ÂL-İ İMRÂN
59-)
İnne mesele Iysa ındallahi kemeseli Adem* halekahu min turabin sümme kale lehu
kün feyekûn;
Muhakkak ki, Allah
indînde İsa`nın oluşumu Adem`in oluşumu gibidir (İsa`nın oluşumu
Adem`in oluşumu gibiyse, Adem`in oluşumu da İsa`nın oluşumu gibidir. Buna göre
düşünülmeli bu konu. A.H.).
Onu topraktan yarattı, sonra "Ol" dedi ve oldu (topraktan-moleküler
yapıdan meydana gelene ruhun nefh olmasıyla insan hâline gelmesi ile, ana rahminde
moleküler yapıdan meydana gelene ruh nefh olması suretiyle insanın meydana
gelmesi aynı şeydir).
(Ahmed Hulusi/ Allah İlminden Yansımalarla Kur’an-ı Kerim’in Çözümü)
***
Adem’in oluşumunu doğru tespit etmenin yolu, konuya bu ayet ile giriş yapmaktan geçiyor. Bu ayet Adem’in nasıl yaratıldığına bir işaret, iz, ipucu taşıyor. Bu ayet Adem’in Arz’da oluşumunu/yaratılmasını doğru anlamak için çok önemli. Adem’in nasıl yaratıldığını doğru tespit etmek için konuya bu ayet ile giriş yapılmalı. Bu ayet ile konuya giriş yapmak, doğru noktadan başlamak demektir. Adem’in oluşu konusuna bu ayet ile giriş yapılmadan başka noktalardan girildiğinde, insanın tefekkürü hep yanlış yollarda geziniyor. Henüz işin başında yanlış bir noktadan giriş yapıldığı için, doğru yolu bulmak imkansız oluyor. Ve ortaya gerçekten uzak, hayali, tutarsız, akla ters açıklamalar çıkıyor.
Ahmed Hulusi’nin bu ayetteki “Muhakkak ki, Allah indînde İsa`nın oluşumu Adem`in oluşumu gibidir.” kısmına yaptığı “İsa`nın oluşumu Adem`in oluşumu gibiyse, Adem`in oluşumu da İsa`nın oluşumu gibidir. Buna göre düşünülmeli bu konu.” açıklaması gerçekten çok önemli. Üzerinde düşünülmesi, Adem’in oluşu konusunda dikkate alınması, en başa konması gereken tefekkürün giriş noktası. Adem’in oluşunu anlamanın giriş kapısı burası, diğer kapılar yanlış yerlere açılıyor. “İsa`nın oluşumu Adem`in oluşumu gibiyse, Adem`in oluşumu da İsa`nın oluşumu gibidir.A.H.”! Yani, Adem’in oluşumunu doğru anlamak, işin hakikatine ermek, gerçeği öğrenmek istiyorsan; İsa’nın oluşumu ile ilgili ayetleri Oku, tefekkür et! Çünkü, İsa’nın oluşumu Adem’in oluşumu gibiyse, Adem’in oluşumu da İsa’nın oluşumu gibidir, ikisinin oluşumu da aynıdır. Birini anlamakla, diğerini de anlamış oluruz.
***
Öyleyse İsa’nın oluşumu ile ilgili Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere yönelelim. İsa’nın oluşumu/yaratılması Meryem Suresi’nde geçmektedir:
16-) Vezkür fiyl Kitâbi Meryem*
izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya;
Gelen bilgiler içinde
Meryem`i de hatırlat (zikret)... Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17-) Fettehazet min dunihim
hıcaben fe erselna ileyha ruhana fetemessele leha beşeran seviyya;
Onlardan kendini tecrid
etti... Ona ruhumuzu irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü.
18-) Kalet inniy euzü Bir Rahmani
minke in künte tekıyya;
(Meryem) dedi ki:
"Rahmanıma sığınırım senden; eğer çok korunansan (bana
yaklaşma)!"
