(O Kız Çocuğu) Hangi Suçundan Dolayı Katledildi?

20 / Ağustoz / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Cahiliye devrinde bazı insanlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek katlediyorlardı. Buna sebep olarak da “ bir savaş sırasında kızımız düşmanların eline geçer de namusumuz, şerefimiz iki paralık olur...” bahanesini öne sürüyorlardı. Kendilerini doğuran annelerinin de bir kız olduğunu unutmuş olarak, kızlara gerekli önemi göstermiyorlardı. Kız çocuklarının doğduğunun müjdesini aldıklarında dahi, en baştan memnuniyetsizlikleri yüzlerinden okunuyordu.(Zuhruf.17- Onlardan biri Rahmân`a nispet ettiği kızlar ile müjdelendiğinde, dertlenip yüzü simsiyah kesilir!).

 

Kur’an-ı Kerim’in Tekviyr Suresi’nde diri diri toprağa gömülen  kız çocuklarına yer verilmiştir. İlk 14 ayetinde sembolik ifadeler de kullanılarak kızlarını diri diri toprağa gömenlerin bunu yapmalarının gerçek temel sebepleri, bu işin hesabının sorulması/sorgulanması, bu işten pişman olunması konu edinilmektedir. Sembolik ifadeler de kullanılmasının  amacı bu ayetlerin bir çok manalar taşımasına dönüktür. Biz bu manalardan sadece biri olan, kızlarını diri diri toprağa gömenlerin hallerine dönük yorumlamaya, kız çocuklarına değer verilmesinin önemine işaret etmeye çalışacağız.

 

BismillahirRahmânirRahiym: Rahman ve Rahiym manası kapsamında, Allah ismine yönelmiş olarak (başlıyoruz)…

 

1-) Güneş dürüldüğünde: “Güneş” aklın sembolüdür, ilme/bilgiye işaret eder. “Güneşin dürülmesi” aklın dürülmesi, aklın devre dışı bırakılması, akılsızlığın hüküm sürmesi manasına gelir. Kızlarını diri diri toprağa gömerek katledenlerde akıl dürülmüş, devre dışı bırakılmıştı. Güneş dürüldüğünde ortalığı nasıl karanlık sarar ise; akıl da dürüldüğünde ilim karanlıkta kalır da ortalığı bilgisizlik, cehalet sarar…

2-) Yıldızlar karardığında: “Yıldızlar” fikirlere semboldür, tefekküre, düşünmeye işaret eder. “Yıldızların kararması” fikirlerin kararması, tefekkürün kaybolması, fikirsizliğin hüküm sürmesi manasına gelir. Güneş dürüldüğünde nasıl yıldızlar kararır, ışıksız kalırsa; akıl da dürülüp devre dışı bırakıldığın da fikirler kararır da tefekkür ortadan kalkar. Bu durumda olan insanlar akılsız, düşüncesiz işler yapmaya başlar. Kızlarını diri diri toprağa gömerek katletme yollarına giderler...

 

3-) Dağlar yürütüldüğünde: “Dağlar” benliklere/egolara semboldür, nefsini/kendini düşünmeye işaret eder. “Dağların yürütülmesi” benliklerin yol alması, egolarla hareket edilmesi, egoistliğin hüküm sürmesi manasına gelir. “… namusum/şerefim iki paralık olur” bahanesi de onların benliklerine dayanan egoistliklerinin dillendirilişidir. Bu egoistliklerinin sonucu olarak kızlarını diri diri toprağa gömerek katletme yoluna girmektedirler… 

4-) Işar (en gözde develer; zenginlik ve statü nesneleri) başıboş bırakılıp terk edildiğinde: Bu akılsızlık, fikirsizlik, egoistlik sonucu onlardaki yanlış namus/şeref takıntısı birinci sırayı almış, en önemli mesele haline gelmişti. Kız çocuklarının doğduğu müjdesini aldıklarında dahi kendini hemen açığa çıkarmış, o yanlış düşünceler devreye girmişti. Onlar için çok önemli olan ışar (en gözde develer; zenginlik ve statü nesneleri) dahi başıboş bırakılıp terk edilmişti. Yani diğer her şey ikinci plana atılmıştı. Kızlarını diri diri toprağa gömme düşüncesi kızlarının doğumu ile birinci sıraya yerleşmişti…

