EY !!! ,Mesafeyi yaratan ve uzun uzadıya yürüdüğünü sanırken bir mobius şeridi hükmünde hamster misali dönüp dururken kendini beyin sanan connectome !!!
Nankör... Pek çok farklı tanım yapılabilir bu sözcüğe dair tanımlayananın durduğu noktanın önünde uzanan manzaraya göre... Bu sebeple önce tanımlayanın bulunduğu noktanın olabilecek en kapsamlı görüntüye erişebilir bir nokta olması gerekliliğini vurgulamalıyız. İşte tam burada çok önemli bir gerçekliğe işaret eden bir kelime girer devreye...
“EL ALİY “... “EL ALİY “ kavramını , “Varlıkları hakikat noktasından seyreden” diye tanımlıyor Ehli... “Varlıkları hakikat noktasından seyreden “ tanımı söz konusu olduğunda nankörlük nasıl bir boyut kazanır peki? Bunu cevaplamamız gerekir ancak öncesinde, varlıkları hakikat noktasından seyreden El Aliy nasıl bir haldir bir de bunu açmak lazım sanırım...
Belki şöyle diyebiliriz, algı adı altında açığa çıkan şeylerin algıya dönüşmeden önceki ve her türlü algı şekli ile algılanabilir olabilecek potansiyeldeki durumu... Ehli bu duruma işaret etmek için “Kuantum Potansiyel “ anlatımını kullanıyor. “Kuantum Potansiyel “ işareti bir yönü ile vücudumuzdaki “Kök Hücre”lerle oldukça benzeşir. Aşağıdaki paragraf bu benzeşmeyi oldukça güzel özetlemektedir.
Erkeğin spermi ile kadının yumurtası birleştiğinde, yani döllenme sonrası oluşan hücre (zigot) tek başına tüm organizmayı meydana getirebilecek genetik bilgiye ve güce sahiptir. Vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilecek potansiyele sahip olan bu ilk embriyonel hücreye "Totipotent" her şeyi yapabilen anlamında hücre denilmektedir.
Döllenmeyi izleyen ilk dört ile beş gün içerisinde tek hücreden meydana gelen tüm hücreler aynı güce sahiptir, yani döllenme sonrası ilk dört gün içerisinde oluşan hücreler rahim içerisine yerleştirildiğinde her biri tek başına bir organizma, yani insan oluşturabilecek güçtedirler. Anne karnında ilk dört gün içerisinde eğer herhangi bir nedenle bu hücreler birbirinden ayrılırsa, ayrılan her hücre kendi başına büyüyebilir ve ayrı bir insan meydana gelebilir.
Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/biyoloji/14104-kok-hucre-nedir-kok-hucre-teknolojileri-hakkinda.html#ixzz1j9XAREjz
Nankör’ü tanımlamak için “Oluş”un derininde veya “Özünde” diye tabir edilebilecek biçimde “Her türlü oluş bilgisinin” gerçekliğin her boyutunda saklı olduğunu iyi idrak etmek gerekmektedir. Buna Esma’ül Hüsna’da “SAMED” ismi ile işaret edilir fikrimce. Ehli’nin tanımı açıktır:
ES SAMED... Som, salt TEK! Çokluk kavramından münezzeh! Çok özelliğin birleşmesinden oluşmamış! Ve dahi sınır kavramından berî olan TEK'lik sahibi. Hiçbir şeye muhtaciyeti söz konusu olmayan TEK'illik. Hadîs-î şerîf'te şöyle tanımlanmıştır: "Es Samedülleziy lâ cevfe fiyhi = Samed odur ki, onda boşluk yoktur (SOM, SALT)!"
Kavramları taradığımızda “Samediyyet Tecellisi = ADN Cenneti yaşamı “ olarak bahsedilir. Ve ADN Cenneti ise, ” Adn” cenneti yaşamı, ilâhi sıfatların birimden zuhûru ile yaşanan hâl demektir .”
Yani “Kök Hücre” anlatımındaki her hücre olabilme potansiyelini iradesi ile oluşa dönüştürebilenin evrenidir ADN Cenneti.
