Notlar

19 / Eylül / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

BİR DAİMA YENİ OLANDIR:

YENİlenmek, O BİR'in eskimesine engel olmaktır!

Hani derler ya; "nerde o eski bayramlar…"

Bunu diyenler eskiyi değil, eskitilen YENİyi arıyorlar!..

Bayram temizliği ile evlerimizi YENİleriz….

Bayram temizliği olsun diye, YENİ bir ev almayız!..

KALB evini YENİlemek de aynı misal üzeredir…

YENİ bir KALB almayız,eskimişse arındırarak YENİleriz!..

 

***

O TEK BİRden başka YENİ ve YENİlenme yoktur, aslında…

Bayramlaştık, Selamlaştık, Tokalaştık, Öpüştük, kaynaştık, yardımlaştık…

ÖZde BİR olduğumuzu tekrar anladık…

İlimle yaşayamadığımızı, KALBimizde yaşadık!..

Dilimizden çıkan SEVGİ oldu…

Gözümüzden yansıyan AŞK oldu…

Kulağımız DOSTu duydu…

KALBimize muhabbet doldu…

Tutan elimiz, yürüyen ayağımız, konuşan dilimiz, duyan kulağımız… O oldu!..

İnşallah

***

Bunu burada ya böyle yaşayacağız, ya da ilimle yalnızlığa çekilecek, hep bir şeylerin eksikliğini duyacağız…
Artık Okuma değil, YAŞAma zamanı; teoriden uygulamaya geçme anı…

Duvarları yıkıp, hapisten çıkıp, insanlarla kaynaşma, KALBte buluşma anı…

FENAda fenalaşmama, BEKAda bakileşme anı…

Nefse zulümden geçip, nefse hakkını verme, içe hapsolmaktan kurtulup, dışa açılma anı…

Ki içimiz dışımız BİR olsun, artık bize de bayram olsun…

***

Ey Allah'ın kulu, Allah'ın kullarıyla olmak senin de hakkın…

Allah her kulu ile ise, sen de her kuluyla olmalısın…

Bu hem sana iyi gelecek, hem de karşındakine…

Zincirler kırılacak, Kalbler genişleyecek, nefsler arınacak, huzur bulunacak…

Bu senin en doğal, en önemli ve en vazgeçilmez hakkın…

Basit ve kolay sanma, en muazzam ve en muhteşem anın…

Ve böyle yaşanacak, TEKliği ile ALLAH…

***

Aslında Hep Yeni, Tek Yeni Bir Söz vardır…

"La ilahe illallah, Muhammeden Rasulullah"..

Diğer tüm sözler farklı kelimelerle bu sözü tekrardır…

Muhammed(AS); muhabbettir, habibdir, Sevgidir…

Bayram ilaheliğimizden kurtulmak, SEVGİye(SEVGİliye) koşmak için öğüttür, hatırlatmadır…

Bayram dahi, "la ilahe illallah, Muhammeden Rasulullah" der…

Yani; "ilaheliğinden kurtul(La ilahe), sınırsız bir şekilde(illallah) SEVGİyi irsal et(Muhammeden Rasulullah)" der…
İslam; barış, sevgi, AŞK dinidir…

Hepimize AŞK olsun…

Ve bu SINIRSIZ NOKTA'da her şeyin TEK-BİR olduğunu anlarız…

Etraf ne derse desin, bir çocuk gibi mutlu yaşarız…

Bir çocuk gibi coşkun ve dolu yaşarız…

Bir çocuk gibi ayrımsız ve aynasız yaşarız…

Boşuna dememişler, "Bayram, ÇOCUKLARIN bayramı" diye…

Ya çocuk gibi bayramın tadını çıkaracak, ya da yetişkin gibi Bayramcılık oynayacağız…

"Her doğan İslam üzere doğar", iş ki o çocuğu hep yeni ve taze tutabilsek…

Çocukların dünyasında savaş yok, barış var, İslam olan…

***

Gerçi bunları bayanlar olarak(çocuğumsu yapıya daha yakın olan) sizler daha iyi bilirsiniz…

Ey kadınlar, erkeklerin düşüncelerine aşırı özenmeyin, siz duygularıyla bizden bir adım daha öndesiniz!..

