Hepimize “İLLALLAH” olsun…

15 / Temmuz / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Zikret, an, hatırla, unutma Allah'ını ki;
Subhaneke: Sen subhansın!
Ve bihamdike: Ve sen özü övülensin!
Ve tebarekesmüke: Ve senin ismin mübarektir!
Ve teala ceddüke: Ve senin şanın yücedir!
Ve la ilahe ğayruke: Ve senden ğayrı/ötede bir tanrı yok!
Ziktettim, andım, hatırladım Allah'ımı ki;
Ben subhanım…
Ve ben özü övülenim…
Ve benim ismim mübarektir…
Ve benim şanım yücedir…
Ve benden ötede bir tanrı yoktur...
***

 

7.12-)Buyurdu:

“Sana emrettiğimde seni secde etmekten ne menetti?”...
1-“Ben daha hayırlıyım ondan;(ben ondan da önce vardım, sana hizmet yapardım)
2-beni Nar’dan halkettin, (beni ateş için yarattın, secde etmemem için yarattın)
3-onu tıyn’den halkettin” (o topraktandır/bedendendir, ona secde etmem, sana o hali yediremem, seni o kayda sokamam) dedi.

7.13-) Buyurdu:

“(O halde) in oradan!..(tenzihtesin/beni ötelemektesin, teşbihtesin/toprağa, bedene takılı kalmışsın, Tevhid'de değilsin/beni o olarak görmüyorsun)
Orada büyüklük taslamak senin için olacak şey değildir...(sen bunu büyüklük taslamak için değil, büyüklüğüme yediremediğin için yapıyorsun)
Çık!..(o zannından kurtul, teşbihte, tenzihte kalma, Tevhid'e er)
Muhakkak ki sen küçülenlerdensin(Tevhid'e eremiyorsun, sen bana o hali layık görmediğin için küçülenlerdensin, beni layıkıyla tanıyamadın)”.
***

 

RabbiY, benim RabbiM...
RabbiKE, senin RabbiN...
Benim RabbiM, beni anlar...
Senin RabbiN seni anlar...
Rab yeri akıldır...
Alemlerin/hepimizin Rabbi Allah'tır...
Allah'ın yeri gönüldür...
Akılların anladığı diller farklıdır...
Gönlün dili tektir...
Rabbine aklınla, bildiğin dille yakın olursun...
Allah'a kalbinle, duygunla, hissinle, sevginle, aşkınla yakın olursun...
***

 

Arapça metnini okuduktan sonra, Türkçe mealini de oku salatında/yönelişinde...
Okurken tefekkür et anlamını da...
Bak o zaman neler değişecek manalarla dünyanda...
Az olsa da, farzı olsa da öz olan, manalı olan faydalıdır insana...
Herhalde daha iyidir anlayarak okumak, manasız yatıp kalkmaktansa...
***

 

Beynin çalışma sistemini anlamışsan eğer, bilirsin ki "senin anlamadığın dilden, senin Rabbin de anlamaz"...
Yani manası sende, beyninde olmayan kelimenin bir işlevi, hükmü yoktur...
Semi Allahu lümen hamideh, Allah işitir/algılar hamd eden kimseyi/kimse için/kimse olarak...
Söyleyen söylediğinin manasını bilmiyor ise onun ne beyninde, ne de hayatında bir hükmü yoktur...
O kelime beyne manalı olarak girmemiştir ki manalı olarak çıksın...
***

 

Hani bir araştırma vardı, su mucizesi diye...
Suya bir şeyler söylüyorlar, sonrada su kristallerinin fotoğraflarını çekiyorlardı…
Bazıları bunu Arapça okumanın önemine destek olarak sundu…
Halbuki o deneyde bir çok farklı dil kullanılmıştı…
Güzel sözlerin su kristallerinde güzel şekiller; kötü sözlerin su kristallerinde çirkin şekiller oluşturduğu gözlenmişti…
Yani o deney aslında "dil değil, mana önemlidir" diyordu...
***

