“Haşredin (toplayın) o zulmedenleri, onların eşlerini ve tapınıp kulluk yaptıkları şeyleri”.

19 / Kasım / 2010 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com

SAFFAT SURESİ . (B-Meal / Hasan Güler):

Saim Yusuf

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) VesSaaaffati saffa;Andolsun o saf olup dizilenlere.

 

(6. ayette o saf olup dizilenlerin ne olduğu açıklanmış! Astrolojik etkilere dikkat çekilmiş! Gezegenlerden çıkan frekansların beyin üzerindeki manasal işlevi söz konusu!)

 

2-) Fezzacirati zecra;O şiddetle def’edenlere/men’edenlere
(Beyin, yapısına uygun olmayan frekansları alamaz, o manaları değerlendiremez. Beynin aldığı frekanslar negatif yönde ise, hakikatten uzak düşer. Dışsallığa yönelir, kendini ayrı bir varlık olarak zan eder ve ötesinde bir ilah var sanır. İkilik anlayışı ile “ben ve ilahım” anlayışsızlığına düşer. Bu ayette saf olup dizilen gezegenlerin negatif frekanslarının etkileri açıklanmıştır. Bu negatif etkileri alan beyin sahibi insanlar hakikatlerinden uzak düşerler.)

 

3-) Fettaliyati zikra;O zikir tilavet edenlere.

 

(Beyin, yapısına uygun frekansları alır, o manaları değerlendirir. O manalar istikametinde açılımlara gider. Beynin aldığı frekanslar pozitif yönde ise, hakikatine yakıyn olur. İçselliğe, özüne yönelir. Vahid olan Teklik Vücudunu fark eder. Kendini ayrı bir varlık görmediğinden, ötede bir ilah edinmez. Bu ayette saf olup dizilen gezegenlerin pozitif frekanslarının etkileri açıklanmıştır. Bu pozitif etkileri alan beyin sahibi insanlar hakikatlerine yakıyn olurlar.)

 

4-) İnne ilaheküm le Vahıd;Muhakkak ki sizin ilahınız (yaratanınız) Vahid’dir!.

 

(Vahid yani Tek Bir Vücud söz konusu ise; ilah olacak ötede ayrı bir varlık, onu ilah edinecek ayrı varlıklar olmamalıdır. Tek Bir Vücud vardır Vahid mertebesinde. Vahid var, öyleyse ötede bir ilah yok! Vahid var, öyleyse kendinize ayrı bir varlık verip ötede bir ilah zannına kapılmayın. Ayetler güzelce sıralanmış, bütüncül bir mana ifade ediyorlar, her iki yönü iyice açıklıyorlar.)

 

5-) Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma ve Rabbül meşarık;Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbidir; ve doğuların da Rabbidir (O) !.

 

(Semavat ve ondaki gezegenlerin, Arz’ın ve ondaki canlıların ve ikisi arasında olanların yani gezegenlerden yayılan frekansların insanları etkilemesi, hepsinin Rabbidir, hepsi esmasının açığa çıkışıyla var olan varlıklar ve işlevlerdir. Doğuların/doğma/açığa çıkma yerlerinin Rabbidir, Sema ve Arz arasında olan frekans iletişimi ile açığa çıkanların Rabbidir, onlar/herşey esmaların açığa çıkışıdır.)

 

 6-) İnna zeyyennes Semaed dünya Bi ziynetinil kevakib;Muhakkak ki biz, o en yakın Sema’yı (Bi-) bir ziynet ile, (yani) kevkeb (gezegen)’ler ile süsledik.

 

(Muhakkak ki biz dünya semasını süsledik, gezegenlerin Bi-ziyneti/değerli/önemli yönü ile. Yani, dünya semasında bulunan gezegenler, dünyaya sürekli frekans yayını yaparlar, dünyadaki varlıkların ve oluşlarının açığa çıkması için esma/mana yayını yaparlar(hologram!). "Bi-ziynet" ifadesinin başındaki "Bi" işareti; "zahirde bilinen ziynet kelimesinin manasına/işlevine yönel, ziynetin kendisini değil, manasını al; özüne dönük işleyen "değerli/önemli" bir sistemden bahsedildiğini anla" işareti veriyor! )

 

 7-) Ve hıfzan min külli şeytanin marid;Ve (onu) itaattan çıkan her azgın şeytandan koruduk.

