Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip.
Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Ey göklerde süzülüp, üstümüzde uçan kuş,
Çift kanatla seni, yükseklerde uçuran kim?
“Uçmayı biliyorum” diye, tepeden bakma öyle,
Sana bu canı verip, “haydi uç” diyeni söyle.
Ey yerlerde sürünüp, uçmayı bilmeyen kul,
Tek kanatla uçulmaz, kendine bir kanat bul.
Akıl kanadını takmış, çırpınıp duruyorsun,
Gönül kanadını takıp, göklerde uçmuyorsun.
Nasıl yaratmış sorusuna, cevabın çoktur,
Niçin yaratmış desem, kalbin yine boştur.
O seni yaratmak, var etmek zorunda değil,
Sevgiyi gör, sevildiğini bil, sevgiliye eğil.
Kalbinin sesini, akıl ile sakın örtme,
Aklın bir araç, ona aşırı değer verme.
Gönül sarayına yalnız, aşk ile girilir,
Aşk için bu yolda, ateşten elbise giyilir.
Akıl yolundan geçtim, gönül yolu istiyorum.
Kalbime girip dolacak, muhabbeti diliyorum.
Rahmetiyle sevgi saçsın, şefkatiyle gönül yapsın.
Sözleri hep mis koksun, gözleri hep aşk olsun.
Bilimin sözleri, gönlümü doyurmuyor,
Dalgalanmış deniz, bir türlü durulmuyor.
Esen rüzgarlar, dinsin artık istiyorum,
Kara bulutların, gitmesini bekliyorum.
Fikir rüzgarları fırtınaya çevirir,
Gönül bulutları yağmur ile indirir.
Sadece Allah diyen, o dillere hasretim,
Kendinden geçmiş, gönüllere niyetim.
Delil aramak, şüphecinin işiymiş anladım,
Allah’a sadık olanın, şüphesi olmaz evladım.
Kalbi kararmışa, Kur’an bile yetmezken,
Sadece Allah ismi, saf gönüle tek mesken.
Kafadan değil, gönülden çıkan sözler sarıyor.
Varlığı değil, kulluğu gören gözler bakıyor.
Sözü çok olan dil, dönüp de özüne baksın,
Allah’ı gönülde bulmayan, dilini de bıraksın.
İşin kolayı birleyip, “Allah” demek varken,
Bin dereden su getirip, zoru kılmak neden?
Gönlün sözü her zaman, kısa ve öz olandır,
Kalbe dokunmayan söz, boşuna beyandır.
Gözlerinde bir aşk, dilinden bal damlıyor,
Yüzünde bir tebessüm, gören hayran kalıyor.
Gönlünü nur kaplamış, sözünde bir hoşluk var,
Allah ismi andıkça, saçılır mis kokular.
Her kavgayı bırakmış, herkes ile barışık,
Tüm sözü selam olmuş, Allah ile tanışık.
Kimselere kızmıyor, merhametle bakıyor,
Haktan razı olmuş, halkı gayrı görmüyor.
Kibri silmiş defterden, her şeyi bir biliyor,
Herkese kulak verip, Allah sözü söylüyor.
Bilim peşinde koşarken, ibadette gevşeme,
Ruhun gıdasını kesip, gönül evini deşme.
Eğer böyle yaparsan, sözler kuru dal olur,
Ağacı yeşertmek için, Allah’a kul ol nolur.
Sırf aklın yolu ateş olur, ağaç yakar,
Maneviyatın suyu, ona bin bir can katar.
Akıl bilimle açıklar, sistem nasıl işler diye,
Cevap veremez ama, sistem böyle işler niye?
Nasıla verilen cevap, niçine cevap olmaz,
“La ilahe” diyen çok, “İlah-un Vahid” diyen az.
Hiçbir ilim seni, asla kulluktan azat etmez,
Kulluk üstüne kurulu, sistemi insan görmez.
Bilgin seni arındırıp, Allah’a kul etmiyor ise,
Nefsinin yolundasın, Allah’ın yolundayım deme.
Bilimden öğrendik, her şey Allah’a teslim,
Bilinçli kul olduysan, Allah’a olsana teslim.
Salat, oruç, zikirin, ibadetin ne kadar,
Bunlarda artış yoksa, bildiğin neye yarar?
Allah’ın sistemini okuyup duruyorsun,
Sistemi yaratmış böyle, niye düşünmüyorsun?
Belki bir ilaha tapmıyorsun, ne güzel,
İlah-un Vahid’i sistemde görmüyor musun?
Niçin sistemi böyle, dua istiyor niye,
Niye namaz zorunlu, oruç yazılmış niye?
İşleyişini sormuyorum, yararını sormuyorum.
Sistemi böyle yaratmış, İlah-un Vahid diye.
Uzun sözün kısası, kul kul olmak için var,
Allah’a kulluktan başka, yol arayan şaşar.
Benliğini kullukta, ezmeyen firavun olur,
Bilgisi şeytanda, yolu deccalde son bulur.