Bu avantajınızı kullanın ve Allah'a daha çabuk yakın olun…

Din alanında kadının işi, bundan dolayı erkekten daha kolaydır.

Çünkü kadının fıtratı KALBine daha yakındır…

İnsanlara hep erkek Rasulün gönderilmesini, öncelikle erkekleri yola iletmesi için hem cinsi olarak seçildiğini düşünün.

Değerinizi bilin, üstün yanınızı görün, erkeklerin düşüncelerine heveslenenden çok, erkeklerin duygularına heves ettiği olun…

Siz de bizim gibi olursanız, doğru yolu nasıl buluruz?!…

 

FARKI FARK ETMEK(FURKAN!):

 

Allah'ın razı olması, ötedeki bir tanrının insandan razı olması manasında değildir!

Allah'ın rızası, kulda "Allah'tan razı olmak" şeklinde açığa çıkar…

"Allah'tan razı olmak" da hayali bir tanrıdan razı olmak değildir!

Allah'ın oluşlarından, fiiller âleminden razı olmak anlamında olup, "yaratılanı hoş görmektir, yaratandan ötürü"…

***

 

 "Allah'tan razı olmak", insanda yalnız kendi başına, sırf kendi çabası ile açığa çıkmaz!

Her şeyde olduğu gibi rızanın da açığa çıkmasında BÜTÜNün(âlemlerin, esmaların) etkisi söz konusudur…

Çünkü; her şey gibi insan da alemlerde var olur, alemlerin etkisindedir…

Alemler ise, "Esmaları ile Allah'ın" hükmü altındadır, Esmalarının açığa çıkmasıdır!

ElHamd(Mutlak Değerlendirme!)Rabbül Alemeyn olan Allah'ındır(Alemleri Esmaları ile var eden, şekillendiren Allah'ındır!)…

***

 

"La İlahe(İlahe yok!)"yi yaşamak için, insanın Allah'tan razı olması(bu hale erişecek Esmaların insanda olması ve bu esmaları insanın yaşayış olarak açığa çıkarması!)gerçeğini hatırlamak gerekir!

"İllallah"(İlla Allah!)'ı yaşamak için de, Allah'ın razı olması(bu hali yaşayacak Esmaların insanda oluşturulması ve bu Esmaları insanda açığa çıkarması!) gerçeğini hatırlamak gerekir!

Özde "Allah'ın kuldan razı olması" ile, "insanın Allah'tan razı olması" aynı, tek şeydir, sonuç olarak sınırlı bir mahale bağlanmadan Esmaların açığa çıkma olayı söz konusudur!

***

 

Fakat insan, BÜTÜNün(alemlerin ve alemler altındaki TÜM esmaların/yani Rabbül Alemiyn olan ALLAH'ın!), kendisi üzerindeki etkisini hesaba katmadan; kendisine bahşedilmiş ESMA TERKİBİNİ DAHİ SAHİPLENİRSE, bu farkında olmadan "ilahe(üretken bir ilah olma, "ben yapıyorum, benim…" diyen bir ilah olma!)" anlayışına sürükler kişiyi..
Kur'an ne şekilde olursa olsun(bedenini, esma terkibini…!) "ilahe" edineni muhatap almaz, onları küfr(örtme!) ehli olarak açıklar, onlarla işi olmaz!..

***

 

 Kur'an'ın amaçladığı hedef; "B"yi NOKTA'da(HU'da) eritmektir, asıl doğru yol budur, seslendiği O'na has insanlar bu yolun yolcularıdır!

 

Bu yola girmeyen diğerleri ise; hiç olmazsa dünyalarını güzel yaşamış, dünyada mutluluğu tatmış, dünya huzurunu sağlamaya çalışmış; ama "ilahe" anlayışından kurtulamamış olanlardır…

 

İslam'ın(Teslim, Selam!) tek amacı insanı; "La ilahe illa Allah" olan Tevhid Kelimesinin manası ile yaşama ulaştırmaktır!