 

(İtaattan çıkan negatif manalara yöneldiği için pozitif manalardan uzaklaşır. Bu olaya en güzel örnek şeytanın/iblisin kibirlenip benliğini tavan yapıp negatif manalara yönelmesiydi. Melekler arasında o Adem’e secde etmedi, büyüklük tasladı, kibrine yediremedi, zaten cinden idi, yani cini(negatif) yapıya dönmesi istenen bir varlıktı.

 

8-) La yessemmeune ilel Meleil A`la ve yukzefune min külli canib; (O şeytanlar) Mele-i A’la’yı dinleyemezler ve her taraftan kuvvetle (sürülüp) atılırlar.

 

(Bu halinden dolayı ne o şeytan, ne de onunla aynı özelliği taşıyan insan şeytanı Mele-i Ala’yı(en üst pozitif manaları içeren frekansları) dinleyemez yani yapıları/özellikleri buna müsait olmadığından onları alamazlar. Onlar benlik ve bencillik içindeler, dar ve negatif bir alandalar. Ademi manaya secde etmemişler yani bu manayı kendilerinde açığa çıkaramamışlar, negatif frekans olumsuz manalar içindedirler. O en üst pozitif frekanslara, olumlu manalara yükselemezler. Onlardaki Bi-izniHİ bu negatif yönedir, pozitif yöne izin yoktur.)

 

9-) Dühuren ve lehüm azâbün vasıb;Kovularak (atılırlar)... Onlar için daimi bir azab vardır.

 

(Pozitif frekanslardan, olumlu manalardan, güzel esmalardan(Esma-ül Hüsna!) uzak, esma kırıntılarının oluşturduğu zayıf ve negatif manalar içindedirler. Onlar yapılarını oluşturan ve aldıkları negatif frekanslı olumsuz manalar dolayısıyla daimi bir azap halindedirler, hakikatten uzak, zan üzere yaşam halindedirler, manevi ateşleri hiç bitmez.)

 

 10-) İlla men hatıfel hatfete feetbeahu şihabün sâkıb;Ancak bir söz kapan/çalan olursa, bu yüzden onu şihab-ı sakıb (parlak/delici bir alev; yakıp yok edici bir şey) takib eder.

 

(Mele-i Ala’dan yani en yüksek pozitif manalardan alanlar, aldıkları ilmi tefekkür ederken cin şeytanı; bu ilmi açıklarken de insan şeytanı ezber ve taklit üzere papağan gibi tekrar ederek yandaş edinmeye çalışırlar. Ama, bir tür ilmi hırsızlık ile çalınan mananın kalıcılığı ve inandırıcılığı sürekli olmaz. Onlar(cin ve insan şeytanları) yine gezegenlerden kendilerine gelen yapılarına uygun negatif frekanslı olumsuz manaları almaya devam ederler. Ve önceden çaldıkları ilmin bir hayrını görmezler, o çalınan ilim onlarda kalmaz, uçar gider, onlar yine negatif hallerini devam ettirirler.)

 

 11-) Festeftihim ehüm eşeddü halkan emmen halakna* inna halaknahüm min tıynin lazib;İmdi fetva iste (demek ki fetva pozitiv bir mana ifade etmiyor?) /sor onlara: Yaratılış itibarıyla onlar mı daha şiddetli (güçlü) yoksa yarattıklarımız (melekler) mı?... Doğrusu biz onları Tıyn-i Lazib (yapışkan-kopup ayrılmayan bir balçık?)’den yarattık.

 

(Yaratılış itibarıyla onlar mı yani et-kemik bedenler mi daha güçlü, yoksa yarattığımız melekler mi? Yaratımda et-kemik bedenin mi sözü geçiyor, yoksa meleklerin mi? İnsanlar üzerinde madde mi daha etkili, yoksa gezegenlerden gelen meleki yapılar yani mana yüklü kozmik enerjiler mi? Doğrusu biz insanları hücresel bir yapıdan yarattık. O meleki boyutu madde görünümüne indirgedik. Aslonan meleki yapınızdır, madde zandır. Meleki yapılar üzerinizde etkilidir, öyleyse aslında siz de meleki yapılarsınız! Şuurlu enerji varlıklarsınız.)

