ÜSTAD, sana ÜST bir TAD sunandır... ÜS-TAD, ÜST-AD…

02 / Temmuz / 2011 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

BEYİN!
Efali beyin, esmaları kuvveleri, zatı Şuur!
Özü Zatı, Zatı Şuur'u, Nefsi Ben'i!
Efalin özü esma, esmanın özü Zat/Şuurl!
Hepsini Zat bil, Şuur bil, özden çıkanda özdür!
Senin için Şuur'dan ötesi A'ma'dır/Bilinmezlik'tir!
Senin için mevcudun Öz'ü/Zatı Şuur'dur!
Maddenin özü atom, atomun özü enerji, enerjinin özü Şuur'dur!
Senin için ZAT/Öz ŞUUR'dur!
Mevcudat tek bir bütün BEYİN'dir!
***


Fakr(Hiçlik) az kalsın küfr(örtme) olacaktı.(Hz. Muhammed as.)
HU'ya o kadar fazla/yanlış daldı ki(vehmine/zannına değil, mevcuda/varlığa dayattı) az kalsın Allah'ı(ve alemlerini) örtecekti, inkar edecekti.
Fakr tamam olduğunda o Allah'tır.(Hz. Muhammed as).
Fakr gerçek manası ile gerçekleştiğinde(varlıktan değil, vehimden/zandan arınıldığında) mevcudun hakikati anlaşılacaktır(mevcudu değil, yanlış bakışını hiçle)
***


"Salatı(yönelişi) ikame edin(kaim kılın) ve zekatı(arınmayı) verin(sağlayın)."
Allah salat ile mevcudu Hiçlikten varlığa çıkarır.
Mevcudat Allah'ın ilminin zekatıdır.
Salatı Şuurunuzda kaim kılın yani Hiçlikten varlığa çıkışınızın farkında olarak Hiçliğe yönelin.
Zekatı verin yani mevcudu Allah'ın ilminin zekatı olarak görüp, açığa çıktığı Hiçlik noktasına gönderin, arınmayı sağlayın.
***


Allah'ın Sabrı'nın manası insandaki sabır ifadesinden farklıdır.
Aynıymış gibi düşünürsek Allah'ı insan gibi düşünen bir tanrı olarak vehmetmeye başlarız.
Allah'ın Sabrı Sistemini en ince detayına kadar esmaları ile planlayıp, bu program ile iş görmesini sürdürmesidir.
Bilgisayar programlarını buna misal verebiliriz, Beynin çalışmasını buna misal verebiliriz.
Saniye içinde sayısız veriler/enerji/bilgi programdan geçer...
Çok sabır gerektiren bir iş icra eder.
Bu manada bir sabırdır, duygusal manada bir sabır değildir Allah'ın Sabrı...
Allah'ta sabırsızlık/acelecilik/ sistemsizlik yoktur…
Allah'ın Sabrı yeri, zamanı, uygun mahali ile oluşlar sergilemesidir.
Bu da Allah'ı ötede insan gibi beşeri değerleri olan bir tanrı olmaktan beri kılar.
Allah mevcudun özü, esmaları sistemin çarklarıdır…
***


Tek amacımız B'nin altındaki o küçük siyah nokta olabilmektir.

Onun için her işe Besmele ile başlarız.

Bu yol varlık isteme yolu değil, yokluğa erme yoludur.

Varlığın başımıza getirdikleri ortada, tek kurtuluş Hiçliğe ermektir.

Her HU/O deyiş, öteler beni varlıktan Hiçliğe doğru.

Korku ve hüzün yok O'nda/HU'da.

Hiçlik gibi bir nimet görmedi Zat'ım.

Arındıkça her şeyden huzura daldım.

Hiçlik gayrı Aşk bulamadım.

İnşAllah yani Allah ismi manası Şuurda inşa olur ve Allah ismi sonundaki HU'ya erilirse anlamında …

Yokluğa erme yolunda edilen saf bilgi eğer üzerinde yoğunlaşılır ve içselleştirilirse Şuur edinilmiş olur.

Burada önemli olan o saf bilgiyi edinebilmektir.

O saf bilginin de edinilebilmesi için bilincin varlık kirinden arınması gerekir.

Kur'an Hiçliğe dönük Oku'nduğunda saf bilgi olarak Şuurda yer eder.

Her bir ayeti/harfi Hiçliğe erdirici manada tefekkür etmek gerekir.

Bu şekilde sürekli Hiçliği yüzüne vurulan sonunda elbette Hiçliği Şuurlanmış olacaktır.

Lakin gün içinde o kadar varlık denizinde yolumuzu kaybediyoruz ki, Hiçlik Şuurlanmasını sık sık yapmamız gerekir.


Zikir ve tefekkürlerimizin manası hep Hiçliğe erdirici manalandırmalar içermelidir...

Şeytan/vehim olmayanı var göstererek kişiyi Hiçlik yolundan uzaklaştırır....

Kur'an için A'ma Kitabı da denir, Hiçlik Kitabı...

Hiçlik Şuurlanması ile Oku'yan için A'ma Kitabıdır ve bu Oku'ma en üüst düzeyden Oku'madır...

Hz. Ali'nin şu meşhur sözünü hatırlayalım: Kur'an'ın sırrı Fatiha'da, Fatiha'nın sırrı Besmelede, Besmelenin sırrı B'de. ben B'nin altındaki noktayım.

İş arına arına o Hiçlik noktasına gelebilmektir.

Kur'an arındırır, ayetleri ile sana neleri var sandığını hatırlatır, bunları sahiplen demez, bunlardan arın der.

Lakin çokları tersine okur, varlık edinmek için; gerçekte arınmak için Oku'nmalıdır.

Gelen saf bilginin özeti; varlık kiri ile bilincini kirletme, Hiçlik ile Şuurlandır.

Her yaşanan varlık deneyimi ardında, o yaşananlardan arınmak, hafiflemek için bu Hiçlik Şuurlanmasına ihtiyacımız vardır.


Şuur her an Hiçlik halinde kalmaz.

Her varlığa daldığında peşinden o hale yönelir, arınmış olur varlıktan.

Kur'an'ı en saf hali ile en üst düzeyde Oku'mak o kadar zor ve derinlik gerektiren bir husus değildir.

Bilincimiz varlık kiri ile sürekli kirlendiği için bu bize zor gibi görünür, halbuki kolaydır, güzeldir…

Estağfirullah... Saf manada Allah ismi örtsün demektir, Zatı/Hiçliği ile sarsın anlamında.

Varlık ve Hiçlik bir döngüdür, biri gelir, biri gider.

Varlığa iyice dalıp kendini varlıkta kaybetme halinde gördüğünde hemen Hiçliğe sığınarak frenleme görevi görür.

Kendini sıfırlar, nötrler ve daha huzurlu ve zinde olur...

Kişinin hali Hiçlik(Hu) ile Allah(Heplik) arasında gider gelir.

Bu gidiş gelişlerde kendini arada gördüğünde ayrı bir varlık zannına kapılır.

Bu durumdan kurtulmanın yolu Hiçliğe sığınmaktır..

Hepliği hissedemezsin, ama Hiçliği hissedersin.

Çoklarımız çoğu an Hiçliğe düşmüşüzdür.

Ama Hepliğe düşen yoktur.

Çünkü kul Hiçlikten açığa çıkar, belli bir mesafe alır, Hepliğe eremeden(eremez!) Hiçliğe döner.

Bu gerçekten dolayı Hiçliğe sığınmak gerekir, olması gereken ve akla uyan budur…

Hiçlik aslında saf/arı bir hepliği de barındırır...

Gerçek erilesi heplik de budur, asıl heplik hiçliktedir.

Teklik ve çokluk ister istemez zihinde otomatikman bir şeyleri çağrıştırır ve hiçliğe erdirici olmayabilir.

Hiçlik için her şeyden arınmak gerekir, Zat'ı Ehad'dır, Ehad burada teklik manasında değil Hiçlik manasınadır…

Teklik, çokluk ifadeleri zihinde varlık, var oluş manalarını çağrıştırır ve Hiçlikten uzaklaştırabilir…

O halde kullandığımız kelimeler, o kelimelere yüklediğimiz manalar ve o manaların zihnimizdeki yeri, bizehissettikleri çok çok önemlidir.

Amacımızın tersi kelimelere, manalara odaklanmış isek, amacımıza ulaşmamız mümkün olamamaktadır.

Öyleyse beyin tarlasına ektiğimiz kelime/mana tohumlarını gözden geçirmeli, zararlı olanları ayıklamalıyız. İnsan kelimelerle, manalarla tefekkür eder, yaşar, konuşur...Bu konu da çok önemlidir.

Örneğin "Allah" kelimesi geçen her yeri bir isim olarak almalı manasına yönelmeliyiz.

“Allah” derken en azından Sınırsızlık(Heplik) manasını aklımıza getirmeliyiz.

“Hu” derken A'ma/Hiçlik manasını aklımıza getirmeliyiz.

Allah, Hu diye laf ile geçiştirmemeli, manasına yönelmeliyiz...

Misalen Allah'a Şükür derken, Allah manası yani Sınırsızlık manası Şuurumda daha fazla yer etsin(Allah'ın Sınırsızlığı ile varlığa yönelimimin süresi artsın, varlıkta O’ndan gayrı görmeyeyim, bu süre artsın)" anlamında bir telkin olarak ele almalıyız, şükür artmak/arttırmak demektir...

AbduHU da Hiçliğe kul yani Hiçliği hallenen manasında anlaşılır...

İşte bu nokta taklidin bitip tahkiki başladığı noktadır.

Kelimelerle yol alan taklittedir, manalarla yol alan tahkiktedir...

Biz insanların asıl sorunu her şeyi varlıklaştırıyoruz, halbu ki manalaştırmalıyız.

“Allah” dendiğinde bir manaya yönelmeliyiz, her kelime ile bir manaya yönelmeliyiz.

Bir şeyleri varlıklaştırdığımızda/kimlikleştirdiğimizde manalardan uzaklaşıyoruz.

İşi benliklere, “o mu yaptı ben mi yaptım” gibi gereksiz yollara giriyor içinden çıkamıyoruz.

Manalar üzerinde yoğunlaşmalı; varlıklaştırma, kişileştirme zannından uzaklaşmalıyız...

Allah'tan razı olmak demek, her şeyi Allah ismi manası içinde görmek demektir, Sınırsızdan açığa çıkışın Şuurunda olmak demektir...  

Allah'ın razı olması Allah ismi manası Şuuru ile yaşatması…

Saf bilgi arınmış, durulmuş bilgidir, dalgadan, dalgalanmalar kurtulmuştur.

Saf bilgi tüm bilgi kirlerinden arınmışlık halidir.

Saf bilgi en kısa ve öz ifadesi ile bilgisizliktir, beşeri bilgilerden arınmışlıktır, varlık kirinden temizlenmişliktir. Saf haldir...

İNSAN cahil olarak yaratılmıştır. Buradaki cahil olumsuz mana değildir. Bilgi kiri, varlık kiri, benlik kiri Şuurunda yoktur, Saftır...İşte, amaç kirlerden arınıp o saf hale dönebilmektir...

Kur'an'ın amacı sonradan edinilmiş olan bilgileri silip arındırmak o saf hale ulaştırmaktır.

Kur'an insanı bilgin yapmayı istemez, bilgilerinden arınmasını ister, Hiçliğe ermesini ister...

Kur'an insanı bilgi hamalı yapmayı istemez, aksine insanın hamallığını yaptığı tüm bilgilerden arındırmak ister.

Bunu anlamak için Kur'an'ı A'ma/Hiçlik dilinden Oku'mak gerekir...

İnsan Adem/Zat halinde iken saf bilgi(bilgisizlik) ileydi.

Sonra varlık aleminde bilgi ona an be an talim oldu.

Kur'an insanı varlıkta edindiği o bilgilerden arındırıp Zat'a döndürmek ister...

O bilgiler genler yolu ile hepimize yerleşmiştir, o halde hepimiz arınmalı, saf zat haline dönmeye çalışmalıyız...

Kur'an bunun reçetesini sunar, hiçliğe erdirmek ister, bilgi yüklemek değil, bilgilerden arındırmak ister.

O saf, arı, temiz hale döndürmek ister...

Her B altındaki nokta ile hiçliğini hatırlatır insana., her “Hu” ile varlıktan öteye hiçliğe taşır insanı.

“Zat” der sürekli... Her harf noktadan oluşur, noktayı hatırlatır, hiçliği hatırlatır. illa Hu...Gerekli Hiçlik...

Kur'an'ın/Oku'nanın sırrı/özü Fatiha'da/açılanda toplanmıştır, Fatiha'nın/açılanın sırrı/özü Besmelede/anahtarda toplanmıştır, Besmele'nin/anahtarın sırrı/özü B'de toplanmıştır.

Ben o B'nin altındaki noktayım.Besmelede Rahman-Rahiym ismi Allah olan vardır. O B'de toplanmıştır.

BEN/ZAT o B'nin altındaki noktayım. O Nokta siyah bir Noktadır, siyah Hiçliğin sembolüdür.

Yani, Rahman-Rahim Allah ismi/manası Hiçlik olan o siyah Zat Noktasından açığa çıkar.

Ben B'nin altındaki Noktayım; “Ben kendi hakikatimi Hiçlikte buldum, Hiçliğe erdim, arındım diğer her şeyden” anlamındadır....
***


AbdurRabb(Rabbin kulu) ifadesi Kur'an'da geçiyor mu?

Geçmiyor ise bunun üzerinde düşünülesi bir hikmeti olsa gerek!

Bir madeni parayı misal al. Yazılı(esma) kısmına Rab yüzü, resimli(efal) kısmına abd yüzü de.

Madeni paranın iki yüzünü aynı anda göremezsin.

Rabb Allah'ındır, abd Allah'ındır; iki yüzü de o madeni paranındır.

Misali anlamaya çalış dostum.

El Hamdü Lillahi Rabb-ül Alemiyn. Hamd/değerlendirme/yönetme Allah'a aittir; hem abdı olan alemlerde, hem (abdi olan alemleri açığa çıkaran) esmaları olan Rab'de!

