İyilik Ömrü Uzatır, Dua Kaderi Engeller…!

18 / Nisan / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

4800 - İbnu Mes`ud (R.a) anlatıyor: "Sâdık ve Masdûk olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir.”
 
Kendinden başka ilah olmayan zâta yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir zirâlık mesafe kaldığı zaman ona yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer."
Buhari, Kader 1, Bed`ü`l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizi, Kader 4, (2138).
 
Yorum:
“…yazısı ona galebe çalar…” ifadesi şu soruyu akıllara getiriyor: “O kişi, o ana kadar yazısı ile yaşamıyor muydu ki o andan sonra yazısı ona galebe çalmış, onu hükmü altına almış?” Evet, o kişi o ana kadar da yazısı/programı hükmü altında şaki/mutsuz veya said/mutlu bir hayat yaşıyordu. O ana kadar nerde oluşmuş yazısı/programı ile yaşıyordu? O ana kadar anne karnında oluşturulan yazısı/programı ile yaşıyordu. Anne karnında iken astrolojik etkilerin beyin genetiğini şekillendirmesi ile terkipsel bir programı oluştu, o ruh/mana oluşturuldu.
 
Doğdu, anne karnında oluşturulmuş terkipsel programının çıktısı olarak, cennet ehlinin ameliyle amel ediyordu.Hadisteki cümle sırasına dikkat ettiğimizde bu sonuca varıyoruz. Yani, asıl yazısı ile karşılaşmanın öncesinde gerçekleştirdiği cennet ehlinin amellerini sergilemesi anne karnında oluşturulan programının ürünüdür. Bu hadiste de önce anne karnındaki oluşumdan, hemen sonrasında ise cenet ehlinin amelini işlemesinden bahsediyor. O cennet ehlinin amellerini işlemesi anne karnındaki yazgısının getirisidir.
 
Genelde kaçırılan/es geçilen/atlanılan ve bundan dolayı kişiyi farklı/yanlış yorumlamaya sürükleyen bu ince noktaya değindikten sonra, açıklamamıza kaldığımız yerden devam eldim. Öyle ki kendisiyle cennet arasında bir ziralık mesafe kaldığı zaman ona/terkipsel yazısına asıl/öz yazısı galebe çaldı, o onda o devreye girdi, kontrolü ele aldı. O ana kadar kişinin yaşadıkları, çevresel etkiler, içsel haller ile oluşan birikim karşılığı olan öz yazısını tetikleyerek devreye soktu. Anne karnında oluşmuş alışılagelmiş terkipsel programı o ana kadar devrede iken, o andan sonra öz/içsel/mana programı devreye girdi. Bu sefer o, cehennemliklerin amellerini işlemeye başladı ve cehenneme girdi.
 
Hadisin devamındaki diğer kişinin halini de yine aynı mantık ile yorumlayabiliriz…O kişi de anne karnında terkipsel bir yapı olarak programlandı. O dönüşüm anına kadar anne karnında oluşan bu terkipsel programının getirisi olarak cehennemliklerin amelini işledi.Bu arada onda özsel/içsel/manen oluşan birikimler, karşılığı olan öz yazgısını tetikleyerek devreye soktu, öz yazgısı kontrolü ele aldı. Bu sefer o cennetliklerin amelini işleyerek cennete girdi.
 
O ana kadar dıştan(gezegenler, astrolojik etkiler) oluşturulmuş kaderin/taktirin/miktarın etkisinde iken, o andan sonra özden(içsel oluşumlar, mana alemi) oluşturulmuş kaderin/takdirin/miktarın etkisine girdi. O ana kadar dıştan oluşanların etkisinde iken, o andan sonra içten oluşanların etkisine girdi. Dışsal etkinin altında iken bir yandan da içsel birikim arttı ve sonunda özünü/manasını tetikleyerek karşılığı olan öz yazgısı/kaderi/taktiri/miktarı etkisine girdi.
 
Misalen belli yaşa kadar dış burcunun etkisinde iken o andan sonra iç burcunun etkisine girmek gibi... İç-dış burçları aynı olanlarda bir değişim olmaz iken, iç-dış burçları ayrı/zıt olanlarda fiziksel ve kişisel değişim gözlemlenmesi gibi… Bilinçaltındakilerin zamanla birikip artarak sonunda bilinç üstüne çıkıp kontrolü ele alması, hayata yön vermesi gibi…Belki de “gibi” ifadesi dahi fazla, aynen böyle…
 
Dışsal esma programı anne karnında dış etkilerin(gezegenlerin) vesilesi ile oluşur iken, içsel esma programı iç alemimiz tarafından oluşmaktadır. İç alemimizin oluşturduğu program manadan/manevi halden beslenmektedir. O halde; iç alemimizin programı mana alemimizin güzelliği veya çirkinliği ile şekillenecek, sonunda dışsal programımız ne olursa olsun ona galip gelip kontrolü ele alacaktır.
 
