İnsan Olarak Varolmak

05 / Kasım / 2009 / Rufeyde Jale HEKİMOĞLU // rufeydejale@mynet.com
Rufeyde Jale HEKİMOĞLU
BEDENDEN SOYUNABİLENLER :

İnsan bedeni içindeki görücü, bilici, idrak edici olan bilinç varlık veya başka deyişle nur yapı insandır. Geriye kalan ise; kan, et ve  kemik olmak üzere hayvan olan beden binitidir. İnsan bedeninden şuur varlık ayrılınca geriye kalan toprağa iade ediliyor. Bilinç yapının ise cinsi, ırkı, adı ve sureti yok.

 

    Yaradılışdan bahsetmek istiyorum biraz. “Hepiniz yeryüzüne  inin” burada hepiniz kelimesiyle kasdedilen Allah sureti üzerine yaratılan Ademi vasıf. Adem ve Havva ile ifade edilen ise insandaki beden yapının bir arada durabilmesi için gereken pozitif ve negatif değerlerdir. Halifetullah olabilmek insana verilmiş bir görevdir. İnsan mertebesine ulaşabilen şuurlar ademiyetini(yokluğu)  yaşayıp özündeki Halifetullahlığı açığa çıkarabilir.

 

    “O sizi tek nefisten yarattı, sonra ondan eşini yarattı” burada ise; eş olarak ifade edilen hepimizin bildiği gibi hologramik bedendir. “Hepiniz yeryüzüne inin” emri ile esmalardan oluşan Rab, ışık olarak babaya iner ve latif varlıklar(sperm) şekline dönüşür ve anneye iner. Belirli şuur seviyesindeki insan için erkeğin kadında veya kadının erkekte ilahi vuslatı Rahmaniyet ve Rahimiyet özelliği sonucudur. Yeryüzündeki yaşamın devamı için Rahimiyet ile üreme ve  üretme yetisi kadına,  Rahmaniyet  yetisi ile esma ve sıfatın ilim ve kudreti erkeğe verilmiştir. Erkek bedeni Rahmaniyet özelliği sonucu kendine verilmiş yeti ile esma mertebesinden gelen varlığı, vücuduna yüklenmiş  ilimle latif varlığa dönüştürmektedir. Daha sonra Rahimiyet yetisi ile bedenine yüklenen ilimlerle kadın işleyip, üretip geliştirip büyüterek yeryüzüne doğumuna vesile olumaktadır. Kendisini beden olarak kabul edenler için ise, ,hayvan olan bedenin bedensellikte kök salmasından öteye gidememesi, kadın ve erkek cinsiyetine hapsolmasıdır.

 

    Sağlıklı bedenin anahtarı, hipotalamus denen bezin düzenli çalışmasıdır. Hipotalamus bedendeki hormon salınımının düzenlendiği merkezdir. Hormonların beden üzerinde yarattığı etki ve kayıtlardan sıyrılabilenler kadınlık ve erkeklik özelliğinden, dolayısıyla da bedenin esaretinden kurtulurlar. Böylece de bilinç varlık olma yetisi kazanırlar. Şartlanma ve kayıtların dışında, kadınlık ve erkeklik özelliklerinin ötesinde insan olarak var olur.

 

    Ümmül kitap olan Kur’an, kitapların anasıdır (Ana olabilmenin vasıfları çok zor demekki ). Kur’an Rahimiyet özelliği ile Rasulullah Efendimizin özünden doğmuştur. Hira’da “ikra” ile  Efendimize Kur’an bir kerede inmiştir. Efendimiz yüklendiği  ilim ile  Esma ve Sıfat mertebeleriyle Rahmaniyet boyutuyla bütünleşmiştir. Olgunlaşma dönemi sonucunda Rahimiyet boyutuyla Zat mertebesi ile Kur’anı Kerim’i özünden açığa çıkarmış yani bilincinden doğurmuştur.

 

    Rasulullah Efendimizin sırrı olan gönlün teklikten çokluğa, çokluktan tekliğe birleştirici kudreti sevgidir. Sevgi halkedilişimizin sebebidir. İlahi aşk kulluğun kaçınılmaz noktasıdır ki; Allah’ın sevgisini her zerrede görebilmek, hissedebilmektir. Sevgi merkeze doğru güçlenir. Çünkü Efendimizden hepimize dalga dalga yayılır.

 

     Aşk DNA sarmallarımızda mevcut olan çekim gücüdür. Bu çekim gücü sayesinde bedensel bütünlüğümüz korunmaktadır. O sevgi döngüsü olmasa hücrelerimiz dağılır giderdi. Aşk Allah’ın bize bir lütfudur. Aşkı yaşayan “ikra” emri gereği okumaya başlar; önce her bulduğunu sonra, asıl olan ümmül kitabını. Amaç özdeki Rahmaniyet boyutuna ulaşıp ilmin kapısı olan Hz. Ali ile tanışmaktır. Okuduklarını yaşamıyla bütünleyerek ise Rahimiyet boyutu devreye girer ki; burada gönlün sultanı Hz. Fatıma annemiz bizi beklemektedir. Aşık artık doğurmaya yani üretmeye başlar lütfedildiğince kendisine. Kimi zaman yazar, kimi zaman sohbetle ifade eder özündekileri. Bu aşamada; isimler, resimler, suretler “BİR” olmuştur. Vechin arkasındakini görebilmeyi bilenler Rasulullah Efendimizin Nur’unun ışığındadır. Emin bir beldede ve bedensizdir. İnsan olma yolunda,  şuurca eş olabilme yolundadır takdir edildiğince.

 

    İlahi aşkı tatmayan Hz. Mevlana ve Hz. Şems’in özde buluştuğu noktayı anlamakta güçlük çekerler. Çünkü onlar bedenin esaretinde kaybolmaya yüz tutmuşlardır. Özdeki “TEK”e ulaşmış insanda HAK’tan gayrısı kalmaz. Bu doğum uğruna Şems başını verdi, seve seve yok etti kendini Mevlana vechinde. Bizler ise şimdi Mevlana’nın özünden doğanları asırlardır okuyor anlamaya çalışıyoruz. Daha kaç nesil okunacağı irdeleneceği belli bile değil. Hepimize Şems’imizdeki aşkı yaşamak nasip olsun inşallah. Aşk olsun!