Nâs Sûresi Ve Mistik Yaşam!..

28 / Ağustoz / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
 
1-) Kul e`uzü BirabbinNas;
De ki: “Sığınırım (B sırrıyla) Nas’ın Rabbine”,
 
1. ayet “De ki” sözü ile başlıyor! “De ki” sözü ile kime sesleniliyor? “Nas”a yani tüm insanlara sesleniliyor! Ahsen-i takvim(en güzel bir suret, esma mana sureti) üzere yaratılan İnsan, esfele safiliynde(madde boyutunda) kendini buluyor(Tin 4-5!). İnsan kendini et-kemik bir bedenden ibaret sanıyor. İnsan maddeye hapsolmuş(esfele safiliyn), güzel manasından(Ahsen-i takvim) habersiz yaşıyor. İşte “De ki” sözü ile kendini et-kemik beden sanan, maddeyle kendini sınırlayan insana sesleniliyor.
 
“De ki” sözünün muhatabı kendini madde aleminde bulan, et-kemik bedenle kendini sınırlayan insandır. “De ki” sözü ile madde boyutuna, madde boyutundakine işaret ediliyor. “De ki”; kim diyecek? Madde boyutunda dil sahibi insan! Çünkü kendini et-kemik beden sanıyor. Ve ayet muhatabının anlayış seviyesinden giriş yapıyor. “De ki” sözü ile dile atıf yapılarak madde bedene dikkat çekilip, sonrasında madde beden zannından “BirabbinNas”a sığınılma teklif ediliyor.
 
İnsan kendini dil sahibi bir beden sanıyor. Madem öyle, kendin sandığın bedenindeki dilinle “De ki” de! “De ki” sözünü de ki önce kendini sık sık dil sahibi bir beden olarak gördüğünü fark et! Sonrasında, kendini dil sahibi bir beden olarak görme bilincinden sığın özündeki Nas’ın Rabbi şuuruna! Yani önce kendini çoğunlukla birimsel bir madde beden olarak gördüğünü fark et! Bunu fark etmemiz için ayet “De ki” ile giriş yapıyor.
 
Öncelikle sorunumuzu fark etmemiz amaçlanıyor, sonrasında çözüm sunuluyor. Sorunumuz kendimizi bir madde beden sanmamız, “De ki” sözü ile bu hatamıza dikkat çekiliyor. Çözüm yolu ise “Nas’ın Rabbi şuurunu içselleştirmemiz, “BiRabbinNas” sözü ile çözüm yolu açıklanıyor. Ayet öncelikle sorunumuzu tespit ediyor, sonrasında çözüm yolunu açıklıyor. Ayet ne kadar doğru ve güzel bir üslup sergiliyor!..
 
Bu ayeti kim kime diyecek? Kendin kendine diyeceksin! Nas Allah’a demeyecek, çünkü Allah zaten Nas’ı ve her halini biliyor! Allah insandan ve halinden habersiz bir tanrı değil ki insan bunu Allah’a duyurma gayreti içinde bulunsun! Sorun bizde, çözüm özümüzde! Kendimizi efseli safiliyn(madde beden) bilincinden arındırıp Ahsen-i takvim(en güzel surete, esma sureti) şuuruna erdirmemiz gerekiyor.
 
“De ki” dedi ve biz de “De ki” dedik yani kendimizi genelde madde beden sanısı içindeki bilinçle yaşıyor olduğumuzu fark ettik. Evet, zamanımızın büyük bir bölümü bu zan içinde geçiyor. Günümüzü esfeli safiliyn yaşamı içinde, çoğunlukla maddeye dönük bir bilinçle yaşadığımızı anladık. Bilincimiz madde batağına saplanmış, kendimizi sık sık madde beden sanıyoruz, fark ettik. İlmimiz ne kadar artsa da, halimizi ne kadar düzeltmeye çalışsak da şuurumuz maddeye dönük bilinç kirliliği ile örtülmeye devam ediyor.
 
