Sevgili dostlar bu yazıda dualarınız vesilesiyle açılan yeni bir bakış açısını sizlerle paylaşacağım. BiizniHİ nispetinde şuuruma açılanları yazıya dökmeye çalışacağım. İnşallah bu muhteşem gizli hazineyi açacak, içindeki güzellikleri birlikte göreceğiz. Ve anlayacağız ki O Bilinmeyen ÖZ(He), Bilen Zat(Elif) ve Bilinen İlim(Lam) olarak Kendi’ni Kendi’ne anlatıyor. “Ben gizli bir hazineydim, bilmekliğimi istedim Adem’i, bilinmekliğimi istedim Alem’i yarattım” diyor. Kendi’sinden gayrısı yoksa “yarattım” ifadesini öze dönük nasıl anlamak gerekiyor? Sırası geldiğinde, ElHalik esmasında, harflerin diliyle bu soruyu cevaplayacağız…
Sevgili dostlar, geçen gece güzel bir rüya gördüm. Çok açtım. O kadar çok ve güzel yemek yedim. İyice doydum. Bu yazıyı yazdığım süreçte gördüğüm bu rüyayı ilme olan açlığımıza ve ilimle doyurulmamıza yorumluyorum. Sizlerin de ilme olan açlığınızı, paylaşıma açtığımız bu ilim sofrası ile gidermeye çalışıyoruz. Yazımızda tekrar olan yerler konunun şuurumuzda(başta kendi adıma) iyice yer etmesini sağlamak içindir. ALLAH’ın izni ile inşaALLAH bu ÖZ ilim ile faydalı oluyoruz. Bizim varlık sebebimiz, tek amacımız, tek isteğimiz ÖZ’ümüzü tanımak ve tanıtmaya çalışmaktır.
ALLAH’a şükür, RESUL’üne Selam olsun ki muhteşem gizli hazinenin kapısı açıldı. Bir önceki yazımızda kapısını çaldığımız muhteşem gizli hazine kapısından şimdi içeri kabul edildik. ÖZ(He), Zat(Elif), İlim(Lam) mertebeleri yerini buldu, fikir taşları yerine oturdu. ÖZ ile Zat arasındaki ince fark açığa çıktı. ÖZ kendi manasına, Zat kendi manasına kavuştu. ÖZ’ün bilinmezliği, Zat’ın Bilen olduğu, İlmin Bilinen olduğu gerçeği tespit olundu. Zat(Elif) ve İlminin(Lam) Vücut(Vav) mertebesinde açığa çıktığı anlaşıldı. ÖZ indinin ise her şeyden beri olduğu, bilinmezlikte(A’ma’da) olduğu için, Vücut, Zat/Varlık, İlimden dahi beri olduğu fark edildi. Artık ÖZ ile Zat birbirine karıştırılmayacak, ÖZ’e yüklenmesi gereken bilinmezlik Zat’a yüklenmeyecek…
Öncelikle bakış açımızı tespit edip, o mertebeden konuya odaklanmamız gerekiyor. Gizli hazineyi Bilinmeyen/ÖZ’e, Adem’i Bilen/Zat’a(Elif), Alem’i Bilinen/İlme(Lam) işaret olarak alacağız. ÖZ(He)/Bilinmeyen/Yokluk, Zat(Elif)/Bilen/Varlık, İlim(Lam)/Bilinen/Özellik arasında dolanacağız. Gerçekte; Bilinmeyen, Bilen, Bilinen Kendisi olacaktır. Biz ise bu mertebelerde SEYR eyleyeceğiz. Birimselliğe, çokluğa, mevcudata düşmeden ilerleyeceğiz. ÖZ(He), Zat(Elif), İlim(Lam) mertebelerinde gezinecek, alt mertebelere inmeyeceğiz. Ama bu üst mertebeleri anlamak için yeri geldiğinde kendimizden misaller vereceğiz. Esmalara bakış açımız bu üst mertebelerden olacak, İnşaALLAH ve BiizniHİ. Ve ortaya öze dönük, orijinal, özgür ve özgün bir esma yorumu paylaşımı çıkacak...
