43-) Ve ma erselna min kablike illâ ricalen nuhıy ileyhim fes`elu ehlez Zikri in küntüm la ta`lemun;
Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz rical’den başkasını (Rasûl) irsal etmedik (Hz.Muhammed’den sonraki velayet sistemi, O’ndan önce yoktu)... Eğer bilmiyorsanız Zikr (Hazire-i Kuds; Zati şuhud) Ehli’ne sorun.
Senden önce de rical’e vahyettik, size her zaman sizden birini yani insanı resul ettik. Hiçbir zaman sizlere bir meleği resul etmedik, insana insan resul uygun olur. Din insanın kendisini tanıması ve gerçeğine ermesi için inzal olmuştur. Öyleyse içlerinden biri(resul) kendisini tanıyıp, hakikatine yönelecek ve sonrasında bu gerçeği yaşasınlar diye insanlara duyuracaktır. Hakikatine yönelmesi gereken insandır, bu gerekliliği içinde hisseden insandır, kendini tanıma insanın kendisinde start alır.
Meleki kuvvelerini açığa çıkarmak için insan arayışa girer ki bu yollardan geçmiş bir insanı(resul) kendine rehber edinir. Diğer türlü meleğin alemi ayrı, insanın alemi ayrıdır. İnsan kendi alemini ancak kendisi gibi olup, gerçeğine ermiş olan insandan öğrenebilir. Ki bu hakikatine ermiş kişiler de Zikir Ehli yani hakikatini(Esma) anan, hatırlatan insanlardır. Aksi halde insanlar öz varlıklarından habersiz, kendilerini yok olucu bir varlık olarak görürler.
44-) Bil beyyinati vez zübür* ve enzelna ileykezZikra litübeyyine linNasi ma nüzzile ileyhim ve leallehüm yetefekkerun;
Beyyineler (apaçık deliller, mucizeler; sıfatlar) ve zeburlar (yazılı kitablar; ilim) ile (B sırrınca irsal ettik)... Ve sana da Zikr’i (Kur’an’ı) inzal ettik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve onlar da tefekkür etsinler.
Ve o resuller apaçık deliller ile gelmiş, sistemin kurallarını(Zeburlar, kainat kitabına yazılmış kanunlardır!) açıklamışlardır. İnsanın içinde bulunup tabi olduğu apaçık sistem kurallarını(Bil beyyinatı vez zübür!) Oku’muşlardır. “Bil beyyinatı vez zübür” ifadesindeki “beyyinatı vez zübür” apaçık olan sistem kurallarını, baştaki “B” ise bu apaçık sistem kurallarının özden gelir bir şekilde her şeyi kuşatıcılığına işaret eder. Her şey apaçık olan bu sistem kanunlarına tabidir, bu sistem kanunları içinde var olur, bu sistem kanunları içinde yaşar. İşte ayete “B” bu şekilde bir mana katar. Doğal teslimiyeti, fıtri kulluğu, özden bağlılığı fark ettirir.
“Ve sana zikri inzal ettik ki, insanlara KENDİLERİNE İNZAL OLANI açıklayasın ve onlar DA tefekkür etsinler…” Bu ayette insanlara insanın resul olmasının sebebi açıklanmaktadır. İnsanın halinden insan anlar, insanın aleminden insan anlar, insan insana benzer, insana insan resul uygun düşer. Her insana inzal olan temelde, özde aynıdır, her insan benzer safhalardan geçerek var olur, benzer safhaları yaşar, benzer safhalardan geçecektir.
Her insana esmalar inzal olur, her insan esmalardan inzal olur, her insanda halife boyutu vardır. Ama kimi bunu fark edip açığa çıkarır, kimi fark edemez ve açığa çıkaramaz. İşte halifeliğe ulaşmış birisinin insanlara bunun kendilerine de inzal olduğunu hatırlatıp(zikir), bu yol üzere yaşamalarına vesile olması gerekir.
“Ve sana zikri inzal ettik” yani sana/şuuruna bu apaçık olan sistem kurallarını Oku’ttuk ki sen de tüm insanların tabi olduğu bu evrensel sistem kurallarını insanlara hatırlat ki korunabilsinler… Sana inzal olanla onlara inzal olan aynı şey ki, sen inzal olandan Oku’duklarını onlara da açıkla ve onlar da tefekkür etsinler yani Oku’yabilsinler. Ve bu Oku’nası olup şuura inzal olan şey; apaçık olan evrensel sistem kanunlarıdır. Herkese bunlar inzal olur yani herkes bunlara özden tabidir.
