İman Etme

10.03.2010 / mert kılıç / mslmert@gmail.com
mert kılıç

İlk adımı nasıl attık ? İman ederek... Peki ya sonraki adımlar ? Artık iman ikana geçti de, imanla işimiz olmaz mı ? Yoksa her neyi yapıyor haldeysek, öncesinde yapabileceğimize iman etmiş olmamızdan mıdır ? Hani denir ya; İnanmak başarmanın yarısıdır diye... Aslında bana göre sondan başa doğru bakarsak belki yarısı denebilir ancak, işin başlangıcından sonrasına doğru baktığımızda tamamıdır. Yapılacağına inanılmayan hiçbir şey yapılamaz çünkü. Yani her başarı inanma ile gelir ama sadece inanma başarıyı getirmez...

 

Hepimiz bir şekilde önce ALLAH' a, Resulullah' a ve Kuran' a iman ettik. Sonrasında nasibimizce onu okuduk ve olabildiğince iman ettiklerimize şahit olmaya başladık. Ancak (sufizmveinsan.com) Korunma başlıklı geçen haftaki yazıda  belirttiğim gibi, bazılarımızın “iman belli bir yere kadardır, ikana geçtikten sonra artık iman falan kalmaz” diyerek, aynen muttaki sınıfındakileri geride kalmış görüşü ile küçümsediği gibi, mümin sınıfındakileri de küçümsemede olduklarına şahit oluyorum. Aslında bunu yıllarca ben de yaptığım için onları çok iyi anlayabiliyorum. Uzun yıllar, Kuran okurken, ayetlerde geçen kafir, müşrik, münafık gibi tanımlar yapıldığı zaman, “Bunlar benimle alakalı değil, kafirlere, müşriklere, söyleniyor bunlar” diyerek, birde onlardan olmadığımdan ALLAH' a şükrederek, geçerdim rahatça. Hiç düşünmezdim, Kuran' dan, Firavun' u, helak olan kavimleri, kafirleri, münafıkları, müşrikleri çıkarttığımda geriye çok az bir şey kaldığını. Hem de Bakara 85' te belirtilen, kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz ? sorusu akabinde ki, böylelerinin yaşayacaklarını haber veren ayeti bile bile. Ta ki gün gelip, Kuran' ın evrensel ve sonsuza kadar geçerli olduğuna iman ettim, sonra benim ikiz kardeşim olduğuna, sonra bana beni anlattığına, hatta zamanın göreceli olduğuna ve her şeyin anda mevcut olduğuna...  O zaman hiçbir ayeti ve tanımı, aşılmış ve geçilmiş diye kendimden öte görmeyip, her anda bende başka şekildeki mevcudiyetini idrak etmeye çalıştım. Şimdi gelelim aynı mantıkla “iman etmenin önemi” ve “sürekliliği ile getirilerine”...

 

Bir kere şunu unutmamak gerekir ki ALLAH Ekber olduğu müddetçe, iman bitmez. Ne kadar çok şeye şahit olsanız da, ne kadar çok şeyi ihata etseniz de, ALLAH ihata edilemeyeceğine göre, sonsuz, sınırsız olduğuna göre, iman da sınırlandırılıp, sonlandırılamayacaktır. İşte bu da bize sürekli olarak kendimizi geliştirebilmeyi, belli bir seviyede kalıp sınırlanmamayı getirecektir. Ayrıca unutmayalım ki; o imrendiğimiz, özendiğimiz “Velayet”, ALLAH' ın isimlerinden sadece biri. Yani sonsuz açığa çıkış noktalarından sadece bir seçenek. Aynen Veli gibi Mümin de başka bir ismi/özelliği. Nasıl göz ardı edilip, önemsiz yada geçici addedilebilir ki ?
EL MU`MİN: “Algılananın ötesi olduğu farkındalığını oluşturandır Esmâ boyutu itibarıyla. Bu farkındalık, boyutumuzda "iman" olarak açığa çıkar. İman edenler şuurlarındaki bu farkındalıkla iman ederler; dünyamızda Rasûller; tüm varlıkta ise melekler dâhil! Bu farkındalık, bilinçteki aklın vehim esaretinden kurtulmasını sağlar. Vehim, kıyası kullanarak muhakeme yapan aklı saptırabilirken, iman karşısında güçsüz ve etkisiz kalır. Mümin isminin özelliğinin açığa çıkışı şuurdan bilince direkt yansır; dolayısıyla da vehim kuvvesi onun üzerinde tasarruf edemez.” (A.H.)
Allah’a *B* sırrıyla îmân edip, “hilâfetinin” gereği olan amelleri doğal olarak “fiysebilillah” ortaya koyabilen; yaşamı bu bakış açısıyla değerlendirenler ise “îmân” ettik diyen müminlerdir; ki onlar da basîretlerine göre birkaç sınıftır… En aşağısı “mutmainne”dir!. (A.H.) Yani görüldüğü gibi en aşağısı ile Veli...