Öyleyse özümüzdeki Nas’ın Rabbine ne kadar çok sığınırsak, şuurumuz maddeye dönük bilinç kirliliğinden o kadar uzak olacak. O halde sığınalım “BiRabbinNas”a yani B sırrıyla insanların Rabbine! Ki şuurumuzu et-kemik bedenle sınırlayarak, madde ile sonlayarak beden kabrine hapsetmeyelim, madde batağına saplanmayalım.
 
Nas aklıyla, şuuruyla, bilinciyle İnsani manaya hak kazanmıştır. İnsanın ahseni takvim boyutu akla, düşünmeye, bilgiye dönük sınırsızlık şuurudur. Efseli safiliyni ise, maddeye, bedene, birimselliğe dönük sınırlılık bilincidir. Esfeli safiliyn boyutundan Ahsen-i takvim boyutuna sığınırım! Madde bilincinden, mana şuuruna; beden sınırlamasından, düşünce sınırsızlığına sığınırım!..
 
Sığınırım, özümdeki insanların Rabbine! Sığınırım insanlardaki Rabb işlevine! “BiRabbinNas”; insanlardaki Rabbe, Rab işlevine! Arz’da HALİFE olarak meydana getirilmiş insandaki Rab işlevine! İnsan Rab işlevi ile Arz’da yani yeryüzünde yani madde aleminde Halife’dir. Nasıl ki halife kralın tüm yetkilerine sahiptir, İnsan da ALLAH’ın Halifesi olduğundan Rab işlevine dönük olarak tüm esmaları kullanma yetkisine, özünden Esma talim olarak sahiptir. İnsan Halifeliğini yani Rab işlevini özünden kendine inzal olan esmalar ve kendinden özüne miraç olan şuuruyla kullanır.
 
İnsan düşünür ve düşünceleri insanlık aleminde yerini alır…
 
İnsan Halife özeliğini yani Rab işlevini düşünceleriyle ortaya koyduklarıyla gerçekleştirir. İnsan aklıyla, aklıyla ürettikleriyle, düşünceleriyle Rab işlevini kullanır. Bu işlevi tetikleyecek ilk temel gerekli fonksiyon imandır yani bu özelliğe sahip olduğuna gerekli inançtır. Bu bilgiye güvenmeyen, inanmayan yani iman etmeyen düşüncenin gücüne yönelip onu kullanmaz. Ondan mahrum olur, madde hapsinde tutsak, bilinçsiz ve mutsuz bir ömür geçirir.
 
Düşünceler gerçekleşiyor, en büyük ispatı bir zamanlar hayal olan bilimsel buluşlardır. Ve bugünümüz eğer geçmişimizi şöyle sıkı bir gözden geçirirsek düşüncelerimizin ürünüdür. Bizi kilitleyen de açan da düşüncelerimiz ve düşüncelerimizin yansıması olan duygu, his, hal, yaşantı, yaptıklarımız…dır! İşin başı beynimizdeki aklımızdan geçirdiğimiz düşüncelerimizdir, gerisi onun hayata yansımalarıdır!
 
İnsan özündeki kuvveleri açığa çıkarıp Rabbani olmak için yaratılmıştır, zannındaki kendinden öte bir tanrıya tapmak için değil! (ÂL-U İMRÂN SÛRESİ 79- Ma kâne li beşerin en yü`tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nasi kûnu ıbaden liy min dunillahi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun;/ Bir beşer için olacak şey değildir (yakışmaz);Allah kendisine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet versin de sonra o (kalkıp) insanlara: “Allahı bırakıp bana kullar olun” desin (nefsine çağırsın)... Fakat: “Öğrettiğiniz (şu) Kitab’a ve okuyup ders yaptığınız çalışmalara göre (B sırrınca) RABBANİLER olun (beşeriyyetinizden kurtulun)” (der).).
 
