Okunuşu:
Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke, inniy küntü minez zalîmîn.
Anlamı:
Tüm sınırlılık ve eksiklik ifâde eden ilkel kavramlardan beri olan sonsuz sınırsız AHAD olan sen varsın Tanrı yoktur; bense nefsimin hakkını edâ edememekten dolayı zulmedenlerdenim.
Bilgi:
Bakın bu hususta Rasûl aleyhi’s-selâm ne buyuruyor:
"Zün Nun(Yunûs aleyhi’s-selâm) balığın karnında iken "lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inniy küntü minez zalîmîn" diye duâ ederdi. Bir şey hakkında bunu okuyan müslüman yoktur ki, Allâh onun duâsını kabul etmesin."
Yunûs aleyhi’s-selâm Kur’ân-ı Kerîm’in -Enbiya’ sûresinin 87. âyetinde belirtilen şekilde, bu duâya devam ederek, yaptığı bir yanlıştan dolayı bağışlandı. sonra da o devir şartlarına göre yüz bin kişiden fazla olan büyük bir topluluğa hidâyet ulaştırdı.
Dünya şartları ve şartlanmaları içinde, âdeta balık karnında boğulmak üzere olan insan gibi, sıkıntı içinde olanlara çok büyük ferahlık ve kurtuluş getirecek olan bir tesbihdir, duâdır bu âyet.
İleride tavsiyemiz olan çeşitli zikir formülleri içinde de yer alan bu duâya günde 300 defa çekmek sûretiyle devam edenler çok büyük fayda görürler. Kesinlikle devam edin.
(Ahmed Hulusi/Dua ve Zikir)
***
Lâ(yok) ilâhe(ilahe) illâ(sadece) ente(sen) Subhaneke(sen Subhan'sın), inniy(muhakkak ki ben) küntü(oldum) minez zalîmîn(zalimlerden).
İlahe yok, sadece SEN. Subhansın. Muhakkak ki ben zalimlerden oldum.
"İlahe yok, sadece SEN" diyerek duaya giriş yapılmış. Ve sonrasında "Subhan'sın" denmiş. En sonunda da "muhakkak ki ben zalimlerden oldum" denerek dua tamamlanmış. Dua bu üç ifadenin birleşiminden oluşturulmuş. Öyleyse bu ifadelerin birbirleriyle bir ilgisi var. Birbirinden kopuk, ayrı manalara işaret etmiyorlar. Bütün bir mananın birbiriyle bağlantılı üç aşamasını içermektedir.
"SubhaneKE" ifadesinin kendinden önce gelen "la ilahe illa ENTE" ifadesiyle bir bağlantısı var. "Subhansın"! Neyden Subhansın? İlahe olmaktan Subhansın! Çünkü "ilahe yok, illa SEN"! Gerçekte "İlahe yok, illa SEN" olduğu için, "Sen ilahe olmaktan Subhansın/berisin/münezzehsin"! Önce "La ilahe illa ENTE" denmiş, sonrasında "SubhaneKE" denmiş. Bir gerçek tespit edilmiş(ilah yok, illa SEN!) ve o gerçeğe göre bir açıklama sunulmuş(SubhaneKE!). Laf olsun diye "la ilahe illa ENTE" ifadesinden sonra "SubhaneKE" denmemiş. "İlah yok, illa SEN", öyleyse "Sen Subhansın, sen İlahe olmaktan Subhansın" denmek isteniyor!".
En son aşamada kendinle/hakikatinle yüzleşme var, "Muhakkak ki ben zalimlerden oldum". Ben seni bir ilahe sanıyordum, bir sen varsın, bir de senin özelliklerinle dahi olsa "ayrı sınırlı bir ben" var sanıyordum.
Nefsimin/kendimin/ben dediğimin hakikatini anlayamamışım, kendimi senden ayrı sınırlı bir "ben" sanmışım.
Nefsimin hakikatini kavrayamamışım, "ben" dediğimin hakikatte sınırsızlığını fark edememişim. Seni hep bir şekilde ötelemişim, kendime sınırlı ayrı bir "ben" icat etmişim. Bundan dolayı nefsime/hakikatime zulmetmişim. SENi hakkıyla tanıyamamışım. İkilik-sınırlılık anlayışına girmişim...
Sanmışım ki SEN sınırsız olan, sınırlı beni kendi özelliklerinle ayrı bir varlık olarak yaratmışsın. Halbuki sadece SEN varmışsın, her an ve her şeyde sınırsız olan. Doğurmamışsın(kendi sınırsız esmalarından ayrı sınırlı bir varlık oluşturmamışsın, her daim sen varsın!), doğmamışsın(sınırlı algılanan esmaların sınırsız esmadan ayrı bir varlığı yok; onların toplamı değilsin, onlar özde/gerçekte sınırsız!), hakikatte hep SEN varmışsın. Cümle alem SEN imişsin, ben gafil... SEN ilahe değilmişsin, SENmişsin, her an her daim...