***

 

 İnsanlar dinli ya da dinsiz ayrımı olmadan; çok güzel Hümanist veya Narsist tanrı olarak dünyada yaşayabilir ve dünya işlerini kendilerince güzel, kolay kılabilirler, "Deccalin dünya cennetini" yaşayabilirler…
Ama ahiretteki(sonraki, özdeki, önemli olan!) cennete, ancak "La İlahe İllallah"ı yaşayış olarak diyebilen girer, "ilahe" anlayışından arınıp, “İlla Allah" anlayışı ile yaşayanlar tadar…

 

Diğerlerinin(Hümanist ya da Narsist tanrı insanların!) azabı az ya da çok devam eder, dünyada olduğu gibi her türlüsünü yaşarlar ve yaşadıklarının bazılarını gerçek mutluluk, huzur sanırlar…

***

 

Halbu ki "bir mana olan Deccalin" mana cenneti gerçekte manen cehennem(manevi yanış!); mana cehennemi de manen cennettir…

 

Manaları(Esmaları terkibiyle sınırlayıp, TÜMÜN etkisini göz ardı edip!) sırf insana bağlamak, insanda sınırlamak, insana endekslemek "Deccalin cennetidir(benliğin manaları sahiplenmesi anlamında, Deccaliyetin kendine, kendince cennet oluşturması anlamında bir cennet!)/Allah'ın Cehennemidir(Esmaların Allah'a bağlanmaması, bu bilginin yakılması, göz ardı edilmesi, yok sayılması anlamında manen yakan bir cehennem!)…

 

Manaları(Esmaları!) sırf ALLAH'a bağlamak, TÜM Esmaların etkisini(sonucu alemlerin insan üzerindeki etkisini!) hesaba katmak, bir esma terkibi olan insanda TÜM esmaların fonksiyonunu görmek(ve Adem'e TÜM ESMAyı talim etti….(2-31); Adem Esma'nın TÜMünün etkisi altındadır!) ALLAH'ın Cenneti'dir(Esmaları ALLAH'ın Cenneti, alemi olarak görmek; sahipliği, değerlendirmeyi, hükmetmeyi, kudreti..ALLAH'ın bilmek!)/Deccalin cehennemidir(insanın kendine ait sınırlı, kopuk, ayrı bir varlığının/kudretinin/iradesinin, kendine özel bir sahipliliğinin olması, bu anlayışın yakması anlamında bir cehennem manası!)…

***

 

Sonuç olarak insanın önünde;

1-Varlığını(bedenini/esma terkibini..)BÜTÜNden(alemlerden, TÜM ESMAdan!) ayrı görerek sınırlaması ve sahiplenmesi anlamında, kendini bir "ilahe(TÜMün etkisinden habersiz kendi üreten/açığa çıkaran bir ilah!)" edinmesi…

 

2-ALLAH'ı ötedeki bir tanrı kabul edip(dışa ötelenmiş bir tanrı veya öze hapsedilmiş bir tanrı…!), O'nu ve hakikatini tanıyamama ve gereğini yaşayamama…

 

tehlikesi vardır…

 

Bu tehlikeden de ancak "La İlahe İllallah" Tevhid Kelimesini doğru anlayıp, gereğini yaşamakla kurtulur!…

 

İnşa ALLAH bizlere de bu anlayış ve yaşamı hakkıyla nasip olur…

 

Çünkü, çokları doğru yol üzerinde sanırlar da kendini, "ilahe"si ile birlikte olduğunu fark edemezler…

***

 

İş "Farkı fark etmek" ile başlar, işin başı ise nasiptir(bu manaya erip gereğini yaşayacak esmalar ile olmak!)…

 

 

"ALLAH'ın Rızası"nın ön planda olduğunu fark eden de, insanları ellerinde olmayan şeylerden dolayı suçlamayacak, ELeştirmeyecek(el/yabancı/öte olarak görmeyecek!), kınamayacak(gına getirmeyecek!), suçlamayacak, hor görmeyecektir…

 

"ALLAH'ın Rızası"nın ötedeki bir tanrının rızası olmadığını bilen," insanda ALLAH'tan razı olmak" şeklinde açığa çıktığını fark eden de, kendine karşı dürüst olacak, iki yüzlü olmayacak, riyakar davranmayacak, gevşeklik göstermeyecek, işi ötesine havale etmeyecektir…

 

"İki göz bir görür ve iki gözle net görülür" gibi, bu iki manayı birleyerek gören, gördüğünü tam, doğru, net görecektir/değerlendirecektir.