“B sırrınca yani özde olan/özde gerçekleşen(Bima) öğrettiğiniz Kitaba/Bilgiye(Bima küntüm tüallimunel Kitabe)” deniyor! Ve “B sırrıyla yani özde olan/özde gerçekleşen(Bima) yaptığınız derslere/öğretmeye(Bima küntüm tedrusun)”! Yani, aklımızdan geçen düşüncelerimizdeki bilgiler özde işleniyor, bunun mesajı veriliyor! “Özde olan öğrettiğiniz Kitaba” sözü; aklımızdan açığa çıkan düşünceler özümüze dönük yol alıyor, insan aklından çıkan bilgileri özüne gönderiyor, bu düşünceler öze öğretiliyor yani öze gönderiliyor, manasına dönüktür! “Özde olan yaptığınız derslere”; aklımızda açığa çıkan düşünceler özümüzde işleniyor, bu bilgiler özde değerlendiriliyor, işleme sokuluyor, manasına dönüktür! Bu ayetten de anlaşılacağı gibi insan aklıyla, şuuruyla Rabbani olur, düşünceleriyle özde işleyen Rab işlevine katılır, özünde olandan yaratır, üretir!..
 
 “BiRabbinNas”; “Bi”Nas’ın Rabbine! Başında “Bi” ifadesi var! Nas’ın dışındaki bir Rabbe değil! Nas’daki Rabbe, Nas’ın özündeki Rab işlevine!  Her şey özü itibarıyla düşüncedir, düşünce ile var olur. Yaratılan ilk şey Evrensel Akıl’dır! Akıl ile her şey var olur, var algılanır.  Esmalar kendini ilk önce Akıl ile var kılar. Evrensel Akıl olmasa hiçbir şey var olmaz, var algılanmazdı! Nas Akıl ile var olur, Akıl ile Rabbani olur, Halife olur, Rab işlevini kullanır. Düşünce Aklın ürünüdür, Akıl düşünce ile üretir. İnsan Aklı ile düşündüklerini üretir, var kılar, var algılar. “BiRabbinNas” bu manaları açıklamak için birleşik yazılmıştır…
 
Yoksa, Rab, Nas’dan öte bir tanrı değildir! “Bi” ifadesi ile özde yani Akılda, Şuurda olan “RabbinNas” ile de İnsanda yer alan bir işlevdir. “Fatiha Suresi Ve The Secret(Sır)” adlı yazımızı hatırlayalım. Orada sistemin(dinin, yolun, yasanın) Malik gücü Melik kuvveleri (Maliki/Meliki yevmidDiyn), işlevleri ile lisani hal ile insana “yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz…” diyorlardı! O yazımızda Din Gününü kuantum boyutu ve Malik güç Malik kuvveleri ise kuantlar olarak değerlendirmiştik.
 
Ve insan duygu, düşünceleri ve düşüncelerinin yansıttıkları duygu, his ve yaptıklarıyla kuantların Rabbi hükmündedir! Çünkü ayette kuantların insana kulluk ettikleri ve insandan yardım diledikleri işlevleriyle açıklanıyor. Ve esmalardan oluşmuş bu kuanların varlığı sıfatlardan oluşmuş kuantum boyutuna, hepsinin varlığı da neticede ALLAH’a dayanmaktadır. Ve Nas; aklının ürünü düşünceleriyle, ALLAH’ın Halifesi olarak Rab işlevini kullanmaktadır…
 
2-) Melikin Nas;
“(Yani) Nas’ın Meliki’ne”,
 
Nas’ın Melikine denmiş! Bu ayetin başında “Bi” ifadesi yok! Demek ki bu boyut farklı! İnsanın düşünce boyutundan farklı bir boyut! İnsan düşünce boyutuyla Rab işlevini sergilerken “Bi” ifadesi vardı yani “BiRabinNas” şeklindeydi. Şimdi, boyut değişti, bu düşünceler başka bir boyutta başka bir şekle dönüştü. Bu yeni boyutta insan ve düşünceleri yok! İnsanın düşünceleri şekil değiştirerek bu boyutta yer almış! “Maliki/Meliki yevmidiyn” ayetini hatırlayacak olursak bu boyutun Malik güç Melik kuvve sahibi kuantum boyutu olduğunu fark ederiz…
 