“Bil beyyinati vez zübür” ifadesindeki “ve” kendisinden sonra gelenin(zübür), kendisinden önce geleni(beyyinati) açıklama amacına dönüktür. Yani apaçık olan(beyyinati) sistem kanunlarıdır(zübür). Apaçık olan başka, sistem kanunları başka şeklinde iki şey var manasında bir “ve” değil; apaçık olanı açıklayan bir “ve” işlevi söz konusudur ki apaçık olan sistem kanunları yani zeburlardır. Zeburlar öz manasında ele aldığımızda; bir kağıda yazılı bir kitap değil, kainat kitabına yazılı sistem kanunlarıdır. Bu ifadenin başındaki “B”den bu gerçeklere ulaşıyoruz. Ve Kur’an’ı “B”yi dikkate alarak yorumlamanın önemini kavrıyoruz.
45-) Efe eminelleziyne mekerus seyyiati en yahsifAllahu Bihimül Arda ev ye`tiyehümül azâbü min haysü la yeş`urun;
Kötülükleri yapmak için planlayıp tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini (B sırrınca) Arz’a batıracağından, yahut farkedemedikleri taraftan kendilerine azab geleceğinden yana emin mi oldular?.
“Allah’ın kendilerini B ile(Bihim) Arz’a batıracağından” ifadesindeki “B” nin ayete kattığı anlamı anlamak için ayetin devamını hesaba katmak gerekir. “Yahut fark edemedikleri taraftan kendilerine azap geleceğinden yana” ifadesinden anladığımıza göre bu kısımda afaktan yani dıştan gelecek bir azaba işaret edilmektedir. Öyleyse“Allah’ın kendilerini B ile Arz’a batırması”nı enfüs yani içten gelecek bir şeye işaret edilmektedir. Zahiren değerlendirdiğimizde bedenlerinde meydana gelecek bir araz, bir hastalık sonucu ölümü tatmaları kastediliyor olabilir, sonucuna varırız.
Batınen değerlendirdiğimizde ise “onlar manaları ile zaten diri değil, ölülerdir; Arz’a geçmişlerdir, madde batağında boğulmuşlardır…” manasına ulaşabiliriz. Batınen “fark edemedikleri taraftan kendilerine azap gelmesini” ise her an bilinçlerinin içinde bulunduğu maddeci anlayışın şuurlarına verdiği azabın kastedildiğini anlarız. Ki insanın azabının sebebi olan bu şey daima insanın gözünün önündedir ve insan onun şuuruna verdiği zararını fark edememektedir, kendini güvende-emniyette sanmaktadır. Madde bu işleviyle şeytaniyet ve iblislik görevini icra eder.
Madde gizliden gizliye(cin!) insanların ekseriyetini hükmü altına almıştır, insanın bilincini sarmıştır, şuuruna azap etmektedir. İnsan ise maddenin şuuruna verdiği zararı fark edememektedir. Azabın ondan geldiğini fark edememekte ve ona daha sıkı bağlanmaktadır, Arz’a yani madde batağına battıkça batmaktadır. Ama sonunda ölümü tadınca ondan kopmanın acısını çekecektir.
Madde(şeytan!) onu yalnız bırakacaktır, “o(şeytan, madde!) beni aldattı” şeklindeki mazereti onu kurtaramayacaktır, çünkü o/bilinci ona/maddeye meyletmiştir. Madde(şeytan) görevini kıyametle tamamlamış, cezasını da cehenneme dönüşmekle almış olacaktır. Öyleyse şimdiden bilinci madde kirlerinden arındırmak, maddeyle birlikte cehenneme girmemek için şuuru manaya yöneltmek gerekir.
İnsanın cehennemi madde, cenneti manadır. Cehennemin yakıtı insan ve taşlardır yani maddeye bağlanmış insandır, insanın maddeyle taşlaşmış kalbidir, şuurudur. Ve cennette hiçbir dilin tatmadığı, hiçbir gözün görmediği nimetler vardır. Çünkü mana dille değil, şuurla tadılır; mana gözle değil, şuurla görülür ve insan şuurdur… Cennet şuursal yaşamdır, maddesel yaşam değildir… Maddenin kıyameti kopacaktır, boyutlarda doğar ve ölümü tadar.
46-) Ev ye`huzehüm fiy tekallübihim fema hüm Bi mu`ciziyn;
Yahut onları, kendilerinin takallubu (Teklikten, sistem’den perdeli olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) içinde yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Onlar (Bi-) aciz bırakıcı değillerdir.