Dem bu demdir, A(Elif)-dem’dir. Adem Elif-Dal,Miym harflerinden oluşuyor. Adem, Zat mertebesine semboldür, çünkü Elif(Zat)le başlamaktadır. Zat, Vücudu ile Varlık mertebesinde oluşur. Kendisini Varlık mertebesinde bulmayan Var Olduğunu bilemez, “Zatım/Ben” diyemez. Elif, görüntüsüyle dimdik ayakta Varlık görüntüsü vermektedir. Dal harfi abde/bağa/bağlılığa semboldür. Miym harfine ise, özü içinde barındıran tohum misali ile yaklaşabiliriz. Vücut bulup Varlığı ayağa kalkacak olan(Elif), tohumken özünde barındırdıklarına(Miym) abddir, tabidir, bağlıdır(Dal). Yeryüzündeki Adem(Elif-Dal,Miym) için olan bu açıklamayı Zat/Varlık/Bilen mertebesine misal olarak düşünmeye çalışalım…
HUvallahulleziy lâ ilâhe illâ HUve…: O Allah ki ilah yok, ancak HUve…
He,Vav Elif-Lam,Lam,He Elif-Lam,Zel-Ye Lamelif Elif-Lam,He Elif-Lamelif He,Vav
HUVALLAHU: He,Vav Elif-Lam,Lam,He
Misal getirerek konuyu anlaşılır kılmak istiyorum. Misaller kişiyi gerçeğe yönlendirmek isteyen işaretlerdir, ayetlerde olduğu gibi. Misali gerçek edinmeden, gerçeğe basamak edinelim. Bir insanın Varlığı Vücut bulduğunda kendini var olarak bilir. Örneğin bir bebek yeni doğduğunda(hatta anne karnında!) henüz bir ilim/bilgi sahibi olmamışken bile, o bebekte “ben varım” bilinci vardır. Kendisinin var olduğunu bilir, bir zatı olarak var olduğunu bilir. Var olduğunu bilen, kendini ve çevresini bilmek isteyen konumundadır. Var olduğunu bilen, varlığının özelliklerini bilmek isteyen Zat mertebesindedir. Ama o; bebek değilken, öz haldeyken Varlığı Vücut bulmadığı için, Varlık sahnesine inmediği için, Zat’ını ve özelliklerini bilmemektedir. Çünkü Varlığı Vücut bulup, kendisini Zat ve sonrasında İlim mertebesinde bulması gerekir. Yani kendisinin Var olduğunu ve varlığının özelliklerini bilmesi için Varlık mertebesinde(Elif) Vücut bulması(Vav) gerekir.
Zaman ve mekan kavramı oluşturmadan, her an her mertebenin geçerliliğini, başlangıcının-sonunun olmadığının şuurunda olarak, şimdi bu misali mertebelere uygulayın. Amacımız öncelikle ÖZ ile Zat ifadeleri arasındaki ince keskin farklılığı göstermektir. O ÖZ’ünde A’ma’dadır, hiçliktedir. Vücut, Zat, İlim mertebelerini işin içine katmadan, sırf ÖZ indinden baktığımız da anlayacağız ki Sırf ÖZ’ünde A’ma’dadır. İşte He harfi Mutlak A’ma’da olan En ÖZ’e işaret eder. Huvallahu ifadesinde He harfi en başta yer alır. Çünkü her şeyin başı ÖZ’üdür, her şey ÖZ’dendir. Fakat Sırf ÖZ indi o haliyle A’ma’dadır. ÖZ(He) indi Bilinmezliktedir, o mertebede Bilen(Elif)-Bilinen(Lam) değildir. Gizli bir hazine durumundadır. Kime? Kendinden Kendine!...
