İncir … Aynı ağacı birebir çıkarabilecek potansiyeldeki bir çok çekirdek barındıran bir meyve… Allah esmaları ile donatılmış bir beyinle kesreti yaşayan insan ! İnciri, ağacın özsuyu ile gelişimi tamamlandıktan sonra ağaçtan koparıp, direkt mideye gönderip hazmedebilirsin. Yani toplum içinde yaşamak çok da zor değildir… fabrika çıkış ayarların uyumludur doğumdan tibaren… İdrakin de bunu hızla kapmaya müsaittir, hangi davranışlara nasıl tepki vereceğini bebekliğinden itibaren öğrenirsin… Gülümsemek 20.günde.., ihtiyaçların karşılanmadığında ağlamak, bağırmak… sonra zamanla bedensel ve benliksel tatmin için gereken tüm davranışlar…. Buğday gibi, una öğütür seni kesret değirmeni… İncir, hayatın kılcal damarlarını temsil eder.
Zeytin …. Tekil çekirdek içeren bir meyve… Tadına varabilmek için ağaçtan koparmak yetmiyor, yani tekliği ilmen bilmek, kitaplardan, kıssalardan tanımak, yetmez !…. Onu mideye atıp hazmedebilmen için nice zahmetli aşamalardan geçireceksin… Suda bekletip defalarca suyunu değiştireceksin, sıkacaksın, ezeceksin….. Ağaçtaki imajından eser kalmayacak… Terbiye olacak… Terbiyeden sonra gör bak, nasıl hazmediliyor, hem de çekirdeğiyle beraber ! miss gibi… Ama terbiye olan “terbiye olduğunun” farkında olacak ! Neyi ne için yaşadığının ! Yoksa kesretin vahdet lakırdısıyla benliğini tatmin eden bir sevgi kelebeği olursun ancak… Bir esfeli safiliyn iyilik meleği…
Zeytin, hayatın nabzını temsil eder.
Sina Dağı … Dağ, vehmi benlik ifade eder tasavvufta…. Diğer yandan insan vücudundaki 7 enerji giriş ve dağılış noktasının yeryüzündeki karşılığı 7 bölgeden bir tanesi Sina Dağı’ dır… Pozitif Ley hatlarının yoğunlaştığı bölge… Demek ki ahsen-i takvim yapıya bir bağlantı var burda… Dağ gibi benlik, derin katmanlarından kaynayan bir su pınarı saklıyor… Senin özünden çağlayıp taşan, kurumayan bir ENERJİ kaynağı ! Dilediğini oluşturup dilediğini engelleyebileceğin seyirde gerekli kan bankası sanki !
Emin belde … En emin belde, Allah ahlakının, kabuğundan açığa çıkıp yayılmak için fırsat kolladığı vicdanındır ! Vicdanın Allah’ ın sesidir. Senin terkip olduğun esma özelliklerinin dahi kaynağı olan Ahadiyet fısıltılarıdır… Semî olup duyabilene… Mürîd olup o sesle hükmedebilene ! Vesile zincirinde bir halka olmak gibidir bu… Emin belde arazilerini keşfedebildiysen, zemzem kuyularını da keşfedersin… O zemzem o kaynaktan çıkar, nice insan yudumlar da kendi hazinelerini keşfederler! Halka halka yayılır gider emin olmanın ve öze güven duymanın tadı…
Bu hayatta insan; KESRET değirmeninde TEKLİK kemalatına doğru öğütülürken, vehmi benlik ardındaki POZİTİF ENERJİ Bankası’ ndan çektiği enerjiler ile EMİN beldesi olan vicdanına güç kazandırır ve sahip olduğu ESMA hakikati böylece günyüzüne çıkar...
Bu yaşam ; ALLAH AHLAKIYLA, ALLAH’ÇA YAŞAMDIR….