 

 12-) Bel acibte ve yesharun; Hayır, onlar alay ediyor oldukları halde sen hayretle şaşıp kaldın.

 

(Onlar kendilerini et-kemik beden zan ediyorlar ve senin açıklamalarını alaya alıyorlar. Seni anlamıyorlar, akılları kıt olan kendileri, sana mecnun diyorlar. Hafsalaları bu gerçeği kabul edemiyor. Gezegenlerin meleki boyutunun(soyut enerji boyutunun esmalarının) üzerlerindeki etkisini anlayamıyorlar. Halbu ki onlar kendileriyle, gerçeklikleriyle alay ediyor, beden zannıyla oyalanıyorlar. Sen Oku’duğun bu gerçeği onların Oku’yamamasına şaştın kaldın. Onların ne kadar büyük bir çıkmazda, yanlışta olduklarını, madde batağına batmış sefil bir hayatta olduklarını gördün. Onlar meleki yapılarının farkında değiller, beden zannıyla yaşıyorlar.)

 

 13-) Ve iza zükkiru la yezkürun;Onlar tezkir olunduklarında (hatırlatıldıklarında, öğütlendiklerinde de) düşünüp öğüt almazlar.

 

(Onlara gerçek olan anlatıldığında, onlar bunu düşünüp kabullenemezler. Akılları bu gerçeği kavrayamaz. Onlar madde zannıyla yaşıyorlar. Kendilerindeki Meleki boyuttan haberleri yok. Hakikatleri olan meleki yapılarından haberleri yok. Akılları maddeye, bedene dönük çalışıyor. O’nu ötede bir ilah olarak görüyorlar. Materyalist(maddecilik) bir düşünce içinde dualizm(ikilik) anlayışındalar. Özlerinden ve özelliklerinden haberleri yok. Özlerini ve özelliklerini kavrayacak anlayış onlarda yok.)

 

14-) Ve iza raev ayeten yesteshırun;Bir ayet (hakikatı gösteren bir şey, hakkani bir nitelik) gördüklerinde, alaya alırlar.

 

(Onlar bir ayet/işaret gördüklerinde hemen maddeye/bedene dönük yorumlar, gerçeği çarpıtırlar. Anlatılan gerçeği, zanlarındaki bozuk anlayışla yorumlarlar. Açıklananın tam tersi, zıt bir sonuç çıkarırlar. Cennet ve cehennemi misal vererek anlatırız, onlar bunu madde, beden zannıyla yorumlarlar. Sarhoşluk vermeyen içecekler(Allah aşkı sarhoşluğu veren ilim!) deriz, onlar bunu bedenlerine alıp sarhoş etmeyen maddi içecekler olarak yorumlarlar. Huri İyn(iri gözlüler, keskin bakışlar, güçlü anlayış sağlayan kuvveler!) deriz, onlar bunu maddi dişiler olarak cinselliğe dönük algılarlar. Onlar ayetlerimizle bu şekilde alay ediyorlar, aslında kendileri/hakikatleri ile alay ediyorlar. Farkında değiller.)

 

15-) Ve kalu in hazâ illâ sıhrun mübiyn; “Bu apaçık bir sihir (büyüleyici etki) den başka değil” dediler.

 

(“Semadaki gezegenlerin Arz’daki bizlerin üzerindeki meleki(soyut enerji esma kuvveleri!) etkileri sihirli/büyüleyici olmayacak bir söz” demek istediler. Materyalist bakışla madde zannı üzerine direttiler. Meleki/enerji yapılı boyutu ve etkisini kabul etmediler. Bu boyuta ait açıklamaları gerçekliği olmayan akla ters inanılmayacak büyüleyici/sihirli sözler olarak değerlendirip inkar ettiler. Madde beden insan ve ötede bir ilah dualizm/ikilik anlayışında direttiler.)

 

16-) Eiza mitna ve künna türaben ve ızamen einna le meb`usun; “Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, gerçekten biz ba’solunacak mıyız?”.