He’den sonra Vav harfi geliyor. Vav, Vücud’a semboldür. He,Vav; ÖZ’den Vücut mertebesine geçiştir. Vücut mertebesinde Var olunur, Zat olunur. Yani var olduğunu bilir, Var olduğunu, Varlık olduğunu bilir, “Ben Varım” diye Bilen olur. Bu gerçekten dolayı Vav’dan sonra Zat’a işaret olan Elif harfi yazılmıştır. Zat olmak Var olmayı, Varlık olmayı, Vücut olmayı gerektirir. Vücudsuz olana, olmayana, Var olmamışa Zat denir mi? Var olmayana “Zatınız…” diye seslenen duydunuz mu? Zatı dendiğinde aklımıza hemen bir varlıktan bahsedildiği gelmiyor mu? Varlık sahnesinde Vücut bulanın Zatı olur, o kendisini Var olarak bilir, “ben” diye Zatına işaret eder. Yani Zatı A’ma’da değildir, çünkü Zat indinde Varlık/Vücut sahibidir, Var olduğunu bilmektedir, Zatının/varlığının(Elif) özelliklerini(Lam) bilmek istemektedir. ÖZ(He) indinde bilinmezlik(A’ma), Varlık/Vücut(Vav) mertebesinde olan Zat indinde(Elif) Var Olduğunu Bilen/Özelliklerini bilmek isteyen, Zatının özellikleri indinde(Lam) bilinen/özellikleriyle bilinmek isteyen konumdadır…
Öyleyse ÖZ ile Zat aynı şey değildir, eşanlamlı iki kelime değildir. Harflerinin yazılışındaki farklılık gibi He başka bir manaya/gerçeğe(mertebeye), Elif başka bir manaya/gerçeğe(mertebeye) işaret eder. ÖZ bilgisi şimdiye kadar açılmadığı için, ÖZ’e ait olan bilinmezlik hep Zat’a yüklenmiştir. Halbuki günlük hayatta da kullandığımız Zat kelimesi söylendiğinde birinden, bir varlıktan bahsedildiği aşikardır. Ama, ÖZ bilgisi bilinmediğinden, bilinmezlikte olanın Zat değil de ÖZ’ü olduğu anlaşılmadığından, ÖZ’e ait olan A’ma hali de Zat’a yüklenmiştir. Fakat şimdi siz gönül dostların duası vesilesiyle bu gerçek açılmış bulunmakta, aklımız ve kalbimiz mutmain olmaktadır. He ÖZ’ün harfidir, ÖZ bilinmezliktir. Vav Vücud’un harfidir, Vücud mertebesidir. Elif Zat’ın harfidir. Zat(Elif) Var ve Tek olduğunu Bilen, varlığının özelliklerini bilmek isteyendir. Lam İlmin harfidir; bilinesi özelliklerdir, bilinendir, bilinmekliği istemesidir.
Gerçekte hepsi TEK BİR’dir ve varlığı ÖZ’e dayanır. Ama Vücud/Varlık mertebesinde açığa çıkan Zat(Elif) indinde Bilen, İlim(Lam) indinde Bilinendir, ÖZ’de ise bilinmezliktir. Varlık/Vücud mertebesinde Zat olduğunu bilmektedir, Var olduğunu bilmektedir, varlığının özelliklerini bilmek istemektedir. Zatıyla(Var olduğunu bilişiyle) özünün özelliklerini İlim(Lam) mertebesinde bilmektedir. ÖZ’de bilinmeyen gizli bir hazine, Zat’ta Bilen bir varlık, İlim’de varlığının özellikleriyle Bilinen’dir. ÖZ, Zat, İlim temelde aynı şeye dayansa da mertebe farklılıklarından dolayı farklı yönlere işaret eder. ÖZ(He) bilinmezlikte iken, Vücut(Vav) mertebesinde Zat(Elif)/Varlık ve İlmi(Lam)/Özellikleri açığa çıkar. İşte esmalara bu gözle bakarsak anlarız ki esmalar hep bu mertebeler arası geçişi, bu mertebelerin özelliklerini bize açan harflerden oluşmuş işaretlerdir.
