Ayet-el Kürsi: ŞUUR!

06 / Eylül / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Bismillahirrahmanirrahiym

 

Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ül Kayyum* la te`huzuHU sinetün vela nevm* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih* ya`lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa`* vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard* ve la yeuduhu hıfzuhüma* ve HUvel Alıyy’ül Azıym;

***

ŞUUR!..

O noktadan açığa çıkar alemler…(B!)

 

ŞUUR!..

Sınırsızlık manasına sahiptir…(ismillah!)

 

ŞUUR!..

Potansiyel manalarla yüklüdür…(irrahman!)

 

ŞUUR!..

Manaları ile üretken olandır…(irrahiym!)

 

ŞUUR!..

Sınırsız-sonsuzdur(Allahu!)…

 

ŞUUR!..

Ondan başka, daha büyük mana/manalı yoktur…(la ilahe illa hu!)

 

ŞUUR!..

Mutlak diri olandır, mutlak diri oluştur…(vel hayy-ül kayyum!)

 

ŞUUR!..

Onu ne uyuklama(gevşeklik), ne de uyku(pasiflik) yakalayabilir... ŞUUR, gevşeklik ve pasiflik olmayan tam uyanıklık halidir…(la te`huzuHU sinetün vela nevm!)

 

ŞUUR!..

Ona aittir(ŞUUR’dan açığa çıkar, ŞUUR’la var olur, ŞUUR’la algılanır), semalarda (boyutlarda/manalarda) olan ve arzda(maddede/bedende) olan…(leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard!)

 

ŞUUR!..

Kim ki şefaat eder(şifa bulur) onun indinden, illa onun izni ile/olarak… Eğer ŞUUR yeterli ise kişide, kişi ona ulaşıp gerçek şifayı bulabilir…(men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih!) 

 

ŞUUR!..

Bilir, ellerinden açığa çıkanı(fiile çıkardığını) ve arkalarında olanı(fiile çıkarmayıp gizlediğini)…ŞUUR açığa çıkardığını da, içinde gizlediğini de bilir… (ya`lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm!)

 

ŞUUR!..

Bizzat dilemesinden başka(ŞUUR’lu yöneliş olmadan) onun ilminden(ŞUUR’lu bilgiden) Bi-şey(şeyin hakikati) ihata edilemez(kavranamaz, kuşatılamaz)… (ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa`!)

 

ŞUUR!..

Onun kürsüsü(hüküm, kapsama alanı) semaları(boyutları/manaları) ve arzı(maddeyi/bedeni) vesaiti içine almıştır…(vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard!)

 

ŞUUR!..

Onların(semaların ve arzın) muhafazası(korunması, taşınması) ona ağır gelmez… ŞUUR’da ağırlık teşkil etmezler…(ve la yeuduhu hıfzuhüma!)

 

ŞUUR!..

Her şey ondadır/ondandır/onundur, ama hiçbir şey ona ağırlık vermemektedir… O, çok yücedir, çok azametlidir,

 

ŞUUR azametiyle yüce olandır…(ve HUvel Alıyy’ül Azıym!)

***

Bir şey ki özellikleri ile tanımlanmaya çalışılıyor Ayet-el Kürsi’de… “Besmele” ile o şeyin tanıtımına giriş yapılıyor… “B” ile her şeyin o önemli noktadan açığa çıktığına işaret ediliyor… “İsmillah” ile o şeyin sınırsızlık manasına sahip olduğu işareti veriliyor… “Rahman” ile o şeyin potansiyel manalara sahip olduğu açıklanıyor. “Rahiym” ile o şeyin manaları ile üretken olma özelliğine işaret ediliyor…

 

“Allahu” ile sınırsız-sonsuz olduğu ifade ediliyor. “La ilahe illa hu” ile o şeyden daha büyük manalı bir şeyin olmadığı vurgulanıyor… “Vel hayy-ül kayyum” ile o şeyin mutlak diri olduğu söyleniyor… “La te`huzuHU sinetün vela nevm” ile mutlak diri oluş biraz daha açılıyor, uyuklama ve uyku olmama haline yani tam uyanık oluşa işaret ediliyor… Mutlak diri oluş, uyuklama ve uyku olmama yani tam uyanık olma hali tanımlamaları, o şeyin ŞUUR olduğu görüşüne ulaştırıyor… ŞUUR, tam uyanık, mutlak diri oluştur… ŞUUR, her şeyin kendisinden açığa çıktığı noktadır… ŞUUR, sınırsız-sonsuzdur… ŞUUR’dan daha büyük manalı bir şey yoktur…

 

Sonra ayetler(işaretler) verilmeye devam ediyor ki hakikatinin karşılığını kendimizde bulalım diye… “LeHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard” ile semalarda(boyutlarda/manalarda) olanın ve arzda(maddede/bedende) olanın ona ait olduğu yani hakikatinin o olduğu, onunla açığa çıktığı, onunla algılandığı açıklanıyor…

