Uyanalı pek fazla olmadı.Hızlıca kalktığım yatağımı bile toparlamadan mutfakta buluverdim kendimi.Bir elimde çaydanlık bir elimde çakmak, tavşan kanı bir bardak çay için olağanüstü bir seferberlikle hedefe varmaya çalışıyorum.
İzinliyim bugün.Yıllardır böyle .Ülkenin ,hatta dünyanın geneli uyurken uyanık olmak ,izin yaparlarken çalışmak,çalışırlarken de izin yapmak yaşam standardım oldu ,yaptığım iş sebebiyle.
Su kaynayana kadar aşağıdaki bakkaldan gazete almak için kapıyı açtığımda, kapı koluna sıkıştırılmış bir a4 kağıdı gözüme çarpıyor.Site yönetimi tarafından bırakılan bu duyuru kağıdında ,apartman içinde kat mülkiyetine geçmek isteyenlerin, gerekli evrakları belirli bir süre içinde hazırlaması gerektiği bildirilip , ödenmesi gereken vergi ödedikten sonra verginin ödenmiş olduğuna dair dekont ve diğer evrakların site yönetimine bırakması rica ediliyor.
Kapıyı kapatıp içeri dönüyorum.Çayı demlerken içimden kendi kendime söyleniyorum.Şu kat irtifakı , kat mülkiyeti ,toprak tapusu falan gibi kavramlar ne kadar da yabancı bana ...Bir sağa bir sola yürürken bi yandanda düşünüyorum, kat mülkiyetli tapu almak gerekli bir şey mi acaba ? diye...
Bildiğim kadarı ile bizim daire kat irtifaklı ama mülkiyete geçmem kanunen bir zorunluluk mu yoksa kişisel tercih meselesi mi? Kişisel tercih olsa o zaman bu duyuru metini neden yollasınlar ki?..
Bu düşücelerle boğuşurken çaydanlığın fokurdama seslerini duyup artık demlenmiştir diyerek alıp çayımı salona geçiyorum.Cam kenarında günden güne serpilen japon gülünün toprağı kurumuşmu diye bakarken , tv ünitesinin raflarından birinin üzerindeki esma’ül hüsna kitapçığı gözüme çarpıyor.Alıp koltuğa kuruluyorum.
Kitapçığı açıp sayfalarını tararken hala kat irtifakı ve mülkiyeti arasındaki farkla meşgul zihnim.Kafamda sıralamaya çalışıyorum bildiklerimi.Toprak tapusu,binanın inşa edildiği noktayı belirliyor mantıken...Kat irtifaklı tapu ise galiba o nokta üzerine bina edilen apartmanın katlarını...Öyleyse mülkiyetli tapu da katlardaki daireleri belirliyor olmalı...
Her nedense tam bu esnada bir cümle gözlerimde beliriveriyor....”Çok boyutlu tek kare resim”...
Son birkaç yıldır yaşamımım ortasında dimdik ayakta duran bu cümleyi kavrayabilmek adına yönelttiğim her türlü bakışa rağmen hala kendimi çok yetersiz hissetsem de bu kez farklı bir yorum yakalayabilecekmişim gibi belli belirsiz görüntüler,düşünceler uçuşuyor zihnimde...
Çok ve boyut...Zemin ve üst üste katlar...algılayabildiğimiz üç artı bir toplam dört boyut var ,algılayamadığımız yedi tanesi de üst üste kıvrılmış diyor teorik fizikçiler ...
Kat mülkiyetli tapu evimin üç boyutlu bir yer kodlaması aslında hatta verildiği tarihi ve bu günkü tarihi karşılaştırarak baktığımda ortaya çıkan zaman aralığı ile birlikte bir de zaman boyutu işin içine giriyor etti dört boyut...
Peki ya çok boyutlu tek kareyi nasıl görmeliyim...?
Bu soru ile birlikte bir yandan laptopu açıveriyorum, maillerime bakmak için.
Bir dost rasulallah’ın salat sonunda yapılmasının ne kadar kıymetli olduğunu işaret ettiği tesbihatı anlatan hadisi yollamış...
Hamd eden Sübhan Ekber’dir...diye düşünüyorum bu tesbihatı bir cümlede cem ederken.
...Sübhan ...boyutlar...Ekber....Çok boyutlu tek kare resim.... Esma’ül Hüsna...Kat mülkiyeti....
Birbirine kenetlenmek üzere olduğunu hissettiğim bu sözcüklerin zihnimde boşlukta asılı bir şekilde öylece kalmalarına müsade ediyorum...
Önce bir yudum çay….tüm zihnimle odaklanmaya çalışıyorum...Sonra bir yudum daha...yok birleştiremiyorum...bir yudum daha derken bardağın dibini görmeme rağman hala bağlantı yok...Göremiyorum nükteyi...
Avucumun içindeki bu kadar anahtarın açması gereken kapıların en önemlisi olan ilkini açıp diğerlerine yönelebilmek adına çırpınıp duruyor içim küçük bir kafese atılmış minik bir serçe gibi ..