 

Amaç; gördüğünde önce ALLAH'ı(gördüğün o şeyde TÜM ESMAnın etkili olduğunu!), sonra görünen şeyi(TÜM ESMAdan açığa çıkan esma terkibi olarak o şeyi!) görecek, değerlendirecektir!..

 

O şeyde ALLAH'ı görmemek HAKKA hakkını vermemek, BİHAKK olarak açığa çıkan o şeyi görmemek ise NEFSE zulümdür!

 

YOK İLAHE, İLLA ALLAH/HU/ENTE/ENE:

 

La ilahe illa ENTE: Yok ilahe, illa SEN!

 

"SEN" dendiğinde, karşılık olarak insanın aklına gelen ilk kelime "ben"dir.

 

O halde; "La ilahe illa ENTE" sözü; "ilahe (lik taslayan benlik) yok, illa SEN" şeklinde anlaşılır!

 

 Dikkat edilirse; "La ene illa ENTE(yok ben, illa SEN)" denmemiş, "La ilahe illa ENTE(yok ilahe, illa SEN)" denmiştir!

 

O halde yok edilmesi gereken; "ben"in kendisi değil, ben'deki ilahe vehmi, ben'in ilahe edilmesidir!

 

 "İlahE" ifadesi sonundaki "e"den de anlaşılacağı üzere dişi/üretken formunda yazılmıştır!

 

Buradan(la ilahe'den) çıkan sonuç; kendinden üreten bir varlık yok demektir ki "ben'i sahiplenmeyi" siler geçer!..

 

"BEN" gerçekte ALLAH'a aittir;ki El-Esma'sıyla(isimleri/özellikleri ile) ancak ALLAH "BEN" sahibidir!..

 

"İlahe" denen ise; bu "BEN"den gafil olarak kendine ait müstakil bir benlik var sayıp, "BEN"in özelliklerini sahiplenen demektir!..

 

***

 

La ilahe illa ENE:Yok ilahe, illa BEN!

 

Bu sözden de, "BEN"in ALLAH'a ait olduğu açıkça görülmektedir.

 

 "BEN" dendiğinde, karşılık olarak insanın aklına gelen ilk kelime "sen"dir!

 

O halde; "La ilahe illa ENE" sözü; "ilahe(lik taslayan sen) yok, illa BEN" şeklinde anlaşılmalıdır!

Dikkat edilirse; "La ente illa ENE(yok sen, illa BEN)" denmemiş, "La ilahe illa ENE(yok ilahe, illa BEN)" denmiştir!
O halde yok edilmesi gereken; "sen"in kendini değil(benini değil), sen'deki ilahe vehmi, sen'in kendini ilahe edinmendir!

***

 

La ilahe illa HU: İlahe yok, illa O!

 

"O" dendiğinde, karşılık olarak insanın aklına gelen kelimeler "ben-sen"dir!

 

O halde; "La ilahe illa HU" sözü; "ilahe(lik taslayan ben-sen) yok, illa O" şeklinde anlaşılmalıdır!

 

Dikkat edilirse; "La ene ve la ente, illa HU(yok ben-sen, illa O)" denmemiş, "La ilahe illa HU(yok ilahe, illa O)" denmiştir!

 

O halde yok edilmesi gereken; "ben-sen"in kendisi değil(benini değil), ben-sen'deki ilahe vehmi, ikiliği, ben-sen'in kendini ilahe edinmesidir!

***

 

Sonuç olarak görülmektedir ki insanın kurtulması gereken "ilahe", insanın bizzat kendisinde araması gereken ilahedir! İnsanın kendini tanrı edinmesi, müstakil bir varlık vehmetmesi, güce sahip çıkması, benlik gütmesi… şeklinde bir ilaheliği söz konusudur. Çünkü zaten;
La ilahe illALLAH:

 

Yani;

 İlahe yok, illa ALLAH!

Allah zaten ilahe(tanrı) değil, ama insan kendini ilahe(tanrı) sanır da kendini O'ndan ayrı görür, O'nun özelliklerine sahip çıkar, benlik davası güder de bilinçsiz olarak lisanı haliyle "ben ilahe"yim der!