Zuhruf Suresi 15. Ayet işte “Kendi”m işareti ile bu gerçeği örten yapıya nankör der.
Zuhruf 15-) Ve ce'alu leHU min ıbadiHİ cüz'a* innel İnsane lekefurun mubiyn; O'na, O'nun kullarından bir cüz kıldılar (Ahad üs Samed oluşunu inkâr ile onu cüzlerden oluşmuş kabul ederek çocuğu olduğunu ileri sürdüler)...
Muhakkak ki insan apaçık bir nankördür!
Nankör hitabına muhatap olan aslında Kuran’ın başka pek çok yerinde eşyanın hakikatini göremeyerek onu reddeden baş aktör “Şeytan” olmuştur.
Peki nedir “Şeytan”?...
Yine ehlinin muhteşem işaretleri ile...
- Vehim
- Bilinç
- Bedensellik kabulü
- İnatçı
- Rabbinin nimetine nankörlük eden !
- Mudil isminin mazharı...
Hiç de uzağımızda olmayan şeytan, kafatasımız içerisindeki muhteşem potansiyelin zaman algısı içerisinde üzerine yapıştırılan nöron ağları hallerinin her türlü nöron ağına dönüşebilme halinin “Gündelik Yaşantımız” vehmine yenildiği her durumdur.
Burada devreye aslında pek de yeni olmayan ve uzunca bir süre önce www.okyanusum.com’da yayınlanan bir TED konferansı videosunda epeyce açılan “ Connectome” kelimesi girer. http://www.ted.com/talks/lang/tur/sebastian_seung.html
Şu an emekleme aşamasında olan “Connectome” kavramı, beyindeki nöronların arasındaki bağlantılara odaklanıp, bunun haritasını çıkarıp mantığını çözmeye çalışan yepyeni bir modeldir.
“Beynimizdeki toplam nöron(sinir) hücresi 100 milyar civarıdır” der kaynaklar. Ve her bir hücre ortalama 10.000 – 16.000 civarı bağ yapar. İşte “Connectome” bu birbirleri ile bağ yapan nöronların kolektif durumuna işaret eder.
Yani gündelik yaşam içerisinde kararlar veren sübje hükmündeki “Ben” ismi ile işaret edilen bu nöron ağı’dır der bir nevi “Connectome” algısı ile bakan bilim adamları.
İş asıl bu noktada çok çok hem de pek çok derecede ilginç bir hal alır.
Bir başka yeni bilimsel çalışma alanı bu “Connectome”’un koşullara göre sürekli değişebildiğini deneylerle ispatlar.
Bu yeni alanın adı “Nöroplastisite”dir. Gerçi Sharon Begley isimli bilim yazarının 2002 ve 2007 yılında yayınlamış olduğu kitaplarda bu kavram enine boyuna epeyce açılmışsa da bizler için hala çok yani sayılır.
“Nöroplastisite” beynin tecrübe ettiklerine cevap olarak yapısını değiştirebilme yeteneğini ifade eder. “Kortikal yeniden haritalandırma”,“Sinir sisteminin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı nörofiziksel ve nörokimyasal uyum geliştirme yetisi...” gibi tanımları da mevcuttur.
Sharon Begley’in kitaplarından yapılan aşağıdaki alıntılar çok daha geniş bir perspektif sunacaktır.