 

(Kendilerini madde beden olarak gördükleri için, öldükten sonra çürüyüp yok olacaklarına inanıyorlardı. Onlar ötede bir ilaha tapıyorlardı. Kendilerini madde bir beden olarak görüyorlardı. Öldükten sonra et-kemik bedenin çürüyüp yok olduğunu da gördüklerinden, yeniden et-kemik bir bedenle ba’s olunmayacaklarını biliyorlardı. Ama, kendilerini et-kemik beden olarak gördüklerinden, çürüyüp yok olacaklarını sanıyorlardı. Ruhsal meleki yapılarından haberleri yoktu. Bu yapının varlığını idrak edemiyor, inkar ediyorlardı.)

 

17-) Eve abaünel evvelun; “Evvelki babalarımız/atalarımız da mı?”.

 

(Yani, bizden önce yaşayıp, ölmüş babalarımız, atalarımız çürüyüp toprak oldular, Tekrar nasıl et-kemik beden olabilirler? Olmadılar, olamayacaklar, çürüyüp yok oldular. Dürüst olmak gerekirse, olaya madde yönüyle bakarsak onlar(babaları, ataları) et-kemik beden olarak çürüyüp gittiler, et-kemik beden olarak diriltilecek değiller. Çünkü her an yeni bir oluşta olan ALLAH aynı oluşu tekrar etmez. İnsan, siperm, zigot.. beden şeklinde değişik aşamalardan, değişik evrelerden geçer. Bedenin ölümü ile de başka bir yapıya doğar. Ya nar(cini) boyuta, ya da nur(meleki) boyuta doğacaktır. İnsanın tekrar et-kemik bedenle diriltileceğini sanmak, geriye doğru gitmek anlamına olur ki, daima ileriye doğru giden sisteme ve içinde bulunduğumuz gerçeklere terstir.İnsan evrenler/boyutlar arasında(nar boyutları ve nur boyutları) yolculuğuna devam edecektir.Kurtulamamışsa eğer burada, orada da madde zannıyla yaşamına devam edecek, buradaki cehennemini arttırarak devam ettirecektir.)

 

18-) Kul neam ve entüm dahırun;De ki: “Evet!.. Ve siz de dahiriyn (küçülmüş, boyun bükmüş, zelil) olarak (ba’solunacaksınız)”.

 

(Yani, siz bu yanlış inancınız, ters bakış açınızla daha zelil bir boyutta ba’s olunacaksınız. Burada nasıl manen nar’ı tadıyorsanız, orada da nar’ı tadacaksınız. Burada nasıl madde zannıyla yaşıyorsanız, orada da aynı madde zannıyla yaşayacaksınız. Daha beter ve daha sapkın olarak, sürekli o boyutlardan geçeceksiniz.Denmek isteniyor kendini çürüyüp yok olacak beden sanan, şuursal bir meleki yapı olduklarından haberi olmayanlara.. Rüya alemi, kabir alemine güzel bir misaldir. Uykudayız, ama kendinizi madde aleminde sanıyoruz, öyleymiş gibi yaşıyoruz. .)

 

19-) Feinnema hiye zecretün vahıdetün feiza hüm yenzurun;
O ancak zecre-i vahide’dir; birden onlar bakınırlar.

 

O ancak “dirilten bir sesleniştir(zecre-i vahide!)”, o ancak manen bir fark ediştir. O seslenişin/uyarının/hatırlatmanın/aydınlatmanın/fark ettirmenin farkına varanlar/yakınen görenler/anında bulanlar/yakınında bulanlar, manen dirilirler. Anlatılmak isteneni öteye atanlar, hayale katanlar, geleceğe yollayanlar hala uyuyorlardır, manen ölüdürler. Bu ayeti şu ana, her ana, yakın olana, yakınında olana göre yorumlamak gerekir ki o an burada manen dirilmek nasip olsun. O ancak dirilten bir sesleniştir, birden onlar bakarlar. O ancak manen dirilten bir şu an yapılan bir seslenişdir/uyarmadır/uyanmadır/anmadır/hatırlatmadır/fark ettirmedir/aydınlanmadır… Birden/aniden/şu an/şimdi onlar/seslenişe kulak verenler/farkına varanlar/aydınlığa kavuşanlar/manen dirilenler şimdi/şu an/anında bakınırlar/fark ederler/aydınlanırlar/anlarlar…

 

20-) Ve kalu ya veylena hazâ yevmüd diyn;
 “Vay bize!... Bu, Diyn Günü’dür!” dediler.