Yani HUVALLAHU; ÖZ(He), Vücud(Vav), Zat(Elif), İlim(Lam) mertebelerin özelliklerini, bu mertebeler arası geçişleri bize açıklamaktadır, A’ma, Vücud, Zat, İlim mertebelerinde olan Kendi’ni Kendi’ne tanıtmaktadır. A’ma’da Hiçlikte(He/ÖZ) ve Varlıkta Teklikte olan Zatını(Elif) ve Zatının özelliklerini(Lam/İlmi) açıklamaktadır. Esmalara bu bakışla baktığımızda, esmaların girişinde yer alan “La ilahe illa Huve” bakışı gerçekleşecektir. Elif, Lam ile esmalar devam edecek, Huvel(He,Vav,Elif,Lam)e dönük, o mertebeleri açan, açıklayan bir anlam kazanacak, “La mevcuda illa Huve”.anlayışı hakim olacaktır. İşte o zaman O’nun Kendi’ni anlatışına kulak verilmiş olacağız.
O her AN, aynı AN’da; ÖZ’de bilinmeyen, Zat mertebesinde Bilen, İlim mertebesinde Bilinen haller içindedir. ÖZ indinde bilinmez olduğu için Varlık/Vücut, Zat/Tek,İlim/Bilgi dahil her şeyden beridir, hiçbir şeyle ifade edilemez. Çünkü ÖZ indinde; bilinmezlikte, A’ma’da, hiçliktedir. Varlık, Zat, İlim ÖZ indinde A’ma’dadır. Zat/Bilen olmak ve İlim/Bilinen olmak ancak Varlık/Vücut mertebesiyle açığa çıkar. Bundan dolayı He’den sonra Vav,Elif,Lam harfleri sırasına dikkat edilerek itina ile konmuştur. Bunların peşinden gelen esmalar hep bu mertebelerin özelliklerini açan açıklamalardır. Zat ve İlim oluşu Varlık/Vücut mertebesine aittir, bunlar da ÖZ’e aittir, ÖZ’den açılır. Ama ÖZ bunlarla sınırlı değildir, ÖZ indinde bilinmezlik, hiçlik, yokluk halinin de barınağıdır… Onda yok yoktur, yokluk hali dahi vardır, ALLAH manası hiçbir mertebe, hiçbir hal ile sınırlanamayandır…
“La ilahe illa ENE/İlah yok, sadece BEN” ifadesindeki ENE, Elif-Nun,Elif harflerinden oluşmuştur. Zat mertebesini(Elif) açığa çıkan(Nun) Zatı/Varlığı(Elif) ifade eder. İki Elif arasındaki Nun’un noktası anlaşıldığı gibi Zat’a işaret etmektedir. ÖZ’den Zat mertebesinin açığa çıkışını ifade etmektedir. “BEN” diyen Zat’tır, Zat mertebesidir, kendini Varlık mertebesinde bulan, var olduğunu Bilen Zat olarak “BEN” der. ENE diye Zat’ına/Zat mertebesine işaret eder. “La ilahe illa ENTE/İlah yok, sadece SEN” ifadesindeki ENTE, Elif-Nun,Te harflerinden oluşuyor. Sen ifadesi bir Bilen’in Bilinen’e işaret etmesidir. Baştaki Elif Bilen Zata, sonrasındaki Nun noktası ile Zat’ın ÖZ’den açığa çıkışına, Te ise iki noktası ile Zat/Bilen ile birlikte İlim/Bilinene işaret ederek bunların ÖZ’den açığa çıkışını ifade eder. Çünkü Sen ifadesi Ben’in/Bilenin(Zat/Elif) Bilinene işaretidir. ÖZ, Zat, İlmi’ne dönük bu derin manaları içerir. Tüm manaları Kendinden Kendinedir. Bilinmeyen(ÖZ), Bilen(Zat), Bilinen(Lam) mertebelerine dönüktür.
