Mekansız, Zamansız, Kayıtsız “İnsan” Olabilmek

28 / Haziran / 2009 / Rufeyde Jale HEKİMOĞLU // rufeydejale@mynet.com
Rufeyde Jale HEKİMOĞLU

Allah mekandan münezzehtir. “Hiçbir yere sığmam ancak, mü’min kulumun kalbine sığarım. Sana şah samarından da yakınım ”  demektedir Allah bize. Bunu biraz düşünecek olursak; Muhammedi ilimle var edilen insan ile var olan kainatta,  Allah’ın izniyle  yalnız insanın kendisi  vardır. Var sanılan her şey kesrettendir.

 

İnsanın hayvani bedeninin ötesindeki mevcudiyetinde, Allah Arş üzerinde insanla birliktedir. Hayvani beden bu aslolan mevcudiyetin emrine verilmiştir… Tümden gelimli bu ilim yani; Tek resim, hayvani beden ile şifrelenmiş şekilde sevk ve idare edilir. Böylece de dünyadaki denge korunmuş olur. Muhammedi ilme talip ve varis olanlar için; Varisler, Miraslar, Ehli Beyt Varisleri, insan nerede, ne düşünüyor ve her ne yapıyor olursa olsun, verdiği söz ve soruları insanla olduğu sürece yolunu aydınlığa çıkaracak düşünceler ve açılımlar da onunla olacaktır.

 

İnsan AN’ı anlayamadığı sürece bu dünyanın basit kayıt ve kurallarına sıkışıp; ön, arka, sağ, sol, üst gibi boyutlarda bulur kendini. AN’da olan için ise; zaman, zemin, iyi- kötü, güzel-çirkin gibi dünya kavramları ortadan kalkar. Boyutlar  bu dünya düzeni ve hayvani beden için vardır ama İNSAN için bunlar yoktur. Bu dünya sistemine ve sünnetullaha göre filleri yapmaya görevli olan hayvani bedendir. Hayvani bedenin emrinden çıkan ve onu sevk ve idare edecek özün kendinden başka bir yerde olmadığını fark edendir İNSAN.   “İnsanı Kamil” mertebesine ulaşan Alemlerin Efendisi olan Rasulullah Efendimiz, “ Beni Rabbım Doyurur” derken, her türlü varlık kalıntısından arındığını ve bedenin her türlü arzu, istek ve dürtülerini kontrol altına alarak terbiye ettiğini (Ben Şeytanımı Müslüman Ettim), bedensel ihtiyaçlardan beri olduğunu ifade etmiştir. Çünkü bu yaşadığı hal, fenafillah hali idi.

 

İnsan ne ile uğraşıyor,  ne düşünüyorsa o hal üzere olmakla birlikte, dünyası  ve hali düşündüğünden ibarettir. Bedeni istek ve arzularının esiriyse; oldu-olmadı, gitti-gitmedi gibi olgularla uğraşarak her yaşananda suçlu birilerini bulmaya çalışarak taklitten öteye geçemez. Üstelik ne üzere ise insan rızık o yönden gelir . Karnı doyurmaksa amaç; yemek-yiyecek, lüks bir hayatsa amaç; para yeterlidir hayvani bedene çünkü onun arzuladığı rızık budur sadece. Ama Allah ise gaye; işte bu durumda işi zordur insanın. Çünkü istenen rızık çok önemli ve özeldir . Bu Muhammedi İlim rızığı  uğruna ödenecek bedel çok büyüktür.

 

Sancılı ve hayvani bedeni sarsan bir depremin ardından doğmaya başlar Muhammedi İlim. Beden ne kadar direnirse dirensin arınma yolunda bedenin elinde avucunda ne varsa verilmeye başlanır. Vermekte direnilenler de terk eder birer birer insanı. Tanrıları , putları, benim sandıkları yıkılıp yerle bir olur bu yolda. İşte yapayalnız kaldığı,  her türlü kesretten sıyrıldığı, var sandığı her şeyinden arındığında;  Muhammedi Boyutu  ile bütünleşmiş olarak rızıklanmış ve Rabbını bilen, Rabbının doyurduğu İNSAN  olarak , güzellikleri seyirdedir. Mekansız, zamansız , kayıtsız, kuralsızdır artık…

 

Seyri seyredebilenlerden olmak nasibimiz olsun ve seyirde olanlara selam olsun.