Anne karnında dışsal etkilerle oluşan programı güzel iken, dünya yaşamında içsel programını mana çirkinliği(çirkin manalar, çirkin içsel haller) ile oluşturanlar sonunda bu içsel programın hükmüne girmekle birlikte cehenneme girmiş olacaklardır. . Anne karnında dışsal etkilerle oluşan programı çirkin iken, dünya yaşamında içsel programını mana güzelliği(güzel manalar, güzel içsel haller) ile oluşturanlar sonunda bu içsel programın hükmüne girmekle birlikte cennete girmiş olacaklardır.
 
Tabi ki tüm bu oluşumlar(dışsal ve içsel) Allah iledir, esmaları iledir. Onların ölçülü/miktarlı (taktir/kader) açığa çıkması iledir. Dıştan oluşturulan program da, içten oluşturulan program da esmalar iledir, esma terkibi ile açığa çıkar. Sonuç olarak bu hadisi dikkatlice okuduğumuzda iki farklı kaderden/yazıdan bahsedildiğini anlıyoruz.Hadislerin hepsini okuduğumuzda farklı iki kader anlatımının olduğunu açıkça görüyoruz. Öncelikle bu açık gerçeği kabul etmeli, sonrasında bunun hikmetini/ilmini öğrenmeye çalışmalıyız.
 
Dışsal kader ve içsel kader programı diyerek isimlendirdiğim bu iki kader sistemini fark ettiğimizde ve bunların da kapsayıcı olan üçüncü bir kader sistemi olan ve Mutlak Kader olarak isimlendirebileceğimiz ALLAH’ın KADERİ ile oluştuğunu, yani ALLAH’ın takdiri, esmalarını miktar/ölçü sistemi ile açığa çıkarması ile oluşturduğunu hesaba kattığımızda, kader ile ilgili hadisler daha anlaşılır oluyor, kafalardaki çelişkiler gideriliyor. Böylelikle ALLAH programını yapıp öteye çekilen bir tanrı pozisyonundan, kul da programlanmış robot konumundan kurtularak şuurda hakkettiği değere ulaşıyor.  
***

5971 - Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ömrü ancak birr (her çeşit hayırlar, iyilikler, ihsanlar) uzatır; kaderi de ancak dua geri çevirir. Kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum kalır!"
 
Bu hadiste açıkça iyiliğin ömrü uzattığı (yani iyiliğin eceli değiştirdiği), kaderi duanın geri çevirdiği (yani duanın kaderi değiştirdiği), günahın rızktan mahrum bıraktığı (yani günahın rızkı değiştirdiği) ifade ediliyor. Üçlü kader sistemi( dışsal, içsel, Mutlak Kader)fark edilmediğinde bazı hadisler birbiri ile ters/zıt/çelişkili imiş gibi görünüyor. Hayır, çelişki hadislerde değil. Çelişki bizim üç farklı kader/yazı sisteminin olduğunun farkında olmamızda yatıyor.
 
Üçlü kader sistemini fark ettiğimizde hem hadisler, hem de ayetler daha anlaşılır oluyor, çelişkilerimiz, kopukluklarımız, yanlışlarımız ortadan kalkıyor. Tüm hadisleri ve ayetleri tek bir kader sistemi ile açıklamaya çalışmak, hepsini o sisteme bağlayıp diğerlerini ihmal etmek çelişkileri, kopuklukları, eksiklikleri beraberinde getiriyor. Hangi hadisin, hadisteki hangi ifadenin, hangi ayetin hangi kader sistemine dönük olduğunu fark ettiğimizde daha sağlam, bütün, sıkı bir bilgiye ulaşıyor, kabul etmemiz ve kabul görmemiz daha kolay mümkün oluyor. 
 
Bu hadis yapılan iyiliklerin(içsel oluşan kaderin devreye girmesi ile), anne karnında oluşturulmuş terkibimize ait kaderin(dışsal oluşan kaderdir!) içerdiği ömür süresini uzatacağına, ecelin değişeceğine işaret ediliyor. Dua’nın ise(içsel oluşan kaderin devreye girmesi ile), o anne karnında oluşan terkipsel kaderimizi(dışsal oluşan kaderdir!)  geri çevirme, engelleme, devre dışı bırakma,, değiştirme işlevine dikkat çekiliyor. Günahın da(içsel oluşan kaderin devreye girmesi ile), yine anne karnında oluşan terkibimizin kaderinin(dışsal oluşan kaderdir!)  bize taktir edeceği rızıktan mahrum etme, rızka engel olacağı, yani rızkı değiştireceği işaret ediliyor.  Anne karnında oluşturulmuş bu terkibimizin kaderi/takdiri demek ki değişebiliyor.
 