İnsanın asıl kurtulması, yok etmesi gereken, vehminde oluşturduğu, zan ettiği, hevasına tutulduğu "ilahe" budur!

GECENİN KADRİ; HİÇLİĞİN GÜCÜ'DÜR:

 

Leyl(gece) olan Kadir'in A'ma(bilinmez) olan HU'ya ait olduğunu bilen insan, yokluğu/hiçliği ile secde halini yaşar.

 

İnsanda Fakr tamam olunca, bilir ki Baki olan Allah'tır, İlla HU!..

 

O da hiçbir şeye muhtaç olmaz, çünkü O Fakr'ı(hiçliği) ile Ehad-Samed'dir…

 

O Leyl'i ile Ehad-Samed'dir, O hiçliği ile Ehad-Samed'dir…

 

Hiçlikte olanda bir "ben" yoktur ki, bir şeyi talep etsin de bir şeye muhtaç olsun!..

***

 

Bu yol yokluk yoludur, varlık isteme yolu değil!

Bu yol hiçlik yoludur, benlik isteme yolu değil!

Bu yol gecedir, varlığa karanlık ve kapalı olan!

Bu yol A'ma'dır, bilmeye karanlık ve kapalı olan!

***

 

Bu yol varlıktan, talepten, muhtaçlıktan, benlikten arınma yoludur.

 

Kendine ait bir beni, varlığı olmayanın muhtaçlığı da, derdi de olmaz!

 

Hiçlik halinde olanda hiç bir şekilde tasa, korku, üzüntü… olmaz!

 

Hiçlik halinde olan "ben varım" demediği gibi, "ben hiçim" de demez!

 

Hiçlik halinde olan, her şeyi hiç olarak bilir, kimseye varlık verip uğraşmaz!

 

Hiçlik halinde olanın halidir, bir hiç gibi yaşamak, kimseye ilahlık(güç/varlık) vermez!

***

 

Leyletül Kadr: Gecenin Kadri

Gecenin Kadri: Hiçliğin Kıymeti

Gecenin Kadri: Hiçliğin Kudreti

Gecenin Kadri:Hiçliğin Gücü!!!

***

 

 Kudreti kendinden görmeyen, en güçlü insandır!

Hiçlik halinde olan insan, en güçlü insandır!

Kim/ne Hiçlik halindekine güç yetirebilir de ona zarar verebilir!

Hiçlik halinde olan kime/neye muhtaç olur da onu talep edebilir!

En büyük güç, kendinde güç görmemektir!

En büyük güç, kendine varlık/benlik vermemektir!

***

Fark ettiniz mi, her şey zıttında gizli!

Varlık isteyen, acılarla azaba sürüklenir!

Hiçlik isteyen, gerçek varlığa erişir!

Güçlü olmak isteyen, yenilgiye mahkumdur!

Güçten vazgeçen, daima galiptir, yenilmez!

Fakr isteyen, Gani olur; Fani olan, Beka bulur!

 Aczini gören Kudret'e erer, "Güçlüyüm" diyen, güçlükleri çeker!

 Gecenin Kadri; Hiçliğin Gücü'dür!!!

***

 

 Bu lütfa eren için denir ki "o sevilmişlerdendir", Vahhab esması mahzarıdır…

Allah'ın bir kulu sevmesi, o kulda LeyletülKadir anını yaşatmasıdır.

Ki bu da O'nun kula olan lütfudur, nasip etmesidir.

Kadir gecesi, Gece'nin(hiçliğin) Kadri'ni(kıymetini, kudretini, gücünü) bilme halidir ki kula en büyük ikram bu olur.

BİR OKU, BİN DÜŞÜN:

İhlas Suresi ALLAH'ın kendisini, kendisine göre tarifidir!

İhlas Suresi Allah'ı, Allah'ın indine göre, Allahça tarifidir!

 İhlas Suresi Tevhid kelimesinin(La İlahe İllallah) Allahça açıklamasıdır!

İhlas Suresi'nin "HuvAllahu Ehad, Allahu Samed" ayetleri Tevhid Kelimesinin "İllallah" kısmının,

"Lem yelid ve lem yuled, ve lem yekün lehu küfüven ehad" ayetleri de "La İlahe" kısmının açıklamasıdır!