ÖZ(He) haliyle O(HU) bilinmezliktedir/A’ma’dadır. Zat(Elif) oluşu dahi Vücut mertebesinde açığa çıkar. Zat(Elif) oluşu bilinmezlikten(He) bilinirliğe(Lam) inişi arasındaki bilmek mertebesidir. Zat oluşu; Varlık sahnesine inişidir. Zat olmak; Varlık mertebesine inişi, Var olduğunu bilmeyi gerektirir. ÖZ’de(He) ise A’ma’dadır, Zat mertebesine bürünmemiş, Varlık mertebesinde belirmemiş, bilmek ve bilinmekliği oluşmamış halidir. Bu gerçeğe işaret olsun diye “Huvallahu” ifadesinde “He,Vav,Elif,Lam…” şeklinde harfler itina ile “ÖZ, Vücut, Zat/Varlık/Bilen oluş, İlim/Varlığın özelliklerinde bilinen oluş” olarak sıralanmıştır.
ÖZ’ü(He) bilinmezliğe, Zat’ı(Elif) bilmekliğine, İlmi(Lam) bilinmekliğine dönük halleridir. Bilinmez olması, bilen olması, bilinir olması hep kendinden kendine dönük hallerdir. O hiçbir halden yana noksan değildir, tüm halleri ÖZ’ünde barındırandır. Bazı haller ise bazı kullara noksanlığı/kusuru gibi gelir. Ama O’nun için noksanlık hali(ki O bundan beridir!) herhangi bir manaya bürünmeme hali olurdu. Yani O bilinmezliği de, bilen olmayı da, bilinir olmayı da ve bunlara dönük sayısız ve sonsuz halleri de hallenendir. Bu hallerin hiç birinin O’na biz zararı söz konusu değildir. Bu sonsuz hallere bürünemeseydi noksanlık olurdu ki O her halinde dahi kusur addedilmekten münezzehtir. “Kusur bakana aittir” de diyemeyeceğiz, çünkü bakandaki hal de O’ndandır, onda da o manayı dilemiş ve o manayı açığa çıkarmıştır. Ortada öz manada hiçbir an, hiçbir şekilde noksanlık ve kusur yoktur, olması gereken olmaktadır…
“Ben gizli bir hazineydim” ifadesi ÖZ(He) oluşuna, “bilmekliğimi istedim Adem’i yarattım” ifadesi Zat/Bilen oluşuna, “bilinmekliğimi istedim alemi yarattım” ifadesi İlim/Bilinen oluşuna işaret eden mertebelerin açıklanmasıdır. Bu yorum öz manada Kendisine dönük açıklamaları olarak değerlendirilir. Ki yaratmak ÖZ’den açığa çıkarmak/algılanır olmak anlamında olarak yine Kendisine dönüktür. Yoksa O kendisinden ayrı olarak bir şey yaratmamıştır. ÖZ’den Zat’ını açığa çıkarmış yani ÖZ haldeyken Zat mertebesinde belirmiş yani bilinmezlikteyken/hiçlikteyken Varlık mertebesinde Bilen olarak belirmiştir. Zat mertebesi/Varlık mertebesi olarak bilmekliğini/bilen olmayı oluşturmuştur. İlim mertebesinde/Varlığının özellikleri mertebesinde ise bilinmekliğini/bilinen olmayı oluşturmuştur…
ÖZ ile Zat aynı/denk şey değildir, aynı tek şeyin iki ayrı kelime ile ifade edildiği eşanlamlı kelimeler değildir. ÖZ başka bir gerçeğe/mertebeye, Zat başka bir gerçeğe/mertebeye işaret eder. ÖZ(He) haldeyken A’madadır/bilinmezliktedir/ hiçliktedir. ÖZ’de iken ne Tekliğinden, ne Zat oluşundan, ne İlim sahibi oluşundan/bilinirliliğinden bahsedilemez. ÖZ indindeyken her şeyden beridir, A’ma’dadır. Zat olarak ifade edilmesi için Varlık, Bilmek indine inmelidir. Varlık sahnesine inenin, Var olarak kendini bilenin Zat’ından bahsedilir. A’ma’da/bilinmezlikte/bilmek ve bilinmekliğin olmadığı yerde Zat’tan, Varlıktan, Bilinirlikten söz edilemez. “ÖZ Zat’tır” ifadesini ÖZ’ün(Bilinmezin) Zat mertebesindeki(Bilen) hali olarak değerlendirmek gerekir. ÖZ, Zat mertebesine Vücut vermiştir yani Zat mertebesini oluşturmuştur. Bilinmekliği için ise İlim mertebesine Vücut vermiştir yani İlim mertebesini oluşturmuştur. HUVE’deki He(ÖZ)den sonraki Ve(Vav) bu vücut vermeye işaret eder. Ki HUVE’nin devamı Elif(Zat) Lam(İlim) gelmesi Zat mertebesine(Var olduğunu biliş) ve İlim mertebesine(Varlığının özelliklerini biliş) Vücut verdiğine delildir.
