Tanımsıza giden basamaklarda 5 T reçetesi yazıma ikinci madde olan tanıklık ile devam etmeye çalışacağım
Tanık deyince aklıma mahkeme salonlarında olayı GÖREN , olaya şahit olan kişi gelir aklıma.
Biz de etrafımızdaki olayları görüyoruz diyoruz ama ne kadar gerçek anlamda şahit oluyoruz , gerçek anlamda görüyoruz hiç düşündünüz mü ?
TEK il yapı noktadan açığa çıkardığı string boyutundan bizim madde diye algıladığımız boyuta kadar her boyutsal katmanda o boyutun frekanslarını çözümleyecek ve algılayacak frekans grupları- frekans çözücüler oluşturmuştur. Buna GÖZLEMCİ diyoruz.
Aslında evren bir frekans okyanusu ve TEK il bir yapı olduğuna göre birbirinden ayrı gözlemciler de olmamalı. Yine gözlemcinin çokluğu evreni bölen ayıran biz gözlemcilere göre ortaya çıkıyor.
Aslında var olan TEK bir gözlemci var. Çeşitli boyutlarda yine kendini seyreden.
Önceki yazıda TEK liği tefekkürün ne kadar önemli olduğunu yazmaya çalışmıştım. Ayrıca daha önce de gözlemci olmakla ilgili de bir yazı yazmıştım.
( www.orjinkutuphane.org/gozlemek.1256.html ) O yazıda yorumsuz seyrin, algıladıklarımızı , hatta kendi bedenimizi ve zihnimizi sanki başka birinin bedeni ve zihni gibi izlemenin çok büyük açılımı olacağından bahsetmiştim . Çünkü bu farkındalık sanal beni aradan çıkaracak ve Orjin BEN farkındalığına kapıları açacaktır.
Orjin BEN ya bilinçsiz olmayı dilemiş ve alt frekansı gözlemlemektedir veya kendi varlığını BİLME yi dilemiş ve alemleri üst frekanstan seyretmektedir.
Biz bu skalanın hangi aralığındayız kendimize sormalıyız.
Gördüğünü yorumsuz seyretmenin bir basamak üstü bence farkında olmak, gördüğüne şehadet etmek başka bir anlamda da TANIK olmaktır.
Sistemi OKU maktır.
TEK il yapıyı tefekkür ederek , bu ilmi alarak, karşıda gördüğümüz yapının mutlak varlığın bir anlık seyrinin - string boyutundan madde dediğimiz boyuta kadar tüm boyutsallığı ile –açığa çıkışı olduğunu anlamaya başlamalıyız.
Karşıda gördüğümüz yapı ya da tüm evren tüm boyutsallığı aynı anda içerir.
Bu boyutsallık bir boyutun bitip başkasının başlaması şeklinde algılanmamalıdır. Farklı boyutlar algısının birime GÖRE ortaya çıktığı, gerçekte zamansız ve mekansız , sürekli hareket halindeki dalga okyanusu olduğu unutulmamalıdır. Bu anlamda aslında TEK bir boyuttan konuşulabilir kanımca…
Başka bir deyişle Kuantum Potansiyel –DATA- string- frekans okyanusu-madde boyutsallıkları bizim beynimiz de dahil evrenin her zerresinde aynı anda mevcuttur ve sürekli dönüşüm halindedir. Bu boyut ayrımını yapan frekans okyanusunda bir kesiti görüp gördüğüne madde görmediğine mana , açığa çıkana zahir çıkmayana batın, algılamadıklarına gayb diyen beş duyuya mahkum, sonradan edinilmiş veritabanımızdır. Aslında muhatap olduğu yaşadığı tüm boyutları ile Kuantum Potansiyeldir.
Beyin demiyorum veritabanı diyorum . Çünkü beyin orjini itibari ile aynı bu evrenin de orjinin de olduğu gibi bilgi yumağıdır. Ve öyle bir bilgi yumağıdır ki tüm evrendeki frekansları çözebilecek kapasitededir. Ama potansiyel olarak var olan bu kapasitenin hayata geçirilmesi için beynin bunu öğrenmesi gerekir.