İnsanın düşünceleri kuantum boyutunaa kuantlara dönüşmüş olarak sıçramış ve orada yer almıştır. Kuantum boyutunda artık insan ve düşünceleri yok, düşünceleri belli frekansta dalgalara dönüşmüş olarak kuantum boyutu denen enerji okyanusunda yer alıyor! Bundan dolayı bu ayetin başında “Bi” yok, çünkü kuantum boyutunda insan gerçeği yok! Bu boyutta Nas’ın Malik gücü Melik kuvveleri olan kuantlar var! İnsanın düşünceleri o boyutta kuantlara dönüşmüş, Malik güç ve Melik kuvveler haline gelmiş. Bu manayı açmak için “Nas’ın Melikine” denmiş…
 
Birinci ayette Nas’ın düşünce boyutundaki Rab işlevine işaret edilirken, bu ayette enerji boyutunda Melik özelliğine işaret edilmiştir! Yani, insanın düşünceleri enerjiye dönüşmektedir, güç ve kuvve sahibi olarak Rab işlevini sergilemektedir. “Benzer benzerini çeker” prensibi gereği Nas’ın düşüncelerinden açığa çıkan belli frekanstaki dalgalar benzerlerini kendine çekerek insanın hayatında belirir. Allah özde işleyen bu sistemi, yolu, yasayı insana duyurmak için ayet olarak bizlere sunmaktadır. Özde işleyen böyle bir sistem var, düşüncelerinizle güç ve kuvve sahibi olarak Rab işlevini açığa çıkarıyorsunuz! O halde düşüncelerinize dikkat edin, olumlu, güzel, yapıcı, yararlı, barışa dönük islah edici(Salih) düşünce üretiminde bulunun(Rahman-Rahiym) diye uyarmak istiyor. Fatiha Suresi…” adlı yazımızda bunun detaylarını kısmen yazmaya çalıştık…
 
Yoksa, kuru kuruya, laf olsun diye, ötemizde bir tanrıya sesleniyormuş gibi “sığınırım, insanların Rabbine, insanların Melikine…” demenin bir faydası yok! Ama, bu ayetleri bu şekilde tefekkür edip, düşüncelerimizi sürekli kontrol edip olumlu, güzel, yapıcı, barışa dönük düzenlenmesinde insana sayılamayacak kadar faydalar var. Allah da kendimizi, düşüncelerimizi düzeltmemizi istiyor ki halimiz düzelsin ve gerçek huzura kavuşalım. Yoksa laf olsun diye sığındım demekle ne sığınılıyor ve de insanın ne düşünceleri ne de hali düzelebiliyor! Ve din bir süre sonra bazılarında tapınma, borç ödeme, tanrıya yaranma, amaçsız bir yük, faydasız bir yol haline geliyor…
 
Allah’ın bize, sözümüze, yaptıklarımıza, seslenmemize, yüceltmemize ihtiyacı yok! Bizim Allah’ı özümüzde bulup, Allah’ın boyası ile boyanmamıza ihtiyacımız var! Allah’ın boyasıyla boyanmak, ötedeki bir tanrıya tapmak değildir, Allah’a Rab işlevi ile Halife olduğunun bilincinde olarak yaşamak demektir! Şuurunu O’nun özellikleri ile donatmak demektir! Bir mistik bilinciyle kendinden arınmış O’na ermiş olarak yaşamak demektir! “De ki” ile başlayan bir başka sure olan İhlas Suresini OKU’yabilmektir! OKU’duğunuzda gerçek İhlas’a erip, hakikatiniz olanla yüzleşmek, şuurunuzda hallenebilmektir! Amaç, Mistik şuursal bir yaşama girebilmektir!
 
