Onun Üzerinde Ondokuz Vardır

19 / Aralık / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Müddessir Süresi:
Saim Yusuf

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ

BismillaHirRahmanirRahiym
Be-Siyn-Miym-Elif-Lam-Lam-He-Elif-Lam-Ra-Ha-Miym-Nun-Elif-Lam-Ra-Ha-Ye-Miym:19 harf

 

Onun üzerinde ondokuz vardır.(Müddessir-30)

 

Onun(her şeyin-Sakar da dahil-) üzerinde(Okunan manasında, yansıttığı bilgide) ondokuz(harfli besmelenin anlamı) vardır.  Her şey Besmele ile var olur. Her şeyde Rahman ve Rahim olan Allah manası vardır. Sistem Rahman ve Rahim olan Allah manasını Okutur.

 

Bunu Okuyamayanın hali sürekli tekrarlanan(Saud) Sakar(yanış) halidir. Bunu Okuyan ise benliğinde bir kere Sakar’ı yaşar, benliğine bir kere Sakar’ı yaşatır ve beşeri benliğinden şuursal olarak arınmış olur. Mevcudata güzel gözle bakan Rahman ve Rahim manasını Okur. Mevcudata kötü gözle bakan kaos ve vahşeti okur. Her bakan bakışına göre okur, bakışını okur. Sistem Rahman ve Rahim manası üzere işler.

 

Allah Sistemi, manası güçlülere(Rahman) merhamet(Rahim) eder. Manası zayıf olanları da beşeriyetten arındırmak için Rahimiyeti ile yakar ki Rahman’a(nurlu güce) ulaşabilsin. 19 harfli Besmele, manasıyla insandaki beşeriyet bilincini yakıp karartandır. Besmelenin manasını varlıkta Okuyup Tekliğe eren, tüm beşeri değerlerinden arınır. (Müddessir-29: Beşeri yakıp karartandır.)

 

Besmelede Be’nin altında nokta var. Noktanın altında bir çizgi(esre). Bu çizgi noktaya dikkat çekmek istiyor gibi. Siyn’in üstünde bir yuvarlak/sıfır(cezim) var. Bu Siyn’in üzerindeki cezim insani mananın dengelenmesine yani tefekkürün başlamasına işaret olabilir. Ve Miym boynu bükük, düşünceli, gözü yerde, tefekkür ediyor gibi görünüyor. Miym’in altında bir çizgi(esre), Miym’in boynu bükük haline dikkat çeker gibi. Miym(Muhammed)’in insani manasını dengelemesi yani aklı devreye sokup tefekkürü başlatması(cezimli Siyn!) ve Be’nin altındaki noktaya yönelmesi (Be’nin altındaki noktanın altının çizilmesi, esre!) halini sembolize ediyor olabilir BİSMİ!

 

Allah, Rahman, Rahiym isimlerinin önünde birer tane olmak üzere, besmelede üç defa “Elif-Lam(Teklik İlimi)” yer almış. Bu üç ismin başındaki üç “Elif-Lam”ın Elif’i ayrı yazılmış. Elif yanındaki Lam’a ve isimlere yapışık yazılmamış. Elif’in başta ve ayrı yazılmasının sebebi; Tekliğe vurgu yapılmasına, Tekliğe dikkat çekilmesine, kendinden sonra gelenin(ki her şeyin) Teklik ile var olduğuna işaret amaçlı olabilir. “Elif Lam” Teklik İlmi diye yorumlanabilir.

 

“Elif Lam”ın harekesiz yazılıp sesli olarak okunmaması Teklik İlminin her an her şeyi var ettiği, zaten her şeyde hükmünün her an geçerli olduğu, seslendirilmesine gerek olmayan özdeki doğal hale işaret olmasına yorumlanabilir. “Elif-Lam”ın yazılıp okunmamasının manası; “zaten hep görünür olanın, seslendirilmesine gerek yoktur” anlamında yorumlanabilir.

 

Allah lafsının başındaki Elif Tekliğe, sonrasındaki Lam İlme, sonraki şeddeli Lam ilimlere(pozitif-negatif olan iki kutuplu her bilgi), şeddeli Lam’ın üstündeki asar benzerliği dolayısıyla Tekliğe(Elif), sondaki He ise baştaki ayrı yazılan Elif’e(Tekliğe) “O” diye işaret ediyor olabilir. Bu sembolik ifadelerden de özetle “tüm ilimlerin kaynağı tek ilimdir ki gerçek olan Tekliktir” şeklinde olabilir.

