Kendim için kesin bir şekilde "varım" ya da "yokum" diyerek birini seçemem.
Ancak, "V-Allahi yokum, B-illaHİ varım. T-Allahi hem varım, hem yokum." diyebilirim. La ilahe İLLALLAH...
***
"T"Allahi-"V"Allahi-"B"İllahi.
Baş harflerini Bir'leştir: TVB yani TeVBe!
Gerçek bir TeVBe(dönüş) için,
"T-Allahi", "V-Allahi", "B-Allahi" yemini/gerçeği ile,
TeVBe Şuuruna ermek gerekir...
***
"V"Allahi, öz/derin manada "ALLAH var, ben yok" demektir. Ahad-Samed(Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som) oluşuna dönüktür. Misalen madde ve enerji boyutunu ele alalım. Enerji maddenin özü, o saf enerji boyutunda madde yok. Bu misalde olduğu gibi, "V"Allahi yemini/gerçeği "Ahad-Samed(Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som) indinde, ben yokum" demektir. O boyutta değişim yok, Sırf-Som-Saf oluş var, ben yok...”V”Allahu Ahad…
***
"B"illahi, öz/derin manada "Ancak(illa) onunla(Hi) ben(B) var, hakikatim O olarak ben var" demektir. "Ben O'ndan açığa çıkan olarak varım, ben O'ndan algılanan olarak varım, ayrıca bir varlığım yok" demektir."Ben O'nunla, O'ndan olarak varım, O'ndan algılanarak açığa çıkarım, O'ndan ayrı bir varlığım yok" manasındadır. Enerji-madde misalinde, maddenin enerjinin algıda yoğunlaşması ile var olması gibi...
***
"T"Allahi ise, "V"Allahi ve "B"illahi anlayışını içinde toplar. "V"Allahi anlayışı tenzihe, "B"illahi anlayışı teşbihe, "T"Allahi anlayışı ise Tevhid'e dönüktür. "V"Allahi'de mevcudat yoktur(la mevcuda..), "B"illahi'de mevcudat hakikati Allah olarak(B) vardır(illa "B"illah), "T"Allahi'de her iki mana Tevhid olmuştur(Bir'leşmiştir).
***
Davet eder insan şerri, insan bizzat şer olarak. İnsan bizzat kendini şer olarak davet eder. İnsan ayrı bir varlık vererek kendini ALLAH'a şirke/ortaklığa davet eder.Çağırır HU/O hayrı, HU/O hayır olarak. HU, hayrın kendisi olarak kendisine çağırır.HU hayır olarak, şer olan ayrı varlık zannından arındırır.İnsan çok acelecidir. Yakına, yüzeye, şekile yönelir; parça, kopuk, ayrı varlıklar zannına yönelir...
***
17-14) İkra` KitabeK* kefa Bi nefsiKEl yevme aleyKE Hasiyba;
“Oku kitabıNı(hayatını gözden geçir!)!.. Bugün sana Hasiyb(hesap sorucu/görücü) olarak Bi-nefsin(Bizzat kendin) yeter”.
Ötede bir tanrı karşımıza geçip bize hesap sormayacak/sormuyor, aklımız-vicdanımız hesap soracak/soruyor, faturasını hayatımız/yaşamımız kesecek/kesiyor...
***
Mümini de kafiri de yaratan O'dur. O herkesin/her şeyin ALLAH'ıdır. Semalarda ve Arzda olanların özüdür. Semalarda ve Arzda olanlardan açığa çıkanların(yaptıklarınızın), özü/kaynağı/noktası olarak basiretindedir(idrakındadır). Noktalar birleşir harf olur, harfler birleşir kelime olur, kelimeler birleşir cümle alem olur. O, Sistem/Yasa/Kanun/Kaynak olarak sizin hayatınızda olandır...
***
Esma terkibi yapısından(RabbiNden!) Esma-ül Hüsna'ya(Alemlerin Rabbi ALLAH'a!) yönelmişliğin alameti; etki-tepki kısır döngüsünden kurtulmak, Şahid/Gözlemci/Seyr makamında olmaktır. Etkin ve tepkin Allah için olacak, ama sen kendin de dahil her şeye Şahid/Gözlemci/Seyr eden makamından bakacaksın. Kendini ve her şeyi bir filmin/tiyatronun oyuncuları gibi göreceksin...