Paraların yazıları(esmaları) ve resimleri(efalleri) farklı da olsa (hamd/değerlendirme çeşidi) hepsi aynı madendendir(Allah'tandır)!

Paranın resimli kısmına(efale/abde) dalarsan yazılı kısmı(esmayı/Rabbi) göremezsin.

Paranın yazılı kısmını(Rabbi/esmayı) görmek istiyorsan resimli kısmı(abdi/efali) aradan çekmen gerekir(kaldır benini aradan ortaya çıksın yaradan!).

MADEN'i Paranın(Allah) iki yüzü vardır, biri yazılı yüzü(Rabb/esma), diğeri resimli yüzü(abd/efal).

Allah Rabb ve abdi görür, Rabb ve abd Allah'tandır.

Allah Rabb ve abd ismi altında aşikar olur Kendinden Kendine.

Abd Rabbini tanır, abdden(efalden) Rabbe(esmaya) geçerse, tanıyan Kendi olmuş olur.

Abd abdi tanır abdde(efalde) kalıdıkça. Abddeyken(efaldeyken) Rabb(esma) görünmez.

Rabdeyken Rab görünür Kendine, Kaldır benini aradan...! Şuursal haller bunlar...

Abdiyet resimli ksım(efal), Rububiyet/Rabb yazılı kısım(esmalar).

Resmin(efalin) de yazıdan(esmadan) olduğunu fark edip Rububiyette(esmada) kalmak işin aslıdır.

Bilgisayar ekranında gördüğümüz her görüntü, hoparlörden işittiğimiz her ses(hepsi efale misal!) aslında 0-1 rakamlarından oluşmuş bir yazılımın(esmalara misal!) çıktısıdır.

Abd efaldeyken esmaların bilincinde olduğu an, o artık esmadadır, Rabdedir.

Rabbin esmalarının sınırsız-sonsuz olduğunu fark edince ne kendi ne de benliği kalmaz.

Rab Kendi Kendi iledir. Aşk tamam olmuş, Sevgi yerini bulmuş olur o AN.
***


Aşk HU'ya, Sevgi Allah'a erdiricidir. Aşk yakar Hu kalır, Sevgi Hay olur Allah kalır.

Rahman(yakar) Aşk'tır HU'ya(Hiçliğe) erdirir, Rahiym(üretir) Sevgi'dir Allah'a erdirir.

Erkeğin(Rahman sembolüdür) Celalli(sert, güçlü), kadının(Rahiym sembolü) Cemalli(güzel, yumşak) oluşu boşuna olmasa gerek. Hu/Aşk, Allah/Sevgi.

Erkek(Rahman) gücüyle(celal) yakar(Aşk)... Kadın(Rahiym) güzelliğiyle(cemal) hayat verir(Sevgi)...

Aşk erkekte bir başkadır, ölümüne götürür insanı. Sevgi kadında başkadır, yaşama götürür insanı...

Erkek/Rahman/Celal/Hu/Aşk/Hiçlik/Ölüm, Kadın/Rahiym/Cemal/Allah/Sevgi/Heplik/Yaşam ifadeleri genelde ne kadar uyumlu.

Sevgisiz aşk, rahiymsiz rahman, cemalsiz celal, kadınsızsız erkek, velhasıl alemler/yaratılış olmaz...

Celal cemalle, Rahman Rahiymle, Rabb abdle... Bir'leşince Nötr oluyor...

Zıtların birleşimi Nötr eder. Pozitif artı negatit eşittir nötr. Biri artı diğeri eksi, bir o görünüyor, bir diğeri, ikisi bir araya gelince nötr...

Hepsi her insanda mevcut, rahman-rahiym, rab-abd, celal-cemal, erkek-kadın...önemli olan dengeye getirmek, hiçbirini göz ardı etmeden dengeli bir şekilde açığa çıkarmak.

 Sevginin bereketi mevcudat olarak açığa çıkmıştır, var olan her şey sevgidendir, sevginin bereketindendir.

Sevgi'nin(Rahiym'in) bereketi(ürünü) mevcudattır.

Rüyamda bir şehre vardım. Her şeyi güldür gül. Gülden terazi yaparlar, gülü gülle tartarlar... GÜL=SEVGİ
***


"Kur'ân, "Ulül Elbâb" indînde, "teklif" görünümünde "TESBİT"ten ibarettir!(Ahmed Hulusi)"

Tesbit: Sabitlemek. Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirmek, oynamaz duruma getirmek.

ALLAH emr eder de emr'i yerine gelmez mi?! Haşa! Emr'i yerine gelir! TESBİT olmuş, yani SABİT kılınmıştır!

İşin özüne yönelen "Öz Akıl Sahipleri" ALLAH'ın emr ettiklerinin öz manada yerine geldiğini bilirler!

Allah "ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk yapsınlar diye yarattım" diyor.

Allah'ın bu amaçla yarattıklarının Allah'ın amacı dışına çıkabilmeleri mümkün mü? Haşa, mümkün değil!

Her şey Allah'a öz manada mutlak kulluk halindedir, her şeyden Allah'ın varlığı, esmaları, kudreti, iradesi...açığa çıkmaktadır.

Mevcutta Allah'tan başka bir şey yok, her şeyde Allah Hayy, Kayyum...

Allah "salatı ikame edin, zekatı verin" diyor. "Salat" yöneliş demektir.

Her şey her an Allah'a/esmalarına yöneliş halindedir(iyyake na'büdü ve iyyake nestaiyn!).

Her şeyde Allah esmaları açığa çıkmaktadır zekatı kabilinden...

Yani TESBİT yönüyle ayetlere baktığımızda Allah'ın emr ettiğinin öz manada yerine geldiği fark eder "öz akıl sahipleri"...

Allah "hac edin" der. Her şey her an Allah'a dönmekte, esmaları etrafında tavaf etmekte, arafatları olan Zat'ta hiçliğe düşmektedirler...

Allah "beni zikredin, tesbih edin" der. Her şey her an Allah/esmaları ile açığa çıkmakta, Allah özellikleri açığa çıkmaktadır...

Semalarda ve Arz'da her şey Allah'ı tesbih etmektedir, Allah'ın esmaları ile vardır, hareket/oluş halindedirler…
Allah "şükredin" der. Şükür, arttırmak demektir.

İnsan doğumundan bu yana sayısız oluşumlar içinde yaşamını sürdürür, insanda sürekli esmalar açığa çıkar, doğumundan bu yana esma toplamı artmaktadır.

Tesbit yönüyle öz manada her şeyin Allah'a şükürü/insanda esmalarının artması söz konusudur...

Allah "şükredin bana" der de insan şükr etmez mi, bu öz manada şükr gerçekleşir.Allah'ın emr'i yerine gelir.

Allah "küfr etmeyin, inkar etmeyin" diye emreder de emri yerine gelmez mi? Haşa, gelir!

İnsanın esmalardan/Allah'ın özelliklerinden başka neyi vardır ki o başka şeyle küfr etsin yani Allah'ın özeliklerini o olmayan bir şeyle örtebilsin.

İnsanda her an Allah esması açığa çıkmaktadır, insan hiç bir şeyle(başka bir şey yok!) örtemez!

Yani öz manada hiç bir kimse Allah'a küfr edemez, inkar edemez. Çünkü her şeyde her an Allah/esmaları açığa

çıkmaktadır, bunu örtebilecek başka bir şey yoktur. illa Allah...

Bu konulara "amma..." ile giriş yapıp teklif yönüne işaretle bir açıklama sunma gayretine girip, bu imani gerçekleri öncelikli kılmazsan Bi-İmandan uzaklaşırsın. Tehdit değil, Tesbit/Sabittir bu gerçek!

Vel hasıl nasibinde olup amel etmek isteyen amel edecektir…

Lakin öz imana ait bu konulara kesin imanı olmayanın ameli de kendisine bir fayda vermeyecektir.

Çünkü o oluşta kendini ve başkasını görüp daima bir suçlu arama gayretinde olacak, hayatı kendine cehennem haline getirecektir, teslimiyetin kokusunu dahi alamayacaktır…

Allah "hırsızlık etmeyin" der, Tesbit/Sabit yönüyle "hırsızlık yapılamayacağının" tesbitini bize sunar aslında/öz  manada.

Çünkü varlık tek ise kim kimden çalmış olacak da hırsızlık yapmış sayılacaktır. Olayın özünü/tespit/sabit manasını anlatmaya çalışıyorum.

Teklif yönü ile karıştırıp, anlayışlarda karışıklık oluşmasın, orası işin amele dönük bir başka yönü. önce iman, öz manaya iman.

Bu öz iman bakışı rahatlatır insanı, korku ve üzüntüyü insanın üstünden uzaklaştırır...Başına gelecekten korkmamış, elinden çıkana üzülmemiş olur...

Öz iman insanı arındırır, taklidi, ikilik üzere kurulan, içinde şirk barındıran iman değil.

Kur'an şirk üzere iman edenlerden de bahseder ki çoğunluk maalesef Allah'a şirk üzere iman etmektedir ve imanları onlara dünyada bile yeterli faydayı sağlayamamaktadır. Örneğini hayatımızda sık sık görüyor, yaşıyoruz...

Allah "yalancılık etmeyin" der, tesbit/sabit yönü ile "yalancılık yapılamayacağına" öz manası ile işaret eder.

Her kes kendisini oluşturan esma terkibinin gereğini açığa çıkarır, kendinde olmayanı açığa çıkaramaz, kendinde olanın zıttına bir şey açığa çıkaramaz.

Yalan, inkar, örtme manası ile paraleldir. Herkeste kendindeki esma terkibinin getirisi Allah esmalarından açığa çıkar.

Kimse esmasının dışına çıkamaz, kendinden çıkması gereken örtemez, bu öz manada yalan/kendinde olmayan esma terkibini açığa çıkaramaz…

Üstadı sözünde "Kur'an......teklif görünümünde TESBİT'ten ibarettir" diyor.

Anlamak için misal verelim: "Salatı ikame edin(yönelişi kaim kılın, daima yönelişte olun)".

Yüzeysel akılla baktığımızda bir teklif görünümü var.

Teklif yönüyle "bizden salatı ikame etmemiz isteniyor" deriz.

İşin öz manasına yönelip öz akılla baktığımızda yani Tesbit/Sabit olan yönüyle baktığımızda bize olan'ı anlattığını fark ederiz.

Her şeyin her an Allah'a/esmalarına yönelişte olduğunun, her şeyin Allah/esmaları ile var olduğunun, her şeyinden her an esmaların açığa çıktığının anlatıldığını anlarız.

Yani teklifin ötesinde bize bir de tespit sunuluyor, sabit olan bir şey duyuruluyor.

Her şey her an daima Allah'a/esmalara salat/yöneliş halindedir.

Allah "salatı ikame edin" der de dediği yerine gelmez mi, gelir!

Her şey her an O'na/esmalarına salat/yöneliş halindedir öz manada.

Yani ayetler öz manada mevcudun Allah'a mutlak teslimiyetini dile getiriyor.

O halde Allah ayeti ile bize aslında OL’AN’ı/EMR'ini/işleyen sistemini/sabit kuralını/şaşmaz kanununu/teslimiyeti açıklıyor.

Olmasını istediğinden öte, zaten olanı tespit edip bize duyuruyor ayetler.

Peki işin teklif yönü? Tabi teklif yönünün bizim kendi iyiliğimize dönük yararları var, Allah'a bir faydası/zararı yok.

Rasul işlevi işin tesbit/sabit yönüne, Nebi işlevi işin teklif/amel yönüne dönüktür.

Yani Allah'ın aslında "ben teklif edeyim de onlar da yapsınlar" gibisinden bir derdi yok!

Allah tespit/sabit Ol’An'ı açıklıyor.

Bizim ne imanımıza ne de amelimize ihtiyacı yok! İmana ve amele O'na yakin olmak, O'nu tanıyabilmek, O'nu anlayabilmek, O'nun boyası ile boyanmak, O'nun ahlakı ile ahlaklanmak, O'nun hali ile hallenmek için bizim ihtiyacımız var!

....teklif görünümünde tesbit'ten ibarettir, yani aslında tesbittir/sabit olanın açıklamasıdır, bize görünümü ise tekliftir. görünümü tekliftir, ama aslı tesbit/sabit olanın açıklanmasıdır.

Bir başka ifade ile; her şeyin her an Allah'a Teslim(İslam) olduğunu açıklıyor öz manadan baktığımızda..

Rabbinin Hamdi olarak tespih et(her şeyi her an esmalardan açığa çıkış olarak değerlendir) ve O`ndan mağfiret dile(kendine Rabbinin esmalarından ayrı bir varlık edinme)! Muhakkak ki O, Tevvab`dır(her şey her an Rabbinin esmaları iledir)…

Öyle bir Sevgi, öyle bir Aşk ki Tek'ten başka bir şey bırakmıyor, bilinçlerdeki tüm kirleri/şirkleri yakıyor...Aşk hiç bir zaman iki ölümlü arasında yaşanmadı, Kendinden Kendineydi…
***


Bir farkı olmalı Kur'an'ın sıradan normal dünyasal bilgilerden...

"Ben şu an, kendim diliyorum, yapıyorum..." gibisinden bilgiler dünyasal bilgiler…

Bir farkı olmalı Kur'an Bilgisinin, bir farkı olmalı Allah İlminin…

Bilinenin aksine bilgiler sunmuş olmalı Kur'an…

"Siz dileyemezsiniz, Allah diler" diyor Kur'an…

"Biz her şeyi kaderi ile yarattık" diyor Allah…

Bir farkı olmalı Sınırsız'ın sınırlı olandan...

Farkı sıradan bilinenin tam zıttı olan gerçek bilgileri sunması. Farkı çok büyük!..

Örneğin: Ben diliyorum sanıyorum. O diyor ki "siz dileyemezsiniz, Allah diler"!