3-) İlahin Nas;
“(Yani) Nas’ın İlahı’na”,
 
Birinci ayette “De ki” sözü ile madde boyutuna hapsolmuş bilince dikkat çekilip; “sığınırım…” ifadesi ile madde boyutundaki bilinçten mana/düşünce boyutundaki Rab işlevli şuura yönelmesi isteniyordu. Nas’ın indinde düşünce boyutuna, aklın yoluna, şuurun alemine, bilincin üretimine işaret ediliyordu. İnsanın bu boyuttaki düşünceleri ile Rab işlevine dikkat çekiliyordu. İnsanın düşünce boyutundan, İnsanın indinden, Arz’da aklıyla Halife olan İnsan manası gerçeğinden açıklama getirdiği için “B gereği” yer alıyordu. Açıklama getirilen boyut İnsanın indiydi, düşüncenin Rab işleviydi, şuur boyutuydu, akıl yönüydü!.. İnsan kendini madde bilincinden arındırıp şuur boyutuna yönelirse, aklının ve düşüncelerinin Rab işlevini fark edip doğru yolda kullanırsa Halifeliğinin gereğini yaşamaya başlamış olur. Burası İnsan’ın indidir, İnsan’ın “B Gerçeği”dir, şuur boyutudur, düşüncenin gücüdür, üretimidir, yaratmasıdır…
 
İkinci ayette bu düşünceler kuantum boyutuna enerji dalgalarına dönüşmüş olarak geçiyorlardı. İnsanın Rab işlevi gören düşünce boyutundan değil, düşüncelerin kuantlara dönüştüğü kuantum boyutundan bahsediliyordu. Kuantum boyutunda kuantlara dönüşmüş insan aklından çıkan bu düşünceler Melik güç ve kuvve olarak benzer frekansları kendine çekiyorlardı. İnsanın indindeki düşünce boyutundan değil, enerji indindeki kuantum boyutundan bahsedilildiği için “B gereği” yer almıyordu.
 
İkinci ayette artık insanın düşünceleri değil, düşüncelerin dönüştüğü kuantlar ve kuantum boyutu yer alıyordu. Rab işlevi; İnsan’ın “B Gerçeği”nden yani indinden, aklından, şuurundan, düşüncelerinden açığa çıkıyordu. Melik işlevi ise, bu düşüncelerin enerji dalgalarına dönüştüğü kuantum boyutundan açığa çıkıyor. Nas; şuur boyutunda Rab işlevi sergilerken, enerji boyutunda da Melik işlevi sergiliyor. Nas’ın düşünceleri yaratıma start verirken, bu düşüncelerin enerji dalgalarına dönüşüp kuantum boyutunda benzerlerini kendine çekmesi Melik işlevine dönüktür.
 
Yani, İnsanın ötesinde bir Rab ve Melik tanrı varlık değil, İnsanın özünde bir Rab ve Melik işlevleri vardır! İnsan aklındaki düşünceleri ile Rab işlevini, kuanttaki enerjisi ile Melik işlevini kullanır!
 
“Nas’ın ilahına”; ayetinin başında da “Bi” ifadesi yok! Öze boyutsal yolculuk devam ediyor. “De ki” sözü ile madde boyutuna, “sığınırın Bi-insanların Rabbine” sözü ile düşünce boyutuna, “İnsanların Melikine” sözü ile enerji boyutuna, İnsanların İlahına” ifadesi ile esma boyutunu da içine alan sıfat boyutuna işaret edilmektedir. Yani sıralı olarak İnsanda yer alan boyutlarda öze doğru bir yolculuk yapılmaktadır. Madde, şuur, enerji, sıfatlar(esmalar da dahil!). Yani İnsanın ötesinde bir Rab, Melik, İlah olan bir tanrı varlığa değil; madde bilincinden İnsanın özündeki Rab(akıl), Melik(kuvve), İlah(sıfat/özellik) işlevlerine sığınmak yani yönelmek amaçlanıyor. Yani, Rabbani olmak hedefleniyor, İnsan mistik bir yaşama yöneltiliyor.
 