***
Her insan belli özelliklerle(esma terkibi ile) vardır. Bu özellikler onun dünyasıdır. O dünyayı kendi dünyasından görür, değerlendirir. Kendisini oluşturan özellikler istikametinde dünyayı değerlendirir. Karşısındakinden özellikleri istikametinde etkilenir ve karşısındakine özellikleri istikametinde tepki verir. Bu etki-tepki mekanizmasına esma terkibi tetiklemesi de diyebiliriz...
***
"Bi"iznillah olmadan musibet isabet etmez, musibet de "Bi"iznillah ile isabet eder. "Bi"iznillah; Allah'ın izni B iledir. Yani, Allah'ın Bizzat esmalarından(Hakk) oluşturduğu, esma terkibi(halk) iledir. İnsana isabet eden asıl musibet, çok yetersiz/düşük seviyede esma terkibi ile olmasıdır. Asıl musibet aklen/beynen-kalben/vicdanen yetersiz seviyede özellikler ile olmaktır.
***
Mallarımız ve evlatlarımız bizin için ancak bir fitnedir(imtihandaki kaybettiren yanlış şıktır!)... Allah ise, büyük ecir O'nun indindedir(imtihandaki kazançlı doğru şıktır!). Ya her şeyin özüne inip kalıcı olan Allah'ı sevecek(doğru şık!), ya da yüzeyde kalıp geçici kalıpları sahipleneceğiz(yanlış şık!). Cennet özünden/Allah'tan razı olanın, cehennem sahiplenme peşinde koşanın halidir...
***
Allah, "la ilahe illa HU"dur (kendinden gayrı vücud olmayandır)... Mü’minler Allah’ı vekil edinirler. Kendinden gayrı vücud olmadığı için mevcudun varlığını(iradeyi, kudreti….) O'na bağlarlar...
***
Semalarda olan ve arzda olan sebbih Allah'a aittir, yani her şeyde Allah sebbih eder. Sebbih kelime anlamı "yüzme/yüzüş" demektir! Denizde yüzen dalgalar misali, semalar ve arz Allah'ta yüzmektedir. Dalga nasıl ki denize aittir, denizden ayrı bir varlığı yoktur, aslı sudur, denizdir... Semaların ve arzın da Allah'tan ayrı bir varlığı yoktur..."Mülk O'na aittir, hamd/değerlendirme O'na aittir, o her şeye kadirdir(her şey kudreti iledir)" açıklamalarını da deniz-dalga misali ile değerlendirelim...
***
Kavanoz yalanmakla balın tadı ve içindeki vitamin alınmaz. İlim/iman kişiyi bala yönlendirmek içindir. Salih amel ise balı tadıp faydasını görmek içindir. Balı tatmaya yönelmek için balın faydasına inanmak şart, balın faydasına inanmak için balın faydasını bilmek/ilim şart, balın faydasını görmek için balı tatmak şarttır. İlim/bilgi, iman/inanmak, salih amel/ibadet...İnşaALLAH.
***
Kur'an'da Allah'ı tanımaya dönük ayetler vardır, insanın içinde bulunduğu sistemi tanımasına dönük ayetler vardır. Bunları birbirine karıştırıp işi içinden çıkılmaz hale getirmemek gerekir. Allah'ı tanımaya dönük ayetler risalet, sisteme dönük ayetler nübüvvet ilmi kapsamındadır. İnsan her ikisinin de hakkını elinden geldiği kadar vermeye gayret etmelidir. Her ikisinin insana dönük faydalı yönleri vardır...
***
ALLAH ötede biri mi? "Bi"llahi, ötede biri değil!
Rasulü ötede biri mi? "Bi"Rasul, ötede biri değil!
"La ilahe illALLAH Muhammeden Rasulullah".
Ötelemeden, özümseyerek anlamak gerek...
Bedenin mi, Şuurun mu yaşamı peşindesin?!
Bedenin mi, Şuurun mu imarı peşindesin?!
