Ötedeki İlahın Kulunun Kurbanından, ALLAH Kulu Kurbanına

15 / Kasım / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

HAC 37-) Len yenalellahe lühumüha ve la dimauha ve lâkin yenalühüt takva minküm* kezâlike sahhareha leküm litükebbirullahe alâ ma hedaküm* ve beşşiril muhsiniyn;

 

(Onlar öyle kurbanlıklardır ki) onların etleri de onların kanları da Allah’a asla nail olmaz/erişmez, fakat sizden O’na takva nail olur (Gerçek kurban eti-kanı olan nesne değil, takva gerekli olan nefslerinizdir)... İşte böylece (Allah), onları(beden ve nefsi) size (riyazat, mücahade ile) boyun eğdirdi ki, size hidayet ettiği üzere Allah’ı tekbir edesiniz(bedene ait nefsi/benliği kurban ederek Allah'ın ekberiyetini/sınırsızlığını fark edebilesiniz! Kaldır sınırlı benini aradan ortaya çıksın sınırsız yaradan!)... Muhsinleri(ihsa edenleri, hallenenleri, yaşayanları) müjdele!.

 

Gerçekte kurban edilen/edilmesi gereken; dört ayaklı, kanı dökülen, eti kesilip dağıtılan hayvan değildir. O dört ayaklı hayvanı kurban etmek, iki ayaklı hayvandaki(insan bedeni!) nefsi(benliği!) kurban etmeye misaldir.

 

 Ölüm kaçınılmaz, o iki ayaklı hayvan(insan bedeni!) er-geç ölecek. Ruh enerjisini bedenden kesecek, dört ayaklı hayvanı kesenin misali gibi...

 

Ölümü tatma anında ruh, bedene dışından bakacak, dört ayaklı hayvanı kesen gibi...

 

Dört ayaklı hayvanı kesenin elinde bir bıçak, ince ve keskin sırat/yol gibi...

 

O dört ayaklı hayvan değil, iki ayaklı hayvan sırattan geçecek, sırat ölümü tatmasıyla bitecek dünya yolcuğu...

 

Dünya yolculuğu kıldan ince, kılıçtan keskin; beyin her anını ruha yüklemekte, sonucunu açığa çıkarmaktadır...

 

Hesabı hızlı gören(Seri-ül Hisab), her an insanoğluna yaptığının karşılığını vermektedir...

 

İnsanoğlu bu dünya yolculuğunda da cehennemlere girip, cennetleri tatmaktadır...

 

O yolculuğun sonunda iki ayaklı hayvan dünyada kalacak, ruh yoluna devam edecek...

 

O iki ayaklı hayvan ölümü tadınca etini ihtiyaç sahipleri yiyecek(börtü, böcek, yılan, çıyan...gibi)...

 

Dört ayaklı hayvanı tüm bu düşüncelerle kes...

 

Etini de bozulup, çürümesin, heder olmasın diye ihtiyaç sahiplerine ver...

 

"Kurban kestim, fakire verdim..." diye nefsini şişirme...

 

Ne o kurban senin, ne de verdiğin o et Allah'a ulaşır...

 

Bu işin sonunda sen ölümü hatırlayıp, nefsinden arınıp takvaya erdiysen(ölümün şiddetinden kurban misali ile yüzleşerek bir nevi manevi korunma sağladıysan, bedene ait benliğinden arınabildiysen...) bu sana yeter...

 

Daha fazlasını isteme, yoksa bedene ait nefsin şişer...

 

Ya kendini bir ilah edinir, ya da bir ilaha/tanrıya taptığını zan eder...

 

Kurban ucu keskin bıçak misali, kimine fayda, kimine zarar verir...

 

Kurban ile; Allah'ın kulu nefsini keser, ilahın kulu nefsini besler...

 

İlahın kulu açı doyurduğunu sanır, Allah'ın kulu rızık verenin Allah olduğunu bilir....