Dileğin açığa çıktığı ihata edici mahal olan Allah'a işaret ediyor…

Hiç bir oluş kendi(m) başına olmuyor, özden bütünün etkisi söz konusu…

Ben sadece o dileğin açığa çıktığı bir noktayım.

Onun dilemesi bende istek olarak açığa çıkıyor.

O Sınırsızlık her an oluş halinde.

Parça değil, Bütün oluş içinde.

Bütünün her noktası da nasibine düşeni alıyor...

Her dilediğimiz olmuyor.

Bu dahi gerçek dileyenin Allah olduğuna işaret taşıyor...

Dileyen biz olsa idik her dileğimiz gerçek olurdu...

Şimdi Kur'an'ın ayetlerine yöneldiğimizde şunu unutmayalım:

İman noktasına seslenen öncelikli ayetler vardır.

Bunları olduğu gibi kabul etmeliyiz, çünkü dünyasal akıl orda iş görmez, Sınırsız Allah'a iman gerekir.

Bazı ayetler de imana dönük ayetlerin açılımını/açıklamasını yapar, bunlar da aynıdır.

Diğerleri amele dönük ayetlerdir.

İmani ayetlerdeki mana kişiye nasip olmuşsa ameli ayetlerdeki fiiller ancak sergilenebilir.

Örneğin İnsan Süresi'nde:


29-) İnne hazihi tezkiretun, femen şaettehaze ila Rabbihi sebiyla;
Muhakkak ki bu bir tezkire’dir (öğüt, hatırlatmadır)... Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir!.

30-) Ve ma teşaune illâ en yeşaAllah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah dilemedikçe siz (O’nu) dileyemezsiniz... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
der...

30. ayet imani ayettir, 29. ayet ameli ayettir.

Burdan şu sonuç çıkar:
Eğer Allah dilemişse, kulda o dilek oluşur ve dileyen Rabbine bir yol edinir.

29. ayette "muhakkak ki bu bir hatırlatmadır" deniyor.

Kime, kaderinde olana, o amaç için yaratılana bir vesiledir...

Cüzzi irade yok mudur? Vardır…

Ama o Küllü iradeden açığa çıkar, Küllü iradeden var olur, Küllü irade içinde iş görür.

İman cüzden değil külden bakıştır. Zaten doğrusu ve akıllıcası budur...

Küllden bakınca da cüzze dönük olarak kader/miktarlı yaratım anlayışı açığa çıkar ve kadere iman söz konusu olur...

Allah'ın İlmi ve Kudreti herşeyi ihata etmiştir.

Her şeyi Bi-Kader ile(o şeyi bir miktar ile) yaratır.

İlim O'nun, Kudret O'nun, Kader O'nun, Küll O'nun, cüzz O'nun. nerede kaldı sınırları içinde kalan cüzzün özgür varlığı, cüz cüzziyeti kadar özgürdür/hapistir.

Üçlü Kader Sistemi adlı yazdığımız yazıda dışsal kader ve içsel kader amele dönüktür.

Mutlak Kader imana dönüktür.

Ve dışsal kader ile içsel kader mutlak kadere tabidir!

Mutlak Kaderde, her iki kader de Allah İlmi ve Kudreti içinde miktarlıdır!

Allah her şeyi ilmi ve kudreti ile ihata eder, dilediğini kaderi ile/miktarlandırma ile yapar...

Yani Allah deyince akan sular durur, Allah dilediğini yapar.

"Benim varlığım, kudretim, iradem...var, dilediğimi şu an kendim yapıyorum, mutlak özgürüm..." türünden ifadeler Allah'ı ve Kaderi'ni/miktarlandırmasını bilememekten ileri gelen yanlış sözlerdir...

Ne yapalım, onda da O öyle dilemiş, O onda bu dileğinin neticesini de açığa çıkaracaktır.

Yaptıklarından sual sorulAmaz, çünkü zaten yapıyor... Cüzün ismi var, kendi yok gibi.Oluşu sergileyen Küll, sahiplenen cüzz...

Bir parmağımızın oynaması için bile küll iş başında...

Küll/Rabb-cüzz/kul...diye düşünüp aynı açıklamaları Rabb-kul için de aynı şekilde anlayalım…

"İşin özü vehmi benliğinin kaldırılmasından başka yol yok." Bundan dolayı çoğunlukla susmak gerek, herşeyi Allah'tan bilmek gerek.

Sonuç olarak akla seslenen bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin tasavvuf ehlinin ilmine muhtacız.

Bilim beynin işleyişini açıklar. Biz bunu tasavvuf ehlinin ilmini sindirmeye dönük değerlendiririz.

Misalen birisi(bilim) makinenin çalışması, diğeri(tasavvuf) onunla ne yapılacağıdır....

Zahiri, batınıyla insan bir bütün; duanın da hem şekli, hem içselliği önemli, bunlar birbirini destekliyor.bildiğimiz üzere...
***


Eğer Kur'an'ın Ruhu'na vakıfsak biliriz ki Allah dilediğini yapar, hüküm Allah'a aittir...

Allah'ın dilemesi ve hükmü hiç bir sistemle sınırlanamaz.

Allah dilediğini cehenneme atar, dilediğini cennete sokar.

Şunu da iyice bildik ki sistem de Allah'ın kudretinde, sistemine dilediğince hükmeder.

Öyleyse, insanın birisi/bir şey hakkında hüküm vermesi, bilgiçlik taslaması hiç akıllıca değil...
***

ve hüm Bil ahireti hüm yukınun;
ve onlar ahiretin hakikatine(B!) ikan(yakin) halindedirler.

Ahirette ne var?..

Kabir var, hesap var, cehennem var, cennet var, sırat var...

O ikan sahipleri bunları kendilerine, anlarına yakin kılarlar.

Bunları anlarında ve mekanlarında bulurlar.

Onlar bedenin kabir, hesabın seri, cennetin mana(ruh), cehennemin madde, sıratın maddeden manaya geçiş yolu olduğunu yakinen bilmişlerdir.

Ölümötesindeki ahiret ise, iman edilesidir.

Yakında/yanında olmayana, gelecekte olacağa iman edilir.

Yakında/yanında olana iman etmek gerekmez, anlamsızdır.

İkan edilesi ahiret yakındır/yanındadır, iman edilesi ahiret ölümötesindedir.

Yanında/anında olana ikan, uzakta/gelecekte olacağa iman edilir.

Ve akıl sahibi bilir ki bugün olan yarınlarda da devam eder, ölümötesinde de...

Onların ölümötesi ahirete imanlarının kaynağı, yakinen yanlarında olan ahiretleridir...

Ahiret(sonsuz) hayat inancı, hakikatim olan Allah(sınırsızlık) inancının doğal getirisidir.

***


Gördüğünde önce Hakkı, sonra halkı gör.

Halk "Beyin/Akıl" diyorsa, sen onu "Esma/İlim" diye anla.

Halk "Kalp/Gönül" diyorsa, sen onu "Allah/Hu" diye anla.

Halk "Mevcut" diyorsa, sen onu "Vücut" diye anla.

Halk "Ben" diyorsa, sen onu "Zat" diye anla.

"Akıl" başka, "Esma" başka sanma; "Gönül" başka, "Allah" başka sanma; "Mevcut" başka, "Vücut" başka sanma; "Ben" başka, "Zat" başka sanma.

Teklikte yaşa, çiftlikte yaşama.
***


Seni bilmem ama ben ikilikten yoruldum.

Bundan böyle her şeyi kendimde bulur oldum.

Sana alem görünen hakikatte Allah'tır.

Allah Bir'dir Vallahi, alemden öte sanma.

Esmayı ayrı, aklı ayrı, beyni ayrı sanma.

Özde Bir, sÖZde Bir, gÖZde Bir, Bizde Bir.

Hak ayrı, halk ayrı değil; söz ayrı, göz ayrı değil.

Özde Bir, Manada Bir...

Ben Hakla konuşurum, halk kendisiyle konuştuğumu sanır demiş bir eren.

Halkın sözünü Hakkın sözü görmüş o eren.

ÖZde Bir, gÖZde Bir, sÖZde Bir...

Beyin Bir, akıl Bir, İlim Bir, esma Bir…

Hepsi aynı tek şeyin değişik isimlerle anılmasından başka bir şey değil.

Mevcut Bir, Vücut Bir, Varlık Bir…

Aynı şeyin değişik isimlerde anılmasından başka bir şey değil...

Gördüğümde önce Hakkı, sonra halkı görürüm demiş bir eren.

Halkı Hakta görmüş o eren.Özde Bir, gÖZde Bir...

***


Mecnun gözleri kör olmuş, Leyla'yı aradı…

Her göremediğine Leyla diye seslendi…

Mecnun, ne Leyla'yı buldu, ne de Mecnun'u…

Aynı hataya sen de düşme.

Mecnun'san Mecnun'u ara, Mecnun'a kör olup Leyla'nın peşine düşme.

Kendinde ara, kendini ara, kendini bul.

Kendini bulamayanın, Leyla'yı Mecnun'da bulması mümkün değil.

Hep dışarıda bir Leyla arar durur, Leyla olmuş MECNUN'dan kör bir halde...

***


İnneHU Bi-KÜLLÜ ŞEY`in Basıyr; gerçekten O, "Küllü Şey/Eşyayı Bütün/Bütün Tek Bir Şey" olarak

görür/değerlendirir!..

İnsan (sınırlı algılama araçları ile bakış!) parçalardan oluşmuş, parçalara bölünmüş bir bütün var sanarak

parçalanmış çokluk vehmeder.

Allah(sınırsız-sonsuz bakış!) ise parçaları değil, bütünü parçalanmışlık ya da parçalardan oluşmuş olarak değil, Tek Bir Şey olarak Bütünü görür/değerlendirir/bilir.

O halde; insanca bakıştan(insan ahlakından!) Allah'ça bakışa(Allah Ahlak'ına) geçmek isteyenin birinci önceliği Bİ-KÜLLÜ ŞEY'İN BASİYR bakışını Şuurunda edinmek olmalıdır!

Mevcudu Tek Bir Bütün olarak görenin yaşamı sevgi olur, aşk olur.

Herkesi/herşeyi kendi gibi görür, kendi olarak bilir.

Çokluğun, parçalanmışlığın verdiği yorucu halden; tekliğin, bütünlüğün verdiği huzura erer.

O edindiği Allah Ahlakı ile, olması gereken insan ahlakını da en güzel şekilde edinir.

Yaşamı nasibimiz olur inşAllah...

Hologramın her Zerresinde Külle ait tüm bilgi vardır, Zerre Küllün Aynasıdır/Aynısıdır.

Herşey o tek bir zerrede oluri aynalar o zerreyi zerreler olarak yansıtır.

Külde olan herşey tüm zerrelerine işler. Zerre kendini zerreler ve küll olarak algılanır kılar.

B'nin altındaki nokta misali... Her şey o noktadan/zerreden açığa çıkar.

Bi-Küllü Şey'in.. başındaki B'nin altındaki Nokta/Zerre bu gerçeğe işaret eder.

Küllü Şey o tek zerrede mevcuttur, Hologram gerçeğinin ifade edilişidir.

Bize göre Küll olan evren içre evrenler, Allah indinde B'nin altındaki bir Nokta/Zerre kadardır.

Evren içinde bizim yerimiz ne ise, Allah indinde de evren içre evrenler odur, hatta daha da küçüktür, yok mesafesindedir.

Bir toplu iğnenin ucu gibi, evren içre evrenler ona sığmıştır, bize kül olan O'na zerredir.
***


Büyükler, "derdim bana derman imiş", "Allah'ım bana bela ver", "Allah yalnızdır, yalnızları sever"... derler.

Musibetin kendisi başlı başına bir nimettir, nefsinden arınmak isteyene.

Bundan dolayı başta rasuller olmak üzere evliyalara... çok musibetler isabet etmiştir.

Zorluk ne kadar çok ise, kazanım o kadar fazladır Allah yolunda...

Hamama girip terlemeden kirlerden arınmak mümkün değil.

Ateşte yanıp şekillenmeden altın/mücevher olup değerli olmak mümkün değil.

Rahatlık, dertsizlik, kolay hayat Allah'ın sevmediği(Kendisi'ne ermesini istemediği!) kuluna Mekri'dir(görünüşte hoş, gerçekte nahoş bir tuzaktır/aldanmadır!).

Her mertebe zorluklar aşılarak geçilir. İki günü aynı olan zarardadır, olduğu yerde saymaktadır.

Aldanmak, avunmak, çabasız beklenti içinde olmak boş bir hevadır/beklentidir.

Allah zorluk yolunu kolaylaştırsın, kademeli olarak o yollardan istikrarlı bir şekilde geçmeyi nasip etsin...

Dünya hayatı insanın karşılaşacağı boyutların en kolay olanıdır, insanı bekleyen diğer boyutlar çok daha zorludur.

Buradaki zorlukların üstesinden gelen, zorluklara tahammül edenin sonraki boyutlarda karşılaşacağı zorluklardan geçmesi daha kolay olacaktır...
***


Beyninde konuşan bir bölüm var, dinleyen bir bölüm var, gören bir bölüm var, susan bir bölüm var...

Bu konuşan bölümü abd, dinleyen bölümü Rab, gören bölümü Allah, susan bölümü Hu'ya misal al...

Abd konuşurken/düşünürken/zannıylayken, Rabbin dinlesin/sorgulasın/değerlendirsin, Allah'ın görsün/Tek'lesin/Bir'lesin, Hu'yun sessiz ve sakin kalmaya/Hiçliğe devam etsin...

......(sonunda!) HU'yun/Zat'ın/Kendi'n sessiz ve sakin kalsın, yani sen sonunda HU'da kalasın...

Beyinde sanki dört kişi var...Biri konuşuyor, biri dinliyor, biri Seyr ediyor, biri sessiz/sakin/hiçlikte duruyor.

Bunlar ne bibirinden ayrı, ne de birbiriyle aynı. Aynı yerden bes(me)leniyor, ayrı hallere bürünüyor...

Tekin dört hali gibiler...Hu, Allah, Rab, Abd gibi...
***


Kur'an düşünen insana seslenir, düşüncelerini kontrol etsin diye!..