***
Evrimleşme hem bedenen, hem de beyinen olsa gerek. Çünkü beyin de bedene ait bir organdır. Evrimleşme konusunda bazı İslam alimlerin de paralel görüşleri vardır(olardan önce açıklamışlardır!). Tabi ki bizim için önemli olan bedenen değil, manen evrimleşebilmektir. Madden evrimleşme bilgisi ise, bize öteden yaratan bir tanrının olmadığını, ALLAH'ın Sünnetullah gereği hikmetle(sebep-sonuç) ilişkisi ile yaratımda bulunduğunun kanıtı olur ki B ile iman konusu daha iyi anlaşılmış olur... diye düşünüyorum. Kur'an'ın istediği/işaret ettiği evrimleşme ise benim anlayışıma göre İNSAN MANASI'nda evrimleşmedir ki bu yolun sonu ALLAH'ta biter…
***
"Nasibinde varsa" kavramı, nasibinde olanların nasibinde olmayanları hor görmemesi için önemlidir. Ayrıca işi bu sözle ALLAH'a bağlamanın, kişiyi benlikten uzaklaştırıcı bir değeri vardır. "Nasibinde varsa" sözü "kaderinde varsa" ifadesi ile paraleldir. Kader ilmi ise, elimizden çıkanlara üzülmememiz, elimize geçenlerle şımarmamız için açıklanmıştır. Ayrıca kadere iman BilKaderi olarak ifade bulur, yani başında "B" işareti vardır. Ötede bir tanrının kaderi değil, Bizzat mevcutta takdir olunandır. Kaderin Allah'a dönük yönü ise malumdur. Allah evvel-ahir olduğu için herşeyi ilmen ihata edici bir mana içerir... Biz kaderin bize dönük yönüne yönelip,Bizzat mevcutta bize takdir edileni(B!) elimizden geldiği kadar değerlendirip arttırma yoluna yönelmeliyiz, diye düşünüyorum...
***
Eğer herhangi bir ilmi öğreti/yöntem insana gevşeklik/tembellik verip farzlardan dahi uzaklaşmasına sebep/bahane oluyor ise , o insanın bu öğretiden uzak durması onun için akıllıca bir yol olur.Çünkü gerçek tek muhatabımız ALLAH'tır ve yolunu Hz. Muhammed(AS) ile göstermiştir...Farzlar ve sünnetler/nafileler bellidir.Dileyen üşenmeden yapar, dileyen üşenir de yapmaz. Herkes ektiğini biçecektir...
***
13-28) Elleziyne amenu ve tatmeinü kulubühüm Bizikrillah* ela Bi zikrillahi tatmeinnül kulub;
İman edenler ki, "Bizikrillah" ile kalbleri tatmin olur... Dikkat edin, kalbler "Bizikrillah" ile tatmin olur!..(Kalpler ancak, hakikati olan(Bi) Sınırsız-Sonsuzluğu hatırlamakla(zikrillah) tatmin olur(huzur/sükun bulur))...
***
İman asla akılsız, körükörüne bir inanış değildir. İman, aksi ispat edilemeyen akli bir inanıştır. İman akılla erilen öyle bir noktadır ki hiçbir akıl bunun aksini ispat edemez. Bilimde kuraldır, ortaya konan teorem aksi ispat edilemediği müddetçe doğrudur, gerçektir, kabul edilmiştir, inanılmıştır.Kur'an öyle bir ALLAH GERÇEĞİ çizer ki bunun gerçek ilmi akılla inkarı asla mümkün değildir...
***
İkan/yakin sahipleri.Ayetleri Bi-Ayetler ile(kendinden açığa çıkan işaretler ile) kendine ve anına yakın edinenler.Bu durumda olanların imanları/ayetleri canlıdır,adeta her an görüyormuşcasına şuurlu olarak iman ederler...Onlar Bi-ahirete de ikan ederler.Ötedeki bir ahiret değil, "kendilerinden açığa çıkacak olan(Bi!)" ahiret boyutu. Her an dahi insanlık alemi kendilerinden açığa çıkanın sonucunu yaşar, sonsuz süreç de böyle devam eder.Allahu alem.Kalpsiz, sevgisiz, aşksız imanın tadı olmaz.Bir kanat akıl ise, diğeri kalptir.