Deneyimler temel alınarak, bu nöron ağları bağlantılarını ve aslında fonksiyonlarını değiştirebilir ve böylece beyin kendini değiştirir. Bu çoğunlukla beynin tekrar “örgülenmesi” olarak bilinir. Daha belirgin bir biçimde, atrofi(Atrofi: Normal büyüklükteki bir vücudun, organın, dokunun ya da hücrenin sonradan küçülmesidir.)kavramı söz konusu olunca, beyin vücudun diğer parçalarından çok da farklı değildir. Kullanılmayan kaslar atrofiye eğilim gösterir. Tersine, oldukça sık kullanılan kaslar güçlenir ve hatta genişler. Son araştırmalara göre, sinyaller beyne gönderildiğinde, beyin bu sinyallerin ve meydana getirecekleri hareket ya da davranışın düzenlenmesiyle ilgili alanı genişletir(Begley, Sharon (2007). “How the Brain Rewires Itself”.). Böylelikle, kullanılmayan bu bağlantılar elenirken, sinyal verilen alanlar sıklıkla nöronlar arasında güçlü bağlantılar geliştirir. Bir araştırmacının açıkladığı gibi, “beynimizin asıl yapısı- farklı bölgelerin görece boyutu, aralarındaki bağlantının gücü, hatta fonksiyonları- sürdüğümüz yaşamı yansıtır. Kumsaldaki kumlar gibi, aldığımız kararların, öğrendiğimiz becerilerin, bulunduğumuz eylemlerin… ayak izlerini taşır.” (Begley, 2010,9).
Sonuç olarak Nankörlük, kendi potansiyelini, EKBERİYET’ini müşahede edemeyenin beyninin SAMEDİYET nuruna işaret eden gerçekliğinden bi haber oluşu ile nimetten yoksun kalması halidir. Her an yeni bir şen’de olduğundan bihaberin kendini kendine mahkûm etme becerisidir nankörlük. Ne güzel işaret eder İsra 27. Ayet bu hale..
İsra 27-) İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşeyatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;
Değer bilmedikleri için boş yere saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbinin nimetine nankörlük edenlerden oldu!
Nasıl boşa saçıp savuruyoruz değerlendirilmesi gerekeni?
Beyin ve Evren bilgi ve bilginin işlenişi anlamında kocaman bir tekillik aslında. Bunu için dışı dışın içi kapsayarak birbirlerini tetiklemesi şeklinde bir anlatımla dile getirebiliriz kanımca.
Bu anlatımı en güzel örnek KLEİN ŞİŞESİ’dir...’ adet MOBİOUS ŞERİDİ’nin birleşmesinden oluşan bu geometrik yapıyı iyi anlamak gerekir.
İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen iç ve dış aslında tek bir yüzeydir bu geometrik yapıda.
Beyin ve evren aynı samed’in parçalara bölerek algılayan (göz 4000 – 7000 angström) algılama araçlarınca deforme olmuş, tek kanatlı, tamamlanmaya mahkum anlatımlardır eğer birbirlerinden ayrı düşünülürlerse.
Nimetleri boşa savurmanın en harika anlatımı HZ. ALİ (Varlıkları hakikat noktasından seyreden) tarafından yapılmıştır.
“İnandıkları gibi yaşayamayanlar yaşadıklarına inanmaya başlarlar !”
Yukarıdaki anlatımımla şöyle tercüme edebiliyorum ben bu cümlesini Hz. Ali’nin kendime..
Her an yeni bir oluşta olan ve Connectome işareti ile bu oluşlardan yalnızca birinin resmi ile kayıtlanarak yahut herhangi bir sayıdaki resimle “Kendim” adı altında kayıtlanarak yalnızca bir yönü ile günümüz tıbbında Nöroplastisite adı ile anlatılmaya çalışan Ekberiyetini örtenler kendi vehmi benliklerinin yani ölüm anındaki “connectome” hallerinin esiri olurlar...
Peki ben ya da connectome ekberiyeti ya da rahmaniyeti ya da kuantum potansiyeli deneyimleyebilir mi?
Cevap - kanımca- asla!..
Tevhid belki de mutlak potansiyel ile connectome’dan ibaret yapının birbirlerini tetiklemesine şahit olunan durumdur.
Allah ise Subhan’dır...Ekber’dir...
SUBHANALLAHİLEKBER...
Tebarekallahu rabbil melaiketihi ver ruhu ve rabbül arşül aziym ve bi hamdihi...
Lekel hamdü kema yenbagiy li celali vechike ve li azimi sultanik.
La uhsiy senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsik...
Estağfirullahil aziym.
La ilmiy illa ma allemteniy...
Doğrusunu Allah (RASULU (EHLİ)) hakkıyla bilir...