19-) Kale innema ene Rasûlü
Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya;
(Ruh) dedi ki: "Ben
Rabbinin Rasûlüyüm! Sana sâfiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım."
20-) Kalet enna yekûnü liy ğulamün
ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya;
(Meryem) dedi ki:
"Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde,
benim nasıl bir oğlum olur?"
21-) Kale kezâlik* kale Rabbüki
huve aleyye heyyin* ve linec`alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna* ve kâne
emren makdıyya;
"Orası öyle! (Ancak) Rabbin dedi ki: "O, bana
kolaydır! Onu insanlar için bir mucize ve bizden bir rahmet olarak açığa
çıkaracağız. Bu hükmedilmiş (olup bitmiş) bir iştir!"
22-) Fehamelethü fentebezet Bihi
mekanen kasıyya;
(Meryem) Ona (İsa`ya) hamile kaldı. Onunla uzak bir bölgeye
çekildi.
***
Bu ayetlerden öncelikle İsa’nın bir annesinin olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Adem’in oluşu İsa’nın oluşu gibi olduğuna göre, demek ki Adem’in de bir annesi vardı. İsa bir anneden doğduğuna göre, demek ki oluşu İsa ile aynı olan Adem de bir anneden dünyaya geldi. Öncelikle bu gerçeği ortaya koymalı, kabul etmeli, bu konuda mutabık olmalıyız. Adem’in oluşu meselesinde öncelikle buluşulması gereken nokta burası, eğer bu noktayı tespit etmemiş, fark edememiş, kabullenememiş isek, konuya doğru giriş yapamamışız demektir. Adem’in oluş meselesine farklı noktalardan bakıyorsak, doğru noktada birleşmemiz, doğru noktadan başlangıç yapmamız mümkün olmaz.
Oluşu aynı olan İsa ve Adem’in birer anneleri olduğu tespitini yakalamamız ve o noktadan giriş yapmamız gerekir. Konuya farklı noktalardan yanlış giriş yaparsak; ne Adem’in oluşunu, ne de Adem’in oluşu sırasında Arz’daki durumu doğru tespit edemeyecek, yanlış hükümler verecek, tefekkürlerimizi yanlış yollara kaydıracağız. Şimdiye kadar da maalesef hep öyle oldu. Ama, inşallah bu doğru noktadan girişle artık Adem’in yaratılış meselesini doğru anlayacağız. Bundan dolayı bizi bu noktaya çeken, giriş noktasının işaretini veren Ahmed Hulusi’ye teşekkürü bir borç bilirim, Allah kendisinden razı olsun. Çok şükür Biiznillah yine tam isabet ettirdi, yine haklı çıktı.
“İsa`nın oluşumu Adem`in oluşumu gibiyse, Adem`in oluşumu da İsa`nın oluşumu gibidir.”! İsa’ bir anneden dünyaya geldiğine göre, Adem de bir anneden dünyaya geldi. İsa’nın annesinin rahmine Ruh nehfoldu ise, Adem’in annesinin rahmine de Ruh nehf oldu. İkisinin de yani İsa ve Adem’in yaratılma şekli aynıydı. Ruh nehf olmak için bir bedene gereksinim duyar, o bedenin molekül yapısının özünden Ruh nehf olur. Ruh bedene dışarıdan giren bir şey değildir, o bedenin beyin yapısının özünden irsal olur. Ruh gelişimini tamamlayan beyinden açığa çıkar ve bedene yayılır. Her Ruh anne karnındaki bebeğin gelişen beyninden açığa çıktığı için, sistemde reenkarnasyon yoktur yani bedenlere dışarıdan giren ruh anlayışı batıldır, gerçek dışıdır. Bu inanış ahrete inanışı bozar ve insanları kulluğa/korunmaya dönük çalışmalardan geri bırakır.