 

Asar işareti ile şeddeli Lam’ın üzerine konmuş Elif, tüm ilimlerin Elif’ten(Teklikten) kaynaklandığına ve Tekliğin baş tacı yapıldığına işaret olabilir. Miym’in(Muhammed’in) ilerleyen zamanlarda Tekliği baş tacı ettiğine, şuuru Tekliğe erdiğine işaret olabilir. Ki Rahman isminde Miym’in normale dönüp Elif’i baş tacı ettiği Miym’in üstündeki asar işaretinden(Elif) fark edilmektedir.

 

Gerek Rahman, gerekse Rahiym isminde yer alan Ra “Rab” esmasına, Ha “Hak” esmasına işaret ediyor olabilir. Rahman’ın ve Rahiym’in önündeki “Elif Lam” da Teklik İlmine, Teklik gözlüğü ile varlığa bakışa, her şeyin Teklik ile var oluşuna sembol olabilir. Rahman’daki Miym boynu bükük değildir, çünkü Elif’i baş tacı etmiş, Hakkı kendinde dengelemiş/Hakkı O’na(Elif’e) bağlamış ve sonuçta Nun’a(nura, güce) kavuşmuş hali olabilir.

 

Rahman ismindeki Ha’nın üstündeki cezim(sıfırlama/nötürleme) Miym’in kendinde Hakkı dengelediğine işaret olabilir. Nun’un altındaki çizgi(esre) Be’nin altındaki gizli noktanın Nun’da yukarıda açığa çıktığına dikkat çekiyor. Rahman’daki Nun, Miym’in Allah manasına yönelişi ile Be’sindeki gizli noktayı şuurunda açığa çıkardığına işarettir. Ki Rahman’daki Miym’in üzerindeki asar da bunu Elif’i(Tekliği) baş tacı etmesi yani Tekliğe ermesi ile gerçekleştirdiğine işaret ediyor olabilir. Miym Nun’a(nura, güce) Hakkı kendisinde dengeleyip yani Hakka/gerçeğe yönelip, Tekliğe ermesi ile kavuşmuş anlamı verilebilir.

 

Gerek Rahman, gerek Rahiym isminde Ra’nın şeddeli yazılması ise Rabbin iki ayrı şeyde varmış gibi görüntüsüne işaret olabilir. Rahman’da Rabbi Elif’te bulmuş Miym hoşnuttur ve Nun’a yani nurlu yola kavuşmuştur. Miym Muhammed ismine semboldür. Muhammed ise hamd edilen, övülen kalsik manasının ötesinde değerlendirilen demektir. Muhammed ismini bir kişi ile sınırlamadan, manası ile ele aldığımızda… Bismi’deki Miym tefekkür eden tüm insanlardaki değerlendirmeye işaret olduğu söylenebilir.

 

Rahman’daki Miym Hakkın hakkını verip Rabbi Elifte bulan değerlendiricinin nurlu yola kavuşmasına işaret olabilir. Hakikati Elif’te bulanın, Elifi şuurunda Hakikat olarak açığa çıkaranın Nurlu yoludur. Rahiym’deki Miym yani değerlendirici ise boynunu bükmüş hala düşünmektedir. Çünkü onda Elif’e benzeyen çeker işareti Ha’nın altındadır, Elif’e Hakkını vermemiştir, Elif’i şuurunda Hakikat olarak açığa çıkaramamıştır. Şeddeli Rabbin Hakikatine yani Elif’e yönelememiş, Elif’i şuurunda açığa çıkaramamıştır, Elif’i Hak edememiştir. Bundan dolayı Miym yani tefekkürüyle değerlendirme yapan hala düşüncelidir, Hakka, Rabbe, İlime sonuçta Elif’e erememiştir.