İnsan kalıptan kalıba geçişler(takallubu) yaşayacaktır. Boyutsal geçişleri yaşayacaklardır. Her boyutta o boyutun gereği kalıpla var olacaklardır. Onlar özlerinde yaşayacakları bu gerçeğe(Bi) engel olamazlar(aciz bırakıcı değillerdir!). Varlıkta ileri doğru gidiş vardır, geriye dönüş yoktur. Maddede ölümü tadan bir daha madde boyutuna geri dönemez. İlerisindeki boyutlarda, o boyutun gereği bedenle var olacaktır. Bu kaçınılmaz gerçektir. Her geçtiği boyut bir sonraki boyutuna ve bedenine yön verecektir. O halde düşüncelerimize ve hallerimize dikkat etmemiz gerekir.
47-) Ev ye`huzehüm alâ tehavvüf* feinne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
Yahut tahavvuf (korkmak/eksilmek, tedrici yok oluş) üzere onları yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Muhakkak ki Rabbiniz, Rauf’dur, Rahıym’dir.
Çünkü, insanın bedeni içinde bulunduğu alemde eksilmeye, bozulmaya gider ve sonunda boyut değiştirmek kaçınılmaz olur. Muhakkak ki, insanlardaki Rab işlevi yani esmaları ona Rahiym ismiyle irfan eyler yani esmaları ölmez, yeni bir boyutta yeni bir bedenle var olmasını sağlar. Rabbi hükmünde olan esmaları onun yeni bir boyutta doğmasına rauftur.
İnsan spermden beden olabiliyorsa, bedenden de başka bir beden(ruh beden) olur. Bedenden ruha geçiş, spermden bedene geçişten daha kolay ve kısa sürede olur. Çünkü, insan şu an dahi ruh bedendedir, geçiş için bedenin ölümü tatması(vel ba’su badel mevt!) yeterlidir. Yani Rabbimiz şu an dahi(her an!) buna Rauf’dur, Rahiym’dir.
Son iki ayete şu açıdan da bakabiliriz: İnsan her an kalıptan kalıba(takalluba) girmektedir. Yapısı her an değişmekte, yenilenmektedir. Bir anki yapısı eksilir, yok olur(tahavvuf), yenisi irfan ile(öncekinin bilgisiyle) üretilir(Raufun Rahiym).
48-) Evelem yerav ila ma halekAllahu min şey`in yetefeyyeü zılaluhu anil yemiyni veş şemaili sücceden Lillahi ve hüm dahırun;
Allah’ın yarattığı şeyleri bakıp görmediler mi ki, (onların) gölgeleri (zatları değil?) boyun bükerek, Allah’a secde eder (orijinlerinde açığa çıkan kuvvelerle musahhar) halde, sağdan ve sollardan döner (gölge yapar, temessül eder) durur.
Allah’ın yarattığı şeylerin gölgeleri yani yaratılanların manaları; Allah’a secde eder, boyun büker yani esmalar ile terkip şeklinde var olurlar; kimi sağdan yani hidayet yolundan; kimi solLARdan yani dalalet yolLARından gider durur… Doğru yol hidayet yoludur. Doğru; iki nokta arasındaki en kısa yoldur ve bundan dolayı tekdir(sağdan sembolü!). Eğri yolların sayısı ise çoktur(solLARdan sembolü!). Hidayet yolu tekdir, dalaletlin ise yolları çoktur. Nur tektir, karanlıkLAR ise çoktur. Yani nurun/ilmin yolu tektir, karanlıkların/cehaletin yolLARı çoktur.
49-) Ve Lillahi yescüdü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı min Dabbetin vel Melaiketü ve hüm la yestekbirun;
Semavat’ta ve Arz’da bulunan (hareketi olan/yürür tüm) canlılar ve melaike (ruhani ve cismani alemlere ait varlıklar ve kuvveler) hiç kibirlenmeksizin Allah’a secde eder (orijinlerini kudret elinde tutan Allah’a mutlak teslimiyet halindedirler).
50-) Yehafune Rabbehüm min fevkıhim ve yef`alune ma yü`merun;
(49.ayet secde ayetedir.) Fevklerinden olan Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.
51-) Ve kalellahu la tettehızu ilaheynisneyn* innema HUve ilahun vahıd* feiyyaYE ferhebun;
Allah buyurdu ki: “İki ilah (vücud) edinmeyin!... O, ancak ilah’un vahid’dir (tecezzi kabul etmez tek bir vücud’dur)... O halde yalnız Benden korkun (arınıp, fani olun)!”.
52-) Ve leHU ma fiys Semavati vel Ardı ve lehüd diynü vasıba* efeğayrAllahi tettekun;
Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O’nundur... Diyn de daimi-ebedi-yalnız O’nundur... Allah’ın gayrından mı sakınıyorsunuz?.