Nastaki Rabbin indi insandaki düşünce alemidir, yani akıl/şuur boyutudur, yani Rab mertebesidir. Nastaki Melik indi insandaki kuantum alemidir, yani enerji boyutudur, yani Vitriyet mertebesidir. Nastaki İlah indi insandaki soyut olan takyon alemidir, yani Vahidiyet mertebesidir, yani sıfat boyutudur. Ahadiyet mertebesinde Zatıyla Hiçlik halinde olan ALLAH; Vahidiyet mertebesinde(bize göre soyut takyon alemi) sıfatlarını hissetmesi ile Ferd(Nefs/Ben, mutlak tek vücud) hissi içinde, Vitriyet mertebesinde(bize göre kuantum alemi) sıfatlarını yaşama hali ile Ferd(Nefs/Ben, mutlak tek vücud)  yaşamı içinde, Rubibiyet mertebesinde(bize göre düşünce alemi) Kozmik bilinç yani Evrensel Akıl boyutunda düşünce üretimi içindedir.
 
Allah’ın Rahman ismi sıfatlarına Rahiym ismi esmalarına dönüktür, çünkü besmelede Rahman Rahiymden önce yer alır ve sıfatlar esmaları açığa çıkarır. Temel Hayy, Alim, Kadir, Mürid, Semi, Basir, Kelam olan yedi sıfattır; esmalar bu sıfatlardan açığa çıkar. “Rahman Arş’a istiva etti”nin manası Allah (Arş boyutunun üst boyutu olan)sıfatları ile (Arş boyutunda yer alan)esmalarını açığa çıkardı demektir. Aslonan ALLAH’ın sıfatlarıdır, esmalar onlardan açığa çıkar, efal de esmalardan açığa çıkar. Bize göre açıklamaya çalışırsak; aslonan soyut takyon alemidir(Rahman/sıfat ve Rahiym/esma), kuantum alemi(Malik-Melik/Güç-Kuvve) takyon aleminden açığa çıkar. Şuur alemi(Efal/fiiller alemine dönüktür, Rab işlevi açığa çıkar) de kuantum aleminden açığa çıkar. Madde alemi ise özdeki bu alemlerin ürünü, gölgesi, yansıması olarak açığa çıkar, beş duyunun Rab işlevi ile algılatmasıyla yani beyinde işlenmesi ile var olur, var sanılır.
 
4-) Min şerril vesvasil hannas;
“el-Vesvas’il Hannas’ın (hannas vasıflı vesvas; sinip sinip geri dönen vesvese kuvvesi; geri bırakan, çok aldatıcı, tek işi vesvese olan, evham kaynağı’nın) şerrinden”,
 
5-) Elleziy yüvesvisü fiy sudurin Nas;
“O ki, insanların sadırlarında vesvese üretir”.
 
6-) Minel cinneti ven Nas;
“Cinlerden ve insanlardan (hem örtülü-görünmeyen ve hem de görünen nesnelerdendir o vesveseci; dolayısıyla onların da şerrinden)”.
 
Fatiha Suresinde Besmeledeki irRahmanirRahiym İnsanın özündeki Allah manasına(Bismillah) dönüktür. İnsan özündeki Allah manası ile Rahman ve Rahiym yani sıfat ve esma sahibidir. Ve insan bunları(2. ayeti) alemlerindeki Rab işlevi ile(RabbülAlemiyn) Allah manasına dönük değerlendirir(ElHamdü Lillah). İnsanın alemleri özden dışa doğru sıralarsak; birincisi sıfat ve esma alemi/Rahman ve Rahiym alemi (bize göre soyut takyon boyutu!), ikincisi ise bize göre kuantum enerjive kuantum şuur boyutu yani evrensel enerji ve evrensel akıl boyutudur(Malik-Melik, güç ve kuvve boyutu) ki asıl efal alemi burasıdır, madde alemi ise bunların gölgesidir, yansımasıdır…
 