Kur'an düşünen insanı arındırmak ister, düşüncelerini arındırsın diye!..

Her fiil beyinden/akıldan çıkar...

Allah'ın muhatabı akıldır, arındırılmasını istediği şey düşüncelerdir...

Allah şekilsizdir, şekilsiz olan akıl/düşünce gibi...

Şekli olan ibadetler aklı saflaştırmaya, düşünceleri arındırmaya sadece bir araçtır...

Hedef şekilsiz olandır...

Düşünceler çoğu zaman oltasına takılacak sazan arar.

Yakaladığında da onu oltasının ucunda yem olarak kullanır.

Oltaya gelmemek, oyuncak olmamak gerekir...

Beyne her gelen düşüncenin peşine balık gibi takılmamak gerekir.

Ona bir bakmak gerekir, BİR'den mi, kir'den mi diye...

***


Gün içinde şuurumuz Allah'tan o kadar çok kez uzaklaşıyor ki, belki 100000 defa euzubesmele Oku'sak az...
Düşüncelerini takip et, kaç dakika kesintisiz Allah'ta kalabiliyor diye...
Ve fark et, ne kadar çok uzaklaşıyor diye...
Her defasında euzubesmele Oku, tekrar Allah'a dönsün diye...
Hatta euzubesmele çekerken dahi uzak kalabiliyor.Oku'mak gerekiyor!
Şeytan gibi aceleci, ordan oraya atlayan, bir yerde durmayan, beyinde cirit atan düşüncelerin canına Oku'mak, dalgaları Deniz'e gömüp durgunlaştırmak gerekiyor.
Bunun içinde Oku'rken ALLAH isminde yoğunlaşmak, her düşünceyi O Denizde boğmak gerekiyor.
Her gelen uzaklaştırıcı düşünceye “ben senden Bi-Allah'a sığınırım, her şey Bismillah.. ile oluyor” deyip durdurmak, durgunlaşmak gerekiyor..
Ve bu düşünsel uğraş tüm gün devam etmelidir, an be an...En önemli uğraş haline gelmelidir...
Allah kalplerinize bakar, kalplerin temiz olması için düşüncelerden arınması gerekir.
Düşünsel mücadele en büyük uğraştır ve yapılması zorunludur...İşin özüne yönelen için...
Sistemi şöyle işleyecek: Düşünceler uzaklaşacak, sen yaklaştıracaksın, onlar bir daha uzaklaşacak sen yine yaklaştıracaksın...bu iş böyle devam edecek...
Yolculuk bu şekilde devam edecek...Ne sürekli yakın olabilirsin, ne de sürekli uzak olabilirsin...
Yakin olduğun süreler ne kadar fazla ise avantajındır…
 Aklımıza gelen düşünceleri inceleyelim. Bizi nereye götürmek istiyorlar? İkiliğe mi, Tekliğe mi?
Temelleri neye dayanıyor? Kalıcı olana mı, geçici olana mı?..
Hedefleri ne? Bölmek mi, Bir'leştirmek mi?..
Getirisi ne? Zaman ısrafı mı, kazancı mı?..
Verdiği ne? Yorgunluk mu, dinginlik mi?...
 Bölmek, parçalamak ile kastettiğim varlığı Tek Bir Bütün olarak görmeyip, ayrı varlıklar ve iradeler varmış gibi düşünmektir. Sorunun başı buraya dayanıyor...
Bundan sona düşüncelerimizde şeytan/vehim cirit atıyor. Kendine ayrı bir varlık biçip, sahiplenme, üstün olma, çıkarlarını koruma ve arttırma gibi düşünce yollarına gidiyor......
“Siz insan gibi düşünüyorsunuz”, yani kendinizi et-kemik beden, beşeri değerler ile sınırlıyorsunuz, kendinize ayrı sınırlı bir varlık anlayışı ediniyorsunuz, sınırlı birimsel benliğiniz ile yöneliyorsunuz...
Sınırlılık, vehim, zan ile kilitli ve kirlisiniz... Bu kirlerden arının, kilitleri kırın...
Varlığı objektif olarak görün, sınırları yıkın, sınırsızlığa yönelin, mutlak olanı fark edin, Tekliğe yönelin, Seyr halinde olun, Şahid/Tanık konumunda kalın...
İşin içine ayrı bir varlık anlayışı katmayın.Şuuren Yorumsuz Seyri edinin..
Her şey yerli yerinde, her şey sınırsız teklik üzere...
Kıyas size göre, görelerinizden arının.O'nun göresi, engeli, değer yargıları yok, dilediğini yapar...
***


FenaFillah, Allah'ta fena bulmak değildir.
Çünkü Allah'ta fena bulası ayrı bir varlık, ayrı bir ilim yoktur, her şey esması iledir.
FenaFillah, Allah Fiilinin(efal aleminin ki bunun aslı esma alemidir!) HU'da/Zat'ta fena bulmasıdır(Hiçlikte yoklukta olmasıdır!).
Sana düşen pay "la ilahe"dir, gerisi "illa Allah"ındır! Allah Kendi(Zat'ı) iledir(illa HU).
Bildiğim kadarı ile Kur'an'da "BEN Allah'ım" ifadesi varken, "BEN Hu'yum/O'yum/Zat'ım" ifadesi yoktur.
Öyle ise, BEN kavramı Allah indinde oluşur, Hu indinde yoktur, Hu/Zat BEN olmakla dahi sınırlanamaz, Hiçlik halidir.
FenaFillah da Hu'ya dönük bir mana olduğu için BEN kavramı kalmaz diye düşünüyorum...
Allah efalinin fena bulması, esmayı yokluğa iter. BEN kavramı esmada eFale dönük oluşur.
FenaFillah Hu/Zat indine geçiştir. Orda da BEN kavramı olmaz, kalkar..
BEN kavramı "bize göre" bir anlatımdır.Esmaların dahi çoğu "bize göre" ifade ediliştir...
Ehad, Samed... ise Mutlak ifadedir...Ki bunlarda bir BEN olmaz.
Senin olmadığı yerde, sana “ben” diye seslenen olmaz.
Benim olmadığım yerde sen kendini “ben” diye ifade etmezsin.
Yani “ben” ifadesi kıyasa dönük oluşur...
Allah kendini kendine anlatıyor. Biz ise üstümüze alınıyoruz.
Seyr eylememiz gerekiyor anlatılanı, sahiplenmemeliyiz diye düşünüyorum...
Yoksa “ben” zannımız devreye giriyor...Allah bize/bizim için "la ilahe" diyor...
Allah indi için bir "ben" lazım, Hu indi için "ben"den arınmak lazım...
Bu ikisini birbirine karıştırmadan anlamak lazım...
Mertebeler önemli...Hangi mertebeden konuşulduğunu anlamak lazım...
O yaratıyor, ama Allah mertebesinde, "BEN Allah'ım" ifadesi de o mertebeye aittir.
“BEN Hu”yum demiyordu. Burayı iyi anlamak lazım...
Beka"B"illah. Allah manasının Beka'sı(evveli-ahiri) "B" ye bağlanmış!
Allah indi "B" iledir, "B"siz Hu indidir.
HU/Zat/Kendi indi, Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som oluş, misalen tek tip homojen oluş gibi.
Böylesi bir hali tarif eden kelime A'ma/Hiçlik...Bu halde BEN algısı olmaz.
BEN algısı, çokluğa dönük olarak ifade edilir. "B" iledir, açığa çıkan iledir...
İhlas Suresi Allah'ın HU indini anlatır...
Besmele ile giriş yapılır.Besmele, İsmi Allah'ı/Allah manasını "B"ye bağlar.
"B" ile Allah mertebesinin olduğunu söyler.
Allah'ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir.
Allah mertebesi "B" ile, seninle...aşikar olur.
Sen yoksan HU mertebesi söz konusudur.
Bu amaçla Hu mertebesi için ben'den arınmak lazım.
Sen kendini kaldırırsan, "B"ismillah(B ile açığa çıkan Allah mertebesi) yoklukta kalır, Hu/A'ma olur.
Ehad(Hiçlik/HU) "la ilahe(vücut yok)"ye, Samed(Heplik) "illa Allah(sadece Allah)"a erdirir şuuru!..
***


Koca Bir Kalp Düşün... Sürekli Tik(HU) Tak(ALLAH)...
Koca Bir Göz Düşün... Bir kapa(HU), Bir Aç(ALLAH)...
Mikronun Sonunda Bir Nokta Düşün(HU), Makronun Sonunda Bir Bütün(ALLAH)...
Hiçlikten(HU) Hepliğe(ALLAH) Tik-Tak, Kapa-Aç...
Arada Sayısız Alemleri Yarat...
Kalp Aynı Kalp, Göz Aynı Göz...Tik-Tak, Kapa-Aç...
***


İhlas(Suresi) "dalga denize aittir, dalgayı denizden bil" demez, bundan daha üst bir Şuura işaret eder.
HU Allah "Ehad(Sınırsız-Sonsuz)" der, Allah "Samed(Sırf-Som)" der".
"Dalga yok (dalgayı "doğurmadı", dalga "doğmadı")" der.
"Kimse ona denk olmadı(kimse sandığı gibi dalga varlık olmadı)" der.
İhlas Şuuru İnsan'ı dalga varlık anlayışından arındırır, Durgun Deniz'e daldırır...
Allah Allahlığını kimseye vermez, çünkü dalga yok(la ilahe), sadece Allah(illAllah)...
Zatı/Kendi Ehad(Sınırsız-Sonsuz-Tek-Bütün)..
Yaratan-Yaratılan, Hakk-Halk, Rab-Abd...Bak hepsi ikilik mertebesine ait.
Teklik, Hiçlik bu ikiliklerden kurtularak erilir, bu ikilikler erirse erilir.
Yaratan, Hakk, Rabb Allah olduğu için, yaratılan, halk, abd eritilir, dalganın yokluğu fark edilir ve erilir..
Şöyle düşünelim: Madde boyutunda hareketlilik algılanıyor. Bu mevcudun Özünü sorguluyoruz.
Öze indikçe hareket yerini, durgun karanlık bir noktaya bırakır diye düşünülüyor.
Be'nin altındaki NOKTA misali...
Önce Varlık-Vücud oluştan arınmak, sonrasında ilmi suret oluştan arınmak gerekir.
Birinci aşama geçilmeden ikinci aşamanın geçilmesi mümkün değildir.
Varlık-Vücud zannı ile Ehad-Samed'e, Mana'ya yönelmek mümkün değildir...
İlmi suretin yokluğunu anlamak için ise Şuuru HU ve Allah'ta tutmak, Tik-Tak, Aç-Kapa noktalarında tutmak, aradakilere(ilmi suretlere) gözü yummak gerekir...
Eğer Hu-Allah indinden bakmak istiyor isek...
Madde boyutunda hareketlilik algılanıyor. Bu mevcudun Özünü sorguluyoruz.
Öze indikçe hareket yerini, durgun karanlık bir noktaya bırakır diye düşünülüyor.
Be'nin altındaki NOKTA misali...
O karanlık Noktada hiç bir varlık ve hareket yok, ben, benim...yok...
Şuur indimizdeki çokluğun, hareketliliğin özünde hareketsizlik, değişmezlik, durgunluk olması gerekliliğine ulaşabiliyor.

Bunu anlamak için alışılagelmişin tersi bir yol izlemek gerekiyor. Mikroya değil, makroya yolculuk...
Bu yolculukta varlık sıkışıyor, hareket ortadan kalkıyor. Şuur bunu anlıyor.
Mikroya da inildikçe Nokta'da sıkışılıyor, Hiçliğe eriliyor.
Makroya çıktıkça Tüm'de sıkışılıyor.Hepliğe eriliyor.
Her iki yöntemde de Tekliğe, durgunluğa ulaşılıyor.
Düşünce bu sonuca ulaştırıyor...İlla Hu, İlla Allah...
Makronun sonu(Allah) mikronun sonu(Hu) ile Bir'leşir. AllaHu...
Bu "sonu" ifademiz bu işin düşüncede varacağı nihayet Nokta anlamınadır...
Yoksa O'nun için ne baş, ne de son düşünülemez. Ehad-Samed...
Gerçekte Vücud, Varlık sahibi bir Var'lık Var mı?
"İlla/Sadece Hu, İlla/Sadece Allah" denir de "Var" sınırlaması dahi getirilemez...
Bir de Allah'ın ilminde mevcut/vücut bulma nasıl bir şey, ilimde bir dalgalanma, değişme, hareket sebebi olmuyor mu?

Şimdi şurası önemli: Allah Ehad'dır dediğimizde ne anlıyoruz?
Allah diye bir Var'lık Var da O Var'lık Ehad mı, yoksa en üst Şuur halinde Allah=Ehad'dır demek mi?
Yani, Allah ismi ile kastedilen, o üst Şuur halinde "Ehad Mana" demek mi?
Allah ile kastedilen bir mana, anlamı Sınırsız-Sonsuz-Teklik-Hiçlik mi?
Var-Yoku, Vücud-Yapıyı bırakıp Sırf "Mana"ya mı yönelmek lazım?
Eğer iş "Mana" ise, kaynağı İlim, yansıması Şuur demektir ki bu da Varlık-Vücud olma gibi hallerden Beri olur...
İlmi Suret ifadesi önemli...Demek ki Varlık-Vücut oluş bir zandır, kendini varlık-vücud olana göredir...
***


Dalganın denizden ayrı olduğunu sanıyorsan üçlemedesin(ben-dalga-deniz!).
Dalganın denizden olduğunu fark etmişsen ikiliktesin(ben-deniz!).
Çünkü her iki durumda da sen denize dışarıdan bakıyorsun.
Ve hala sende denizden ayrı bir "ben" var.
Bir'liği denizin içinde olan Balığa sor!
O'na göre ne dalga var, ne de deniz!
Denizin içinde olan Damla'ya/Nokta'ya göre ise ne kendi, ne deniz, ne de dalga var!(Hiçlik!)
Balık Yunus'u yuttu. Çünkü, Deniz'in içi ikilik kabul etmez. Orada sadece BİR'lik var...
Bir BEN var bende, (o ben) BENden içeri(BEN beni yuttu)...
YUNUS Yunus'u yuttu...İsmi Bir'di, cismi de Bir oldu...