Çünkü insan “ahsen-i takvim” surette yaratılmıştır. Adem, özündeki Ahadiyet cevherini farkedip işleyerek kemalatını tamamlayacak, olgunlaştırdığı bu kemalat ile “esfel-i safiliyn” düzene dönüş yaparak “Seyir Defteri”ni oluşturacaktır. (Oyunu bitiren oyundan çekilmiyor, aksine o üst algısı ile oyun içinde aktif olarak kalıyor ki diğerleri ile etkileşim sürsün, oyunla bütünleşilsin..)
Ahsen-i takvim yapı, bir suret- görüntü-etiket değil, bir bakış açısıdır. Her insanın gizli dosyasında saklı 360°lik tarama sağlayan bir perspektif….
“Bazılarını böyle yaratıp bazılarını esfel-i safiliyn’e reddettik” demiyor ilahi vahiy! Ya da “sadece hakikatten perdelenenleri reddettik” demiyor…
“İnsan” olarak terkip olunmuş tüm birimler ahsen-i takvim yapıda yaratılıp esfel-i safiliyne reddedilmiştir diyor. Yani : İnsan, “Mutlak ve SOM varlığı ve bu varlık içerisinde kendi terkipselliğinin özelliklerini algılayabilecek kapasitede” yaratılarak, ÇOKLUK düzenine uyumlu bir benlik ile sarılmış ve öylece dünyaya, rahmaniyete çıkarılmıştır diyor.
Allah kavramının tüm özelliklerini bilen ve O’na “iman eden” İblis, insana secde etmeyi reddetti, çünkü gördüğü ; çokluk düzenine uyumlu bir benlikle sarılmış “insansı” idi. Ama o benliğin içerisinde, insansının doğru kullanımla ulaşabileceği ALLAH potansiyelinden haberi yoktu, müşahedesi kavrayamadı!
Bu genel yaradılış düzeninde “insan” denen birimin nasıl bir mahluk olduğu tanımlandıktan sonra amaca ulaşmak için yönergeler çizilmiş, haritalar verilmiş, istisnalar gösterilmiş ;
İMAN EDENLER ve İMANIN GEREĞİNİ UYGULAYANLARIN algılarına, dikey yönde açılan bir “semâ penceresi” müjdesi var ; kesintisiz karşılık… Yani onlar da esfel-i safiliyn’e “aşağıların aşağısına” reddedilmiş yapıdalar herkes gibi, ama mahkum edilmemiş ! İman etmeye ve GEREĞİNİ UYGULAMAYA devam ettikleri sürece idrakte level atlamak mümkün, gayet mekanik! Ve lütuf yollu bir açılım ……
ASR’ da da verilmişti hüsrandaki (esfel-i safiliyn’deki) insanlığa kurtuluş anahtarı :
“Ancak (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanlar, birbirlerine Hak olarak tavsiye edenler ve birbirlerine Sabrı tavsiye edenler hariç!”
Bu istisna dışındaki “İMANA ve GEREĞİNİ UYGULAMAYA” şuurunu kapatmış güruh ise, “dünyalarında” yaşamaya mahkum… Onlar “kitabı soldan verilenler”.., görevi başarıyla tamamlayarak kabuğu delme rolü verilmemiş kesim…! ya da verilmişse dahi, mekr yollu olarak onlar için bu kabuğu kırmak, işi kolaylaştıracak “iman ve salih amel” çekici olmaksızın hayli zahmetli olacak….
“ESFEL-İ SAFİLİYN YAPI” ve “AHSEN-İ TAKVİM YAPI”
Kuran-ı Kerim’ de çokluk yaşamının düşüklüğüne karşılık, teklik kavrayışı her zaman yüceltilse de maksat çokluk yaşamının yerilmesi değildir kanımca... Çünkü çokluk yaşamı bir imtihan yurdudur. Yöneltilmek istendiğimiz algı mertebesi ; çokluğa hükmedebilecek, çokluk içerisinde sahip olduğumuz beden kayıtlarına prim vermeden gözlemleyecek bir algı mertebesidir. Yine Esfel-i Safiliyn içerisinde birebir yaşayarak bunu yapabilmektir. Zıtlar birbirini tetikler çünkü…
Karanlıkta oturanlar, gerçek ışığı görürler. /Hz.İsa
Çokluk içinde gözündeki bu algı gözlüklerine göre yaşayan insan yapılarına bakalım biraz:
“İnsanoğlu ÇİĞ süt emmiştir” derler. İşte esfel-i safiliyn denen, “El-Hafidz esmasının tetiklediği, bedensel ve benliksel yaşam algısı ve fiiliyatı” na uyumlu yaşayan insan ; “esfel-i safiliyn yapı”daki insandır, çiğ süt emen ve emdiği sütü hazmedip dönüştüremeyen !