Semavat’ta ve Arz’da bulunan canlılar ve melaike yani var olan her şey her an kibirlenmeksizin yani kendilerinde ayrı bir varlık ve irade olmaksızın Allah’a secde eder yani dilenilen esmaları açığa çıkarırlar. Onların haklarında dilenilen esmaları açığa çıkarmama gibi bir seçenekleri yoktur. Semavat ve Arz isteyerek O’na itaat eder(41-11!). Çünkü varlıkları her an O’nun esmaları ile var olur. Onların O’nun esmaları dışında bir varlıkları yoktur. O’nun dilediği her an gerçekleşir.
Fevklerinde olan Rablerinden korkarlar yani kendi varlıklarını oluşturan esma terkibine bağlıdırlar, emronduklarını yaparlar yani programları(esma terkipleri, fıtratları!) istikametinde fiiller ortaya koyarlar. Sistem esma terkibi olarak programlı, siz esma terkibi olarak programlısınız. Ve her an programlar gereğini ortaya koyarak istenen sonuçları oluşturuyor. Varlıklar bu şekilde oluştuğu ve devam ettiği için onların kendilerine ait ayrı bir varlıkları ve iradeleri yoktur. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz; gerçekte siz dileyemezsiniz, dileyen Allah’tır! (76-30!)
“Allah’ın gayrından mı sakınıyorsunuz?” Yani, “Allah’ın gayrı yok! Allah’ın gayrı var sanıp da mı yaşıyorsunuz? Ve o Allah’ın gayrı gördüklerinizi kırıp, geçiriyorsunuz! İki ayrı vücut yok, tek vücut(ilah’un vahid) var! Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O vücudundur, O vücuttandır, aslı O vücuttur! Sistem de O vücudundur, O vücuttandır, aslı O vücuttur! O halde yalnız O vücuttan sakının, varlığı tek görün ve Ben sahibi o tek vücuttan sakının! Ötedeki tanrıdan değil, Semavat’ta ve Arz’da her an karşınızda olan O vücuttan(Allah’ın vechinden!) sakının! Düşünce, söz ve davranışlarınızın gerçek muhatabını fark edin ve yanlış haller içinde olmayın”denmek isteniyor.
“Kızdığınızda gerçekte kime kızdığınızı, hoşlanmadığınızda gerçekte kimden hoşlanmadığınızı, öfkelendiğinizde aslında kimden öfkelendiğinizi, suçladığınızda aslında kimi suçladığınızı, kötülediğinizde aslında kimi kötülediğinizi, kimin kaderine karşı geldiğinizi, kimin takdirine kafa tuttuğunuzu, gerçekte kime isyan ettiğinizi, gerçekte kimin işini beğenmediğinizi… fark edin ve bu hallerden sakının” düşüncesini getiriyor…
“Varlık sizin sandığınız gibi ayrı ayrı vücutlardan oluşmuyor, tek vücut var! Diyn denen her an yaratış sistemi O vücudundur! Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O vücudundur! Varlık ve sistemi O vücudundur, O vücuttandır, aslı O vücuttur. Öyleyse siz insanlara değil O’na kızıyorsunuz, insanların değil O’nun işini beğenmiyorsunuz, insanları değil O’nu küçümsüyorsunuz, insanlara değil O’na isyan ediyorsunuz, insanları değil O’nu hor görüyorsunuz…” açılımları yapıyor…
Ötedeki tanrıdan razı olmak kolay, Allah’tan razı olmak ise her an karşındakinden, oluştan razı olmak demektir. Yaşadıklarından, karşılaştıklarından razı olamayan Allah’tan razı olmuş sayılmaz. Allah’tan razı olmak ötedeki tanrıdan razı olmak demek değildir. Başını ne yana çevirirsen Allah’ın vechi oradadır. İki vücut yok, tek vücut vardır. Öyleyse kıran kimi kırmıştır, üzen kimi üzmüştür, kızan kime kızmıştır, küsen kime küsmüştür..?!
“Allah’ın gayrından mı sakınıyorsunuz?” Yani “Allah’ın gayrı var diye vehmedip, kendinizi/benliğinizi onlardan koruma adına, onları kırıp döküyorsunuz! İki ayrı vücut mu var sanıyorsunuz? Sizlerin ayrı, O’nun ayrı şeklinde diye? Hayır, iki ayrı vücut yok, tek vücut var ve her şey, yaratılan ve sistemi hep O vücuttan, onların aslı O vücuttur!” denmek isteniyor… Ayetler gayet açık, üstüne söz söylemeye bile gerek yok!
Allah’ın Selamı üzerimize olsun…