"B"ismillah, "B"illah!

Onları(işini) yapacaksın. İşin bittiğinde onları hiç yapmamış gibi saflaşacaksın.
Onlardan, kendinden, herşeyden, herkesten arınacaksın.
Nötrleneceksin, deşarj olacaksın, sileceksin, yok edeceksin, temizleyeceksin, arınacaksın, kurtulacaksın ŞUUREN.
Böylece kendinden ve yaptıklarından arınmış olarak hafifleyecek, sakinleşecek, din'lenecek, huzur dolacaksın.
Çünkü senin buna ihtiyacın var, Allah'ın değil.
Sen bunun için kulluk yapmak zorundasın. Birine yaranmak, ya da yükünü arttırmak için değil.
Hafiflemek, arınmak, saflaşmak....için.
Sınırsız-Sonsuz Potansiyelde kalmak…Bu hali işlerin arasına yayarsak daha da güzel olur.
Bedenen ve ruhen bir zindelik kazanmış oluruz...
Düşünceleri ancak zıttıyla nötürleyebilirsiniz, sıfırlayabilirsiniz.
Hiç bir şey düşünmediğinizde düşüncelerinizi o anlık geçici olarak durdurmuş olursunuz.
Nötrlemiş, sıfırlamış, silmiş olmazsınız.
Düşünceniz size diyecek ki "ben yaptım", siz diyeceksiniz ki "Allah yaptı".
Düşünceniz diyecek ki "sen varsın", siz diyeceksiniz ki "Allah". ...
Böylelikle yaptıklarınızdan, kendinizden arınacak, sahiplenmeyi, yüklenmeyi bırakacaksınız.
Sonunda gerçek manada arınma, saflaşma gerçekleşmiş olacak, durgunlaşmış olacaksınız...
Dalgayı denizle düzlerseniz ondan kurtulursunuz, onu görmezden gelmek bir şeyi değiştirmeyecektir...
***


Yolunu kaybetmiş, bulmaya çalışıyordu…
Dağların arasında kalmış, sessizce yürüyordu...
Yolunu bulmak için Allah'a dua etmek istedi.
Yüksek sesle SubhaneKE(Sen Subhan'sın) dedi.
Peşinden daha güçlü bir ses duydu.
O da SubhaneKE(Sen Subhan'sın) diyordu...
Şanım ne yüce imiş…
Beynimizden çıkanlar, beynimize dönüyor.
Beynimizdeki konuşuyor, beynimizdeki dinliyor.
Ses ondan çıkıyor, ses ona dönüyor.
Hatip o, muhatap o.
O halde dua kimden kime, namaz kimden kime, zikir kimden kime, tefekkür kimden kime, sözümüz kimden kime, düşüncemiz kimden kime, yaptığımız kimden kime...?!
Dışarıda olan birine(insana...) değil, ötede olan bir tanrıya değil, Kendi'nden Kendi'ne...
Bi-izni-Hi: Onun(zatının) izni Bi ile...Beyin kapasitesinin el vermesi ile...
O halde beyni korumak ve geliştirmek çok önemli...
Allah aklı ilim sıfatı ile var kılmıştır, aklın Allah'a muhatap olması bu manaya dönüktür...
AKIL elde ettiği verilerden yola çıkarak dahasına/ötesine de yönelebilme kabileyetine sahiptir...
İşte bir nokta da AKIL taşar, ALİM kalır....
***


Ve Meryem(beşeriyete asi/ayak kaldıran, Rahmana abid/kul olan manasında!) Ruh-ul Kuds'a (Kutsal/Arı Manaya) hamile kaldı(Şuuru bu Arı Manayı yüklendi).
Senin de Şuurun Meryem olursa Ruh-ul Kuds'u yüklenir...
Beşeriyete(beşeri değer yargılarına!) asi olmadan(onlardan bilincini arındırmadan), Ruh'ul Kuds'u(Arı Manayı) yüklenip, Rahman'a(Sınırsız-Sonsuz Durgun Potansiyele) kul olma Şuuru'na eremezsin!..
***


Madden ve manen sürekli dalgalanıp duruyoruz, bir o yana, bir bu yana savruluyoruz.
Bu dalgalanmalar, savrulmalar içinde yoruluyor, yıpranıyoruz.
Tek çare her fırsatta dalgalanmaların, savrulmaların olmadığı durgun bir yere sığınmak.
Bu durgun sığınağın adı İhlas Suresi! Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som(Ehad-Samed)...
Onda ne dalga var, ne (sen)den-iz...Doğurmadı, doğmadı, ona bir denk de olmadı...
***


Ve Meryem(beşeriyete asi/ayak kaldıran, Rahmana abid/kul olan manasında!) Ruh-ul Kuds'a (Kutsal/Arı Manaya) hamile kaldı(Şuuru bu Arı Manayı yüklendi).
Senin de Şuurun Meryem olursa Ruh-ul Kuds'u yüklenir...
Beşeriyete(beşeri değer yargılarına!) asi olmadan(onlardan bilincini arındırmadan), Ruh'ul Kuds'u(Arı Manayı) yüklenip, Rahman'a kul olma Şuuru'na eremezsin!..
Beşeri tüm hallerden Şuuren arınmak. Beşeriyetin gereğini yaşarken, neticede Şuurda bunlardan arınmak.
Beşeriyetin Şuurumuza kazınmasına engel olmak, beşeri değer yargılarını, beşeriyet ile yapılan her şeyin izlerini Şuurda silmek.
Bir yandan beşeriyetin gereğini yaşarken, diğer yandan beşeriyetin kirli izlerini Şuurdan silmek.
İşimizi yapmak, ama sonunda o işten, kendimizden, herkesten, herşeyden Şuuren arınmak.
Kendimizi, düşüncelerimizi, yaptıklarımızı Şuurda silmek, temizlemek, arınmak, hafiflemek, saflaşmak, din'lenmek, sakinleşmek, durgunlaşmak...
Rahman, Potansiyel enerji, durgun enerjidir, harekete geçmemiş enerjidir.
Rahman’a oruç adamak; Denizi durgunlaştırmak, dalgaları yok etmek, hiçliği tatmak...
Buna bizim ihtiyacımız var. Kulluk bunun içindir. Nötrlenmek, sıfırlanmak, arınmak, saflaşmak....
***


ALLAH(İlmi) senden Öz Akıl(Elbab) olarak açığa çıkar.
Öz Akıl'ın senden açığa çıkması için Senin Rabbinin(B'ismiRabbiKE) buna izin(Bi'izniHi) vermesi(müsait olması) gerekir.
Bundan dolayı RabbiNin sende mahali olan B'eyninin esma kapasitesinin yüksek olması gerekir.
ALLAH isimlerinin ihya edilmesi kişiyi böylesi bir cennete erdirir...
***


Rabbinden haşyet mi duymak istiyorsun?..
Öyle ise işe, beynini tanımakla başlayabilirsin!..
Beynin çalışma işlevini öğrendiğinde hayretin artacaktır...
Dıştan gelen verilerin, içten gelen bilgilerle beyninde değerlendirilip bir çıktı oluşturduğunu, bu işin sürekli devam ettiğini göreceksin...
Beynin çalışma programı, dıştan gelen veriler, içten gelen bilgilerle başbaşasın...
Allah ilmine muhtaçsın...
***


Güzel Güzeli sever...Allah Akılı sever, Akıl Allah'ı sever...
Güzel Tek, Seven Tek... Kendi Kendine güzel, Kendi Kendini sever...
Bism-illah; ALLAH, İsmi AKIL(B!) Olarak...
B; arapça harf görüntüsü ile "noktadan çıkış", beyinden çıkış, yani AKIL!
B; Türkçe harf görüntüsü ile gözlük gibi, AKIL gözlüğü, AKIL!
İlk harf ELİF/ALLAH, ikinci harf BE/AKIL!
***


Aklın Sınırsız-Sonsuzluğunu fark eden, BizZat o an ALLAH iledir!
Beynin manalar yaratımını fark eden, BizZat o an Rabbi iledir!
Beynindeki Mana Potansiyelin Sonsuzluğunu fark eden, BizZat o an Rahman iledir!
Beyindeki mana üretimin sınırsızlığını fark eden, BizZat o an Rahiym iledir!
Allah'ın/Rabbin muhatabı Akıl'dır/Beyin'dir!
Allah Akıl olarak/Rabbin Beyin olarak işlevdedir!
 "B"nin manası olarak ele alalım.
Ve ayetlerde "B" gördüğümüz yerleri bu manada düşünelim.
Bakın o zaman ikilik ortadan kalkacak, konu yakın olacak, öteleme bitecek.
 Hz. Muhammed(AS): AKLINI artır ki(onun sınırsız-sonsuzluğunu fark et ki) ALLAH'a yaklaşasın(ALLAH'ı en yakın manası ile, Sınırsız-Sonsuzluk manası ile değerlendiresin).
İşte o zaman ALLAH ötede bir tanrı olma zannından kurtarılacak…
Anlatılır...Allah şu şu özellikleri var, şunları şunları yarattı...diye...
Sorulur...Peki Allah nerede...? Genelde cevap...Allah gözle görülmez, elle tutulmaz....diye...
Ama, insanlar inanmak için bir işaret ister kendi dünyalarından...
O işaret Aklı'dır...Akıl da elle tutulmaz, gözle görülmez, sınır ve sonu olmaz...
Akıl üzere Allah'a yakın olarak iman taklitten tahkike geçer...
Diğer türlü daima bir şekilde Allah ötede bir tanrı sanılır...
Allah'ın Aklı yaratmasından mana, onu Esması ile var kılmasıdır.
Akıl aslı(nda) Esma olandır...Esmasından ayrı olarak akıl diye ayrı bir şey yaratılmamıştır.
Yaratmak, Esmanın Akıl olarak değerlendirilmesi anlamınadır...
Hz. Muhammed(AS):Allahû Teâlâ AKILDAN daha değerli bir şey yaratmamıştır!..
Senin için en değerli şey ALLAH...ALLAH için en değerli şey AKIL...
BİRleştir değerli olanları, bak bakalım ortaya ne çıkıyor!
Sınırsız-Sonsuz olanı kastediyorum...
Onda, bunda olan, parçalanmış, bozulmuş; akıl ismi ile etiketlenmiş zannı/vehmi değil...
Akıl ismi ile etiketlenen bozuk şeyleri değil, "İSMİ AKIL OLANI" kastediyorum...
Alemlerin aslı AKIL'dır. Ki bu AKIL, Evrensel Akıl, Kozmik Bilinç, Öz Akıl, Aklı Küll....gibi isimlerle anılmaktadır...
ALLAH'ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir. Alemlerin aslı AKIL, AKLIN aslı esmalar olduğu için; ALLAH'ın alemlerdeki tasarrufu AKIL iledir, ALLAH AKIL olarak işlevdedir diyebiliriz...
ALLAH ötede bir tanrı olmadığına, alemlerin özü, AKLIN özü olduğuna göre bunu bu şekilde söylemekte bir sakınca yoktur...
***


Beynin belli bir ağırlığı ve hacmi var, bunu tartıp ölçebilirsin.
Ama beyinden açığa çıkan akla ne bir sınır, ne de bir son düşünemiyorsun!..
Çünkü Aklı yaratan İlmin de Sınırı-Sonu yok!..
Usta eserinden tanınırmış...
Sınırsız-Sonsuz Aklı var kılan İlim de Sınırsız-Sonsuzdur...
Ne Aklı, ne de Allah'ı elle tutup, gözle göremezsin...
Yaptıklarıyla varlığını bilirsin...
Allah'a en yakın olan ve en çok benzeyen şey Akıl'dır...
Aklın ötesini ise aklın kavraması mümkün değildir.
Çünkü orası aklın ötesidir, yani orada akıl yoktur.
Ki kim neyi, nasıl kavrasın, orası A'ma'dır...
Şahid olduğundan yola çıkarak, şahid olamadığına iman edersin ki bir gün gelir de ona da şahit olabilesin.
İşte o zaman sınırlar taşar sınırsız olur, ikilik/çokluk zannı kalkar Birlik/Teklik Şuuru olur.
***


Secdede...Beyin önünde, yere kapanmış...
Bedeni beynine secde etmede! Beyni Allah'a secde etmede!
Yani beden kontrolün beyinde, beyin kontrolün Allah'ta olduğunu itiraf etmede!..
Subhane RabbiY el Ala!.. Beyin diye geçme, o senin sonsuzluğa açılan kapındır...
Sonsuz Esma Potansiyeli olan Rahman da onda, o potansiyelden esmaları açığa çıkarma olan Rahiym de onda!..
Allah, ismi Beyin olanda Akıl olarak Rahman ve Rahiym'dir...
Sığınacak beynimiz var. Euzu Billahi(Sığınırım "Öz'ü Sınırsız-Sonsuz Esma olan" Beyine/Akıla).
Allah(Sınırsızlık-Sonsuzluk), ismi Beyin olanda Rahman(Potansiyel olan) ve Rahiym'dir(açığa çıkarandır)...
***


Her düşündüğünüz, söylediğiniz, yaptığınız ile beyinde hücreler arası yollar devreye giriyor, değişik bölgeler canlanıyor.
Ve siz artık o beyinsiniz. Ve siz o anda beyninizin o hali olarak karşılığınızı aldınız.
Ölümötesi hayat beyninizin o hali ile geçtiğinizde ona göre karşılanacak, ona göre karşılanacaksınız.
Çünkü o mana aynı ile ruha işlenmiştir.Ah bilseniz bu ne demek..Beyin hayatınızın birinci meselesi olurdu.
***
Gel sen "B"ye "Beyin" de!
"Bismillah: Allah, ismi Beyin olarak/ile" de!
Bedenin eşi/ikizi ruh bedenin, beynin eşi/ikizi ruh beynin olarak devam edecek.
Ve sen böylelikle hiç bir zaman ne bedenden, ne de beyinden uzak olmayacaksın.
Allah'ın yarattığı en güzel şey akıldır, aklın mahali beyindir.
Allah'ın muhatabı beyindir. Beyin, değişmez mutlak çalışma sistemi ile Bi-ayatillahi'dir!
Beynin çalışma sisteminin anlaşılmasının sonucu, kişi beynine Allah'ı, dinini, kitabını, rasulünü... dahil ederek, beynin işlevini sıratı müstakim üzere ikame etmiş olur...
***