Biz tekrar Adem’in oluş meselesine geri dönelim, asıl konumuzdan uzaklaşmayalım. Ruh maddenin moleküler yapısının özünden irsal olan bir mana olduğuna göre, bir bedene ihtiyaç vardır. Bu beden evrimsel süreç içinde(toprak, bitki, hayvan, insansı) uzun yıllar içerisinde oluşmuş olduğundan ve insanın yapısı bu süreç içinde toprağa dayandığından, bu evrimsel süreçteki toprak aşamasına işaret ettiğinden, Al-i İmran Suresi 59. ayette “Onu topraktan yarattı” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadedeki “onu” zamiri, aynı oluşla olan, öncelikle Adem’in, sonrasında İsa’nın evrimsel süreçte toprağa dayanan bedenine işaret etmektedir. Nehf olunan Ruh da o bedenin moleküler yapısının özünden irsal olacaktır.
Bedende gelişimini tamamlayan beyinden Ruh nehf olacak, beyin hücrelerinin özünden açığa çıkacak, bedene yayılacaktır. Aynı ayetin (Al-i İmran Suresi 59. ayet) devamındaki “sonra "Ol" dedi ve oldu” ifadesi; Ruhun nehf olması için gerekli yapısal iradenin/beynin gelişiminin sağlanması (KÜN/OL emri manası!) ve sonrasında gelişimini tamamlayan beyinden ruhun açığa çıkması(FEYEKÜN/OLDU manası!) açıklanmaktadır.
Al-i İmran Suresi 59. ayet ile Adem’in oluş meselesine doğru gnoktadan giriş yaptığımızda görüyoruz ki; Adem de İsa gibi bir anneden, bir annenin rahminden meydana geldi. Bu ayetteki “onu topraktan yarattık” ifadesi onların(İsa’nın ve dolayısıyla aynı şekilde yaratılan Adem’in) anne karnındaki bedenlerinin evrimsel süreçteki toprak aşamasına dikkat çekmektedir. Ki toprağın moleküler yapısı ile, bedenin moleküler yapısı benzerdir, bedenin moleküler yapısı toprağın moleküler yapısında da yer almaktadır. Yani Adem’in bedeni de İsa’nın bedeni gibi bir annenin rahminde oluşmuş, evrimsel süreç içinde meydana gelmiş, topraktan direk yaratılmamıştır.
Evrimsel sürecin kendisi sistem olarak inkar edilemez. Ama evrimsel süreç ile ilgili bilimsel bulguların doğruluk ve yanlışlığı tartışılabilinir. Şu an için evrimsel süreç bilimsel bulgularla tam ve doğru olarak tamamlanmış değildir. Her bulguya bir yenisi eklenmekte, daha eskiye dönük yeni bulgular bulunmakta ve geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca bulunan bu bulguların hangisinin Adem’e ait olduğu tam manası ile tespit edilememiştir. Yani, evrimsel süreç sistem olarak gerçektir. Sünnetullah gerçeğine, Allah’ın Aliym, Hakiym(Hikmet) gibi bir çok ismine(manasına); daha önemlisi öteden sistemsiz yaratan bir tanrı zannından, ikilikten kurtulmaya; her işi bir hikmete, bir ilime dayanan Allah ismindeki(manasındaki) Tevhid gerçeğine uygundur. Mevcudatı öteden, sistemsiz, aşamasız yaratan bir tanrı yok; alemlere alemler suretiyle tasarruf eden(alemlerin kendisi/zatı/hakikati olarak, ikiliğe kapalı kendiliğinden işleyen bir sistem, özündeki manalarla açığa çıkan alemler!) Allah Gerçeği var.
Meryem Suresi 20. ayette; “(Meryem) dedi ki: "Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?" ifadesinden anladığımız ve bildiğimiz gibi İsa’nın beşer bir babası yoktu. Öyleyse; oluş meseli(durumu) aynı olan Adem’in de beşer bir babası olmadı. Yine aynı surenin 19. ayetinde; “(Ruh) dedi ki: "Ben Rabbinin Rasûlüyüm! Sana sâfiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım." deniyor.