 

Rahiym isminde Ye harfi vardır, Rahman isminde Nun. Rahman’da Nun’un noktası yukarıda açıktır, Be’de aşağıda gizli iken. Rahman’da Nokta ilmi şuurda açığa çıkmıştır, Be’de şuurda gizli iken. Rahiym’de ise Ye ile alttaki gizli nokta ikilenmiştir. Be’deki özdeki noktanın yanına bir nokta daha gelmiştir. Ye’de gelen ikinci nokta beşeri birimsel benliğe işaret olabilir. Bu yüzden Rahiym’de Ha’nın altına çeker işareti olarak konan Elif yerleştirilmiştir, “Elif Hakikatini/Hakikatindeki Tekliği örttü” anlamında olabilir. Bu yüzden Miym’in yani değerlendiricinin boynu bükük düşünceli olabilir.

 

Bunun için Hz. Muhammed kendisinin erdiği hakikati Besmeleden sonra Sureler olarak açtıkça açar, açıklar; Besmeleyi iyice açar, açıklar. Ki boynu bükük düşünceli değerlendiriciler Rahman’a ersin de Allah’ı bulsun ve Be’sindeki Noktayı fark edebilsin. Rahman’ın yolu nurlu yoldur, bu yolda olan meşakket çekmez, Elif’le yaşar. Rahiym’in yolu Narlı yoldur, Ye’deki ikinci noktasından arındırıp, Be’sindeki tek noktayı açığa çıkarıp Rahman’ın nurlu yoluna(üstü noktalı Nun’a) erdirmek ister.

 

Elif’i baş tacı eden Miym’in Nurlu yoludur Hak olan Rahman’ın yolu. En kestirme ve kolay yoldur Rahman’ın yolu. Rahman’ın yolunda olmayanların yolu Rahiym’den geçer ki arınmak için manen yanmak gerekir bu yolda. Rahiym merhametiyle yakıp arındırmak, beşeri değerlendirmelerden kurtarmak ister. Rahman Elif’i baş tacı eden Miym’i korur olmuştur, Miym’i artık hiçbir şey yakmaz, çünkü o beşeriyetten arınmıştır, Tekliğe ayılmıştır.

 

1-) Ya eyyühel müddessir;
Ey O Müddessir!.

 

2-) Kum feenzir;
Kalk da uyar!.

 

3-) Ve Rabbeke fekebbir;
Rabbini tekbir et!.

 

Vahiy; yanlışlığı olmayan sağlam bilgidir. Vahiy; çok üstün beyinlerin(resul ve nebiler) holografik boyuttaki(Ümmül Kitap) korunan bilgiden(Levhi Mahfuz)) Oku’duklarının paylaşımıdır. Sadece çok üstün beyinler (resul ve nebiler) holografik boyutu derinlemesine(geçmiş-şimdi-gelecek) deşifre ederek(şifre çözücü gibi çözerek) Oku’yup, şaşmaz sağlam bilgiye ulaşırlar. Ötedeki bir tanrı sistemsiz olarak herhangi birini kendine peygamber seçmez. Çünkü sistem vardır ve sistemde ötedeki bir tanrıya ve ondan haber getiren postacısı peygamberine yer yoktur.

 

Sistemde Allah ve Resulüne/Nebisine yer vardır. Resul Allah’ı en yüksek seviyede tanımış, Nebi de Sistemi en yüksek seviyeden Oku’muş insandır. Ki artık o insanın gören gözü, duyan kulağı, konuşan dili… O olmuştur. Yani o insan kendisi de dahil mevcudatı Allah ve Sistemi bilgisiyle değerlendirir. Bu bilgi ona dışındaki bir tanrıdan tesadüfü olarak sistemsiz gelmez, o Allah’ı tanıyacak ve Sistemini Oku’yacak kapasiteye sahip olarak, bu bilgilere alemlerde/alemlerle var olan beyin özellikleriyle, aklının işlevleriyle ulaşır. Rab uzaklarda değildir, alemlerde bir işlev olarak her an her yerdedir.

 

Evet, her bir şey gerek zaman(evvel-ahir) gerekse mekan (zahir-batın) etkiler çerçevesinde (sayısız dönüşümlerle) sayısız girdiler ile alemlerde var olur, alemlerle varlığını devam ettirir. Alemlerden kopuk, alemlerdekilerden izoleli, geçmişin getirisinden bağımsız, boyutsallıktan uzak tek bir nokta yoktur. Her şey tek bir vücuda aitmiş gibi alemlerdeki bu Rab işlevi ile sayısız girdiler sonucu varlığını sürdürür.