 O halde "İllallah"; "O ALLAH Ehad'dır, ALLAH Samed'dir" demektir!

Öyleyse "İlla"; "Ehad-Samed" demektir! "İlla", yalnız, sadece kendisi…

***

 

"Ehad" parçalara bölünmemiş, parçalardan oluşmamış tek; yani yalnız, sadece kendisi(İlla)…

 

"Samed" boşluğu, gediği olmayan, sırf, som tek(aynı, değişmeyen); yalnız, sadece kendisi(İlla)…

 

"Lem yelid" doğurmamış; yapısından/vücudundan(?) bir şeyler açığa çıkarmamış, varlıklar üretmemiş…!

 

Üretken bir ilah değil yani "ilahE" değil!" İlahE"nin sonundaki "E" dişilik eki olup, üretken bir ilaha işaret eder!

 

"Lem yelid" doğurmamış, üretmemiş; "La ilahE" doğuran, üretken bir ilah değil; üretken bir ilah yok!

 

(Hiçliğin yapısı/vücudu nasılsa, O(HU)'nun da yapısı/vücudu öyledir!!!)

 

"ve Lem Yuled" ve doğrulmamış; çünkü doğuran, üretken bir ilah yok(La ilahE!) ki O'nu üretmiş olsun!

 

"ve lem yekün leHu küfüven ehad", olmadı yekünü, O'na ait bir küfüvü!

 

Çünkü "La ilahe illallah", çünkü "HuvAllahu Ehad"!

***

 

 Sonuç olarak; O'nun yapısı, vücudu HİÇLİK!

 

HİÇLİK yapısı ise; doğurmaz/üretmez, doğrulmaz/üretilmez, yekünü ve küfüvü olmaz!

 

Alemler denen ise; O'nun ilminde(düşüncesinde?) yarattığı ilmi((düşünsel?) bir surettir, HİÇLİK üzere varlar, HİÇ olarak varlar!

 

 HİÇliğin varlık/vücut/yapı olarak kabulü, insanca bakışa ters; ama tersin tersi olan ALLAHça bakışa uygun!

 

ALLAHça bu bakış bir insan için büyük bir iddia, inanılması zor bir durumdur, ama İMAN edilesi asıl gerçek budur!

 

 İMAN asıl bunun için gerekli, İMAN bunun için şart, İMAN bunun için kolay değil!

***

ALLAHça bakış, insanca bakışın tam tersi; varı yok, yoku var ediyor; HİÇliği var, varlığı hiç ediyor!

 

 "FAKR, az kaldı küfr oluyordu(Hz. Muhammed AS)", öyle bir HİÇlik ki; az kalsın insanca bakış bunu, yanlış mana verdiği hiçlik ile karıştıracaktı!

 

Çünkü o insanca bakış, HİÇLİĞİN KADRİ'ni(Leyletül Kadr/Hiçliğin Kudreti/Gücü!!!) bilmiyordu!

 

Çünkü o insanca bakış; Fakr hali olan HİÇliğe vardığında az kalsın, HİÇliğin Kudret'ini örtüp ve açığa çıkardığı alemleri inkar edecekti(küfr!)!

 

Varlık vücut kokusu dahi almamıştır, âlemlerin aslı hayaldir, algılanan algılayanın algısına göre var olur, başı-sonu HİÇLİKtir!

***

 

 İnsan için; HİÇlikten âlemleri açığa çıkaran bu Kudret daima SIR olarak kalacaktır!

 

Çünkü "LeyletülKadr" denmiş, Kadir Gecesi, Kadir geceymiş, karanlıkmış, bilinmezmiş, insana, beynine, aklına…

 

İşte bu konu insan için hep bilinmez, SIR olarak kalacaktır, bundan dolayı buna İMAN şarttır, İMAN bunun için gereklidir!

 

 Diğer imani konular ise bunun yanında çocuk oyuncağı gibi basit ve kolay kalır, onlara olan iman zamanla akıl ile ikana da dönüşür!

 

Ama, bu konu insan için her zaman SIR, bilinmez(gece) olarak kalacaktır, insanın buna İMAN etmekten başka yolu yoktur!