 

Allah'ın kulu bedenini misalen kurban eder(ölümü hatırlar), nefsinden arınır...

 

 İlahın kulu parasıyla kurban almış, fukaraya ilahlık yaptığını zan eder...

 

 Halbu ki HAC Suresi hemen girişindeki birinci ayette (madden ve manen) ölümü tatmaya bir vurgu yapıyor. Demek ki kurban ile ölümü hatırlatma çabası içinde... Muhakkak ki o saat(ölüm) zelzelesi(sarsaması!) aziym(zor) bir şeydir...

 

HAC SURESİ:

 

1-) Ya eyyühen Nasütteku Rabbeküm* inne zeletessaati şey`ün azîym;

 

Ey insanlar!.. Rabbinizden ittika edin(gerekli hazırlıkları yaparak korunun)!.. Muhakkak ki o saat’ın (madden ve manen ölümün) zelzele’si(bağları/bağımlılıkları koparırken sarsması) aziym(zor) bir şey’dir.

 

Öyleyse o saat gelmeden nefsinizin tüm bağımlılıklarından kurtulun...Ölümün tadılması ile birlikte, eş, dost, iş, aş, ev, araba, nam, eğlence, oyun, şehvet...her şeyden kopmanın acısı sarsacak insanı...Şimdiden bunları kalbinizden/aklınızdan azami ölçüde çıkarın ki ölümün/kopuşun/ayrılığın acısı hafif olsun...

 

 2-) Yevme teravneha tezhelü küllü murdıatin amma erdaat ve tedau küllü zati hamlin hamleha ve teranNase sükâra ve ma hüm Bi sükâra ve lâkinne azâbellahi şediyd;

Onu göreceğiniz gün(madden ölümü tadacağınız an), her emziren (Besleyici. Bedeni besleyen Arz. Ruhu besleyen beyin.) emzirdiklerini(Arz ölen bedeni, ölümü tadan beyin manalarıyla beslediği ruhu) unutur(Beslemez. Arz bedeni çürümeye terk eder. Beyin ruhu manalarıyla besleyemez, iletişim kopar, beyin bozuluma uğrar), her haml sahibi (yüklü, hamile, ruhu yüklenen beden) yükünü (taşıdığını, ruhunu ve ruhuna yüklediklerini) bırakır(ruh o son haliyle bedenden ayrılır, bedendeki beyyinden o ruha artık hiç bir şey yüklenemez)... İnsanları sarhoşlar olarak görürsün(insanları bu gerçekten gaflet içinde akıllarını kullanmaz olarak görürsün, bu gerçeğe uygun yaşamadıklarını, ruhlarına gerektiği gibi ilim ve enerji yüklemediklerini görürsün)... (Oysa) onlar (B manasınca) (aşk) sarhoşlar (ı) değildirler(Bu sarhoşluğu Allah aşkına olan sarhoşlukla karıştırma, bu o aşk sarhoşluk değil, beden zannının sarhoşluğu, aklını uyuşturması, oyun ve eğlenceye dalması. Onlar bunları sarhoşlukla bilmeden değil, kendilerince akıllarıyla bilerek yaptılar..") ... Fakat Allah azabı şediyd’dir(İşte öyleleri için şiddetli bir azab vardır, onlar kendilerine zulm ettiler, bu şiddetli azabı kendileri oluşturdu, Allah isimlerinden şiddetli azabı oluşturacak isimleri kendilerine çektiler, o isimleri açığa çıkaracak fiiller sergilediler).

 

3-) Ve minenNasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ilmin ve yettebiu külle şeytanin meriyd;

 İnsanlardan kimi de Allah hakkında Bi-gayri ilim (ilimsizce/bilmeden) mücadele eder(cedelleşir/tartışır/ağız kavgası yapar) ve her azgın-inatçı şeytana tabi olur(Yanlışı doğru zan ettiren vehme tabi olur.Nefsinin/benliğinin inadına, azgınlığına tabi olur.).