 

Alemlerdeki Rab işlevinin değerlendirmesi Allah manasına aittir. Yani bu işlevi sergileyen ve sayısız girdileri değerlendirip sayısız sonuçları çıkaran sınırsız-sonsuz-tek bir ilim sahibidir. Yani tüm bu işlemler Sınırsız –Sonsuz-Tek Bir Vücutta gerçekleşir.Vahiy de alemlerde var olan çok üstün beyinlerin alemlerden Oku’duklarıdır. Onlar Rabbi bir işlev olarak, Allah’ı bir mana olarak alemlerde ilimle Oku’muşlardır. Ezbere ve taklide ümmi, ikana ve tahkike mümin/müslimdirler. Onların kitabı kainat ve insandır. Onlar ezberden konuşmazlar.

 

Allah’ın sözü Okunası alemlerde işleyen sistemin lisanı halidir. Ki bu bilgi meleklerle vahyolur. Yani bu bilgiye insan beynindeki kuvveleri kullanmasıyla ulaşır. Bunun için de tefekkür ve diğer çalışmalarla beynin kuvvelerini etkinleştirip bu bilgileri alabilecek frekansa ayarlamak gerekir. Ne Allah ne de melekler insanların kulağına söz fısıldayan dil ve ses sahibi bir varlık değillerdir. İnsan tefekkürü ve diğer çalışmaları sonucu beyin kuvvelerini geliştirdiğinden alemlerdeki hologram özellikli korunan bilginin beynine ulaşmasını sağlayan bir kanal oluşturmuş olur.

 

Manası Allah’a(söz ötesi beynin kuvveleriyle Okunmuş sonsuzluk bilgisi),  sözü Hz. Muhammed’e(bu en değerli bilgiyi, ilminin gereği olduğundan üzerine bir borç olarak görüp, insanlar için söze çevirmesi) ait olan bu vahyi; Hz. Muhammed’in kendisini örttüğü beşer örtüsünü kaldırıp(beşeriyetten arındığını gösterip) Rabbani olarak açığı çıkma(Rabbani kuvveleri kullanmak) kararı anlamında kendisine seslenmesi ve diğer insanlara da bu yolda örnek rehber olması anlamında insanlara seslenmesi olarak değerlendirebiliriz. Hz. Muhammed’in kendisini örttüğü örtü beşeri görüntüsü ve hayatı içinde yaşayıp, Rabbani yönünü gizlemesidir. Rabbani yönünü açtığında birçok mucize gerçekleştirmiştir, kendisindeki Allah manası ile… Ve “…dünyaNızdan…” sözüyle kendisinin beşerin dünyasına ait olmadığını ifade etmiştir.

 

“Ey o örtüsüne bürünen” sözünü; Hz. Muhammed’in kendisine seslenmesi olarak düşündüğümüzde, kendisini gizlediği beşer örtüsünü kaldırıp kendindeki Rabbinin(RabbiKE) büyüklüğünü açığa çıkarma, Rabbani olarak açığa çıkma, beşeri görüntüsü altındaki Rabbani yönünü gösterme zamanı/kararı/gerekliliği olarak değerlendirebiliriz. İnsanlara seslenmesini ise; insanların da kendisi gibi Rabbaniler olmasıdır. Bunun sebebi ise; dinin insanlar Rabbaniler olsun diye, Rabbi kendilerinde bulsunlar diye, kimseyi/hiçbir şeyi tanrı edinmesinler diye inzal olmasıdır. Rabbani olmak isteyen insan da kendindeki Rab işlevinin farkında olup, bu işlevi bilinçli ve güçlü şekilde kullanmasını sağlayacak ilmi öğrenen ve gerekli çalışmaları yapan insandır.

 

ÂL-U İMRÂN SÛRESİ 79) Bir beşer için olacak şey değildir (yakışmaz);Allah kendisine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet versin de sonra o (kalkıp) insanlara: “Allahı bırakıp bana kullar olun” desin (nefsine çağırsın)... Fakat: “Öğrettiğiniz (şu) Kitab’a ve okuyup ders yaptığınız çalışmalara göre (B sırrınca) RABBANİLER olun (beşeriyyetinizden kurtulun)” (der).