“Rasûlü RabbiKİ/ RabbiNin Rasulüyüm/RabbiNden irsal olanım”! Ötede bir tanrının değil, senin özündeki Rab işlevinden(RabbiNden!) açığa çıkan bir İrsalim. Meryem işte böyle özel yapılı bir varlık! Kendisinden Ruhun irsal olmasına olanak sağlanabilecek özel bir yapıya, üstün bir yapı özelliğine ulaştırılmış, o seviyeye getirilmiş manasında seçkin biri! Adem’in oluşu da aynı olduğuna göre, Adem’in annesi de o evrimsel süreç sonunda, Meryem ile aynı özel yapıya, üstün seviyeye ulaştırılmış manasında seçkin biri! İkisinin de beyni özündeki o Kutsal Ruhun nehf olmasına olanak sağlayacak üstün seviyeye gelmiş varlıklar. Yani onlar için KÜN/OL emri yerine gelmiş, sıra FEYEKÜNde; yani onlarda Ruhun nehfedilip birinde İsa, diğerinde Adem oluşumunu meydana getirmede. Allah Gerçeği, oluşu sistemli olarak/sisteme uygun olarak, akla ve ilme uygun olarak gerçekleştirir. Allah elinde sihirli değneği olan bir tanrı değildir; sistemsiz, düzensiz,, karışık ve mantıksız işler oluşturmaz. Sistemi Oku’yamayan mevcudatta kaos ve kargaşa var sanır. Halbu ki mevcudatta Sistem ve Düzen vardır, her işi aşamalı ve ilmidir.
Gerek İsa’nın annesi Meryem, gerek Adem’in annesi; beden yapıları olarak bir beşer babaya ihtiyaç duymadan bir bebek dünyaya getirme özelliğine sahip kılınmışlardı. Bu özellik onlarda bir Ruh/Mana olarak mevcuttu, bedensel/beyinsel özelliklerindeki gelişim o Ruhun/Mananın açığa çıkmasına elverişli hale gelmişti. Bildiğim kadarıyla bilimsel bir bulgu kadının bir erkeğe gerek duymadan bir bebek dünyaya getirebileceği hususuna dikkat çekiyordu. Ama, bu bebeğin şu anki verilere göre ancak kız olabileceği açıklanıyordu. Demek ki İsa’nın annesi ve Adem’in annesindeki durum benzer olmakla birlikte, onların bir erkek meydana getirmeye dönük elverişli bir yapıları söz konusuydu.
Burada bilimin yapıcılığı yanında, yıkıcılık etkisini de göz önüne alıp, iki olayın aynı şey olmadığının tespitini de yapmamız gerekir. Çünkü özden müdahale ile, dıştan müdahale aynı sonuçları açığa çıkarmaz. Yani bilim bir kadından erkek bir bebek meydana getirse dahi, bu doğan çocuk manası/özellikleri ile, bir İsa ya da bir Adem olamaz. İsa gibi birini doğurmak için Meryem gibi birine ihtiyaç vardır, ha keza Adem için de aynı durum söz konusudur. Bilimin o seviyelere gelip-gelemeyeceğini ise, şu an kestirmek mümkün olmamakla birlikte, buna şimdiden ne “evet” ne de “hayır” diyebiliriz. Şu an için hayrın yanında şerre de çalışan bilimden, “belki” diye sadece bir ümit besleyebiliriz.