***
Yasin 70-) liyünzire men kâne hayyenve yehıkkal kavlü alel kafiriyn;
Hay/diri olan kimseyi uyarsın ve/böylece kafirler/örtüler üzerine söz (la ilahe illallah!) hakolsun/gerçekleşsin.
Örtülerinin(perdelerinin) farkında olan bilinç diridir, olmayan ölü! Kur'an bilincindeki perdelerin farkında olana hatırlatmadır. Ki "la ilahe illallah" sözü ile bu perdelerinden kurtulabilsin! Bilincindeki perdelerden habersiz olan, kendini perdesiz sanan, perdeli olduğunun farkında olmayan neyi hatırlasın da onlardan nasıl kurtulabilsin?!
***
Mutlak Tek Vücud var.Bu Vücud insanlara GÖRE başka, bakterilere göre başka...her boyut canlısına göre başka algılanıyor. ALLAH'a göre İLİM olarak algılanıyor.ALLAH maddeyi bizim gözümüzden, biz olarak madde olarak görür, maddeyi gören bizizdir. Her boyut canlıları tarafından algılanır, algıya göre oluşur.ALLAH'ın indine göre ise Mevcut İLİM'dir.Bilgisayar buna güzel bir misaldir. 0-1'den oluşan programlar işlevdedir.
***
Zahir ALLAH'a dönük bir isimdir, maddeye değil.Zatında Gayb iken algılanmayan İLMİ Batın idi.
Zatından açığa çıkıp algıladığı anda İLMİ Zahir oldu.Zahir, Batın olan İLİM; Zahir, Batın ALLAH'a göre.Zatında Gaybken Batın, İLMİnde İLİM olarak Zahir.Bizim dünyaMızdaki Zahir, Batın anlayışı değil.ALLAH'a göre, O'nun indinden, İLMe göre...
***
"DünyaNızdan" diyor Hz. Muhammed(AS). O bizim dünyaMızın tanımlamalarından beri. Onun Zahir'den anladığı ile bizim zahirden anladığımız farklı şey. O her şeye İLİM/MANA düzeyinde bakıyor, madde/yapı zannından arınmış olarak. Beş duyunun kaydında olarak üretilmiş kavramlarla onun işi yok. Onun işi ALLAH MANASI ile, ALLAH İLMİ ile...Onun işi doğmayan, doğurmayan, ölmeyen, yemeyen, uyumayan, sınırsız-sonsuz olan ile...
***
"Ete-kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm." Zatı ile Mutlak Gayb olan ALLAH, İlmi ile Şehadet'e geldi. İlminden algılanan manalar Zahir, algılanmayan manalar Batın oldu. İlminde, ilmini, ilmiyle Seyr eyledi. İlminde ilmiyle var olanların ilmi suretten başka varlıkları yoktur. O ilmi suret ete-kemiğe bürünmüş olarak görünmektedir. Zahir, et-kemik görünen beden değil, et-kemik bedene bürünen İlmi'dir.
***
Zahiri elle tutulan, gözle görülen madde sandık. İnsan bedeni doğar, doğurur, ölür, yer, içer, uyur... ALLAH ise doğmaz, doğurmaz, ölmez, yemez, içmez, uyumaz... Gerçek bu olduğuna göre, ALLAH'ın Zahir oluşunu nasıl anlamak gerekir? İnsanın doğmayan, doğurmayan, ölmeyen, yemeyen,içmeyen, uyumayan Zahir'i ne olsa gerek? Zahir, et-kemik madde beden olmasa gerek!
***
ALLAH'ın Zahir olması da, Batın olması da İLİM/MANA açısındandır. İLİM olarak Zahir'dir, İLİM olarak Batın'dır. İLİM olarak algılayabildiğin MANA Zahir, algılayamadığın Batın'dır. Maddenin varlığı vehmi bir zandır, kendini madde sananın duyularına göre vardır. Alemler İLMİ bir surettir, alemler madden hayaldir. ALLAH indinde olmak, İLİM/MANA indinden bakıp, Varlığın Hakikatini Derunundan Teklikte görmektir.