Görünen ile algılayıp yaşayan, görünmeyeni düşünmek istemeyen, düşünse dahi “akla” değil “nakle” prim veren felsefedeki insandır .…
Dolayısıyla bu yapıdaki insanda, daha doğrusu “bünyesindeki algı katmanlarından bu yapı ile yaşamı seyreden” insanda, kapılar dışarı doğru açılır.
Dışsallık kesreti bir numaralı yaşam süzgecidir bu yapıda… Düşünebilen beyni devreye sokmaksızın otomatik pilot kontrolündeki “alışkanlıklar” ve “gelenekler” ise bu süzgecin paslanmasını önleyen, esfeli safiliyn yapının bakımını yapan unsurlardır. Kararlar, hükümler, seçimlerdeki kavşak noktaları, böylece pırıl pırıl bir “esfel-i safiliyn” yapı ile değerlendirilir! Oysa hayattaki amaç, onun köhneyip eskiyip bünyeden düşmesini sağlamaktı
Kendisine ve dışta gördüğü tüm insanlara BAĞIMSIZ İRADE yükler. Bu yüzden duyguları çok sağlam çalışır, kızar,gücenir,eleştirir, sevinir, bağlanır ! Dışsallık ana gündem maddesi olduğundan, bol odunlu bir yaşam boyutudur. Her birime irade yüklediği kadar ve bu yüklemeden çıkardığı duygusallıklar kadar odun toplayacaktır sonsuz yaşamına…
Başarısızlıkları ya da elde ettiği başarıları da kendi ÖZGÜR İRADESİNE mal eden bir değerlendirmesi, başına gelenler karşısında “Neden böyle oldu? Ne kadar şanssızım ! “vah vah tüh tüh” lü, bol sağanaklı bir repertuarı vardır….
Esfel-i Safiliyn yapı, “din”i, yaşamın renk yelpazesinden bir renk olarak görür. Yaşam din değildir, onun bir parçasıdır! Acıktığında yiyip içecek, sosyalleşmek için ilişkiler kuracak, bilinmezden korktuğunda ise benliğine ibadet ettirecektir.Temel ihtiyaçtır kısaca… Ahsen-i takvim algı için ise, tek bir AN’da oluşmuş tek bir bakış açısı vardır,o da Sünnetullah’ tır. Tek bir DİN günü vardır zaman ve mekan kavramından, geçmiş ve gelecekten beri… “MALİKİ YEVMİDDİYN” olan ; çokluğun her bir zerresinden her daim vechini suretlendirir.
Esfel-i safiliyn yapı, kesret deviniminde etiket-taraf-kutup önyargısı ile hayatı gözlemler. Hakkın hangi “taraf”tan tecelli ettiği önemlidir. Fail karşı tarafsa, üzeri çizilir. Dünyasal bir taraf gütmek, sağlam bir karakterdir (!), rengini belli etmektir. Buna karşılık Ahsen-i takvim bakış açısı ise, dünyasal tanımlamalardan beri olarak Sistemi OKUr, Hakikat ışığını her olayda tespit ederek yorumlayabilir, taraf kim olursa olsun her olayda gözlemlediği, FAİL-İ HAKİKİ’ dir.
Hak ereni İsmail Emre’ye sormuşlar : Efendim herhangi bir parti ile ilişiğiniz var mı ? Cevap vermiş : Biz PARTİ değiliz KÜLLÜZ !