Fatiha Suresi üçüncü ayeti ile (“Rahmandır, Rahiymdir”) Allah’ın sıfat ve esma boyutuna yani bize göre soyut takyon boyutuna işaret edilmekte o boyuta da özlerindeki sıfat(Rahman) ve esmaların(Rahiym) yansıdığı, onlarla var oldukları, onlarla işlev sahibi oldukları açıklanmaya çalışılmıştır. Yani birinci ayet olan Besmele ile Allah’ın Rahman/sıfat ve Rahiym/esmalarına dikkat çekilirken, üçüncü ayette bunlarla var olan soyut takyon boyutunun da Rahman/sıfat ve Rahiym/esma boyutlarına, özelliklerine, işlevlerine dikkat çekilmiştir.
 
Fatiha Suresi dördüncü ayette ise; “Maliki/Meliki yevmiddiyn” ifadesi ile kuantum boyutunun güç ve kuvve sahibi olmasına işaret edilmiştir. Yani Kur’an düzenlemesinde birinci sırada olan Fatiha Suresinde ayetler sırasıyla özden dışa doğru boyutları açıklarken; son sure olan Nas suresinde ayetler dıştan öze doğru açıklama getirmektedir. Kur’an surelerinin düzenlenmesinde bilinçli bir çabanın sergilendiği görülmektedir. Kur’an’a özden dışa bir açılım getiren Fatiha(ki bir manası “açan” demektir) ile giriş yapılırken, dıştan öze doğru bir yöneliş getiren Nas suresi ile de sonuca bağlanmıştır. Kur’an’ın iniş sırası ile yapılan düzenlemede ise; İhlas Suresi ile Allah Gerçeği ile konu tamamen Allah’a bağlanmıştır.
 
Fatiha Suresinin 5, 6, 7. ayetleri ile özünün insana seslenişine yer verilirken Nas suresinin 4, 5, 6. ayetleri ile şuurun özde kalmasının, madde batağına saplanmamasının, kendini et-kemik beden sanmamasının yoları açıklanmıştır. İnsan Nas Suresi 5. ayette açıklandığı gibi sadırında yani kalbinde, şuurunda üretilen vesvelerden özündeki hakikat bilgisine sığınmalıdır, şuurunu özüne yöneltmelidir, madde alemine değil. Kendini madde beden hissetmeye dönük bu benzer vesveseler diğer insanlardan gelebileceği gibi, diğer insanlara gizli olan(cinn) beynindeki yanlış düşüncelerden de kaynaklanmaktadır(Nas 6. ayet).
 
Bu yanlış düşüncelerden nerenden, kimden ve nasıl gelirse gelsin önemli olan; insan şuurunu özüne yönelterek kendini madde beden sandıran bu verveselerden arınmalıdır. Vurgu 5. ayetedir, yapılması gereken beyinde açığa çıkan bu vesveselerden arınmaktır, ister cinlerden(örtülü, görülmeyen, gizli) olsun, ister insanlardan( açık, görünen)olsun fark etmez. Kişi şuurunu özündeki Allah’a(sıfat ve esma sahibi/Nas Suresi!- Ahadüs-Samed’e/İhlas Suresi!) yönelterek şuurunu kendini sınırlı bir birim, maddesel bir beden var sandıran, akıllı düşünceden uzaklaştıran vesveselerden arındırmalıdır.
 
Mistik bir yaşam için Kur’an’da geçen ayetleri, sıfatları, esmaları içselleştirmek, özümsemek, hallenmek, bu şuurla yaşamak gerekir. Hakikate ermek, hakikati hallenmek, şuursal olarak yaşamak için Kur’an’da yer alan bir çok ifade vardır. Bunların bir kısmına yazılarımızda yer verdik, mistik yaşamın kapısını Kur’an ayetleri perspektifinden araladık, gerisi Kur’an’a yönelip onları da bulmak ve hallenmek size kalmaktadır.

ALLAH’ın Selamı üzerimize olsun…