***
Vehimdeki madde zannını parçalamak, atomu parçalamaktan çok daha zordur. Maddecilik görüşü atomun parçalanıp özüne ulaşılması ile birlikte iflas etti. Kuantum, hologram bilgisi din ile bilimin ikiz kardeş olduğunu gösterdi, Kur'an ve İnsan gibi. Bilim Besmele'ye, Tevhid'e, İhlas'a getirdi, MANA'yı OKU'yabileni. Tasavvuf Huzur'a erdirdi, ALLAH MANASI'na ereni...Alemlerin aslı hayaldir, İLLALLAH...
***
Kur'an bir tarih kitabı değil, misalleri an'ında ara. Kur'an sihirli bir söz değil, işaretleri kendinde ara. Kur'an seni sana anlatır, anlatılanı başkasına yorma. Mümin nerende, kafir nerende? Melek nerende, şeytan nerende? Sema nerende, Arz nerende? Rab nerende, abd nerende? İnsan nerende, hayvan nerende? Şuur musun, beden mi? Esma mısın, beyin mi?
***
Kuşları alıştırma uğraşı, kuşları parçalamak olayı diye anlatılırsa:
2-260(Hasan Güler/B-Meal):
Hani İbrahim (de bir zaman):
“Rabbim göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?”, demişti...
(Rabbi) dedi:
“İman etmedin mi ki?”..
(İbrahim) dedi:
“Elbette (iman ettim; ilmel yakin olarak bildim);ama kalbimin mutmain olması için”...
(Allah) buyurdu:
“O halde KUŞ’tan (kuş cinsinden) dört (çeşit) al/tut...
Onları kendine çek/alıştır/zabdet, sonra onlardan birer cüz olarak her bir dağın üzerine koy...Sonra onları çağır, sa’yederek/koşarak sana gelirler (zira boğazlanmalarından sonra artık onları sen dirilttin)...Bil ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir”.
Öncelikle verilen misalin kendisini doğru anlamak lazım. Misalin kendisini daha doğru anlamamış iken, bu misalle neye işaret edildiğini nasıl doğru tespit edebiliriz?! Misalin kendisini doğru anlamak için de doğru meallerden ayetleri okumalıyız. Yanlış meallendirmeleri okuduğumuzda nasıl doğru yorumlara ulaşabiliriz?!
Verilen bu kuş misalinin kendisi genelde şöyle bilinir: Hz. İbrahim dört tane kuş almış, sonra bunları parçalamış, her bir parçayı dağlara dağıtmış. Sonra o parçalara seslenmiş de o parçalar canlanmış, koşarak Hz. İbrahim'e gelmişler...Üç aşağı, beş yukarı böyle anlaşılır, böyle anlatılır olmuştur. Misal gerçekmiş gibi değerlendirilmesi bir yana, misalin kendisi dahi yanlış anlaşılmış, yanlış anlatılmıştır...
Halbuki bu MİSALde kuşların parçalanmasından, öldürülmesinden... bahsedilmiyor. Hz. İbrahim'e “kuşçuluk uğraşı” misal olarak veriliyor. Kuş besleyenlerin kuşları kendisine alıştırması, Rabbimizin ölüleri diriltmesine misal olarak veriliyor. Yani misalde kan, şiddet, abartı, uçukluk yok. Misalde kuşları parçalama, öldürme… yok. Kuş besleyenlerin kuşları kendilerine alıştırma yöntemleri misal olarak sunuluyor.