 

"Manasını bilmeden kılanlara, manasını bilmesen de olur, anlamazsan da olur, hatta düşünmeden kıl" diyenlere:
Maun Suresi:

4-Vay haline o namaz kılanlara ki,
5-Onlar, namazlarından gafillerdir.
diye neden denmiştir Kur'an-ı Kerim’de?..
Manasız/akılsız/düşüncesiz iş olur mu insan olana?!..
“Hala akletmeyecek misiniz, düşünmeyecek misiniz, tefekkür etmeyecek misiniz….?” denmiyor mu Kur’an-ı Kerim’de?!..

 

1- Gördün mü YALANLAYANI, Dinin(İslam’ın, teslimiyetin, selametin) hakikatini/özünü/manasını(B!)...
Anlamını bilmeden okuyan söylediğini hayatı ile nasıl doğrulayacak, tersini yaşamakla yalanlamış olacak hayatı ile…
***

 

Dışındaki uzayı boş ver, sen kendi içindeki uzayın farkına var!..
Dışındaki uzayın değil, içindeki uzayın sana faydası var!..
O'nu dışındaki uzayda değil, içindeki uzayda bulabilirsin ancak!..
Dışındaki uzaya değil, içindeki uzaya erebilirsin ancak!..
***

 

Beyin bir araçtır, akıl onun şoförüdür, iman onun rehberidir...
Zikir onun yakıtıdır, tefekkür onun yolculuğudur...
Zikir ile yakıtını doldurur, tefekkür ile yolculuğa çıkarsın...
Rehberin olan iman yolu gösterir, şoförün olan akıl o yoldan gider...
Yolculuğun hep Gönül'e çıkar, İnsan'a çıkar, Allah'a çıkar...
Muhabbete çıkar, Sevgi'ye çıkar, Aşk'a çıkar, Hu’ya çıkar...
***

 

İnsan bazen melek olur...
İnsan bazen şeytan olur...
İnsan bazen kul olur...
İnsan bazen rab olur...
İnsan bazen insan olur...
İnsan bazen hayvan olur...
İnsan bazen hiç olur...
İnsan bazen hep olur...
Hala daha neyi arar ki...
Kendisinden öte olan?!..
***

 

HuY'lu huY'undan vazgeçmez, sahiplenmekten(huY, zatıM) vazgeçmez...
HuY'luyu huY'undan vazgeçirip, HU'ya sen mi erdireceksin...
Hu/o izin vermedikten, istemedikten sonra, "B"izniHİ..
hu ile huY arasındaki tek fark Y'dir, "benim" sahiplenmesidir...
Y'den kurtulanlar, "benim" sahiplenmesinden arınanlar hu iledir...
***

 

Senden aslında bir şey yapman değil, bir şey yapmaman isteniyor:
-Hiçbir şeyi "sahiplenME"!..
Kaybettiğinde "üzülürSÜN"!...
İbadet adı altındaki çalışmalar sahiplenmekten arınmak içindir…
***

 

Af dilediğinde af olduğunu bilerek yoluna devam et…
Şüphen mi var Allah'ın rahmetinden?!...
İnanıyorsan Allah'ın rahmetine bilirsin ki af edildin, inanmıyorsan buna daha kim ne yapsın...
Orada takıldın kaldın, önünü göremez hale geldin...
Yapıştın tanrına bir kene gibi...
Aynı şey hakkında sürekli af dileyen kimse ya Allah'a tam inanmıyordur, ya da tanrılığını güçlendirmeye çalışıyordur...
"Bak ben yine geldim, hani kendi varlığımla, kendi irademle bir günah işlemiştim ya hadi onu affetsene" der gibi tanrılığına onay istemektedir farkında olmadan...
***

 