Allah'ın ayetleri değişir mi? Haşa, değişmez!
Ayet ifadesi ile kastedilen, kimse için değişmeden aynen işleyen mutlak sistemdir.
Bi-ayatillahi; beyinde işleyen değişmez mutlak sistemdir, beynin değişmez çalışma sistemidir.
Ayet ifadesine bir de bu gözle bak! Bak anlayışın nasıl değişecek, uzaklar yakın olacak.
Allah'ın muhatabı beyindir, beynin mutlak çalışma sistemini duyurur değerlendirebilene...
***


İnsanın mekanı semasıdır.İnsan bedenin semasında beyni vardır.
İnsan beynini kullanabildiği kadar insandır.
Adem arz’da halife olarak yaratılmıştır.
İnsanın arzında bağırsak nöronları vardır.
İnsanın halife oluşu seması/beyni kadarı ile arzına/bağırsak nöronlarına hükmedebildiği nispettedir.
İnsan yardımı Arşında/kalbinde olan Sultan'dan(ALLAH'tan/Rahman'dan), kalp nöronlarındaki Esma-ül Hüsna’dan alır.
***


Zaman çok kıymetli ve hızla akıp gidiyor..
Bu hızla akıp giden zamanda, HAL'lenenler en kazançlı çıkıyor.
Ne ilim, ne bilim HAL'lenenin önüne geçemiyor.
"Çok okudum, çok dinledim, çok yazdım, çok konuştum" deme, HAL'in seninle birlikte gidiyor.
Sözler, yazılar, isimler, resimler hep geride kalıyor.
Oku'nası Kitabın HAL'indir senin.
Yaz'ılası Defterin HAL'indir senin.
Bunun farkında değilsen, diğerleri yükündür senin.
***


Sadece ALLAH! "Sadece ALLAH"ı içine sindiremeyende sorunlar açığa çıkıyor.
Ve onlara; işin başında iken isyana/kibire/zulüme sapmasınlar diye yumuşak cevaplar sunuluyor.
Aralara perdeler, mertebeler, geçişler konuyor.
Hazım sorunu olana lokmayı,küçükten büyüğe doğru parça parça alıştırılarak vermek gerekir.
Rıza lokmasını hazmetmemizin sırası ne zaman gelecek?!
İnsan; gerçekten çok cahilliğe düşen, çok fazla unutkan ve çok zor hallenendir.
Bir bakmışız maksimumdayız, bir bakmışız minumumdayız.
Yaşamımız buna apaçık delildir. Allah'ın rahmeti olmasa halimiz nice olur...
Allah'ım rahmetini umuyoruz. Allah'ım rahmetine dönüyoruz.
Hiç bir anımızın/halimizin garantisi yok biliyoruz.
Kendimize ve halimize değil, SEN’in rahmetine güveniyoruz...
O varlığın hayali olmasının manası, kendisine ait ayrı bir varlığının olmaması anlamınadır.
Yoksa o varlık hakikatin ta kendisidir, hakikatini görenlerce...
Zatı, sıfatı, esması ve efali ile Bil-Hakk'tır...
O'nun Bil-Hakk olduğunu hazmetmesini bilmeyen, onu hayali bir varlık diye yok'luğa göndermeye çalışabilir.
Ama, hiç "yok olmuyor hayali(!) denen o varlık"...
Onun hakikatine vakıf olunca, insanı bir haşyet/ürperti kaplıyor.
Rıza lokması ile karşı karşıya geliyor...
***


"ALLAH" de, "sadece ALLAH"!
İşin kolayı ve müjdesi bu.
Zor olanı sen-ben-o ayrımı ile, parçalanmış çokluk zannıyla yaşamak.
Kafanı isimler ve resimlerle yorma.
OL'AN'ın Tekliğine bak!
Bir isme/varlığa etiketlemeyi bırak.
Bismillah, ALLAH'ın ismi B ile.
İsimler B'de(Hiçlik noktasından açığa çıktıktan sonra alemlerde/esma alemi...) oluşur.
ALLAH’ın Zatı isimsizdir, çünkü Ehad(Sınırsız-Sonsuz-TEK), hali A'ma, Hiçlik!
***


Allah kabul etmeyeceği duayı kuluna yaptırtmaz, istemeseydi istetmezdi.
Af etmeyi istiyor ki kula af diletiyor.
Af dilediğin anda af edilmişsindir.
Bunun üzerine hala "Allah beni af etti mi, af etmedi mi?" diye düşünmek, kulun Allah'ı tanıyamamasının ve kendinde ayrı bir varlık görmesinin işaretidir ki asıl günah/gizli şirk budur.
Af dilemek; Allah'ın varlığına ve iradesine teslimiyetin bir dillendirilmesidir.
***
Af dilemek, "Allah'ın beni bu rolden muaf et" demektir.
Tevbe etmek, "Allah'ım bana o rolü tekrar verme" demektir.
Ki bunu diyen artık geçmişi bırakır, geleceğe bakar.
Hala o günahta takılı kalmak, işi/oluşu sırf kendine bağlamak olur ki bunun adı gizli şirktir.
Af dilediğinde af edildiğini bileceksin, tevbe ettiğinde kabul edildiğini bileceksin ve yeni yola/role devam edeceksin...
***


"La ilahe illALLAH", "ötede tanrı yok, sadece ALLAH" yorumun ile olayı kendinden uzaklaştırma oyununu artık bırak!
"La ilahe illa ENTE" de diyorsun! Sadece SEN, tanrılık yok!
"Sadece SEN" kısmı ALLAH'a dönük, "tanrılık yok" kısmı sana dönüktür!
Yani, demek istiyorsun ki "bende tanrılık yok, ben tanrı değilim"!
Peki, öyle mi yaşıyorsun? Tanrı imiş gibi davrandığında kendine "la ilahe" çekiyor musun?
İLLALLAH!
***


ALLAH'ın muHABBetini insancıl muhabbetle sınırlama!
En azından, esmalardan oluşan enerjinin çekim gücü olarak gör!
Gören gözü yatmış, görülecek nesneyi yaratmış; bir de görmek olsun diye o nesneden göze yansıyan enerjiyi yaratmış.
Enerjiyi o nesneden göze itiyor, gözle o enerjiyi çekiyor!
Kulak hakeza böyle, diğer duyular da böyle...
Bir çekim gücü var aralarında, sen buna muHABBet de!..
***


Her bir HaBBe'ye(taneye, tohuma, hücreye...) HuBB'u(Sevgi'yi) koymuş, hem ismine, hem de cismine!..
HaBBe'de(tanede) HuBB'u(Sevgi) olan HABiB(Sevgili) ALLAH!..
***


Akıl/bilim O'nun "nasıl yarattığına", kalp/duygu "niçin yarattığına" cevap sunmaya çalışır.
"Niçin yarattı?" sorusu, "nasıl yarattı?" sorusundan daha değerlidir.
"Niçin yarattı?" sorusunun cevabı kalbe, "nasıl yarattı" sorusunun cevabı beyne dönüktür.
ALLAH hiç bir şeye sığmamış kalbe sığmıştır.
Yani ALLAH "nasıl yarattı?" sorusunu soran beyinle değil; "niçin yarattı?" sorusunu soran kalple bulunabilir...
“Küntü kenzen mahfiyyen(Ben gizli bir hazine idim/yalnızdım),
fe"aHBeB"tü en u’rafe(ahbablığı/dostluğu/sevgiyi tanımak)
fehalektül halka liu’rafa bihi…(o olarak tanımak için halkı halkettim)”
o olarak tanımak/tatmak için halkı halkettim, tanıyayım/tadayım diye ahbablığı/DOSTluğu/ HABİBliği/Sevgiyi...
Bütün bu yaşananlar buna değer miydi? Elbette değerdi!
Bir gülün kokusunu alması, dikenlerinin elini kanatmasına değerdi...
Bir güzele bakması, gözünün kör olmasına değerdi...
Sonu ayrılık olsa da, elleriyle dokunmaya değerdi...
MuHABBetse tadılan, kıyameti koparsa değerdi...
O olarak(halkettiği halkı olarak) yaşamasına, tattığı muHABBet değerdi..
***


En makbul dua, edenin içinde kaybolduğu, sınırların kalktığı duadır.
Bu da ancak hiç olduğunu anlamakla mümkündür.
Birimsellik anlayışı ile edilen dua sınırlara takılır, geçici menfaatler sağlar.
Bütünsellik şuuru ile edilen dua sınırsızdır, kalıcı güzellikler sunar.
Birimsellikleri ile varlık arayan ilahların tanrıları hep olacaktır.
Bütünsellik ile birimsel yokluklarını tadanların şuurunda İLLALLAH kalacaktır.
Dua varlık isteme değil, yokluğunu hissetme aracıdır!..
Kimi bir şeyi dua ile isterken hiçliğini hisseder, kimi ise direkt hissettiği hiçliği dua ile ister...
***


Önce Kur'an'ı Oku/Anla, sonra kalbinin sesini dinle!..
Yaşarken hayatı; yanlış bir şey düşündüğünde, yaptığında kalbin daralacak, sıkılacak, hızla atacaktır...
Kalbin sana böyle seslenir, sessiz, sözsüz, kelimesiz vicdanın sesidir bu...
***


DOST, Dünyasında Olanı Semasına Taşıyandır!.. DOST, Derununda Olanı Sana Tanıtandır!..BEYİN!
Efali beyin, esmaları kuvveleri, zatı Şuur!
Özü Zatı, Zatı Şuur'u, Nefsi Ben'i!
Efalin özü esma, esmanın özü Zat/Şuurl!
Hepsini Zat bil, Şuur bil, özden çıkanda özdür!
Senin için Şuur'dan ötesi A'ma'dır/Bilinmezlik'tir!
Senin için mevcudun Öz'ü/Zatı Şuur'dur!
Maddenin özü atom, atomun özü enerji, enerjinin özü Şuur'dur!
Senin için ZAT/Öz ŞUUR'dur!
Mevcudat tek bir bütün BEYİN'dir!
***


Fakr(Hiçlik) az kalsın küfr(örtme) olacaktı.(Hz. Muhammed as.)
HU'ya o kadar fazla/yanlış daldı ki(vehmine/zannına değil, mevcuda/varlığa dayattı) az kalsın Allah'ı(ve alemlerini) örtecekti, inkar edecekti.
Fakr tamam olduğunda o Allah'tır.(Hz. Muhammed as).
Fakr gerçek manası ile gerçekleştiğinde(varlıktan değil, vehimden/zandan arınıldığında) mevcudun hakikati anlaşılacaktır(mevcudu değil, yanlış bakışını hiçle)
***


"Salatı(yönelişi) ikame edin(kaim kılın) ve zekatı(arınmayı) verin(sağlayın)."
Allah salat ile mevcudu Hiçlikten varlığa çıkarır.
Mevcudat Allah'ın ilminin zekatıdır.
Salatı Şuurunuzda kaim kılın yani Hiçlikten varlığa çıkışınızın farkında olarak Hiçliğe yönelin.
Zekatı verin yani mevcudu Allah'ın ilminin zekatı olarak görüp, açığa çıktığı Hiçlik noktasına gönderin, arınmayı sağlayın.
***


Allah'ın Sabrı'nın manası insandaki sabır ifadesinden farklıdır.
Aynıymış gibi düşünürsek Allah'ı insan gibi düşünen bir tanrı olarak vehmetmeye başlarız.
Allah'ın Sabrı Sistemini en ince detayına kadar esmaları ile planlayıp, bu program ile iş görmesini sürdürmesidir.
Bilgisayar programlarını buna misal verebiliriz, Beynin çalışmasını buna misal verebiliriz.
Saniye içinde sayısız veriler/enerji/bilgi programdan geçer...
Çok sabır gerektiren bir iş icra eder.
Bu manada bir sabırdır, duygusal manada bir sabır değildir Allah'ın Sabrı...
Allah'ta sabırsızlık/acelecilik/ sistemsizlik yoktur…
Allah'ın Sabrı yeri, zamanı, uygun mahali ile oluşlar sergilemesidir.
Bu da Allah'ı ötede insan gibi beşeri değerleri olan bir tanrı olmaktan beri kılar.
Allah mevcudun özü, esmaları sistemin çarklarıdır…
***