5-) Vahşiler haşrolunduğunda: “Vahşiler” hayvani duygulara semboldür; insandaki akıldan, fikirden uzak egoistlikle beslenen içgüdüsel hayvani duygulara işaret eder. “Vahşilerin haşrolması” insandaki hayvani duyguların toplanıp açığa çıkması, insanın hayvani duygularla hareket etmesi manasına gelir. Akılsız, fikirsiz, egoist olanda kızını vahşice, diri diri toprağa gömerek katledecek hayvani duygular toplanır ve açığa çıkar. O, vahşice davranacak, hayvani duygularını harekete geçirecek hale gelir…  

6-) Denizler kaynadığında: “Denizler” insandaki kimyasal salgılara (örneğin adrenalin gibi…) sembol olarak alınabilir. “Denizlerin kaynaması” insandaki kimyasal salgıların artıp aklı, fikri kilitlemesi; insanın salgılarının hükmüne girip akılsız, fikirsiz işler sergileyecek hale gelmesi manasına alınabilir. İnsan, adrenalin gibi salgıların yükselmesiyle akıldan uzaklaşıp sonunda pişman olabileceği vahşice işler yapabilir. O an sanki beyinler fokurdar, bedeni bir ateş kaplar. Kız çocuğunu diri diri toprağa gömerek katledecek bir hale gelir…     

7-) Nefsler tezvic edildiğinde: Nefisler eşleştirildiğinde… İnsani nefis şeytani nefisle birleştiğinde… Akılsızlık, fikirsizlik, egoistlik, takıntılılık, hayvani duygular, kaynayan salgılar ile insan adeta şeytana döner. O an şeytan vasıflı olur, yanlış yapacak, günah işleyecek ateşli/yakıcı bir hale dönüşür. O an artık kızını besleyip, koruyan baba gitmiş; onu diri diri toprağa gömüp katletmek isteyen şeytani bir nefis gelmiştir. O babanın nefsi şeytani nefisle eşleşmiş, birleşmiştir.

8-) Diri diri toprağa gömülen kız çocuklara sorulduğunda: Tüm bu olumsuz hallerin ard arda gelerek birleşmesi sonucu kız çocuğu diri diri toprağa gömülerek katledilmiştir. Şimdiye kadar olan ayetler kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek katletmenin temel ve gerçek sebeplerini; ardı ardına gelen olumsuz halleri ve bunların birleşerek bu yanlış işin yapılmasını açıklıyordu sembol dili ile. Akılsızlık, fikirsizlik, bilgisizlik, cehalet, egoistlik, kendini düşünmek, yanlışta takıntılılık, hayvani duyguların açığa çıkması, kimyasal salgıların yükselmesi, içgüdüsel hareket, şeytanlaşmak bu işi yapmanın gerçek ve temel sebepleridir. Günah ve suçlu yoruma, bahaneye yer bırakmayacak şekilde açıklanmıştır. Kız çocuğunu diri diri toprağa gömerek katleden apaçık günah işlemiş ve suçludur. Bundan dolayı bu ayette, o katledene değil(o ve bahanesi muhatap alınmıyor!), kız çocuğuna soruluyor haklı olan ve hakkını alacak olan olduğu için. “Diri diri topağa gömülen kız çocuklarına sorulduğunda” denerek. Burada katledene “kendini, katlettiğin o kız çocuğunun yerine koy da sor, sorgula” iması da var…   

9-) "Hangi suçundan dolayı öldürüldü?" diye: “Sor, sorgula; suçu, günahı neydi o kız çocuğunun? O kız çocuğunun bir suçu, günahı yoktu! Suçsuz, günahsız bir insanı haksız yere; akılsızlık, fikirsizlik, egoistlik ile yanlışta takıntılılık, hayvani duygular, ateşlenen salgılar, şeytanlaşan nefsin ile sen katlettin. Suçlu olan, günah işleyen sendin.” açımlına gidiyor önceki ayetler destek alınıp delil sunularak...    