SEN ilahe olmaktan Subhansın. Ve "ben" dediğimin hakikati gerçekte SENsin. Öyleyse, "ben" dediğimin hakikati olan SENi tanıyarak, gerçek "BEN"i hallenebilirim. Esma terkibi diye SENden ayrı müstakil bir varlık yokmuş.
Esmasıyla her daim olan SEN varmışsın. Esma terkibi diye algılanan, ESMAdan ayrı değil, hakikati SEN imişsin, ESMAnmış. Cüzzi varlık diye SENden ayrı bir varlık yokmuş.Cüzzi varlık denilen, Küllden algılanan, gerçeği/gerçekte Küll olanmış. Cüz diye ayrı-parça varlıklar yokmuş, Küllün bir görünümüymüş, aslı/aslında Küllmüş. İki ayrı varlık yokmuş, sadece SEN(varsın).
Yok İlahe! Çünkü ilahe sahibi olacak(ilahesi olacak) ayrı-parça varlıklar yok! İki ayrı varlık yok ki biri diğerinin ilahesi olsun. SENde doğurma-doğma(kendinden ayrı bir varlık çıkarma, ayrı varlıkların toplamı olma) yok, ikilik yok, TEK BİR BÜTÜNlük var. Yalnız SEN(varsın), her daim, her koşulda yalnızca SEN! Her an, her oluşta yalnızca SEN! Esmasıyla sürekli hep SEN!
"ENTE/SEN" ifadesinde bir öteleme/beri kılma işareti var.Varlık/mevcudun hakikati olduğuna göre O, bu ötelemeyi yapıya göre değil, anlayışa göre(yanlış anlayıştan öte!) değerlendirmek lazım. SEN benim varlığımdan öte/beri değilsin, SEN bendeki ilahe zannından, ilahe olmaktan, bu yanlış zandan beri/ötesin. Yok İlahe, illa SEN! SEN zaten ilahe değilsin/ilahe yok. Ama bende seni ilahe sandıran bir zan anlayışı var ya; SEN o anlayıştan, o zandan ötesin/berisin, SEN ilahe değilsin. Benim o yanlış anlayıştan arınmam gerek, SENi hakikatim olarak bulmam gerek. İşte o zaman SEN ifadesi yerini BENe çevirecek.(La ilahe illa ENE!)
Bu seviyeye gelmem için "ayrı sınırlı ben" anlayışından kurtulmam gerek ki bu da ancak "yok ilahe"yi tamamen anlamamla mümkün olacak. İşte o zaman gerçekten "küçük ben", şuurda " büyük BEN"e dönüşecek. Bu işlemi başaramadan ismim; ya kafir(örtücü,SENi bilmez ben!), ya müşrik(ortak edinen, SENi ilahe sanan ben!) olacak. Ya da bu işlemi başarmadan başardığımı sanarak "küçük ben"e büyük BENi giydirmeye çalışırsam, adım Firavun/Deccal olacak...
Öyleyse "La ilahe/yok ilahe"yi şuurlanmak çok önemli. İşte o zaman ancak denebilir "illa ENE"!..SENi bir ilahe, kendimi ayrı bir varlık olarak gördüğüm sürece bunu demeye ne cesaret edebilirim, ne de hak edebilirim. Zaten bunu deme seviyesine gerçekten gelindiğinde, bunu haliyle diyen yalnız SEN olursun... İLLA ENTE, demiş olursun İLLA ENE!..
***
“Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke, inniy küntü minez zalîmîn.”
Gelin şimdi de aynı duayı genelde bilinen manası ile yorumlayalım. "Senden başka ilah yoktur. Seni tespih ve tenzih ederim. Ben zalimlerden oldum". Bu dua tespih olarak zikir/anma çalışması olarak tavsiye edilmektedir. Yani, her hangi bir günah işlemediğimizde de bu duayı zikrederiz/anarız/anlamaya çalışırız. Bu duayı zikretmek için illa bir günah işlememize gerek yok. Zikir amaçlı, tefekkür niyetiyle de okunan bir duadır. Böyle bir durumda olduğumuzu farz edlim. Ve bu durumda bu duayı nasıl tefekkür etmemiz gerekeceğini anlamaya çalışalım.
"Muhakkak ki ben zalimlerden oldum" ifadesi bu anda bize neyi ifade eder? O anın öncesinde göreli bir günah işlememişiz, avama dönük açık bir günah işlememişiz, bir günahımız için değil, tefekkür amaçlı bu duayı okuyoruz.