 

HİÇLİK, HİÇliğin Kudreti ve açığa çıkardığı alemler..

***

 

 Açığa çıkan alemlere şahit olunuyor, o alemlerin canlıları tarafından, bu konuda imana gerek yok!

 

Ama size, bu alemler HİÇLİKten, HİÇliğin Kudret'iyle açığa çıktı dense…

 

İnsanca düşünürseniz HİÇLİKten açığa çıkmayı, HİÇliğin Kudret'inin olabileceğini inkar edersiniz, kabul etmezsiniz!

 

İnsanca bakarsanız; HİÇLİKte hiçbir şey olmaz, HİÇLİKten hiç bir şey olmaz dersiniz…

 

Burada size tek bir yol kalır, o da buna İMAN, başka yolunuz yoktur!

***

 

 Âlemlerin varlığını HEPLİK üzerine kurar, HİÇLİK üzerine kurmazsanız, sizi sayısız sorular, sorunlar, yanlışlar, çıkmazlar bekliyor demektir!

 

HEPLİK manasında değerlendirildiğinde EHAD-SAMED, böyle bir Varlık(Var Oluş) olarak değerlendirilirse O…

 

"Vardır" manası akla gelir ve “Var/varlık olmak” sınırlaması getirir!

 

 “Var/Varlık olmak” da beraberinde neticede “O’nu kim yarattı?” gibi benzeri soruları açığa çıkarır…

 

Bu soru “O; senin, “O’nu kim yarattı?” dediğini de yaratandır” cevabıyla geçiştirilebilir…

 

Ama bu cevap dahi kişiyi O’na ulaştıramaz, çünkü bu cevapta bir yaratma zinciri vardır, bu zincirin başı belli değildir ki o başa “O” denebilsin(HU; Evvel-Ahir)!

 

 “Sınırsız-sonsuz-sırf-som bir Var/Varlıktır” dense dahi, o “Var/Varlık” kelimesi akıllarda hep “bir zamanlar yoktu da sonradan mı Var oldu?” sorusunu takar…

 

HEPLİK, Varlığa; Varlık, var olmaya; var olmak, önceden yok olmaya şeklinde zincirleme düşünceler içine taşır insanı…

 ***

 

Ki sonunda kişinin aklı FAKR’e düşer, HİÇliği tadar, HİÇliğin Kudreti’ne(LeylerülKadr!) İMANı varsa küfre(HİÇliğin Kudreti’ni örtmeye, HİÇliğin Kudreti’yle var etmeyi inkara) düşmez…

 

Eğer kişinin HİÇliğin Kudreti’ne İMAN’ı yoksa O’nu da inkar eder(yoktur der), alemleri de inkar eder(yoktur der)!

 

Alemleri inkarı ile ahmaklığını sergiler, çünkü alemler apaçık Kitab(Bilgi, Vücud; Bilgi Vücudu) olarak önündedir ve HAKK(Gerçek) olarak yaratılmıştır, vardır!

 

Alemler varlığını HEPlikten, HEPlik ise Varlığını HİÇlikten alır.

***

 

HİÇlik için “var” da, “yok” da denemez; “yok” demek âlemleri açığa çıkaran Kudreti inkar olur; “var” demek(var ile sınırlamak, varlık olmak!) hem Tevhid Kelimesine(La İlahe İllallah/yok ilahe, illa Allah; manasında “var” ifadesi yer almıyor!), hem de İhlas Suresi’ne aykırıdır!

 

HU mertebesi HİÇLİK indidir, ALLAH mertebesi HEPLİK indidir!

 

HU mertebesinden(HİÇLİKten!) ALLAH mertebesi(HEPLİK!) açığa çıkmıştır!

***

 

“B” sırrıyla ALLAH’a iman(Amenü “B”illaHi!), ALLAHlık mertebesinin(HEPliğin!) HU mertebesinden(HİÇlikten, AllaH ifadesindeki “H”!, “B”nin altındaki NOKTA!) açığa çıktığına imandır!

 

 “BillaHi”nin başındaki “B”(Arapça yazılışındaki şekli ile!) NOKTA’dan açığa çıkmaya semboldür, işarettir!