 

4-) Kütibe aleyhi ennehu men tevellahu feennehu yudılluhu ve yehdiyhi ila azâbis seıyr;

Onun (şeytan, vehim) hakkında: “Kim onu veli edinir ise(ilimsizce konuşmayı, vehme tabi olmayı, akı karaya karıştırmayı, inatçılığı ve azgıncılığı hal edinirse), muhakkak ki o onu saptırır(o vehmi zannı, nefsi hırsı onu saptırır, yanlışa sürükler) ve onu sair (alevli ateş)’in azabına hidayet eder(ölümü yok oluş olarak gördüğünden, kendindeki özellikleri açığa çıkaramayacak, yine o kör bakışı ile ölüp yok olma zannı ile aciz bir şekilde azap içinde yanmaya devam edecektir)” diye yazılmıştır(önceden de aynı bakıştaydı ve manen acısını tadıyordu, sonrasında da aynı bakışı devam ettirecek, yine bu bakışın acısını tatmaya devam edecek. Onda böyle gelmiş böyle gidecektir, ötede sihirli bir değnek sahibi tanrı yoktur ki onu değiştirip tersine çevirsin.O kendindeki özelliklerin, bakış açısının, anlayışının getirisini yaşayacaktır/yaşamaktadır.Ektiğini biçecektir, her daim.).

 

5-) Ya eyyühenNasu in küntüm fiy raybin minel ba`si feinna haleknaküm min turabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme min mudğatin muhallekatin ve ğayri muhallekatin linübeyyine leküm* ve nukirru fiyl’erhami ma neşau ila ecelin müsemmen sümme nuhricüküm tıflen sümme liteblüğu eşüddeküm* ve minküm men yeteveffa ve minküm men yüreddü ila erzelil umüri likeyla ya`leme min ba`di ılmin şey`a* ve teral’Arda hamideten feiza enzelna aleyhel maehtezzet ve rabet ve enbetet min külli zevcin behiyc;

 

Ey insanlar!.. Eğer ba’s’dan (ruhani dirilişten) şüphe içinde iseniz, (bilin ki) doğrusu biz sizi bir topraktan, sonra bir nutfe (su, sperm)’den, sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo)’dan, sonra muhalleka (şekli-yapısı-azaları belli, fiziksel hılkatı tam) ve gayrı muhalleka (belirsiz) bir mudğa’dan (bir çiğnem et’ten) yarattık, ki (nefh-i ruh ile) size açık seçik beyan edelim... Dilediğimizi muayyen bir ecel’e kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir tıfl (çocuk; seyr-i süluk geçirmemiş) olarak çıkarırız, sonra kemale erme çağınıza (bulüğ çağı ve sonrasına?) ulaşmanız için (gerekeni sağlarız)... Sizden kiminiz vefat ettirilir(vefalı bir ölüm tadar, manen ölümü tadar, işte onlar ALLAH aşkı ile sarhoş olanlardır, 3. ayete bir atıf var!) ve sizden bazınız da ilimden (bilmekten) sonra bir şey bilmesin (akletmesin) diye erzel-i ömür’e (ömrün en rezil, en aşağı, en aciz çağına) reddolunur(Bunlar da yine 3. ayette ifade edilen Allah aşkı ile değil, nefslerin zannıyla şarhoş/aklı örtük olanlardır!)... Arz’ı, hamide (hayat olmayan, hiç bir şey bitmeyen, ölü olarak) görürsün(Kime diyor, kim öyle görüyor? Ba's'dan şüphe içinde olanlara deniyor, onlar Arz'ı ölü olarak görüyor.Bu ayet "Ey insanlar, eğer Ba's'dan şüphe içindeyseniz" diye başlıyor. Onlara sesleniliyor, "Arz'ı ölü olarak görürsün" diye. Mü'min için cansız tek bir nokta yoktur, Kayyum olan(kaim olan) Hayy'dır.Ölüm tadılası, boyut değiştirilesi bir oluştur, Hayy daimdir)... Fakat biz onun üzerine (Arz'ı ölü olarak gören beyne) o suyu (Hayy-ul Kayyum ilmini) inzal ettiğimizde(özden açığa çıkardığımızda, özde Hayy'ın Kayyum olduğunu fark ettirdiğimizde), titrer/harekete geçer(beyin hücrelerinde o manayı taşıyan enerji titreşerek bilinçte o ilmi açığa çıkarır), kabarır(o manayı taşıyan enerji beyinde diğer hücrelere de yayılır, her şeyde Kayyum olan Hayyı, herşeyin hep Can'lı olduğunu, daim olanın Can olduğunu iyice anlar) ve her güzel çiftten nebat bitirir(manen ve madden güzel fikirler ve fiiller içinde olur.).