Üstte yazmaya çalıştığımız benzer tefekkür açılımları olmadan bu duayı bir sebebe dayandırmadan söylüyorsak, anlamasız papağan gibi tekrar ediyoruz demektir. "Muhakkak ki ben zalimlerden oldum" diyen birine, başkası olsa sormaz mı; "Niye zalimlerden oldun, ne suç işledin?" diye!..
O durumda söyleyenin cevabı ne olurdu; "yok, şu an bir günah işlemedim, bir günah için söylemiyorum, öylemesine söylüyorum...". Yani, laf olsun diye, manasını düşünmeden, sebepsiz yere, "Muhakkak ki ben zalimlerden oldum" diyorum. Bu durumda o kişi hakkında düşünceniz ne olurdu?.. "Söylediğinden haberi yok, manasız iş yapıyor, samimi değil, papağan gibi davranıyor..." diye düşünürdünüz. Öyleyse söylediğimizin manasını bilmek, ne için söylediğimizi bilmek, söylerken manasını tefekkür etmek, şuurlu olarak söylemek aklı yeten, hakikatini tanımak isteyen için çok önemli ve gerekli...
Gelelim "SubhaneKE" ifadesine... SubhaneKE, bir kere "ben seni tenzih ve tesbih ediyorum" diye çevrilemez. Çünkü "SubhaneKE" ifadesinde "ben...ediyorum" kelimeleri/ekleri yok. "SubhaneKE, "sen Subhansın" demektir. Bu duayı tekrar eden aynı kişi "SubhaneKE"yi doğru anlamı ile kullansa, yani "sen Subhansın/berisin/münezehsin" manasında kullansa... Diğer kişi ona "neyden Subhan/beri/münezzeh/öte?" diye sorsa... O da "Senden başka ilah yok" manasına dönük olarak, "O bir ilahe olduğu için, bir ilahe olarak yarattığı her şeyden beri/münezzeh/öte" dese, bu durumda ötede bir ilahe ve o ilahenin ötesinde bir mevcudat şeklinde ikilik oluşmaz mı, bu anlayış Tevhid/Birlik anlayışına uygun olur mu? Hayır!
Ayrıca o soran demez mi, "bu dua içinde O'nun neyden Subhan olduğu belirtilmemiş mi?" diye... Halbuki belirtilmiş. SubhaneKE ifadesinin bir öncesi olan "la ilahe illa ENTE" ifadesinde. Zaten SubhaneKE "la ilahe illa ENTE" ifaadesinin devamı. Oraya bir atıf var, orayla bir bağlantısı var. Peşpeşe gelen ifadeler birbiri ile ilgili, cevapları duanın içinde.
Yok ilahe sadece SEN(varsın). SEN ilahe olmaktan Subhansın. Ben de SENi ötede bir ilahe zan ettiğim için "muhakkak ki zalimlerden oldum(nefsimin hakkını veremedim, nefsimin hakikatini bilemedim). SEN ötede bir ilahe değilmişsin, SEN ben dediğim şeyin gerçekte hakikati imişsin, ben SENden ayrı bir varlık değilmişim...
İslam'ın, imanın temeli Tevhid kelimesi. La ilahe İlla ALLAH/Ente/Ene/Hu! İşin başı, anası, özü olan kelime. Bu kelimeye "Allah'tan/.. başka ilah yok" diye anlam verdiğimizde hangi gerçekleri kaçırdığımızı, neleri yanlış anladığımızı, hakikatimizden nasıl uzak düştüğümüzü, düzü nasıl ters ettiğimizi birlikte görüyoruz. Üstelik "ilahe" dişil/üretken formatında yazılmıştır. Allah kendi özellikleri ile dahi olsa, kendinden ayrı parça müstakil varlıklar üreten/üreyen bir ilahe değildir. "Doğurmamıştır", kendi özellikleri ile, kendinden öteye bir varlık çıkarmamıştır. Her an her oluşta kendiyledir.
La ilahe(yok ilahe) illa ALLAH(sadece ALLAH)! Şu an dahi öyle, her halde/durumda öyle. Her an, her oluşta TEK BİR BÜTÜNlük söz konusu. Ayrılık, gayrılık, ikilik, bölünme... yok. Tersi anlayış; kendini beden sananın sınırlı anlayışına göre var sayım, gerçeklik değil. Kendini beden sanan, gördüğüne göre hüküm veriyor, hakikatini bilincinde/bilinciyle bölüyor, sınırlıyor, çokluk-ayrılık-parçalık zannına düşüyor. Her şeyde her an TEKlik-BÜTÜNlük hakim, yok ilahe.
Balık baştan kokar sözü boşuna denmemiş. O halde dini anlayışımızı en baştan YENİlemeliyiz. İşin başını doğru anlamalıyız, tersine çevirmemeliyiz ki gerisi de doğru gelsin... Selam ile gelsin...