İşte O ÖZ(He); Vücut(Vav) mertebesinde Zattır(Elif)/Varlık mertebesinde var olduğunu bilmektedir; İlimdir(Lam), varlığının özellikleri ile bilinmektedir… ÖZ’de(He) ise A’ma’dadır, bilinmezliktedir, ÖZ mertebede Vücud olmaktan, Zat/Bilen olmaktan, İlim/Bilinir olmaktan beridir… Esmalar adı altında toplanan özellikleri ise; ÖZ’ün Vücud(Vav) mertebesinde Zat(Elif)/Bilen oluşuna, İlmine(Lam)/Bilinen oluşuna dönük olan açıklamalardır. ÖZ(He) indi ise hepsinden beridir, enerji boyutunda maddenin olmaması misali gibi, enerjinin kendi indinde maddeden beri olması misali gibi… Öyleyse ÖZ indinde mevcudat yoktur, sadece ÖZ(La Mevcuda illa HUve).
Mevcudatın varlığı ise HUve ifadesindeki He’den sonra gelen Vav iledir… Vav’da He’dendir yani Ve’de HU’dandır ama, HU’nun/O’nun yani He’nin/ÖZ’ün indinde Vav/Vücut bilinmezlikte/hiçlikte/ A’ma’dadır. Maddenin, boyutsallığında olan enerji indinde yoklukta olması misali gibi… Tüm boyutlardaki canlılar ve hareketlikleri, değişimleri ÖZ’e indikçe yerini bilinmezliğe/hiçliğe, durgunluğa, değişmezliğe bırakır. Bu gerçekten dolayı ÖZ her şeyden beridir, değişmezdir. ÖZ(He) indinde; Zat/Varlık/Bilen ve İlim/Varlık özellikleri/Bilinen olmaktan dahi beridir, A’ma’dadır/Bilinmezliktedir/hiçliktedir/yokluktadır. Zat ve İlim mertebesinde Bilen ve Bilinen olur. HUVALLAHU İfadesi Lam,He ile bitiyor, ilmi de ÖZ’endir, yani ÖZ’ün özellikleridir…
Miym; rahMan’dan rahiyM’e düşer, babadan anneye düşen Meni misaldir… Miym; He’den bir çizgi çıkarılmasıyla oluşmuştur, Miym; ÖZ’den(He) sızıyor, der gibi. Elif,Lam,Miym; Özden sızan Miym’den, Zat’ı/Varlığı/Bilen yönü ve İlmi/Özellikleri/Bilinen yönü çıkacak der gibi…Vav, anne karnındaki Vücut bulmuş bebek görüntüsü. Elif; yeni doğup Var olan bebek gibi dimdik. O bebek Zatını yani Var olduğunu bilir, Vücut bulup(Vav) Varlık(Elif) sahnesine inince. Yürümek ve emeklemekten önce öğrendiği(ilim) ilk şey oturmaktır, görüntüsü ilim olan Lam gibi… Ve Kur’an “…İşte bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz.”… diyor ve devamında ekliyor Haşr Suresi;
22-) HuvAllahulleziy la ilahe illâ HU* `Alimulğaybi veşşehadeti, HuverRahmanurRahıym;
23-) HuvAllahulleziy la ilahe illâ HU* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu`min’ul
24-) HuvAllahul Halik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl` Esma’ül Hüsna* yüsebbihu leHU ma fiysSemavati vel’Ardı, Ve HUvel`Aziyz’ul Hakiym;
İnşaALLAH muhteşem gizli hazine esmaların harf dili ile açılmaya devam edecek…