Şimdi, hadis apaçık ortada. İyiliğin ömrü uzatacağı, duanın kaderi engelleyeceği, günahın rızkı kısacağı açıkça ifade edilmiş. “Bunlarda kaderdendir” sözünü bu hadiste geçen kadere(anne karnında oluşan terkibin kaderine/sistemine) bağlarsak yanlış olur. Hadis açıkça bu kaderin engelleneceğini söylüyor. Demek ki başka bir kader sistemi var ve bu hadiste anlatılan kader sistemine engel oluyor. Kendi kendini engelleyen bir kader/yazı ifadesi ise; pek inandırıcı, ikna edici olmuyor. Çünkü; bu şekilde engelleme olmaz, bu kader programının çalışması olur ki bu durumda kaderin kendini engellemesi ifadesi boş/gereksiz/tutarsız bir ifade olur.
 
“Bunlarda kaderdendir, her şey kader iledir…” gibi benzer mutlak ifadelerle işaret edilen kader ise, Mutlak olan ALLAH’ın Mutlak olan Kader’ine dönüktür. Bu Kader Allah indine ait olup O’na Belirgin, bize göre ise Belirsizdir. Orası Mutlak Kaynak olup, ALLAH’ın evvel-ahir-zahir-batın ismi manaları ile her şeyi, dışsal ve içsel kaderi AN’da ilmen ihata etmesi anlamına dönüktür. Orayı tam manası ile anlamak, idrak etmek mümkün değildir. Orası zaman-mekan-ikilik kavramlarının üstündedir, mutlaklık içerir. Buradan(sınırlılıktan) oraya(sınırsızlığa) bakarak orayı anlayamayız, sadece iman ederiz, ALLAH’ı idrak edemeyip iman ettiğimiz gibi.
 
Mutlak ALLAH indindeki Mutlak Kader için “nasıl ki ALLAH’ı idrak etmek idrak edilemeyeceğini idrak etmek ise; indindeki kaderi de idrak etmek idrak edilemeyeceğini idrak etmektir” diyebiliriz.Aşağıdaki hadis de ALLAH indindeki bu kadere dönüktür, bu Mutlak Kader idrak edilesi değil, iman edilesi olduğu için üzerinde mutabık olunacak bir noktada buluşmak mümkün olmadığından niza/münakaşa ortamı oluşturacaktır. Çünkü bu konu idrak edilebilesi, sırf aklın erebileceği ve bunu ifade edebileceği bir konu değildir, hissedilesi ve iman edilesi bir konudur. Diğer iki kader sistemi ise(dışsal ve içsel oluşan kader) idrak edilebilir, anlatılabilir, anlaşılabilir.
 
Mutlak Kader bilgisi, Mutlak ALLAH’a imanı güçlendirmek, pekiştirmek içindir, ALLAH’a yakıyn elde etmek içindir. Tevhid’e dönüktür, ALLAH’a iman edilmesine dönüktür. ALLAH’ın idrak edilemeyeceğini idrak ettirmek, Mutlak ALLAH’a iman ettirmek, dikkatleri Mutlak Kaynağa, Mutlak Tekliğe çekmek içindir. Mutlak Kader Mutlak ALLAH’ın Sınırsız-Sonsuz oluşunun gereğidir, ifadesidir.Sınırsız-Teklikten sınırlı-çokluğun algılanır olması için kader/taktir/miktar/ölçü sistemine ihtiyaç vardır. Bu sistemi de elbette kendinden başkası olmayan, Sınırsız-Tek olan oluşturacak, sınırlı çokluğu var edecektir. Sınırlı çokluğu kendinden algılanır kılan Sınırsız-Tek’in de ilmen her şeyi ihata etmesi, her şeyi bilmesi, her şeye kadir olması gayet doğaldır.
 
Ebû Hureyre radıya’llâhu anh’ten nakledilmiştir:
Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem bize çıkageldi. Biz, kader hakkında münakaşa ediyorduk!.. O kadar kızdı ki, yüzü kıpkırmızı oldu!.. Sanki yanaklarına nar suyu sıkılmıştı!.. Ve şöyle buyurdu:
-Bununla mı emroldunuz. Bununla mı ben size gönderildim..? Sizden önceki ümmetler ancak bu mesele hakkında çekiştikleri için helâk oldular!.. Kesin kararlıyım!.. Bu hususta sizi münazaâdan (münakaşadan) uzak tutmaya, kesin kararlıyım!..