 

Kuran’ da birçok kavmin helakından bahsedilir. Bunları, kendimizdeki sisteme uymayan çeşitli yanlış idraklerin ve uygulamaların aşılması, yok olması şeklinde düşünürsek; bu yanlışlık üzere iken bizi uyaran, “Uyarıcı” ya (düşünce, fikir, idrak, vicdan sesi..vb) iman edipte, uyarsak eğer, o zaman bu yanma aşamalarından yıpranmadan hızlıca geçebiliriz diye düşünüyorum. İşte iman etmenin bir başka faydası... Bu arada aklıma “Bin nasihattansa, bir musibet daha iyidir” atasözü geliyor. Elbette bunu tercih edenler olacaktır. Ancak Efendimizin (sas), Hz. Ali’ ye (ra) teklif ettiği, 600.000 koyun mu, altın mı, nasihat mı istersin sorusuna, Hz. Ali’ nin nasihat dediği gibi bunu tercih edenler de olacaktır. Neticede kimi iman edip, gereği fiiller ortaya koyarak kolayı seçecektir, kimi nasihatlere kulak vermeyecek ve yakıcı olaylar yaşadıktan sonra ikana geçerek aşama kaydedecektir, kimi ise Kuran’ ın ifadesiyle; bu yanışlara ebediyen muhatap olacaktır. Burada her ne kadar iman lafzı geçmese de Hadid Suresi 10. ayetten bir örnek vermek istiyorum. “Ne oluyor size ki, semâların ve arzın mirası Allah`a ait olduğu hâlde, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Sizden fetihten önce infak etmiş ve savaşmış kimse (bunu yapmayanla) bir olmaz! Bunlar derece itibarıyla, (fetihten) sonra infak etmiş ve savaşmış kimselerden daha büyüktür! Allah hepsine en güzeli vadetmiştir. Allah yaptıklarınızda Habîr`dir”. Ben bu ayeti, konu ile ilgili olarak; bir olayın bizim imanımız ve bu imanımız sonrası çalışmamızla açığa çıkmasının değerinin, bu aşamaları yaşamadan, olaya hazır olarak şahit olmamızdakinden, daha fazla olduğu sonucuna vararak anlıyorum. Bununla beraber, iman edenlere yönelik Kuran’ da geçen 400 civarı ayetin boşuna yada belli bir süreçle sınırlı olmadığı idraki ile, hepimizin bildiği mümin tanımının kullanıldığı yerlerden bir kaçını, bir kez daha tefekkür etmek üzere, hatırlatmak istedim...

 

* Namaz müminin mirâcıdır.
* (Cehennem) Ey mümin, üzerimden çabuk geç! Nûrun ateşimi söndürüyor!
* Mümin kullarının kalbindedir! (Yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım)
* Müminler kardeştir.
* Ebû Bekir`in imanı terazinin bir kefesine, bütün müminlerin imanı da terazinin öbür kefesine konsa; Ebû Bekir`in
  imanı ağır basar.

 

Sonuç olarak, demek istediğim; Kainatta ki hiçbir şey boşa ve gereksiz olmadığı gibi, Kuran' daki hiçbir ayet ve kelime de, aşılmış geçilmiş ve artık gereksiz hale, istifade edilmeyecek hale gelmiş değildir. Her an, her idrak seviyesinde her kelime geçerlidir. Bizdeki karşılığını bulmak ve gereğini yaşamak nasibimiz olsun... Son olarak yazıyı Asr Suresi ile noktalamak istiyorum...

 

1-) Yemin ederim O Asra (içinde akıp giden insan ömrüne) ki, 2-) Muhakkak ki insan, hüsran içindedir! 3-) Ancak (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanlar, birbirlerine Hak olarak tavsiye edenler ve birbirlerine Sabrı tavsiye edenler hariç!