 

6-) Zâlike Bi ennAllahe HUvelHakku ve enneHU yuhyil mevta ve enneHU alâ külli şey`in Kadiyr;

 Bu böyledir(Hayy vardır, Hayy sürekli devam eder,ölüm dahi Hayy'ın içinde tadılası bir haldir, Hayy ölmez, Can'lılık devam eder.Gerçek olan Hayy'dır, Can'dır, o ölmez. Bu böyledir.), Bi-ki Allah(çünkü hakikatindeki/özün olan Allah'tır, o ölüp yok olmaz, sen de olmayacaksın!), O'dur(Zat'tır, Özdür, Can'dır, Hayy'dır) Hakk’dır (daim-ebedi gerçektir, yok olacak bir şey değildir)... Muhakkak ki O, ölüleri (hakikat ilmi ile) diriltir(O Zat, ölüleri/kendine ait ayrı bir varlıkları olmayanları, Hayy ile diriltir, onlar Hayy ile vardır, Hayy-ul Kayyum'dur...)... Çünkü O, herşey’e Kadiyr’dir(O Zat, her şeyi Kudreti ile var kılar, Kudreti enerji boyutundan Arz ve semaları var kılar. Kudreti sonsuz Hayy'dır, yok olmaz. Bu Kudretten açığa çıkan sen de yok olmayacaksın.Senin mutlak yok olman demek, bu Kudretin eksilip yok olması demektir ki, böyle bir şey asla söz konusu olamaz. O ALLAH Ahad'dır, Samed'dir).

 

7-) Ve ennessaate atiyetün la raybe fiyha ve ennAllahe yeb`asü men fiyl kubur;

Ve o saat (ölüm, vefat) muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur... Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan bilinçlileri ba’sedecektir.

 

HAKKA(Hakikat) SURESİ:

 

13-) Feiza nufiha fiysSuri nefhatun vahıdetun;

Sur’a (Bedenin üstündeki kafandaki beyne) nefha-i vahide (Teklik ilmiyle şuurlanma) nefholunduğunda.

 

14-) Ve humiletil`Ardu velcibalu fedükketa dekketen vahıdeten;

Arz ve dağlar hamlolunup (Beden ve benlik zannı oluşturan anlayışların hepsi toptan) da bir vuruşla/çarpılışla darmadağın/toz edildiklerinde(Teklik ilmi şuurlanması ile ortadan kaldırılır, yok edilir).

 

15-) Feyevmeizin veka`atilvakı`ah;

İşte o gün o vakıa vuku bulmuştur(İşte o an Hakikat denilen vakıa vuku bulmuştur. İş asıl olması gerektiği gibi, Şuurda manen tamam olmuştur.).

 

16-) Venşakkatis Sema`u fehiye yevmeizin vahiyeh;

Ve o Sema yarılmıştır(Beden ve benliğe dönük çalışan bilinç parçalanmıştır, o Şuurun açığa çıkması ile.).... O gün o, vahiye (beden ve benliğe dönük çalışan bilinç çökmüş, delik deşik olmuş, kuvvetsiz) dir.