Görme dahil evrendeki duyduğu-gördüğü-algıladığı tüm bilgi anne karnından itibaren beyin tarafından öğrenilmiştir. Mevcut potansiyelin nasıl işleyeceği , astrolojik tesirlerin de katkısıyla anne karnında, bebeklik özellikle de çocukluk çağlarında belirlenmiştir.
Artık beyin gördüklerini, duyduklarını öğrenmiş, kaydetmiş, hücrelerini bu yönde programlamış, gelen verileri de bu veritabanı üzerinden değerlendirmeye başlamıştır. Gelen veriler beş duyu dediğimiz kesitsel algılama araçları ile olduğundan sonsuz skalada ancak çok kısıtlı bir alanı deşifre edebilmektedir.
Aslında bu yapı da kendi kapasitesi kadarı ile sistemi OKU makta ve tanıklık etmektedir. Sistemi suretler üzerinden okumakta, olayları neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirmektedir. Bu da çok doğaldır. Çünkü o etrafta kişiler, varlıklar , madde görmektedir.
Bu bir çocuğun kitap okuyamayıp sadece harfleri öğrenmesi gibidir. Kitapta harflerin hepsini söyleyebilir ama kelimeleri okuyamaz, bağlantı kuramaz.
Oysa evren bir kitap gibidir. DATA-enerji paketlerine yüklenmiş sonsuz bilgidir …
İşte beyin bu bilginin kapasitesi kadarını okur , musavvire özelliği ile de sahneler hologram dünyasında. Evet aslında dışarda oynanan da bir oyun yoktur. Hepsi beyin içinde sahneleştirilen bir senaryodur. Evrenin orjini bilgidir. Her an değişik şekillerde açığa çıkar. Beyin de öğrendikleri doğrultusunda algılayıp sahneyi yaratır…
Kur an‘ ı Allah ‘ ı hiç anlayamamış biri okurken nasıl hikaye gibi geliyor ve esas bütünsel manayı anlamıyorsa, Allah’ ı bilmeyen birinin sistemi okuması da böyledir. Olayların, kişilerin söylenenlerin nasıl bir bütünsellik içinde aktığını, kişiler dediğimiz TEK in değişik yansımalarının bir amaca birlikte ve bütünsellik içinde nasıl hizmet ettiğini göremez.
Eşimiz, çocuğumuz dediklerimizin İsm-i Allah olanın stringten yani DATA dan maddeye kadar her boyutun aynı anda açığa çıkışı olduğunu görmek zorundayız.
Karşıda gördüklerimiz İsm-i Allah olanın açığa çıkışı olduğuna göre o halleri ile mükemmeldir. O’nları belli kalıplara sokan, isimlendiren , daraltan bizim algımızdır. Nasıl evreni veritabanımız kadar algılayabiliyor ve daraltıyorsak, diğer kişileri de veritabanımız kadar algılayabiliyor, daraltıyoruz.
Bu da SEVGİ yi hissetmemize ve yaşamamıza engel oluyor .
Her sevmediğinizde Allah ı sevmediğinizi biliyor muydunuz?
Sadece Allah var ve O ndan başka varlık yok ise ?
Sadece Allah esmalarının sirkülasyonu var ise ?
Bu sirkülasyonun beyinler tarafından her an çözümlenip yeniden farklı bir ben algısı ile açığa çıktığını anlayabiliyorsak ?
Ama bu ben algısının dahi bir esma çıkışı olduğunu , her beynin kendi veritabanına göre bir çıktı aldığını ve sistemi öyle algıladığını anladıysak ?
O zaman ?
Karşıda ego gördüğünüzde kendi veritabanınızdaki ego kaydınızı gördüğünüzü, karşıda sevmediğiniz bir özellik olduğunda aslında kendinizi sevmediğinizi anlayabilir misiniz böyle bakınca?. Algılamalarınız veritabanınızın yansımasıdır. Görüyorum dediğiniz algılıyorum dediğiniz kendi veritabanınızdır.