 

Ki açığa çıkanın “BillaHi” ifadesinden anladığımız üzere, “B”den sonra gelen ALLAH mertebesi olduğunu açıklar!

 

“B”nin altındaki SİYAH NOKTA(Leyl, Gece, Karanlık, Bilinmez, A’ma!) HİÇLİK indidir, HU mertebesidir!

 

“B”deki bu SİYAH NOKTA’nın üzerindeki çizgi ise açılmaya, açığa çıkmaya işarettir!

 

Açılan, açığa çıkan ise “B”den sonra yazılan ALLAH mertebesidir(B-ALLAH, Billahi!)!

İşte HU’dan(HİÇLİKten) açılan ALLAHlık(HEPlik) mertebesinden(Esmalar!) alemler açığa çıkar!

 

İşte asıl gerçek manasıyla KADR (Kudret/Güç); HU mertebesinden(HİÇLİKten) ALLAHlık mertebesinin(HEPliğin!) açılmasıdır ki bu KADR, HU mertebesine aittir, HİÇLİĞİN KUDRETİ’dir!

 

HİÇLİĞİN KUDRETİ/GÜCÜ(LeyletülKadr) denen bu manadır, HU’dan olduğu için Leyl’dir, Gecedir, Karanlıktır, Bilinmezdir, HİÇliktendir, HİÇliğindir, HİÇLİĞİN KUDRETİ’dir!

***

 

 İnsan aklı bu işe ermez, bundan dolayı İMAN gerekir!

 

İnsanca bakış, insan aklı HİÇLİKten var olunacağını kabul etmez, buna akıl ermez, aklı bunu reddeder!

 

Çünkü insan HİÇlik denince, var olmayan, var etmeyen, yok manasında bir hiç anlar ki “bunun da kendisi yoktur ki kudreti olsun da âlemleri var etsin”, diye düşünür!

 

Tabi, insanca düşünür, insani değerlerine göre düşünür, insani kavramlarına göre düşünür, kelimelere, kelimelere verdiği manalara göre düşünür ve bilemez, anlamaz, göremez, örter, inkar eder!

 

 Din bundan dolayı İMAN üzere inzal olmuştur, aklın alamayacağı bu gerçekten dolayı, bu gerçeğe “İMAN edin!” denmiştir…

 

Hiçbir insan aklı, insanca bakış; HİÇLİKten var olmayı, HİÇliğin Kudreti’ni, HİÇlikten evrenin var olabileceğini akledemez, aklına getiremez, düşünemez, kavrayamaz, anlayamaz, kabullenemez, inkâr eder…

 

Çünkü bu varlığı mevcuda dayanan bilimsel araçlarla ispatlanabilecek, deneyi yapılabilecek, bilim çevrelerinin aklına kanıt sunulabilecek bir iş değildir!

***

 

Bu gerçeği ancak eldeki bilimsel son verileri değerlendirip ötesini düşünebilen, hislerini(ilhamını) devreye sokan, evrensel akıl sahibi bir insan düşünebilir!

 

Ve belki de adını koymasa da o insan, başka kelime ve açıklamalarla ilaheyi/Tanrıyı inkar edip, “Amenü Billahi” demiş olabilir!

 

Kim bilir, belki çağımızda bu insanlardan biri de Hawking’dir!?

 

Alıntı bir haber:

 

“İngiliz evrenbilimci, Profesör Stephen Hawking'e göre 'Evren'in yaradılışına ilişkin teorilerde Tanrı'ya yer yok.'

 

Hawking, yeni kitabında Big Bang – Büyük Patlama'nın fizik yasalarının kaçınılmaz sonucu olduğu saptamasını yapıyor ve "Evren'in hiçten varolabileceğini söylüyor.”

 

http://www.ntvmsnbc.com/id/25128703/

http://www.ntvmsnbc.com/id/25129215/

 

(Notum:Hawking’in linklerde geçen açıklamalarını kabul veya red ediyor değilim. Şu aşamada sadece ne demek istediğini anlamaya çalışıyor, düşüncelerini bildiklerimle sorguluyorum… Kendi penceremden bu ilk açıklamalar bana makul geliyor. Kitabını okumadan kesin bir şey söyleyemem. Bundan dolayı “belki” dedim. Bana göre bu, üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir konu!)
***