 

17-) VelMelekü `alâ ercaiha* ve yahmilu `Arşe Rabbike fevkahüm yevmeizin semaniyeh;

Melek de onun etrafındadır(Beyindeki enerji teffekkürü sağlayıp o Şuurlanmayı besler)... Rabbinin Arşı’nı ise o gün onların fevkınde bulunan sekiz taşır(Rabbinin Arşı olan Şuurunun sekiz kuvvesi: Alim, Kadir, Mürid, Hayy, Semi, Basir, Kelam, Tekvin).

 

40-) İnnehu lekavlu Rasûlin keriym;

Muhakkak ki O, Keriym bir Rasûl’ün kavlidir (sözüdür).

(Kesinlikle O(Hakka/Hakikat!), cömert bir irsalin sözüdür. Tek bir irsal(özden açığa çıkan!) mekanizmasının(Rasul!) işlevidir(sözü!). Hakikat, her bir insanın zannına göre yorum yaptığı beşeri çokluğa ait sözler değildir. “…Rasulün sözüdür”. “Rasul” denmiş, “Rasul” tekil yazılmış, Rasuller şeklinde çoğul yazılmamış! “Sözü” denmiş, “Sözü” tekil yazılmış, “sözleri” şeklinde çoğul yazılmamış! Muhakkak ki Hakikat, o tek Kerim(cömert kılınmış, özelliklerle donatılmış, özellikleri açığa çıkaran) Rasulün(özden irsal mekanizmasının, o özellikleri açığa çıkarma mekanizmasının) sözüdür(o sistemin işlevidir). İnsanların diline doladığı, her biri kendi zannına göre şekillenen duygusal söz yığınları değildir. Hakikat, Kerim/Cömert bir şekilde özde olan özelliklerin açığa çıktığı irsalin işlevidir ki nihayetinde Semalar ve Arz’ı BiHakk olarak(Hakkın kendisi olarak, özde o Hakk olarak, o İrsalden olarak, o işlev olarak) açığa çıkarır. Nerde? Beyinde! Neyle? Şuur ile! Muhakkak ki O, Keriym bir Rasûl’ün kavlidir(Muhakkak ki o Şuur, size de ikram edilmiş bir irsaldir, size de irsal olan bir ikramdır, sizde de var.).

 

41-) Ve ma huve Bikavli şa`ır* kaliylen ma tu`minun;

O bir şairin (Bi-) kavli (sözü) değildir... Ne kadar da az iman ediyorsunuz!.

 

(O bir şairin sözünün kendisi değildir, şair sözü değildir, büyüleyici duygusal hayli-zanni bir söz değildir. Gerçeğin ta kendisidir, sistemin irsal mekanizmasının işlevidir, öze ait işlev gören bir mekanizmadır. Gerçekleşen/bilimsel gerçekliği olan, akıl ve tefekkür ile bilinebilen bir sistemin işlev mekanizmadır. İnsanların üzerinde beşeri zanlarına göre laf üretip, şiirler düzeceği, büyülü sözler söylediği, duygusal açıklamalar yaptığı, dinleyeni uyuşturan, hayallere daldıran, herkese göre değişebilen, insanların sayısı kadar çeşidi olan, şiirimsi beşeri zanni duygusal sözler değildir.Ne kada az iman ediyorsunuz da, Bi-mü’min’in olamıyorsunuz(özde işleyen sistemin irsal işlevi mekanizmasına gerektiği gibi iman edemiyorsunuz, işin özüne inmiyor yüzeyde kalıyor beşeri zanlara göre hüküm veriyorsunuz.hakikati bir şair sözü gibi ele alıyor, hayali-duygusal anlayışlara kapılıyorsunuz.). Hakikat olan Kur’an’ı(Hakikati Oku’tmaya çalışan Bilgiyi/İlmi!) şair sözüyle/şiir ile karıştırıyor, duygusal beşeri zanlara kapılıyorsunuz. Hakikatin her an gerçekleşen, akıl ve tefekkür ile bulunabilecek, ilme ve bilme dayanan, işleyen sistem mekanizması olduğunu göremiyor musun?! İsmi üstünde HAKİKAT/HAKKA! Şiirle/şarkıyla/ilahiyle/nağmeyle/duygusallıkla/hayalle/zanla/çoklukla/beşeriyetinle alakası yok! Akılla/İlimle/Bilgiyle/Bilimle/Tefekkürle/Gerçeklikle alakalı olan HAKKA/HAKİKAT! )