 

“Men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih” ile ancak onun izni ile(o kişide yeterli kadar açığa çıkmış ise) onun indinden şefaat edileceği(ona ulaşmakla şifa bulunacağı) ifade ediliyor…”Ya`lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm” ile onların önündekileri(fiile çıkardıklarını da) ve arkasındakileri(fiile çıkarmayıp içinde gizlediklerini de) bildiği açıklanıyor… “Ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa`” ile ancak dilemesi(ŞUUR’lu yöneliş ile) onun ilminden(ŞUUR’lu bilgiyle) Bi-şeyin(eşyanın hakikatinin) ihata edilebileceği(kapsanabileceği, kuşatılabileceği, kavranabileceği) bilgisi veriliyor… 

 

“Vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard” ile onun kürsüsünün(hüküm, kapsama alanının) semaları (boyutları/manaları) ve arzı(maddeyi/bedeni) vesaiti içine aldığı ifade ediliyor… “Ve la yeuduhu hıfzuhüma” ile onların muhafazasının(korunmasının, taşınmasının) ona ağır gelmediği söyleniyor… “Ve HUvel Alıyy’ül Azıym” ile onun çok yüce ve çok azametli olduğu bildiriliyor… ŞUUR, her şeyi yüklenir, ama hiçbir şey ona ağır bir yük değildir… O, Aliyy-ül Aziym’dir… Mevcudun özü ŞUUR’dur, her şey ŞUUR’dan açığa çıkar…  Semalarda ve arzda olanı yüklenmesine rağmen, ŞUUR’da bir ağırlık oluşmaz…

 

Zatımız MUTLAK ŞUUR’dur, ŞUUR sınırsız-sonsuzdur… ŞUUR; diri olan, bilen, irade ve kudret sahibi, algılayan ve değerlendiren, işlevde ve oluşta olandır…(Hu, Allah, Hayy, Aliym, Mürid, Kadir, Semi, Basir, Kelam, Tekvin…) ŞUUR’la bağlantımız olsun, yaşamımız ŞUUR’lu olsun… Dualarımız, işlerimiz, düşüncelerimiz, sözlerimiz, niyetimiz, amelimiz ŞUUR’la olsun, ŞUUR’lu olsun… Amin…

 

Çünkü o sınırsız-sonsuzdur, ondan daha büyük mana yoktur, mutlak diridir, onda uyuklama ve uyku olmayıp tam uyanıklık halinde işlevdedir, semalarda olan ve arzda olan onun içindir, onun izni ile ancak onun indinden şefaate(şifaya) erilir, fiile çıkardığını da, düşüncende olanı da bilir(işleve sokar), onun istemesi olmadan onun ilminden bi şey ihata edilemez(eşyanın hakikatine nüfus edilemez), onun hüküm/kapsama alanı semaları ve arzı içine almıştır, onların muhafazası ona ağır gelmez, o çok yüce ve çok azametlidir…

 

ŞUUR indinde kendini bulan çok yüce ve çok azametlidir… Mülke malik olan ŞUUR ne mübarektir!… Mevcudatın özü Mutlak ŞUUR’dur, mutlak diri, mutlak işlevdedir…Mevcudatta mekanizmaları ile işleyen Sistem Mutlak ŞUUR’lu, mutlak diri, mutlak işlevdedir…Her noktanın özü Mutlak ŞUUR’lu, mutlak diri, mutlak işlevdedir… ŞUUR, Hayy-ül Kayyum’dur, Mutlak Diridir…

 

Özellikleri verilerek işaret edilip(ayet:işaret!) tanıtımı yapılan şey bana MUTLAK ŞUUR gibi geldi… Verilen özellikler, tanımlar, bilgiler ŞUUR ile birebir örtüşmektedir… Ben, sınırsızlık manasını(ismillah!) hakikatim olan ŞUUR noktasında(B!) buldum… Ya sen ALLAH ismini(sınırsızlık manasını) neyde buldun? Yoksa sen böyle bir arayışta olmadın mı? Senin Allah(sınırsızlık) manasını(ismillah) yüklediğin(bulduğun) bir şeyin yok mu? Yoksa sen Allah ismini etiket alıp, isme mi taptın; hakikatinden öteleyip boşluğa mı attın?..