Tek amacımız B'nin altındaki o küçük siyah nokta olabilmektir.
Onun için her işe Besmele ile başlarız.
Bu yol varlık isteme yolu değil, yokluğa erme yoludur.
Varlığın başımıza getirdikleri ortada, tek kurtuluş Hiçliğe ermektir.
Her HU/O deyiş, öteler beni varlıktan Hiçliğe doğru.
Korku ve hüzün yok O'nda/HU'da.
Hiçlik gibi bir nimet görmedi Zat'ım.
Arındıkça her şeyden huzura daldım.
Hiçlik gayrı Aşk bulamadım.
İnşAllah yani Allah ismi manası Şuurda inşa olur ve Allah ismi sonundaki HU'ya erilirse anlamında …
Yokluğa erme yolunda edilen saf bilgi eğer üzerinde yoğunlaşılır ve içselleştirilirse Şuur edinilmiş olur.
Burada önemli olan o saf bilgiyi edinebilmektir.
O saf bilginin de edinilebilmesi için bilincin varlık kirinden arınması gerekir.
Kur'an Hiçliğe dönük Oku'nduğunda saf bilgi olarak Şuurda yer eder.
Her bir ayeti/harfi Hiçliğe erdirici manada tefekkür etmek gerekir.
Bu şekilde sürekli Hiçliği yüzüne vurulan sonunda elbette Hiçliği Şuurlanmış olacaktır.
Lakin gün içinde o kadar varlık denizinde yolumuzu kaybediyoruz ki, Hiçlik Şuurlanmasını sık sık yapmamız gerekir.
Zikir ve tefekkürlerimizin manası hep Hiçliğe erdirici manalandırmalar içermelidir...
Şeytan/vehim olmayanı var göstererek kişiyi Hiçlik yolundan uzaklaştırır....
Kur'an için A'ma Kitabı da denir, Hiçlik Kitabı...
Hiçlik Şuurlanması ile Oku'yan için A'ma Kitabıdır ve bu Oku'ma en üüst düzeyden Oku'madır...
Hz. Ali'nin şu meşhur sözünü hatırlayalım: Kur'an'ın sırrı Fatiha'da, Fatiha'nın sırrı Besmelede, Besmelenin sırrı B'de. ben B'nin altındaki noktayım.
İş arına arına o Hiçlik noktasına gelebilmektir.
Kur'an arındırır, ayetleri ile sana neleri var sandığını hatırlatır, bunları sahiplen demez, bunlardan arın der.
Lakin çokları tersine okur, varlık edinmek için; gerçekte arınmak için Oku'nmalıdır.
Gelen saf bilginin özeti; varlık kiri ile bilincini kirletme, Hiçlik ile Şuurlandır.
Her yaşanan varlık deneyimi ardında, o yaşananlardan arınmak, hafiflemek için bu Hiçlik Şuurlanmasına ihtiyacımız vardır.
Şuur her an Hiçlik halinde kalmaz.
Her varlığa daldığında peşinden o hale yönelir, arınmış olur varlıktan.
Kur'an'ı en saf hali ile en üst düzeyde Oku'mak o kadar zor ve derinlik gerektiren bir husus değildir.
Bilincimiz varlık kiri ile sürekli kirlendiği için bu bize zor gibi görünür, halbuki kolaydır, güzeldir…
Estağfirullah... Saf manada Allah ismi örtsün demektir, Zatı/Hiçliği ile sarsın anlamında.
Varlık ve Hiçlik bir döngüdür, biri gelir, biri gider.
Varlığa iyice dalıp kendini varlıkta kaybetme halinde gördüğünde hemen Hiçliğe sığınarak frenleme görevi görür.
Kendini sıfırlar, nötrler ve daha huzurlu ve zinde olur...
Kişinin hali Hiçlik(Hu) ile Allah(Heplik) arasında gider gelir.
Bu gidiş gelişlerde kendini arada gördüğünde ayrı bir varlık zannına kapılır.
Bu durumdan kurtulmanın yolu Hiçliğe sığınmaktır..
Hepliği hissedemezsin, ama Hiçliği hissedersin.
Çoklarımız çoğu an Hiçliğe düşmüşüzdür.
Ama Hepliğe düşen yoktur.
Çünkü kul Hiçlikten açığa çıkar, belli bir mesafe alır, Hepliğe eremeden(eremez!) Hiçliğe döner.
Bu gerçekten dolayı Hiçliğe sığınmak gerekir, olması gereken ve akla uyan budur…
Hiçlik aslında saf/arı bir hepliği de barındırır...
Gerçek erilesi heplik de budur, asıl heplik hiçliktedir.
Teklik ve çokluk ister istemez zihinde otomatikman bir şeyleri çağrıştırır ve hiçliğe erdirici olmayabilir.
Hiçlik için her şeyden arınmak gerekir, Zat'ı Ehad'dır, Ehad burada teklik manasında değil Hiçlik manasınadır…
Teklik, çokluk ifadeleri zihinde varlık, var oluş manalarını çağrıştırır ve Hiçlikten uzaklaştırabilir…
O halde kullandığımız kelimeler, o kelimelere yüklediğimiz manalar ve o manaların zihnimizdeki yeri, bize hissettikleri çok çok önemlidir.

Amacımızın tersi kelimelere, manalara odaklanmış isek, amacımıza ulaşmamız mümkün olamamaktadır. Öyleyse beyin tarlasına ektiğimiz kelime/mana tohumlarını gözden geçirmeli, zararlı olanları ayıklamalıyız. İnsan kelimelerle, manalarla tefekkür eder, yaşar, konuşur...Bu konu da çok önemlidir.
Örneğin "Allah" kelimesi geçen her yeri bir isim olarak almalı manasına yönelmeliyiz.
“Allah” derken en azından Sınırsızlık(Heplik) manasını aklımıza getirmeliyiz.
“Hu” derken A'ma/Hiçlik manasını aklımıza getirmeliyiz.
Allah, Hu diye laf ile geçiştirmemeli, manasına yönelmeliyiz...
Misalen Allah'a Şükür derken, Allah manası yani Sınırsızlık manası Şuurumda daha fazla yer etsin(Allah'ın Sınırsızlığı ile varlığa yönelimimin süresi artsın, varlıkta O’ndan gayrı görmeyeyim, bu süre artsın)" anlamında bir telkin olarak ele almalıyız, şükür artmak/arttırmak demektir...
AbduHU da Hiçliğe kul yani Hiçliği hallenen manasında anlaşılır...
İşte bu nokta taklidin bitip tahkiki başladığı noktadır.
Kelimelerle yol alan taklittedir, manalarla yol alan tahkiktedir...
Biz insanların asıl sorunu her şeyi varlıklaştırıyoruz, halbu ki manalaştırmalıyız.
“Allah” dendiğinde bir manaya yönelmeliyiz, her kelime ile bir manaya yönelmeliyiz.
Bir şeyleri varlıklaştırdığımızda/kimlikleştirdiğimizde manalardan uzaklaşıyoruz.
İşi benliklere, “o mu yaptı ben mi yaptım” gibi gereksiz yollara giriyor içinden çıkamıyoruz.
Manalar üzerinde yoğunlaşmalı; varlıklaştırma, kişileştirme zannından uzaklaşmalıyız...
Allah'tan razı olmak demek, her şeyi Allah ismi manası içinde görmek demektir, Sınırsızdan açığa çıkışın Şuurunda olmak demektir...  

Allah'ın razı olması Allah ismi manası Şuuru ile yaşatması…
Saf bilgi arınmış, durulmuş bilgidir, dalgadan, dalgalanmalar kurtulmuştur.
Saf bilgi tüm bilgi kirlerinden arınmışlık halidir.
Saf bilgi en kısa ve öz ifadesi ile bilgisizliktir, beşeri bilgilerden arınmışlıktır, varlık kirinden temizlenmişliktir. Saf haldir...

İNSAN cahil olarak yaratılmıştır. Buradaki cahil olumsuz mana değildir. Bilgi kiri, varlık kiri, benlik kiri Şuurunda yoktur, Saftır...İşte, amaç kirlerden arınıp o saf hale dönebilmektir...
Kur'an'ın amacı sonradan edinilmiş olan bilgileri silip arındırmak o saf hale ulaştırmaktır.
Kur'an insanı bilgin yapmayı istemez, bilgilerinden arınmasını ister, Hiçliğe ermesini ister...
Kur'an insanı bilgi hamalı yapmayı istemez, aksine insanın hamallığını yaptığı tüm bilgilerden arındırmak ister.
Bunu anlamak için Kur'an'ı A'ma/Hiçlik dilinden Oku'mak gerekir...
İnsan Adem/Zat halinde iken saf bilgi(bilgisizlik) ileydi.
Sonra varlık aleminde bilgi ona an be an talim oldu.
Kur'an insanı varlıkta edindiği o bilgilerden arındırıp Zat'a döndürmek ister...
O bilgiler genler yolu ile hepimize yerleşmiştir, o halde hepimiz arınmalı, saf zat haline dönmeye çalışmalıyız...
Kur'an bunun reçetesini sunar, hiçliğe erdirmek ister, bilgi yüklemek değil, bilgilerden arındırmak ister.
O saf, arı, temiz hale döndürmek ister...
Her B altındaki nokta ile hiçliğini hatırlatır insana., her “Hu” ile varlıktan öteye hiçliğe taşır insanı.
“Zat” der sürekli... Her harf noktadan oluşur, noktayı hatırlatır, hiçliği hatırlatır. illa Hu...Gerekli Hiçlik...
Kur'an'ın/Oku'nanın sırrı/özü Fatiha'da/açılanda toplanmıştır, Fatiha'nın/açılanın sırrı/özü Besmelede/anahtarda toplanmıştır, Besmele'nin/anahtarın sırrı/özü B'de toplanmıştır.
Ben o B'nin altındaki noktayım.Besmelede Rahman-Rahiym ismi Allah olan vardır. O B'de toplanmıştır.
BEN/ZAT o B'nin altındaki noktayım. O Nokta siyah bir Noktadır, siyah Hiçliğin sembolüdür.
Yani, Rahman-Rahim Allah ismi/manası Hiçlik olan o siyah Zat Noktasından açığa çıkar.
Ben B'nin altındaki Noktayım; “Ben kendi hakikatimi Hiçlikte buldum, Hiçliğe erdim, arındım diğer her şeyden” anlamındadır....
***


AbdurRabb(Rabbin kulu) ifadesi Kur'an'da geçiyor mu?
Geçmiyor ise bunun üzerinde düşünülesi bir hikmeti olsa gerek!
Bir madeni parayı misal al. Yazılı(esma) kısmına Rab yüzü, resimli(efal) kısmına abd yüzü de.
Madeni paranın iki yüzünü aynı anda göremezsin.
Rabb Allah'ındır, abd Allah'ındır; iki yüzü de o madeni paranındır.
Misali anlamaya çalış dostum.
El Hamdü Lillahi Rabb-ül Alemiyn. Hamd/değerlendirme/yönetme Allah'a aittir; hem abdı olan alemlerde, hem (abdi olan alemleri açığa çıkaran) esmaları olan Rab'de!
Paraların yazıları(esmaları) ve resimleri(efalleri) farklı da olsa (hamd/değerlendirme çeşidi) hepsi aynı madendendir(Allah'tandır)!

Paranın resimli kısmına(efale/abde) dalarsan yazılı kısmı(esmayı/Rabbi) göremezsin.
Paranın yazılı kısmını(Rabbi/esmayı) görmek istiyorsan resimli kısmı(abdi/efali) aradan çekmen gerekir(kaldır benini aradan ortaya çıksın yaradan!).
MADEN'i Paranın(Allah) iki yüzü vardır, biri yazılı yüzü(Rabb/esma), diğeri resimli yüzü(abd/efal).
Allah Rabb ve abdi görür, Rabb ve abd Allah'tandır.
Allah Rabb ve abd ismi altında aşikar olur Kendinden Kendine.
Abd Rabbini tanır, abdden(efalden) Rabbe(esmaya) geçerse, tanıyan Kendi olmuş olur.
Abd abdi tanır abdde(efalde) kalıdıkça. Abddeyken(efaldeyken) Rabb(esma) görünmez.
Rabdeyken Rab görünür Kendine, Kaldır benini aradan...! Şuursal haller bunlar...
Abdiyet resimli ksım(efal), Rububiyet/Rabb yazılı kısım(esmalar).
Resmin(efalin) de yazıdan(esmadan) olduğunu fark edip Rububiyette(esmada) kalmak işin aslıdır.
Bilgisayar ekranında gördüğümüz her görüntü, hoparlörden işittiğimiz her ses(hepsi efale misal!) aslında 0-1 rakamlarından oluşmuş bir yazılımın(esmalara misal!) çıktısıdır.
Abd efaldeyken esmaların bilincinde olduğu an, o artık esmadadır, Rabdedir.
Rabbin esmalarının sınırsız-sonsuz olduğunu fark edince ne kendi ne de benliği kalmaz.
Rab Kendi Kendi iledir. Aşk tamam olmuş, Sevgi yerini bulmuş olur o AN.
***


Aşk HU'ya, Sevgi Allah'a erdiricidir. Aşk yakar Hu kalır, Sevgi Hay olur Allah kalır.
Rahman(yakar) Aşk'tır HU'ya(Hiçliğe) erdirir, Rahiym(üretir) Sevgi'dir Allah'a erdirir.
Erkeğin(Rahman sembolüdür) Celalli(sert, güçlü), kadının(Rahiym sembolü) Cemalli(güzel, yumşak) oluşu boşuna olmasa gerek. Hu/Aşk, Allah/Sevgi.
Erkek(Rahman) gücüyle(celal) yakar(Aşk)... Kadın(Rahiym) güzelliğiyle(cemal) hayat verir(Sevgi)...
Aşk erkekte bir başkadır, ölümüne götürür insanı. Sevgi kadında başkadır, yaşama götürür insanı...
Erkek/Rahman/Celal/Hu/Aşk/Hiçlik/Ölüm, Kadın/Rahiym/Cemal/Allah/Sevgi/Heplik/Yaşam ifadeleri genelde ne kadar uyumlu.
Sevgisiz aşk, rahiymsiz rahman, cemalsiz celal, kadınsızsız erkek, velhasıl alemler/yaratılış olmaz...
Celal cemalle, Rahman Rahiymle, Rabb abdle... Bir'leşince Nötr oluyor...
Zıtların birleşimi Nötr eder. Pozitif artı negatit eşittir nötr. Biri artı diğeri eksi, bir o görünüyor, bir diğeri, ikisi bir araya gelince nötr...
Hepsi her insanda mevcut, rahman-rahiym, rab-abd, celal-cemal, erkek-kadın...önemli olan dengeye getirmek, hiçbirini göz ardı etmeden dengeli bir şekilde açığa çıkarmak.
 Sevginin bereketi mevcudat olarak açığa çıkmıştır, var olan her şey sevgidendir, sevginin bereketindendir. Sevgi'nin(Rahiym'in) bereketi(ürünü) mevcudattır.
Rüyamda bir şehre vardım. Her şeyi güldür gül. Gülden terazi yaparlar, gülü gülle tartarlar... GÜL=SEVGİ
***


"Kur'ân, "Ulül Elbâb" indînde, "teklif" görünümünde "TESBİT"ten ibarettir!(Ahmed Hulusi)"
Tesbit: Sabitlemek. Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirmek, oynamaz duruma getirmek.
ALLAH emr eder de emr'i yerine gelmez mi?! Haşa! Emr'i yerine gelir! TESBİT olmuş, yani SABİT kılınmıştır!
İşin özüne yönelen "Öz Akıl Sahipleri" ALLAH'ın emr ettiklerinin öz manada yerine geldiğini bilirler!
Allah "ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk yapsınlar diye yarattım" diyor.
Allah'ın bu amaçla yarattıklarının Allah'ın amacı dışına çıkabilmeleri mümkün mü? Haşa, mümkün değil!
Her şey Allah'a öz manada mutlak kulluk halindedir, her şeyden Allah'ın varlığı, esmaları, kudreti, iradesi...açığa çıkmaktadır.
Mevcutta Allah'tan başka bir şey yok, her şeyde Allah Hayy, Kayyum...
Allah "salatı ikame edin, zekatı verin" diyor. "Salat" yöneliş demektir.
Her şey her an Allah'a/esmalarına yöneliş halindedir(iyyake na'büdü ve iyyake nestaiyn!).
Her şeyde Allah esmaları açığa çıkmaktadır zekatı kabilinden...
Yani TESBİT yönüyle ayetlere baktığımızda Allah'ın emr ettiğinin öz manada yerine geldiği fark eder "öz akıl sahipleri"...