 

Vay bize… Bu seslenişi/hatırlatmayı/uyarıyı hep geleceğe dönük değerlendiriyorduk… Şimdi/şu ana/her ana dönük olan bir sesleniş/uyarı/hatırlatma olduğunu fark edememiştik… Bu Diyn Günü’dür… Bu yani bilinen şu an yani bilinen her an İslam/Teslimiyet/Selamet denilen Diyn Günü/An’ıymış… Her şey-her an esmaları ile var olduğu için hep Allah’a teslim imiş. Allah ötede bir ilah değilmiş, esmaları/özellikleri ile bizi var edenmiş. Allah özellikleri ile özümüz olan imiş… Der… Kim? Dirilten bu seslenişe kulak/gönül veren… Ne zaman der? Dünyanın kıyameti kopmadan, bedenen ölümü tatmadan… Şuuru/Manası kıyam ettiğinde, beden zannı/birimsellik bilinci öldüğünde, hakikatini fark ettiği An’da…

 

21-) Hazâ yevmül faslilleziy küntüm Bihi tükezzibun;
 (Yani): “Bu, kendisini (B sırrınca) yalanladığınız fasl (hüküm, ayırdetme) günü’dür”.

 

Bu yani şimdi/şu an yaşanan gün(ki her an dirilten seslenişle muhataptınız!),  fasl(hüküm verilesi, ayırt edilesi, fark edilesi!) gündür/andır… Bu gerçeği/hakikati fark edilesi günü şimdiye kadar hep ötelere, gelecek bir zamana göndererek geçiştirdik, farkında olmadık şu anımızın… Tekzip ettik, yalanladık, görmezden geldik, farkına varamadık… Dem bu demmiş, sesleniş her anaymış, uyarı her anaymış, fark edilesi her andaymış… Uzakta değil yakındaymış… Anımız kadar, noktamız kadar yakın…  Hazâ yevmül faslilleziy küntüm Bihi tükezzibun.. Bu, fasl günüdür ki/lakin siz Bi-onu(BiHi!) tekzip ettiniz(yalanladınız, onaylamadınız, yanlış değerlendirdiniz, gerçeğini görmezden geldiniz, hakikatini fark etmediniz!)… BiHi; Bi-Onu yani hakikatinizde/kendinizde var olan o dirilten seslenişi/uyarıyı/hatırlatmayı… Ayrıntısı sıradaki ayette.. O ayeti can kulağımızı verip yorumlayalım ki işi hayali kavramlara sürüklemeyelim…

 

22-) Uhşürulleziyne zalemu ve ezvacehüm ve ma kânu ya`budun;
 “Haşredin (toplayın) o zulmedenleri, onların eşlerini ve tapınıp kulluk yaptıkları şeyleri”.

 

Haşredin/toplayın o zulmedenleri… Kim bu toplanası zulmedenler?.. İnan ki çok uzakta değil o toplanası zulmedenler… Aynaya bak, sen de göreceksin o zulmedenleri… Haydi birlikte toplamaya, bir araya getirmeye çalışalım insan/insan manasına/insanın hakikatine zulmedenleri… İnsanı esma meleki yapısından uzaklaştıran, nefsi olan bu hakikatten uzak düşüren, insanı et-kemik bir beden sandırıp bedensellik içinde perişan eden o zulmedenleri… Maddeyi gören göz, duyan kulak, tadan/konuşan dil, dokunan ten, tutan el, yürüyen ayak, mide derdi, şehvet isteği, eğlencesi, dinlencesi… Topla hepsini, ortaya çıktı mı insan bedeni… Ortaya çıktı mı bedensellik zannı… “Onların eşleri” ifadesi ile kastedilen “İnsan”ın bedenidir… Toplayınca zulmedenleri, ortaya çıkıyor insanın bedeni(insanların eşleri)… Ve tapınıp kulluk yaptıkları şeyleri… Nedir? İnsanın bedeni… İnsan bedensellik yaşamı içinde adeta bedenselliğe kulluk etmektedir… Ayetteki “ve “ bağlacını, manayı daha da açıcı olarak değerlendirelim… Üç ayrı şey var da üçünün toplamı manasında değil… “Ve” öncesindeki ifadeyi daha da açıyor… Allah gerçeği apaçık, detaylandırarak açıklıyor ki anlayalım diye… Haşredin/toplayın o zulmedenleri… Yani, uvuz, organ ve işlevlerini düşünüp bir araya getirin… Ve onların birleşiminden/işlevlerinden oluşan beden/benden zannının ve ona tapınıp kulluk ettiğinizin yani bedensellik anlayışı içinde yaşam sürdüğünüzün farkına varın, denmek isteniyor…

