: Ey kafirler! Yani, siz kafirsiniz/örtülüsünüz, hakikati akledemez/anlayamaz, onun değerini bilemezsiniz! Bu gerçeği seni dinleyen müşriklere en baştan söyle! İşin başında bu gerçeği dillendir! Müşriklerin teklifini kabul etmediğini gerekçesiyle dillendir! De ki: Ey kafirler! Yani, siz müşrikler kafirsiniz/bilinci hakikate örtülüsünüz, sizinle benim aramda ortada buluşacak bir yol yok!

 

Müşriklere kafir/örtülü olduklarını duyurduktan sonra, bu gerçek dolayısıyla orta bir noktada uzlaşmanın imkansız olduğunu ifade et! “Sizin kulluk/ibadet ettiğinize ben kulluk/ibadet etmem”, "Siz de benim kulluk/ibadet ettiğime abidler değilsiniz”.

 

“Sizin  ibadet/kulluk ettiklerinize ben abid değilim”, “Siz de benim kulluk/ibadet ettiğime abidler değilsiniz”, “Sizin diyniniz size, benim diynim banadır”.

 

Yani, sizin yaratılış amacınızın yolu size, benim yaratılış amacımın yolu banadır, hepimiz kendi yolunda ilerlemektedir. Kim ne amaç için yaratılmışsa o amaca ulaşmak için gerekli özelliklerle donatılmıştır da kendi yolu kendisine kolaylaşmıştır. Bu gerçekten dolayı benim sizin kulluk ettiğinize yani üzerinde bulunduğunuz yola girmem mümkün dedğildir, sizin de benim kulluk ettiğime yani üzerinde olduğum yola girmeniz mümkün değildir. Ben kendimdeki Allahu Ahad-Allahu Samed Hakikati Şuuru ile sizin kafir yani bu hakikati kendi bilinçlerine örtücü, bu hakikatin sizin bilinçlerinizde örtülü olduğunu görüyorum.

***

 

Felak ve Nas Suresi "Kul euzu/De ki: Sığınırım" ile başlar. Yani, önce sığınman gerektiğini bil! Öncelikle halini gör, sığınman gerektiğini fark et! Sığınıp korunmanı gerektiren şerler/kötülükler var! De ki: Sığınırım! Sığınıp korunman gereken şerleri/kötülükleri fark et! Savunmasız perişan halini gör, değerlendir de bu savunmasız perişan halinden kurtulmak için sığınman gerektiğini fark et! Ayetlerin gerisini bir kaç yazımızda kapasitemiz kadarıyla yorumlamaya çalışmıştır. Onlara tekrar girmeyeceğim.

***

 

Şimdi sıra geldi işin Esas'ına, yani İhlas Suresi'ne...

 

"Kul HU/De ki: HU"! Sana soru soran o müşrik ve yahudilere(ki yahudiler de bir tür değişik müşrik anlayışı içindeler!) baştan "De ki: HU"! yani "O"! Sizin bozuk bilincinizle anlayamayacağınız, sizin anlayışınıza uzak/öte; sizin anlayışınızdaki bozuk manadan beri olan anlamında "O"! Hakikatine eren için, O'nu zatından bulan için uzak, öte, beri değil; onlara şuuren yakıyn, onlar O'nun yakıynliğinin Şuurunda !

 

 Müşriklere(ve yahudilere); yani onların anlayışlarındakine uzak, onların kafalarındaki manadan beri, onların zannından öte! Müşrikler(müşrik çalışan beyinler!) ikilik içinde, ya onu kendilerinden öteye uzaklaştırıyorlar da ötede bir tanrı ediniyorlar, ya da kendilerinde hapsediyorlar da kendilerini bir tanrı ediniyorlar. O hiçbir şekilde sınırlanamayacak olan Ahad-Samed(sınırsız-sonsuz-tek, sırf-som-tam) ALLAH'tır, hiçbir şekilde ikilik(iki ayrı varlık!) yoktur Allah'ta! 

 

Evet, sebebi nüzulu dikkate aldığımızda "De ki: Hu" ifadesinin öncelikle "Allah'ı soran" müşriklere ve yahudilere yapıldığını görüyoruz. Ve onlara dönük olarak Allah için "O" dendiğini yani müşriklerin(ve yahudilerin) anlayışından/zannından öte/uzak/beri bir mana olduğunun ifade edildiğini anlıyoruz. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de "müşriklerin necis olduğu(bilinçlerinin kirli, bozuk oldukları!)", "tahir olmamışların dokunamayacakları"(Biliç kirliliğinden arınmamışların Hakikat bilgsine ulaşamayacağı!)" belirtilmektedir. Müşrikler için HU "O" dur(onların bilinçlerine uzak, öte, beridir; ulaşamazlar, anlayamazlar, kavrayamazlar!), Müminler için HU zatlarıdır( O kadar yakıyn, hakikatleridir; şuur ile ulaşabilirler!