RadıyAllahu anh, "Allah ondan razı olmuştur/O Allah’ın rızasına ermiştir" demektir….
Bu mana "onu rehber edinin..." işareti taşır…
"Allah ondan razı olsun" manalandırması ise, sanki Allah'ın rızası onun üzerinde değilmiş de "üzerine olsun" gibi bir anlam içerir…

Ve bu yanlış manalandırma hem onun halini anlamaya engel olur, hem de kendine gizli bir paye biçmeye kapı açar…
O Allah rızasını bulmuş ise Allah'tan buldu aracısız olarak kendinden kendine...
Bizler Allah rızasını arayan kullarız, onlar gibi tam bulmuş ve o hal ile gitmiş kullar değiliz…
Bundan dolayı birbirimize dua niyetiyle "Allah senden razı olsun" demek de bir sakınca yoktur, aramızda söylenmesi güzeldir…

 

Birisi rıza makamına ulaşmışa, diğeri rıza makamına ulaşacağa dönüktür…
Her ikisinden bizim için çıkan nasihat “Allah’tan razı ol” manasıdır, çünkü Allah’ın rızası Allah’tan razı olmuşların üzerindedir…
***

 

"Allah'tan korkun" sözünün manasını doğru anlamak gerekir...
Allah'tan korkmak Ali'den, Veli'den, Ahmet'ten... korkmak gibi bir şey değildir.
Bu söz bir manaya bağlanmalı, olduğu gibi alınmamalıdır.
"Allah ne diyor ki ben de o dediğinin tersini yapıyorum, yaşıyorum" anlayışı ile konuya yaklaşmak gerekir.
Allah özetle "la ilahe illa Allah" diyor. Tanrı yok, illa Allah.
Sen yaşayışınla "tanrı var, o benim, ben tanrıyım, benim müstakil bir varlığım, iradem ... var" diyorsan, "bu yaşayıştan kork, kurtul" anlamına almak gerekir.
Çünkü o hal cehennemdir, o halden uzak durulması gerekir, o halin sonuçları hep pişmanlıktır, yanmaktır.
Cennet hali tanrılara kapalıdır...
***

 

En'am.91)..........“Allah” de, sonra bırak onları daldıklarında oynayadursunlar."
"Allah" de, yani "sen Allah'tan bil her bir şeyi",
lakin sonra bırak onları daldıkları tanrıcılık oyunu ile oyalanadursunlar...
O kendilerini tanrı edinenlerin dünyasına girme...
Ne onları kurtarabilirsin ne de kendini...
Sen de dalanlarla dalarsın tanrıların dünyasına...
O tanrıların dünyası çok güçlü ve çekicidir...
Süslenmiş bezenmiştir...
Dünyasallıktır tanrıcıkların dünyası...
Allah illa iken, bir de kendini tanrı edinme...
La ilahe, tanrı yok, sen tanrı değilsin...
İlla Allah...
***

 

Bir gözün Teklikte, bir gözün çoklukta olsun...
Bir gözün "İlla Allah"ta, bir gözün tanrıların dünyasında olsun…
Ki tanrıların dünyasından uzak durarak korunabilesin...
***

 