10-) Kaydedilmiş sayfaları açıldığında: Ve sonrasında bu sorgulamayı, karşılaştırmayı yapacak kişi “kaydedilmiş sayfalarını açıyor”. Yani o yaptığı yanlış işin sebebinin ayetlerde açıklandığı gibi cereyan ettiğini, anlatılan ayetlerdeki hallerden geçtiğini, o aşamaların kendinde açığa çıktığını, hafızasında yer eden yaşadıklarına göz atarak, düşünerek suçlunun kendisi olduğunu anlıyor, kabulleniyor. “Aklı devre dışı bırakmıştım; akılsız, bilgisiz, cehalet içindeydim (güneş dürülmüştü!).  Tefekkürü/düşünmeyi bırakmıştım; yapacağım o kötü işin yanlışlığını sorgulamıyordum ( yıldızlar kararmıştı!). O yanlış düşüncede takılmıştım, birinci mesele haline getirmiştim; o yanlış düşünceye sorgusuz, sualsiz kilitlenmiştim(ışar başıboş bırakıldığında…). Hayvani duygulara esir olmuş, öldürme dürtüsüne kapılmış, içgüdüsel düşüncesiz hale gelmiştim( vahşiler haşrolduğunda!). Adrenalin gibi salgılarım artmış, ateşlenmiş, aklımı örtmüştüm; gözüm dönmüş beynim fokurdamış, ateşli/yakıcı bir hale gelmiştim( denizler kaynadığında!). Nefsim şeytan ile çiftleşmiş, birleşmişti; insanlıktan çıkmış şeytan olmuştum( nefisler eşleştiğinde/çiftleştiğinde!). Ve bu hallerin sonucunda hiçbir suçu, günahı olmayan kızımı diri diri toprağa gömerek katletmiştim” itirafında bulunarak ayetlerin haklılığını, bahanesinin haksızlığını, suçluluğunu fark eder, kabul eder…       

11-) Semâ sökülüp giderildiğinde: “Sema” düşünce ufuklarına semboldür, insanın düşünce alemine işaret eder. “Semanın sökülüp giderilmesi” insanın yanlış düşüncelerden arınarak kurtulması anlamına gelir. Artık o kişi, eski düşüncelerinin yanlışlığını fark etmenin sonucunda, bu yanlış düşüncelerden ve hallerden arınarak kurtulur. Aklı, bilgiyi, ilmi, tefekkürü, düşünmeyi kendine rehber edinir. Egoya uymaktan, takıntılı yanlış düşüncelerden, hayvani duygularla yaşamaktan, salgılarının hükmüne girmekten, şeytani nefisten arınır. “Estağfirullah” sözünün bizzat, bilfiil yaşantısı içine girer…

12-) Cahîm tutuşturulup alevlendirildiğinde: “Cahiym” pişmanlık yangınına semboldür, tövbe haline işarettir. “Cahiymin tutuşturulup alevlendirilmesi” pişmanlık yangınının alevlenmesi, pişmanlık halinin kişiyi sarması, tevbenin hal’en o kişide açığa çıkması manasına gelir. Çünkü o kişi ayetlerde açıklanan hali apaçık kendinde görmüş, suçun/günahın kendine ait olduğunu anlamış, haksız yere bir cana kıymış ve bu halden dolayı da pişmanlık yangınıyla yanar olmuştur. Ateş nasıl ki altını arındırır, altınla karışmış diğer değersiz maddeleri eritir ise; pişmanlık yangınının ateşi(nasuh tövbesi) de suçu/günahı da eritip insanı arındırır…