Hiç böyle düşündünüz mü ? Karşıda konuşana siz konuşuyormuşsunuz gibi baktınız mı ? Karşıdakinin size söylediği aslında sizin kendinize söylemek istediğinizdir. Bir de böyle dinleyin bakalım etrafı. Tüm evrene kendinizmiş gibi bakın .
Böyle baktığınızda evrenin sizin için çalıştığını acaba görebilecek misiniz ? Evrenin her sorunuza cevap verdiğini, yol gösterdiğini farkedebilecek misiniz ? Evren algılanmayı bekler. Her özelliği de barındırır. Algıladıklarınız ve algılayış şekliniz sizin iç dünyanızın yansımasıdır.
TEK il yapıyı bilen ve anlayan kişi karşıdaki ile de aynı olduğunu bilir. Karşıda konuşanın kendi olduğunu görür.
Bu da ancak sanal ben algısından kurtulmuş, gelen veriyi ben virüsü ile değil evrensel bilgi, TEK il yapı farkındalığı ile çözümleyen beyinlerin işidir.
Bunu böyle göremiyorsanız sanal beninizin hapishanesinde, demir parmaklıklar arkasında dışarıyı tavandaki küçücük pencereden görmeye çalışıyorsunuz demektir. Kendinizi evrenden , sistemden, Kuantum Potansiyelden ayırmış uyumayı seçmişsimiz demektir.
Özgürlük sanal benler hapishanesinden – ortak bir hapishanede yaşıyoruz – kurtulup evrenle BİR olabilmektir. Ve evrenin seslenişini, kendinden kendine hitabını, çalışmasını görmek ve heran buna hayret etmektir.
Kur anı okuyamayan kişi nasıl bir ayete takılır da RUH unu bir türlü kavrayamazsa , aynı kişinin olaylara yaklaşımı da böyledir. Olayın dar kapsamlı yorumunu yapar, üzerine de kaygı ve vehim üretir. Ve perdelenir asıl bilgiden. Bu bir tabloda bir noktaya takılıp kalmak gibidir. Muhteşem tabloyu asla göremezsiniz. Üstelik tablo her an değişmektedir. Ve eskisi bir daha asla geri gelmeyecektir. Kaçırdığınız anlar kaçmıştır.
Apaçık BİLGİ dir Kuran. Apaçık BİLGİ dir sistem. Sistem açıktır da bizim bunu çözecek, deşifre edecek veritabanımız yoktur. Aracımız olmasına rağmen.
İşte TANIK lık , sistemi OKU mak, şehadet etmek bu akışı, bu işleyişi GÖREBİLMEK tir.
Her algı düzeyinin okuması farklıdır. Dolayısıyla hiçbir OKUMA da tamam budur dedirtmemelidir. Algıladıklarımızın her zaman ötesi olduğunu düşünmeli ve farketmeliyiz.
Ki bu El Mumin isminin bizde iman olarak açığa çıkışıdır. Birim ne kadar algılarsa algılasın hep ötesi olacaktır. Dolayısıyla iman hiç bitmeyecektir, bitmemelidir.
İşte aslında yüm boyutsallığı, güzelliği ve her an değişen şekliyle sistem OKU nasıdır. Gözlerimizin ne gördüğü değil beynimizin ne OKU duğu ve nasıl OKU duğudur önemli olan.
TEK i bilenin Tanıklık etmesidir artık bildiğine…
Bunun yaşantısı ise içtenlikle TALEP edilmelidir.
TALEP yani reçetenin üçüncü maddesini birdahaki yazıda anlamaya çalışacağım…
Yeni yılda, 2012 sürecinde çok daha derin açılımlar ve OKU malar diliyorum tüm dostlara
Sevgiyi her zaman yüreklerimizde, kişi ,cinsiyet, ırk ayrımı olmadan hissetmeyi, her çocuğu çocuğumuz gibi, her gördüğümüzü kendimiz gibi bilip sevmeyi , sanal ben hapishanesinden kurtulup tüm varlığı kucaklayabilmemizi dilerim…Umarım SEVGİ hepimizin ortak frekansı olur yeni yılda…