Raulullah’ın Hz.Ali(R.A)ye “Kalk ya ebu turab !” deyişi içimde yankılanıyor ardından…Tiyn olarak kalmak için değil turabığıma varabilmek için yaratılmış olduğumun tadına yönelerek hissetmeye çalışıyorum Euzu besmeleyi önce…
Euzu –tabiri caiz ise,kameramın vizörünü,zoom yaparak odaklandığı ayrıntıdan ,resmi en geniş açı ile kavrayabileceği hakikatine ,yaratılılış gerçeğine döndürüyorum-,BillAllahi-uluhiyet gerçeğince hem şeyin kendisi olarak hem eşya ile kayıtlanmaktan münezzeh oluşumun seyri ile gerçekleştiriyorum bu euzu ile ifade edilen oluşu,mineşşeytanirraciym-odaklanılarak tek gerçek haline getirilen algı ile halinden …
Bismillahirrahmanirrahim-Allah ismi ile işaret edilenin rahman ve rahim haline tenezzülü ile,rahman ;tüm esmaları potansiyel olarak kendinde var eden,rahim;rahmanda var olan esmaların seyrini alem suretleri olarak ,kendi olarak yaşayan..
Besmeleye yöneldikten sonra çok olarak görüneni kavramak daha bi kolay.Çok’un hakikatin rahman olduğunu rahmanın rahim ile çokluğu seyrettiğini bu seyri farklı farklı esmalar ile o esmaların kendisinin bir boyutu olarak bir vechi ,bir yüzü olarak yaptığını görmek besmelenin gönlüme düşürdüğü anlam…
Bir nokta ki çok boyutlu…”Boyut”nedir? Bunu çözmeliyim öncelikle…
Boyut:bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı…Matematiksel olan bu tanım gönlüme daha yakın geliyor…Peki ya “yön”nedir?
Yön-Bir şeyin belirli bir noktaya baktığı veche(yüz),yan…
BU tanımı daha derli toplu söyle yapabilir miyim?
Bir cismin herhangi bir uzaklıktan kendine bakan yüzü…Peki ya uzaklık nedir?
Uzaklık-İki nokta arasındaki uzay ölçümü…
Bu tanımlar inanılmaz derece de güzel bir labirent gibi kucaklıyor zihnimi…peki ya nokta nedir?
Nokta-Hiçbir boyutu olmayan…
Hiçbir biçimde kedinden uzak olmayanın,mesafe ya da uzaklık kavramlarının mevcut bir gerçekliği olmadığı durumda, uzay ölçümü adı altında kendini isimlendirişi…
Rahman ,uzay ölçümü ifadesi ile işaret edilen sanal uzaklıkların başlangıcındaki çıkış noktası ve bitişindeki bitiş noktası da dahil olmak üzere tüm noktaların kendisi olarak o noktalarda kendi ilmini açığa çıkaran….
Boyut, Rahmanın esma adı altında ilmini seyrinin vehmi benlikle bakanca kendi vehmi benliği kapasitesince algılanışı…
Esma, Rahmanın yani ilmin irade aynasına bürünüşü…
Secde bürünenin kendisini bilişi…Bürünenin bürünme ilmine vakıf olma hali…
Çok boyutlu tek kare resim…
Esmalar aleminde esmalar adedince irade potansiyeli şeklinde kendine ayna olan …Daha açık bir ifade ile iradesi miktarınca isimlenen…Bir haftada yedi gün vardır öyleyse otuzüç gün kaç hafta eder? Sorusu misali kendinde günleri kapsayan hafta misali semi’de,hakiym’de,nur’da….kendi miktarını seyreden…
Miktar:bir şeyin ölçülebilen,sayılabilen ya da azalıp çoğalabilen durumu…
Boyutlar,esmalar,uzay,uzaklık,birim,durum vb gibi tüm işaretlerle isimlenen ahadın samediyeti gibidir rahmanın kesrette hallenişi….Kuddus’tür ama Evvel oluşu yahut Rezzak oluşu yahut bu her ikisininde bir araya gelerek ortaya koyduğu bambaşka bir isim alışı onun Rahman oluşundan gayrı değildir hiç…ve dahi Rahman samediyetince Ekberiyetinden ayrı değildir hiç mi hiç….
Seyrimde bir bakıştır herşey sandığım adım,
Bakanın baktığında vücut bulduğu....
Sanma gayrıdır, gölgedir vücudum,
Zevkidir bilenin mevcudum...
Nefes ol,gözyaşı ol ayrılık ol,
Suspus ol,neşe ol,ahenk ol,
Taş ol ,bulut ol ,şeytan ol,
Ne olursan ol …
Bir seyirsin isimler ceminde,
Manaları doğuran geceler deminde,
Toprakla göğün suları yükseldiğinde
Hatırla sevgili hepsi hepsi geminde...
Bil ki olduğun kadarsın Olduğun yerde,
Olduğun kadar sensin durduğun yerde,
Durduğun kadar raciymsim,
Yürüdüğün kadar bismillah....
Sonunda bir nefessin hepsi hepsi anillah..
Hayy…