13-)Cennet yaklaştırıldığında: Hz. Ömer’in hali buna bir örnektir. “Cahiliye devrinde yaptığım iki şey var ki birini hatırladıkça güler, diğerini hatırladıkça ağlarım” demiştir. Güldüğü şey; yolculuğa çıkmadan önce kurabiyeden tanrılar yapıp, yolculuk öncesi onlara tapması, yolculuk sırasında ise onları yemesidir. Diğeri ise; ağlamasına, yalvarmasına rağmen kızını diri diri toprağa gömerek katletmesidir. Cahiliye devrinde bu halde olan Ömer, Müslüman olduktan sonra adaletin sembolü Hz. Ömer olmuştur. O; pişmanlık ateşi, samimi gözyaşları, içten yakarışları ile suçlarından, günahlarından arınmış, halifelik makamına kadar gelmiş, cennette olacaklar arasında ismi anılmıştır. Allah; gerçekten pişman olan, içten yakaran, yanlıştan dönen, samimi gözyaşları dökenleri, cehaletin karanlığından bilginin aydınlığına yönelenleri af eder, o halden muaf eder, kurtarır…


14-) Her nefs hazırladığı şeyi bilmiştir: Her kişi cenneti de, cehennemi de o an hali ve ameli ile manen de tatmıştır. Kızını diri diri toprağa gömen o an cehennem halini; o yaptığı işten pişman olan, o işten vazgeçen de cennet halini manen tatmıştır. Pişman olup yanlıştan dönen; o an cehennem haline dönük vasıflardan kurtulmuş, cennet haline dönük vasıflarla vasıflanma yoluna girmiştir. Her nefis/kişi hazırladığı şeyi o an bilmiştir; o an cehennemin veya cennetin hallerine dönük vasıfları elde etmiştir. Cennet ve cehennem; manen, kişiye bu kadar yakındır, anındadır, halindedir. Kişi; düşüncesi, sözü, ameli, hali olarak o an manen cennet veya cehennemin içindedir. O an bilmiştir, o an tatmıştır; şu an bunun farkında olmayan ölümötesinde bunun farkında, pişmanlığında, yaşayışında olacaktır. Şu an manen cennete dönük haller, vasıflar, özellikler içinde miyiz, cennet haline dönük vasıfları mı açığa çıkarıyoruz; yoksa cehenneme dönük vasıfları mı?” diye sorgulayıp ana, şimdiye düşünce ve amelimize odaklanmamız gerekir...

 

Akılsızlık(güneşin dürülmesi), fikirsizlik(yıldızların kararması), egoistlik(dağların yürütülmesi), bir yanlışa takıntılılık(o takıntının her şeyin önüne geçmesi), hayvani duyguların açığa çıkması( vahşilerin haşrolması), salgıları hükmüne girilmesi ( denizlerin kaynaması), nefisin şeytanlaşması( nefislerin eşleştirilmesi) hep cehennem hallerinin adımlarıdır, vasıflarıdır... Akıl yürütme, tefekkür etme, sorgulama(sayfaların neşrolması), yanlış düşüncelerden arınma(semanın sökülüp giderilmesi), pişmanlık yangınının alevlenmesi(cahimin tutuşturulup alevlenmesi) cennet haline yaklaştıran adımlardır, vasıflardır. Her nefis(kişi) hazırladığı şeyi bilmiştir, o anı yaşayan ve getirisini/götürüsünü kendinden/vasıflarından bilen olarak…

 

Son olarak şunu da ekleyelim ki; zamanımızda bazı kız çocuklarına erkek çocukları ile aynı değer verilmiyor ise; eğitim, meslek edinme gibi hakları verilmiyor, ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutuluyorlar ise; belki madden değil ama manen diri diri toprağa gömülüyorlar demektir. Bu suçun cezasını başta ebeveyn, sonrasında toplum hem bu dünyada, hem de ahrette çekecektir. Kur’an-ı Kerim’in iniş sırasına göre surelerine baktığımızda ilk hesabı sorulacak sorunun, kız çocuklarına dönük olarak “Hangi suçundan dolayı katledildi?”  sorusunun olması manidardır. “Hangi suçundan dolayı okutulmadı, hangi suçundan dolayı meslek edindirilmedi, hangi suçundan dolayı hakları verilmedi, hangi suçundan dolayı ihmal edildi, hangi suçundan dolayı ikinci plana atıldı, erkek çocukları ile eşit görülmedi…?” şeklinde soruyu zamanımıza dönük olarak da açabiliriz. Şunu da hatırlayalım ki; Kur’an “halife” derken kız-erkek ayrımı yapmamakta, cinsiyet ayrımı yapmadan insanlığa seslenmektedir. Ve cennet anaların ayakları altında, kız çocuklarına verilen değerin vesilesi iledir. Toplumun çekirdeği aile, o çekirdeğin içi kız çocuklarıdır. O çekirdeğin içi ne kadar güzel, olgun, yetkin, donanımlı hale getirilir ise bundan herkes kazançlı çıkar.