 

İsim olmaktan öte, senin Allah’ın yani sınırsızlık manasını bulduğun bir şeyin yok mu? Belki de şimdiye kadar böyle bir arayışta, uğraşta olmadın… Ama şimdi kilitleri kırma, bağlantıları kurma zamanı… Ayetleri verdik, ayetlerde geçen tanımlamaların hangi hakikatine denk geldiğini önüne serdik… Bundan sonrası senin işin, ya kulluğu hallenmek manasına alıp MUTLAK ŞUUR’u şuur edinirsin, ya da isme tapan olarak ikilik içinde ötelemeyi yaşamaya devam edersin… Şuur’un, aklın, düşüncenin gücünü küçümseme… Ayet-el Kürsi’ye hakikatimizdeki bir pencereden bakmaya çalıştım… Bu konuda söylenecek çok söz var, girişi kısaca bunlar… Taliplisine mübarek olsun… Selam olsun…


Ayet-el Kürsi ile ilgili bazı hadisler:
-Farz namazlardan sonra, Âyet-el-Kürsi’yi okuyanın Cennete girmesi için ölümden başka engel yoktur. [Nesai, İbni Hibban, Beyheki Taberani]

-Evinde, Fatiha ve Âyet-el Kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez. [Deylemi]

-Fatiha ile Âyet-el Kürsi’yi okuyana, o gün cin ve insanın nazarı değmez. [Deylemi]

-Âyet-el Kürsi Kur’an âyetlerinin seyyididir. Okunduğu yerden şeytan çıkar. [Hâkim]

-Âyet-el Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in dörtte biridir. [Ebuşşeyh]

-Yatarken Âyet-el Kürsi okuyana, şeytan yaklaşamaz. [Şevahid-ün-nübüvve]

-"Her şeyin bir şerefi var. Kur'an-ı Kerim'in şerefesi de Bakara suresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin efendisidir: "Ayet’el-Kürsi". Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 2, (2881).

-Yâ RasulULLAH (SAV) Kur’ân-ı Kerimin hangi Sûresi(derece bakımından) daha büyüktür? Diye soran Sahabe’ye(RA), “İhlâs Sûresi” buyurdu. O Sahabe(RA) “Kur’ân-ı Kerimde hangi Ayet(Fazilet bakımından) daha üstündür.” diye sorunca, Peygamber Efendimiz(SAV) “Ayet-el Kûrsi’dir” buyurdu. (Darimi)

-“İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan Allah’a C.C. yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi’nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş’ın direğinin yanında Melik-i (Müteâl olan Allah’u Teâlâ Hazretlerini) takdis eder(O’na Tazimde bulunur.)” (Ebû» Dâvud, Ahmed İbni Hambel)

-“Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Cennete girmekten onu ancak ölüm men eder.Her kim onu yatacağı zaman okursa, Allah’u Teâlâ ona kendi evi, komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında güvence verir.” (Beyhâki)

-“Bakara Sûresi’nde bir Ayet vardır ki Kur’ân Ayetlerinin Efendisidir. Şeytan olan herhangi bir evde okunursa (şeytan) o evden çıkar. (O Ayet) Ayet-el Kûrsi’dir.” (Beyhâki)

-“Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kûrsi’yi okursa, diğer namaza kadar Allah’ın C.C. zimmetinde olur.” (Heysemi)

-“Her kim Ayet-el Kûrsi’yi ve Bakara Sûresinin sonunu(Amener Resulü) sıkıntılı(kederli) anında okursa Allah C.C. ona yardım eder” (Suyuti, Dürrül Mensûr)

-“Sen Ayet-el Kûrsi’den neredesin? O herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa mutlaka Allah C.C. o yemek ve katığın bereketini çoğaltır.” (Suyuti)

-Efendimiz(SAV) Sûre-i Bakaranın sonunu(Amener Rasûlü) ve Ayet-el Kûrsi’yi okuduğu zaman gülerdi ve “Onlar Arş’ın altındaki, Rahman’ın (Teâlâ) hazinesindendir.” buyururdu. (Suyuti)

-“Allah’u Teâlâ, ne Tevratta, ne İncil’de, ne de Zebur’da Ayet’el Kûrsi’den daha büyük bir Ayet indirmedi.” (Suyuti)

-Bir gün Hazreti Resûl aleyhi’s-selâm yanında bulunan Ebû Münzir’e şöyle sordu: “Yanındaki Allâh’ın Kitâbı’nda hangi âyet daha büyüktür biliyor musun?” Ebû Münzir; “Allâhu lâ ilâhe illâ hu el hayyul kayyum.” dedi. Rasûlullah: “Ey Ebû Münzir. İlim sana kutlu olsun!..’ buyurdu.

-Hz. Ali’den rivayet edilmiştir: “Bedir savaşında Resulullah (SAV)’ın yanına gittim. Baktım ki, secdeye varmış: “Ya Hayyu Ya Kayyum” diye devamlı bu esmaları zikrediyordu. Başka bir şey ilave etmiyordu. Böylece yanından ayrıldım. Kafirlerle savaşa gittim. Bir süre sonra Resulullah (SAV)’in yanına döndüm. Yine aynı zikre devam ediyordu. Savaş esnasında devamlı Resulullah’ın yanına gidip geldim. Savaş bitene kadar bu zikre devam ettiğini gördüm. Allah (CC) onun bu zikri sayesinde zaferi bize müyesser kıldı.”