Verilen misal güzel, kuş besleyenlerin kuşları kendilerine alıştırma yöntemleri. Çoğunluğun anladığı yanlış misal,bu misali kötü bir misal şekline sokuyor, kuşları parçalamak, öldürmek… Verilen misal gerçekçi, dünyamızda olan sıradan güzel bir uğraş, kuşçuluk… Çoğunluğun anladığı yanlış misal, kötü olduğu kadar uçuk, gerçekçi değil. Hatta bir çok kişi tarafından o yanlış misal alay konusu edilerek, din düşmanlığı, dindarları küçük düşürme yoluna kapı açıyor…
Cüz, “parça/birim” demektir. Cüzzi varlık denir, insan için; parça, birim varlık anlamında. Cüzzi varlık, parçala/öldür manasında değildir, bildiğiniz gibi. “Sonra onlardan birer cüz olarak her bir dağın üzerine koy”, “o dört kuştan birer cüz yani birer tane” anlamında, yani “dördünü ayır, her birini ayrı bir dağa koy” anlamındadır… Dört kuşun her birini ayrı bir dağa koy…
Hasan Güler’in parantez içi yaptığı kendisinin yorumu olan “boğazlanmalarından” ifadesi ile de beslenmelerinden/doyurulmalarından olarak değerlendiriyorum.Boğazlanmak beslenmek anlamında kullanmış, boğarak öldürmek anlamında kullanılmamıştır diye düşünüyorum. Gerçi parantez içi yorumudur, neyi kastettiğini kendisi daha iyi bilir. Güzel meallendirmesine paralel olarak düşündüğümüzde “beslenmek, yemek” manası uygun düşüyor... Aksi halde hangi kuş “kendisini öldürene manasında boğazlayana”, dirilse koşarak gider…
Zira beslenmelerinden sonra(onları besleyerek), artık onları sen dirilttin(onlara sen hayat veriyorsun). Bundan dolayı o kuşları kendine alıştırdıktan sonra, ister onları değişik dağların tepesine bırak, yine alıştıkları için(beslenmek için) sana geri gelirler. Uçarak değil de koşarak denmiş.Neden?Kuş besleyenler kuşları kendine alıştırma çalışmaları yaparken, kuşlar uçup kaçmasın diye kanatlarını kullanmamaları için kendilerince bir önlem alıyorlar(kanat yolmak). Bundan dolayı "uçarak sana gelirler" denmemiş, "koşarak sana gelirler" denmiştir, diye yorumluyorum. Allah bilir…
Bu dört kuş misali ile ne kast edilmiş olunabilir? Bu sorunun bir çok doğru cevabı olabilir. Çünkü misal verilmiş. Tek cevabı olsa idi misal verilmez, direkt o cevap verilirdi ayette. Bu misal ile kastedilen insan ruhunun(KUŞ misali!) dört bölümden/katmandan(dört kuş misali!) oluşması olabilir. Ki insan ruhunun oluşmasına dönük bu açılımı yapan Ahmed Hulusi’den şu alıntıyı yapalım:
“AHMED HULUSİ/İNSAN VE SIRLARI 1/«İNSAN RUHU» ÜZERİNE AÇIKLAMALAR:
Bizim araştırma ve tetkiklerimize göre, kısaca «RUH» denilen «insan ruhu» üç veya dört bölümde meydana gelmektedir.
1.-Taşıyıcı dalgalar (ruh). Hologramik görüntülü dalga beden.
2.-«Antiçekim» özellikli dalgalardan oluşan yük.
3.-Pozitif enerji yükü. (enerji dalgası - Nur)
4.-BELLEK dalgaları.”
Notum: Antiçekim dalgaları iman nuru denen olup, anne karnında (120. günde) şaki olarak yaratılanda(insan ruhunda) bu dalga yok, onlarda ruh üç katmanlı. Hz. İbrahim said olarak yaratıldığı için onda iman nuru/antiçekim dalgaları vardır ki ona/said olana dönük olarak dört katman söz konusudur. Bundan dolayı Hz. İbrahime/said olarak yaratılana dönük olarak, ayette dört kuş(ruhun dört katmanı) denmiş olabilir.
Bu misal ile Nefs mertebelerine dönük olarak nefsi emmare, nefsi levvame, nefsi mülhime, nefsi mutmaine(radiye ve safiye içindedir, basamaklarıdır) de kastedilmiş olabilir. KUŞ Nefse, dört kuş nefsin bu mertebelerine dönük olabilir…Cevaplar arttırılabilir. …Zat-Sıfat-Esma-Efal, Cebrail-Mikail-İsrafil-Azrail, maden-bitki-hayvan-insan, ateş-hava-su-toprak, zat-ilim-enerji-madde vs….