İmtihan Depremi ve Bensel Dönüşüm

19. Ocak. 2012 /E.Ümit Tuncel. eutuncel@yahoo.com
orijin kütüphane

Yok, yok, büyük şehirlerde önümüzdeki yıllarda vuku bulacağı, ve çok can ve mal kaybına yol açacağı iddia edilen 7-8-9 şiddetinde olacak depremden bahsetmiyorum.
Keşf-i Şakk ile, bilincimizi sallayacak o müthiş depremden bahsediyorum.

Aslında aralarında çok fazla bir fark yok. Okumadan, araştırmadan, ilmini elde etmeden, babadan, dededen kalma usullerle ''Bennn'' yaparım, gayet de güzel olur deyip, şehirde de köyümüzde yaptığımız gibi ilimsiz, bilimsiz, derme çatma binalar yaparsak, elbette er veya geç gelecek şiddetli bir azap gününü beklememiz gerekir.
Bu arada, konu ile ilgili ilim sahipleri ''ehil'' kişiler, devamlı uyarıyorlarmış tehlike hakkında, olsun, onlar beni değil, başkalarını uyarıyorlar... 

Bilincimiz de, aynı şekilde, 120. gün startı ile yükselmeye başlayan bir bina aslında.120. Günde aldığımız boş temel üzerine önce bilinç binamızın bitmiş ağırlığını taşıyabilecek sağlam temel ayakları inşa etmemiz, ve bunun için de, doğru bilgi ve malzeme kullanmamız gerekiyor.Ama, sistemin gereği olarak aldığımız ilk bilgiler, aile, yakın çevre, mahalle, okul, ve medya kaynaklı.Bu kaynaklardan gelen bilgiler o savunmasız zamanımızda veri tabanımıza güvenilir bilgi olduğu var sayılarak  şartlanma, değer yargıları ve ön yargılar şeklinde sürekli işleniyor.Maalesef bilincimiz, gelen bilgileri araştırıp değerlendirme ve doğrulama yetisine sahip değil bu küçüklük çağımızda.
Yani, ister istemez binamızın temel ayaklarını, etrafımızdaki güvendiklerimize ısmarlıyoruz. Bilincimiz, onların kurduğu temel ayaklarının üzerinde doğrulmaya başlıyor.Hatta çok katlı bir bina ise, bir kaç kat o arada çıkıveriyorlar bizim adımıza.Artık onlarda inşaat işini köylerinden kasabalarından, büyüklerinden ne kadar biliyorlarsa o kadar işte...

Sonra, aklımız yavaş yavaş birşeylere ermeye başlıyor. Üst katlarda, kendi edindiğimiz bilgi ve deneyimleri de çevremizden aldığımız bilgilerle beraber bilinç inşaatımızda kullanıyoruz.
Binamızın katları yükseldikçe yükseliyor, keyifleniyoruz, bina ile beraber biz de ''Hava''lanıyoruz.
Şöyle, en üst kattan, engin manzaraları ''seyr'' edelim derken, birdenbire bir uyarıcı geliyor, ve sesleniyor :

 

-  Hey, sen !  Binan çürük, her ''An'' üstüne yıkılabilir, tehlikedesin !!!
            Derhal burayı terket, ve yıkıp, kendine yeni bir bina inşa et !!!
-  Ama ''Ben'', bu binaya çok emek ve zaman harcadım şimdiye kadar ? Nasıl kıyarım bütün bu emeklerime ? Hem, ''Ben'' gayet güzel bir bina yaptım, tam ''Ben''im istediğim gibi,
-  Projen yanlış ! Binanı yanlış ölçülendirilmiş zayıf temel ayakları üzerinde, eksik demir ve çimonto, ve deniz kumu kullanarak yükseltmişsin. Tehlikedesin ! Her an başına göçebilir !!!
-  Hmmm, peki ben bi düşüneyim bakalım, karar vermek için,
-  Peki, sen bilirsin,benden uyarması.Hadi bana eyvallah !

 

Uyarıcı tehlikeyi bildirdi, ve gitti.Kaldık vicdanımızla başbaşa... Soruyorum vicdanıma :

-  Sen ne diyorsun bu işe ?
-  Sen uyarıcıyı anlamadın galiba. Uyarıcı doğru söyledi.Bilmeyenlerin lafına uydun.Binanın projesi, temelleri yanlış.Sen de ucuza mal olsun diye hatalı ve eksik malzeme kullandın.Dikkate almazsan bir gün binan çökecek, altında kalacaksın ! İyisi mi o yıkılmadan gel kendin yık, yeni baştan yap !
-  Ama çok zaman ve para harcadım ben, nasıl yıkarım ?
-  Hala anlamıyorsun,O emeklerin boşa gitti, zararın neresinden dönersen kardır !
-  Hmmm, neyse şimdilik bi dursun bakalım, biraz daha düşünelim.

(Ya ''Hu'', ''Ben'' im binama bir şey olmaz.Bu kadar emek boşa mı gitsin ? Zaten mavi nazarlık boncuğu ile ''Maşaallah'' tabelasını da asmışım binamın alnına, artık ''Tanrım'' a emanet binam, o korur onu nasılsa...Ben en iyisi, binayı yıkmayayım.Üzerine biraz sıva, boya, makyaj yaparım, dışarıdan bakanlar anlamaz bile...)

 

 Ama, derler ya, tarih tekerrürden ibarettir diye, çünki ibret alınmaz geçmiş tecrübelerden.Neticede uyarıcının uyardığı o gün geliverir bir gün.Bakarsın çürük binalar paramparça, dümdüz olmuş.Yeryüzü o gün bambaşka bir yeryüzü oluvermiş...

   
Zuhruf 043

23-) İşte böyle... Senden önce hangi topluma bir uyarıcı irsâl ettiysek, oranın zengin ileri gelenleri şöyle dediler: "Biz atalarımızı bu din anlayışı üzere bulduk ve biz onların eserlerine (şartlanmaları, genleri) uyanlarız."
24-) (Hz.Rasûlullâh) dedi ki: "Eğer size, atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğruyu getirmişsem de mi?" Dediler ki: "İrsâl olunduğun bilgiyi reddederiz!"
25-) Bunun üzerine onlardan intikam aldık... Yalanlayanların sonu nasıl oldu bir bak!


Sonra, üzüntü, pişmanlık, azap...

-  Keşke uyarıcıyı dinleseydim, başıma bunlar gelmeyecekti.
-  Ama, artık iş işten geçti, olan oldu. Geri dönüş yok !!!

Tefekkürümde Kur'an, Hadisler,ve Ehlinin çok kıymetli açıklamalarından faydalanmaya çalıştım.
Doğrular ''Bi'' Hakikatimden, hatalar kulluğumdan kaynaklanıyor.

Selam ve hürmetlerimle,