Kur'an tanrıların dünyasında olanlara(kendilerini tanrı edinenlere) seslenmez...
Allah kendine tanrı edinenleri muhattap almaz, onların hali cehennemdir.
Onlara "la ilahe/tanrı giremez" der, daha baştan onların üzerine bir çizgi atar.
Allah'ın muhatabı ilahlıktan/tanrılıktan kurtulmuş "İlla Allah" yolcularıdır.
Kur'an "B" yolcularına(Allah'a, Kader'e, Kudret'e teslim olmuşlara) seslenir.
Buna işaretle Besmele(B...) ile başlar.
Kur'an B yolcularını Ehad-us Samed Şuuruna erdirmek ister.
Kur'an "arınmamışlar el süremez" der.
Tanrılıktan(benim müstakil bir varlığım, iradem...var, ben diler, ben yaparım...anlayışından) kurtulmamışlar Kur'an'ı anlayamaz.
Onlar Kur'an'ı tanrıların dünyasına uyarlamaya çalışırlar.
Sözün(ayetin) manasını dünyalarına uyarlarlar, değiştirirler...
Kur'an akıl/iman-bilim/gönül ile tanrılıktan kurtulmuşa seslenir.
Kendi hakikatini "B"de bulanlara seslenir.
"B"de olanları Ehad-us Samed Şuuruna taşımak ister.
Akıl/iman, bilim/gönül yolundan Besmele ile giriş yapabilene seslenir.
Kur'an'ın/Allah'ın kendini tanrı edinenle işi olmaz, onları muhattap almaz.
Kur'an'ın/Allah'ın muhatabı "B" yolcularıdır, onları Ehad-us Samed'e ulaştırmak ister.
Kendini tanrı edinenin dinle ilişkisi tanrılığını güçlendirmekten öteye geçmez...
***

 

Kur'an'ı Oku'maya geçmeden öncelikle euzu'yu Oku'muş olmak gerekir…
Yani tanrıların dünyasından "B"illahi'ye geçmiş olmak gerekir…
Bu geçiş ya imanla olur ya akılla, ya gönülle olur ya bilimle...
Bu hal sağlanamadan ne Besmeleyi, ne de Kur'an'ı Oku'yabilmek mümkün olamaz...
Öncelikle arınmak gerekir uzaklaştırılmış şeytandan/vehimden, kendini bulmak gerekir "B"illahi'de...
Bundan sonra Kur'an sana Ehad-us Samed Şuurunu kazandıracaktır…
Kur'an'ın amacı budur. Arınmış olanları B ilminden Ehad-us Samed ilmine taşımak ister.
Kur'an'ı arınmamış olanlar anlayamaz….
Öncelikle arınmak gerekir tanrıların dünyasından, "la ilahe, tanrı yok, ben tanrı değilim"i sağlamak gerek en baştan...
Sonra asıl Oku'ma başlar...Kur'an ile... B ile...
Kur'an(Mürşit) sözden anlamazı talip(öğrenci) edinmez kendine...
"Önce Tanrından arın" öyle gel der... "Çünkü sana Ehad-us Samed ilmini öğreteceğim" der.
"Bunu öğrenmek için B ilmini öğrenmiş olman gerek" der. "B(euzubesmele) ile giriş yapman gerek" der.
B ilmi tanrılıktan arınma ilmidir, tanrılıktan arındığın an B ilesindir…
Noktadan açılımı kabullendiğin an tanrılıktan arınmışsın demektir...
Varlığı, iradeyi, kudreti...Allah'a teslim ettiğin an, sahip çıkıp kendini tanrı edinmediğin an B ilmi ilesindir...
Sonra o nokta gibi sayısız noktanın Allah indinde hiçliğini anladığın an Ehad-us Samed ilmi ilesindir…
***

 

Biiznillah, BiizniHi":
B anlayışında olanlara izin var, onlar ancak Allah kapısından girebilir...
Onlar illa(ancak) Allah'ı şuur edinebilir, o cennete girebilir...
Allah'ın izni(Allah'a giriş yolu) B ile, tanrılara izin yok...
Ayrı varlık zannı(ikilik, şirk) giremez(la ilahe)...
İlla Allah (teklik şuuru girer cennete)...
Amentü -"B"-illahi, illa -"B"-illahi...
"B'yi edinin Allah'a giriş" için diyor!..
B, noktadan açılımın sembol harfi...
Ayrı ayrı varlıklar, iradeler, kudretler...yok demek istiyor...
Her şey özdeki noktadan açığa çıkar diyor...
Varlığı, iradeyi, kudreti özdeki o noktaya teslim ediyor...
Fakat vehmin karanlığı ile insan, o noktadan açığa çıkan varlığı sahiplenip, ayrı bir varlık, irade, kudret...zannına kapılarak tanrılığını ilan ediyor, ikilik anlayışı üzere gizli şirk ediniyor…
İşte bu tanrılık anlayışına izin yok, o Allah'a eremez, o cehennem içinde, cennete giremez…
Yani ikilik zannı ile yanmada, teklik huzuruna eremez...
***