***

 

Kız çocukları ile ilgili bazı hadisler:

153 - Küleyb İbnu Menfa`a ceddi bulunan Küleyb el-Hanefi (radıyallahu anh)`den anlattığına göre, kendisi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)`a gelerek sormuştur: "Ey Allah`ın Resûlü kime karşı iyilik yapayım?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı vermiştir: "Annene, babana, KIZKARDEŞİNE, oğlan kardeşine, bunu takip eden azadlına. Bu iyiliği de, üzerine vâcib olan bir hakkın ödenmesi, yani, sıla-ı rahmin yerine getirilmesi olarak yapacaksın. (Nafile, ihtiyarî, hasbî bir davranış tatavvu grubuna giren bir amel olarak değil)".

 

170 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Yanıma bir kadın girdi. Beraberinde iki kız çocuğu da vardı. Bir şeyler istedi. Aksi gibi yanımda bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu verdim. Kadın aldı ve ikiye bölerek kızlarına taksim etti. Kendine pay ayırmadı. Çıkıp gittiler. Arkadan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) girdi. Durumu ona anlattım. Dedi ki: "Kim bu şekilde kızlarla imtihan edilir o da onlara iyi davranırsa, kızlar, onun için, ateşe karşı perde olurlar."

 

Buhârî, Zekât 10, Edeb 19; Müslim, Birr 147, (2629); Tirmizî, Birr 13, (1916).

 

171 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Büluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse -parmaklarını birleştirerek- kıyamet günü o ve ben şöyle beraber oluruz."

 

Müslim, Birr 149, (2631); Tirmizî, Birr 13, (1917).

 

Tirmizî`de: "O ve ben cennete şu iki şey gibi beraber gireriz" dedi ve iki parmağıyla işaret etti" şeklinde gelmiştir.

 

172 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kim "üç kız" veya "üç kızkardeş" veya "iki kız kardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve te`diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir."

 

Ebu Dâvud, Edeb 130, (5147); Tirmizî, Birr, 13 (1913).

 

Ebu Dâvud`da İbnu Abbas (radıyallahu anh)`dan şu rivayet de kaydedilmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmezse Allah onu cennete koyar." (5147. H).

 

7050 - Sürâka İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Size sadakanın en faziletlisini haber vereyim mi? (Boşanma, kocasının ölümü gibi bir sebeple sana geri gönderilmiş ve senden başka çalışanı (Nafakasını temin edecek bir kimsesi) olmayan kızın (için harcadığın)dır."

 

7051 - Ahnef İbnu Kays`ın amcası Sa`sa`a İbnu Muaviye radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir kadın beraberinde iki kızıyla birlikte Hz. Aişe`nin yanına girdi. Aişe radıyallahu anhâ kadıncağıza üç tane kuru hurma verdi. Kadın çocuklarına birer hurma verdi, kalan üçüncü hurmayı da çocukları arasında taksim etti."

 

Hz. Aişe der ki: "Az sonra Resülullah aleyhissalatu vesselam geldi, hadiseyi kendisine anlattım. Bunun üzerine: "Buna hayret mi ettin? Kadın bu davranışı sebebiyle cennete girdi" buyurdular."

 

7052 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Kim, erginlik çağına varan iki kızına, onlar yanında kaldıkları veya kendisi onların yanında kaldığı müddetçe iyilik yapar ihsanda bulunursa, bu kızlar onu mutlaka cennete dahil ederler."