 

23-) Min dunillahi fehduhüm ila sıratıl cahıym;
 “Allah’ın gayrından!... Onları Sırat’ı Cahıym’e yollandırın”.

 

Allah’ın gayrından olarak kabul edilen beden ve adeta tapılıp kulluk edilen bedensellik yaşamı… Özündeki özellikleri ile var olan Allah’ı bırakmış, beden zannı ve bedensellik yaşamı içinde perişan olan insan profili… Bu profil, insanın şu an yaşadığı hayata pek yabancı değil gibi… Onları(beden zannı oluşturanları) Sırat’ı Cahiym’e yollayın… Onları bilfiil yakın manasında değil tabiî ki… İşlevlerini doğru yola çekmek için, yanlış olan işlevsel yolu yakın… Onları hakikate hizmet eder hale getirmek için, onların işlevlerinin hakikatine yönelin…

 

24-) Ve kıfuhüm innehüm mes`ulun;
 “Ve durdurun onları!... Muhakkak ki onlar mes’uldurlar”.

 

Bundan dolayı önce durdurun onları(beş duyu…)… Ve onlara sual edin, sorun, sorgulayın onların gerçek işlevlerini, anlamaya çalışın nasıl oluşturuyorlar beden zannını… İşin özüne, ilmi yanına, bilimsel verilere yönelin… Sorgulayın beden zannı oluşturan beş duyunun çalışma sistemini, gerçeğinizi…

 

25-) Ma leküm la tenasarun;
 “Ne oluyor size ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” (denilir onlara).

 

Hadi bir noktada toplamak için yardımlaştıralım onları… Göz kendine gelen belli frekanslar arasındaki dalgaları alır, beyne iletir ve orada bir noktada görme işlevi gerçekleşir. Görünen insanın dışında değil, beyninde izlediğidir. Kulak kendine gelen belli frekans aralığındaki dalgaları alır, beyne iletir ve orada bir noktada duyma işlevi gerçekleşir. İşitilen insanın dışında değil, beyninde duyduğudur… Dokunmada ha keza benzer şekildedir, koku almada vs… Öyleyse madde bir zandır, özünde dalgalar ve aslında manalar(esmalar) söz konusudur… Alemler esmaların bu şekilde okunup, bu okumanın şifrelenmesi ile madde olarak algılanır olur. Maddeden esmaya yönelmekle, bu madde şifresi deşifre edilmiş olunur…

 

26-) Bel hümül yevme müsteslimun;
Bilakis onlar bugün müsteslimun (boyun eğip teslim olmuşlar)’dur.

 

Bilakis onlar bugün yani şimdi, bu gerçekleri fark edip, bedensellik zannından arındıkları ve özlerindeki enerji/manayı/esmayı fark ettikleri zaman özlerinin özelliklerine teslim olduklarını anlarlar… Bu anlayış böylelikle imandan öte ikan düzeyine ulaşmış ise, artık bedensellik peşinden değil, manalar/enerji/esma peşinden koşarlar. DuyguSALlık da beden zannının bir ürünüdür. Deşin altını, göreceksiniz bunu… İnsan aklıyla halifedir, duyguSALlığıyla değil… Duygulara SAL açanın sonu bedenSELlikte boğulmaktır…

 

ALLAH bizleri Teslimiyetin farkında olup, bedensellik zannından arınarak hakikatine teslim olmuşlardan eylemiş olsun…