Ademin oluş durumuna Al-i İmran 59. ayet ile giriş yaptığımızda, “İsa’nın oluşumu Adem’in oluşumu gibiyse, Adem’in oluşumu da İsa’nın oluşumu gibidir(AH)” diye düşünerek, Adem’in de İsa gibi bir anneden dünyaya geldiğini, ikisinin de bir beşer babalarının olmadığını, Allah’ın Ruhunun özden nehf edilmesi ile anne karnında oluştuklarını fark ediyoruz. Adem’in oluş meselesinin giriş kapısı İsa’nın oluş meselesi, kapıyı açan kilit ise Meryem’de(annede) imiş. Adem’in oluş meselesinde bu ayeti ve dolayısıyla Adem’in de bir anneden dünyaya geldiği işaretini göz ardı etmişiz, düşünememişiz. Sır Adem’in bir anneden dünyaya gelişmesinde düğümleniyormuş. Anneleri önemini bu vesile ile bir kez daha anlamış olduk, öyleyse anneleri unutmayalım, akla getirelim, hep hatırlayalım.
Adem’in oluşunun kilit noktası; Adem’in oluşunun İsa’nın oluşuna benzemesi, Adem’in de İsa’nın olduğu gibi bir annesinin olup, o anneden dünyaya geldiği noktasıdır. Adem’in oluşuyla ilgili bilgi içeren surelerdeki (Bakara, A’raf, Ta-ha…)diğer ayetlere, bu noktadan bakarsak, o ayetleri de doğru yorumlar, hakikate ulaşabiliriz. Böylelikle Adem’in oluş meselesi doğru, sağlam, eksiksiz bir çözüme ulaşmış olur, düşünce taşları yerli yerine oturur, akıl bu konuda ikna olur.
BAKARA
30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu
etec`alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu
BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a`lemü ma la ta`lemun;
Ve hani(bir
zamanlar)
Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”,
dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B
sırrıyla, senin Hamdin olarak)
tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da
buyurdu): “BEN sizin
bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.
Ayetinde Adem doğmadan önce Arz’da bir insan( bedeni itibarıyla!) topluluğunun yaşadığı gerçeği yoruma yer bırakmayacak şekilde açıktır. Al-i İmran Suresi 59. ayetteki işaretten çıkardığımız sonuca göre, var olduğunu tespit ettiğimiz Adem’in annesi de zaten bu topluluğun varlığına işaret eder ki Adem’in annesi Arz’daki o topluluğun bir ferdiydi. Görüntü olarak o toplumdaki insanlarla, o toplumdan birinden doğacak olan Adem’in görüntüsü pek farklı değildi. Yani beden görüntüsü olarak birbirlerinden pek farklı değillerdi, hepsi bedenen o zamanın insanlarıydı. Değişim Allah’ın Ruhunun(Ruh-ul Kuds) Adem’e nehf olması ile Mana’da oldu. Ruha/Meleğe ait Haliyfe özelliği/bütün Esman Adem’e talim oldu.Yani Adem’in beyninin bu manaları algılama, değerlendirme, açığa çıkaracak şekilde şekillenmesi gerçekleştirildi.
Çünkü artık Adem’in annesi böyle bir bebeği/beyni oluşturacak yapısal seviyeye gelmiş, beyninin evrimsel gelişimi Adem’i meydana getirecek seviyeye ulaşmıştı. Yani, Adem’in içinde bulunduğu o toplum, içlerinden bir Haliyfe çıkarabilecek gelişime de ulaşmışlardı. Çünkü Adem’in annesinin de annesi-babası-akrabaları, geçmişi… vardı. Bir süreçten, bir toplumdan geliyordu. Ortada bir gelişme var ise bu gelişme, bir sürecin sonucu, bir toplumun ürünüydü. O toplumda her şey kötü ve geri değildi; iyi ve güzel şeylerde oluyordu, o tip gruplar az da olsa vardı. İşte Adem o toplulukta böyle seçkin ve ileri bir grup içinde yer alan özel bir anneden dünyaya geldi. Kur’an ayetleri zahir manası yanında, batın manası ile de değerlendirebilindiği için, bu Adem olayı da batın manası ile her insana dönük olarak da değerlendirilebilinir.
Allahu Alem…