 

42-) Ve la Bilkavli kâhin* kaliylen ma tezekkerun;

 

Bir kahinin (Bi-) kavli (sözü) de değildir... Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!.

 

(Bir kahinin kendi sözü de değildir. Kahin sözü de değildir. Geleceğe dönük bir kahin söz de değildir. Her an gerçekleşen bir sözdür. Her an gerçekleşen bir işlevdir. Her an gerçekleşen bir hakikattir, HAKKA. Kahinin bir sözü değildir, geleceğe dönük söylenmiş tahmini bir söz değildir. Şu an dahi gerçekleşen sistemin özden açığa çıkışını açıklayan, özden açığa çıkma ile var olunduğunu açıklayan, ŞİMDİde olan bir işlevdir, mekanizmadır, sistemdir, HAKKA! Şimdi açığa çıkmadı da ilerde açığa çıkacak bir olay değildir, HAKKA/HAKİKAT! Şu an açığa çıkmayıp da ileride açığa çıkacak bir olaya dönük, kehanet(tahmin) ileri sürülen bir olgu değildir HAKKA! Her an açığa çıkanların, özden cömertçe özellikleri ile irsal etme, sistem işlevini açıklıyor HAKKA! Ama insan Arz(Beden) ve dağlar(benlikler, bilinç parçalanmışlıkları, daldan dala atlayan bilinç parçalanmışlıklarında yani değişik benlik anlayışlarında yer değiştirme, bir bilinç parçasından diğerine sürekli zıplamalar, çokluk içinde dalgalanmalar!) zannı ile hakikati çoğul sanar, zanlarına göre hüküm verir. O insanın öncelikle bu parçalanmışlık halinden kurtulması gerekir. Hakikatin gerçeğini Oku’yan, o parçalanmış bilincin halini gördüğü için, onun indine inip de onunla aynı dilde konuşarak aşağılara inmez, onu yukarılara çekmek, onun içine düştüğü yanlışı göstermek için HAKKA indinden ona seslenir, onun indine inip kendi halini de perişan etmez, onu daha fazla çıkmazlara sürüklemez, HAKKA’dan konuşur, her daim... Yanlış yanlışta çözülmez, HAKK gelir gerisi BATIL olur. HAKKı gören Batılı görmez, Batılla işi olmaz, Batıla girmez, Batılda HAKKı aramaz, Batıl da çözümü aramaz, HAKKA’da kalır. Doğruyu bulmak Batılda olana aittir, HAKKA’da olan Batılda debelenip abes işle meşgul olmaz.)

 

43-) Tenziylun min Rabbil`alemiyn;

Rabb’ül Alemiyn’den bir tenziyl (tafsile indirme)’dir(Alemlerdeki Rab işlevi gören ŞUUR alemlerdekine yayılmıştır, size de irsal olur.) .

 

51-) Ve innehu leHakkulyakıyn;

Ve muhakkak ki O, elbette Hakkel Yakıyn olana aittir(O ŞUURa, ona tefekkürü ile yakıyn olan erişir, ona ait olur.).

 

52-) Fesebbih Bismi Rabbikel`Azıym;

Öyleyse Aziym Rabb isminin manası ile hareket et!(Öyleyse o ŞUURun Azametini, sergilediği Rabb işlevini fark et, mananı O'nda bul, O ŞUUR ile yaşa.)