Teşhis,tedavi ve reçete belli iken, yaşanan süreçler bizzat hazmıyla hâl edilmişken, aşağıların aşağısı algı, artık göze gelip de oturamaz…
Bir üniversite öğrencisinin beyni için ilkokul 1 sorularını çözebilmek çocuk oyuncağı, nice kasırgalar atlatmış bir denizci için lodos rüzgarı, yok mesabesindedir. Kasırga yaşamış bir denizciye bu tecrübesini unutturacak ne olabilir? Hakikat idrakine şuuru değmiş bir kişi de, işte öylece esfel-i safiliyn’de yaşar, seyreyler, nice ortam insanını yakan kavuran tecelliler, ona zümrüd-ü anka kuşunun kanat çırpışı gibi, öylesine hafif, öylesine belli belirsizce değer geçer…
Hüküm ALLAH’ındır yalnızca, biz vehmi benliğe tabi insanlardan hükmeden de, 18.000 alem holografisindeki sonsuz etkileşimlere hükmeden de O’dur ! Esfel-i safiliyn yapıya da Ahsen-i Takvim öze de….. Bu ikisinin karışım halinde belli belirsiz bocalayarak seyretmesine de… O en mükemmel mutlak hükmedendir…
Çünkü
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz ! İnsan 30
……..
Velhasılı kelam ; başımızı iki elimizin arasına almış düşünürken, yaşamımız bir film gibi gözlerimizin önünden geçerken artık uyanalım !
Herşey çok basit !
Tin Suresi sofrandan giriyor, durum tespiti yaparak sembollerle sana bir uygulama reçetesi sunuyor.
Görünenin ardına geç artık !
Hala vakit varken, kronometre çalışırken…., silkin !
Bu çokluk boyutunda, Alemlere ayna olan özünle kıyâma dur ! Çokluktan Tekliğe değil, Teklikten çokluğa bak…… Hayat koşturmacası, geçim derdi, ego çatışmaları arasında az yüksel de UZAY’dan izle yaşadıklarını! “Subhane Rabbiyel Ala” nasıl gelip yerleşecek idrakine…
Hayatın kılcal damarlarındaki nabzın da, aorttaki nabzın da, tek bir vuruştan geldiğini düşün!
Öz yapını ve engellerini gör, düşmanını tanı…. Gerek dışta gerekse içte düşmanını alt etmek için reçeten hazır önünde! İman et ve GEREĞİNİ UYGULA…. Bunun için gizli-örtülü-saklı pusulu hiçbir benlik görüntüsüne prim verme! Ne ibadetlerini yapmak ve ne de terketmek için….
KENDİNLE UĞRAŞ, konuşma baloncuğunda yarattıklarınla değil ! Zor mu? Önüne geçemiyorsan ve madem ki dışsallığını da sen yaratıyorsan ; o halde kendi yarattığın ve etrafını çevrelediğin esfeli safiliyn birimlerden, kendi yarattığın ahsen-i takvim birimlere kaç…. Yüksek frekansa… Allah Rasulü s.a.v.’ in bakış açısına ! A şehrine gitmek için B şehrinden uzaklaşmak zorundasın, İMAN’ın gereğini uygulamak için, DÜNYA’nın gereğini uygulamaktan !…. Yüksek frekansa ulaşmak için, düşük frekanstan !… Her yere aynı mesafede olabilmen, hareketsiz durman anlamına gelir !
Zorlu süreç, kınanacaksın, kızılacaksın, dışlanacaksın belki….. ama sonunda şefkatli bir kucaklama bulacaksın, bu hep aklında olsun!
Çünkü aşağıların aşağısı bir boyutun 8 sn.lik takdiri, alkışı ve sefası, sonsuz güzellikteki bir kucaklamanın geçici dikenli görüntüsünden daha üstün değildir !
Bütün olan biten bu….
Allah hepimize kolaylaştırsın…
Selam ve sevgi ile