 

 O halde insanın öncelikli olarak tanrı merkezli din anlayışlarından bilinçlerini arındırıp Allah merkezli İslam Sistemine şuurlarını yöneltmesi gerekir. Dini güzel ahlak kurumunun, sosyal bir kurum algısının, dünyayı imar etme düşüncesinin ötesinde kendisini Rabbani olarak inşa etme yolu olarak görmesi gerekir. Bunun için de Teklik İlminin(Elif Lam!) önemini kavraması, bu ilmi basit bir keyfi hal olarak değerlendirmemesi gerekir. Teklik İlmiyle şuurlanıp kendisindeki Rabbani kuvvelerini farkına varıp bu özelliklerle bilincini donatması gerekir. İnsan kendisini nasıl görüyorsa o hal ile hallenir.

 

İnsan sürekli olarak bir beşer olduğu mesajını çevresinden alır. Herkes/her şey ona bir beşer olduğu bilgisini aşılar. Ve artık o kendisini bir beşer olarak görür, beşer örtüsüyle örtülür. Kendisindeki doğal işleyen Rabbani işlevin farkına varamaz. Rabbani işlevini bilinçli, olumlu ve güçlü şekilde açığa çıkaramaz. Rabbani işlevini beşer sınırlarına kadar indirger. O artık kendisini bir beşer olarak görür ve bir beşer gibi yaşar. Rabbani işlevini beşer sınırları ile çoğu zaman kendisi için olumsuz yönde kullanır. Çünkü insan düşünceleriyle ve eylemleriyle kendisi için hayırdan çok şerri davet eder. Bir olumlu ve güzel düşüncesi varsa, bin tane olumsuz ve yıkıcı düşünceler üretir. Adeta kendisi kendisini beşeriyete, zayıflığa, çıkmaza, kötülüğe sevkeder.

 

Bilincine elbise üstüne elbise giydirir, örtü üstüne örtü örter. Kah kendisini elbise giydirdiği sınırlı beden olarak görür, kah kendisini bir mevki sahibi sınırlı benlik olarak görür, kah kendisini birilerinin anası-babası-kızı-oğlu olarak sınırlı bir insan olarak görür, kah kendisini duygularıyla yaşayan sınırlı bir varlık olarak görür, kah kendini bir iş yapan bir iş sahibi olarak görür vs… Yani bilincine ördüğü örtülerin sonu gelmez. Ve tüm bu örtülerden arınıp şuurunu Rab indinde bulmak, Rab indinden bakmak, Rabbani olmak hiç de kolay olmaz.

 

Sıkı ve sürekli bir ilimlenme(şuurunu Tekliğe odaklama) ve bu amaçla çalışmalara girmesi gerekir. Çünkü insan sürekli olarak çevresinden “sen busun” mesajı veren yanlış bilgi bombardımanına tutulmaktadır ve insan doğru ile yanlışı birbirine karıştırmış olarak yanlışı doğru sanır hale gelmektedir. Bu hallerden arınmanın tek yolu ise, gerekli çalışmaları periyodik olarak yaparak Teklik İlmiyle şuurunu sürekli bilinçlendirmektir. Kendini Teklikte bulanın şuurundaki tüm sınırlar kalkar, her türlü sınırlı dünyasal getiriler onu yolundan saptırmaz, hakikatinden uzaklaştırmaz, çünkü o onlara gereğinden fazla değer vermez, onlarla kendini eşleştirmez, aracı amaç edinmez.

 

“Kalk da uyar” ifadesiyle kalkıp uyartılması gereken şuurdur. “Ve Rabbini tekbir et” ifadesi ile ise; “sendeki Rabbin(RabbiKE) büyüklüğünü fark et” manası kastedilmektedir. Sendeki Rab işlevinin etkinliğini fark et anlamındadır. İnsan en küçük gördüğü fiili bile kendisindeki bu Rab işlevi ile gerçekleştirmektedir. Hazıra konmuş mirasyedi gibi kendisindeki bu işlevin farkında olamamaktadır. Görmesi için gözünü açmayı istemesi, duymak için dinlemeyi istemesi, söz söylemek için konuşmayı istemesi, tutmak için elini uzatmayı istemesi, yürümek için ayağını uzatması istemesi… yeterlidir. Gerisi “Ol” hükmüyle bedenindeki Rab işlevi ile olmaktadır. Aslında insan gerçekte mana üzerinde Rab işlevini kullanmaktadır. Teklik, Noktasında olmasaydı insan bunların ve dahasının hiçbirini yapamazdı.