 

Bir Rasul Allah'ı tenzih veya teşbih etme hatasına düşer mi? Hayır!
Musa bilinci, dışındakini O'ndan ayrı görmeyi tenzih etmektir;
İsa bilinci, kendini O'ndan bilmenin teşbihidir...
Allah, bir şeyden tenzih(öte) ve bir şeye teşbih(benzer) edinilmekten beri Tevhid'dir.
Tevhid, "enfüsümde(içimde) ve afakımda(dışımda) olan O'dur, sadece O" diyebilmektir.
Tevhid'de "O'ndan" ifadesinin "ndan" kısmı kalkar…
Tenzih(O'ndan kısmının "ndan"daki öte kılma manasının kalkması)
ve teşbih(O'ndan kısmının "ndan"daki benzer kılma manasının kalkması) ile kalkar.
Ve Tevhid olur, "illa Hu/ sadece O"!
***

 

Dünyada dostluktan daha güzel bir şey yok...
İnsanlar birbirini aslında muhabbet etmek için ister…
Ama çokları bunu fark etmedikleri için bilemezler…
Birlikte olmaya farklı farklı anlamlar yüklerler…
En güzel, tek ve gerçek ihtiyaç dostluktur, muhabbettir...
Gönül bir dost ister, gerisi bahane...
***

 

Karşındakinin gözüne girebilirsin, gönlüne girebildin mi?..
Karşındaki gözünün önünde olabilir, gönlüne alabildin mi?.
Eşini, çocuğunu, arkadaşını, komşunu...gönlüne aldın mı, gönüllerine girebildin mi?..
Bedensel olarak isteğin kadar yaklaş, ruhunu görüp gönlüne girdin mi?..
İnsanla bir sınır var aranda, o sınırı aşıp dünyasına girdin mi?..
Aynı dünyada, aynı evde, aynı yatakta olmak değil, aynı kalpte olabildin mi?..
***

 

Ölüm gelip çatacak ve en çok üzüleceğin şey yakınım dediklerine gerçekten yakın olamadığını anlamak olacak…
İşte o yalnız halin ile gerçekten tek başına kalacaksın…
Onları gönlüne alamadın, onların gönlüne giremedin…
Bu hal sende üzüntü, pişmanlık oluşturacak, onlara ihanet etmiş, onları kullanmış gibi hissedeceksin…
Gönlüne koyamadığını kendinle götüremeyeceksin...
***

 

Acınır o kişinin haline ki "eşim, aşkım, canım, bitanem..." demiştir;
ama ne Eş, ne Aşk, ne Bir olamamıştır O'nunla...
"Kalbimdesin" diyebilirsin, "Kalbinim" diyebildin mi?..
O'nunla Bir olup, "sadece O" olabildin mi?..
Kendi dünyandan çıkıp, O'nun dünyasına girebildin mi?..
Kalbimsin"de alma, "kalbinim"de verme isteği vardır…
"Kalbimsin" demek kolaydır, "kalbinim" demek çaba ister…
Kendinden arınıp sadece O olmak ister...
***

 

Tanrılıktan arındın, B ile bakar oldun, sonra Ehad-us Samed'e erdin, erdin de ne oldun?!...
İnsan küfrün korkusunu, şirkin hüznünü taşır da kendinde Tevhid'e gelemez bir türlü!..
Çünkü hala tanrılıktan kurtulamamıştır maalesef, asıl küfrü ve şirki budur...
Ne ölmeye, ne olmaya cesareti yoktur onun; oyalanır durur dünyasında...
***

 

Hepimize "İLLALLAH" olsun... Hepimize SELAM olsun…:-)