Allah "hac edin" der. Her şey her an Allah'a dönmekte, esmaları etrafında tavaf etmekte, arafatları olan Zat'ta hiçliğe düşmektedirler...
Allah "beni zikredin, tesbih edin" der. Her şey her an Allah/esmaları ile açığa çıkmakta, Allah özellikleri açığa çıkmaktadır...
Semalarda ve Arz'da her şey Allah'ı tesbih etmektedir, Allah'ın esmaları ile vardır, hareket/oluş halindedirler…
Allah "şükredin" der. Şükür, arttırmak demektir.
İnsan doğumundan bu yana sayısız oluşumlar içinde yaşamını sürdürür, insanda sürekli esmalar açığa çıkar, doğumundan bu yana esma toplamı artmaktadır.
Tesbit yönüyle öz manada her şeyin Allah'a şükürü/insanda esmalarının artması söz konusudur...
Allah "şükredin bana" der de insan şükr etmez mi, bu öz manada şükr gerçekleşir.Allah'ın emr'i yerine gelir.
Allah "küfr etmeyin, inkar etmeyin" diye emreder de emri yerine gelmez mi? Haşa, gelir!
İnsanın esmalardan/Allah'ın özelliklerinden başka neyi vardır ki o başka şeyle küfr etsin yani Allah'ın özeliklerini o olmayan bir şeyle örtebilsin.
İnsanda her an Allah esması açığa çıkmaktadır, insan hiç bir şeyle(başka bir şey yok!) örtemez!
Yani öz manada hiç bir kimse Allah'a küfr edemez, inkar edemez. Çünkü her şeyde her an Allah/esmaları açığa çıkmaktadır, bunu örtebilecek başka bir şey yoktur. illa Allah...
Bu konulara "amma..." ile giriş yapıp teklif yönüne işaretle bir açıklama sunma gayretine girip, bu imani gerçekleri öncelikli kılmazsan Bi-İmandan uzaklaşırsın. Tehdit değil, Tesbit/Sabittir bu gerçek!
Vel hasıl nasibinde olup amel etmek isteyen amel edecektir…
Lakin öz imana ait bu konulara kesin imanı olmayanın ameli de kendisine bir fayda vermeyecektir.
Çünkü o oluşta kendini ve başkasını görüp daima bir suçlu arama gayretinde olacak, hayatı kendine cehennem haline getirecektir, teslimiyetin kokusunu dahi alamayacaktır…

Allah "hırsızlık etmeyin" der, Tesbit/Sabit yönüyle "hırsızlık yapılamayacağının" tesbitini bize sunar aslında/öz manada.
Çünkü varlık tek ise kim kimden çalmış olacak da hırsızlık yapmış sayılacaktır. Olayın özünü/tespit/sabit manasını anlatmaya çalışıyorum.
Teklif yönü ile karıştırıp, anlayışlarda karışıklık oluşmasın, orası işin amele dönük bir başka yönü. önce iman, öz manaya iman.
Bu öz iman bakışı rahatlatır insanı, korku ve üzüntüyü insanın üstünden uzaklaştırır...Başına gelecekten korkmamış, elinden çıkana üzülmemiş olur...
Öz iman insanı arındırır, taklidi, ikilik üzere kurulan, içinde şirk barındıran iman değil.
Kur'an şirk üzere iman edenlerden de bahseder ki çoğunluk maalesef Allah'a şirk üzere iman etmektedir ve imanları onlara dünyada bile yeterli faydayı sağlayamamaktadır. Örneğini hayatımızda sık sık görüyor, yaşıyoruz...
Allah "yalancılık etmeyin" der, tesbit/sabit yönü ile "yalancılık yapılamayacağına" öz manası ile işaret eder.
Her kes kendisini oluşturan esma terkibinin gereğini açığa çıkarır, kendinde olmayanı açığa çıkaramaz, kendinde olanın zıttına bir şey açığa çıkaramaz.
Yalan, inkar, örtme manası ile paraleldir. Herkeste kendindeki esma terkibinin getirisi Allah esmalarından açığa çıkar.
Kimse esmasının dışına çıkamaz, kendinden çıkması gereken örtemez, bu öz manada yalan/kendinde olmayan esma terkibini açığa çıkaramaz…

Üstadı sözünde "Kur'an......teklif görünümünde TESBİT'ten ibarettir" diyor.
Anlamak için misal verelim: "Salatı ikame edin(yönelişi kaim kılın, daima yönelişte olun)".
Yüzeysel akılla baktığımızda bir teklif görünümü var.
Teklif yönüyle "bizden salatı ikame etmemiz isteniyor" deriz.
İşin öz manasına yönelip öz akılla baktığımızda yani Tesbit/Sabit olan yönüyle baktığımızda bize olan'ı anlattığını fark ederiz.
Her şeyin her an Allah'a/esmalarına yönelişte olduğunun, her şeyin Allah/esmaları ile var olduğunun, her şeyinden her an esmaların açığa çıktığının anlatıldığını anlarız.
Yani teklifin ötesinde bize bir de tespit sunuluyor, sabit olan bir şey duyuruluyor.
Her şey her an daima Allah'a/esmalara salat/yöneliş halindedir.
Allah "salatı ikame edin" der de dediği yerine gelmez mi, gelir!
Her şey her an O'na/esmalarına salat/yöneliş halindedir öz manada.
Yani ayetler öz manada mevcudun Allah'a mutlak teslimiyetini dile getiriyor.
O halde Allah ayeti ile bize aslında OL’AN’ı/EMR'ini/işleyen sistemini/sabit kuralını/şaşmaz kanununu/teslimiyeti açıklıyor.

Olmasını istediğinden öte, zaten olanı tespit edip bize duyuruyor ayetler.
Peki işin teklif yönü? Tabi teklif yönünün bizim kendi iyiliğimize dönük yararları var, Allah'a bir faydası/zararı yok.
Rasul işlevi işin tesbit/sabit yönüne, Nebi işlevi işin teklif/amel yönüne dönüktür.
Yani Allah'ın aslında "ben teklif edeyim de onlar da yapsınlar" gibisinden bir derdi yok!
Allah tespit/sabit Ol’An'ı açıklıyor.
Bizim ne imanımıza ne de amelimize ihtiyacı yok! İmana ve amele O'na yakin olmak, O'nu tanıyabilmek, O'nu anlayabilmek, O'nun boyası ile boyanmak, O'nun ahlakı ile ahlaklanmak, O'nun hali ile hallenmek için bizim ihtiyacımız var!
‎....teklif görünümünde tesbit'ten ibarettir, yani aslında tesbittir/sabit olanın açıklamasıdır, bize görünümü ise tekliftir. görünümü tekliftir, ama aslı tesbit/sabit olanın açıklanmasıdır.
Bir başka ifade ile; her şeyin her an Allah'a Teslim(İslam) olduğunu açıklıyor öz manadan baktığımızda..
Rabbinin Hamdi olarak tespih et(her şeyi her an esmalardan açığa çıkış olarak değerlendir) ve O`ndan mağfiret dile(kendine Rabbinin esmalarından ayrı bir varlık edinme)! Muhakkak ki O, Tevvab`dır(her şey her an Rabbinin esmaları iledir)…
Öyle bir Sevgi, öyle bir Aşk ki Tek'ten başka bir şey bırakmıyor, bilinçlerdeki tüm kirleri/şirkleri yakıyor...Aşk hiç bir zaman iki ölümlü arasında yaşanmadı, Kendinden Kendineydi…
***


Bir farkı olmalı Kur'an'ın sıradan normal dünyasal bilgilerden...
"Ben şu an, kendim diliyorum, yapıyorum..." gibisinden bilgiler dünyasal bilgiler…
Bir farkı olmalı Kur'an Bilgisinin, bir farkı olmalı Allah İlminin…
Bilinenin aksine bilgiler sunmuş olmalı Kur'an…
"Siz dileyemezsiniz, Allah diler" diyor Kur'an…
"Biz her şeyi kaderi ile yarattık" diyor Allah…
Bir farkı olmalı Sınırsız'ın sınırlı olandan...
Farkı sıradan bilinenin tam zıttı olan gerçek bilgileri sunması. Farkı çok büyük!..
Örneğin: Ben diliyorum sanıyorum. O diyor ki "siz dileyemezsiniz, Allah diler"!
Dileğin açığa çıktığı ihata edici mahal olan Allah'a işaret ediyor…
Hiç bir oluş kendi(m) başına olmuyor, özden bütünün etkisi söz konusu…
Ben sadece o dileğin açığa çıktığı bir noktayım.
Onun dilemesi bende istek olarak açığa çıkıyor.
O Sınırsızlık her an oluş halinde.
Parça değil, Bütün oluş içinde.
Bütünün her noktası da nasibine düşeni alıyor...
Her dilediğimiz olmuyor.
Bu dahi gerçek dileyenin Allah olduğuna işaret taşıyor...
Dileyen biz olsa idik her dileğimiz gerçek olurdu...
Şimdi Kur'an'ın ayetlerine yöneldiğimizde şunu unutmayalım:
İman noktasına seslenen öncelikli ayetler vardır.
Bunları olduğu gibi kabul etmeliyiz, çünkü dünyasal akıl orda iş görmez, Sınırsız Allah'a iman gerekir.
Bazı ayetler de imana dönük ayetlerin açılımını/açıklamasını yapar, bunlar da aynıdır.
Diğerleri amele dönük ayetlerdir.

İmani ayetlerdeki mana kişiye nasip olmuşsa ameli ayetlerdeki fiiller ancak sergilenebilir.
Örneğin İnsan Süresi'nde:

29-) İnne hazihi tezkiretun, femen şaettehaze ila Rabbihi sebiyla;
Muhakkak ki bu bir tezkire’dir (öğüt, hatırlatmadır)... Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir!.

30-) Ve ma teşaune illâ en yeşaAllah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah dilemedikçe siz (O’nu) dileyemezsiniz... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
der...

30. ayet imani ayettir, 29. ayet ameli ayettir.
Burdan şu sonuç çıkar:
Eğer Allah dilemişse, kulda o dilek oluşur ve dileyen Rabbine bir yol edinir.

29. ayette "muhakkak ki bu bir hatırlatmadır" deniyor.
Kime, kaderinde olana, o amaç için yaratılana bir vesiledir...
Cüzzi irade yok mudur? Vardır…
Ama o Küllü iradeden açığa çıkar, Küllü iradeden var olur, Küllü irade içinde iş görür.
İman cüzden değil külden bakıştır. Zaten doğrusu ve akıllıcası budur...
Küllden bakınca da cüzze dönük olarak kader/miktarlı yaratım anlayışı açığa çıkar ve kadere iman söz konusu olur...
Allah'ın İlmi ve Kudreti herşeyi ihata etmiştir.
Her şeyi Bi-Kader ile(o şeyi bir miktar ile) yaratır.
İlim O'nun, Kudret O'nun, Kader O'nun, Küll O'nun, cüzz O'nun. nerede kaldı sınırları içinde kalan cüzzün özgür varlığı, cüz cüzziyeti kadar özgürdür/hapistir.
Üçlü Kader Sistemi adlı yazdığımız yazıda dışsal kader ve içsel kader amele dönüktür.
Mutlak Kader imana dönüktür.
Ve dışsal kader ile içsel kader mutlak kadere tabidir!
Mutlak Kaderde, her iki kader de Allah İlmi ve Kudreti içinde miktarlıdır!
Allah her şeyi ilmi ve kudreti ile ihata eder, dilediğini kaderi ile/miktarlandırma ile yapar...
Yani Allah deyince akan sular durur, Allah dilediğini yapar.
"Benim varlığım, kudretim, iradem...var, dilediğimi şu an kendim yapıyorum, mutlak özgürüm..." türünden ifadeler Allah'ı ve Kaderi'ni/miktarlandırmasını bilememekten ileri gelen yanlış sözlerdir...
Ne yapalım, onda da O öyle dilemiş, O onda bu dileğinin neticesini de açığa çıkaracaktır.
Yaptıklarından sual sorulAmaz, çünkü zaten yapıyor... Cüzün ismi var, kendi yok gibi.Oluşu sergileyen Küll, sahiplenen cüzz...

Bir parmağımızın oynaması için bile küll iş başında...
Küll/Rabb-cüzz/kul...diye düşünüp aynı açıklamaları Rabb-kul için de aynı şekilde anlayalım…
"İşin özü vehmi benliğinin kaldırılmasından başka yol yok." Bundan dolayı çoğunlukla susmak gerek, herşeyi Allah'tan bilmek gerek.
Sonuç olarak akla seslenen bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin tasavvuf ehlinin ilmine muhtacız.
Bilim beynin işleyişini açıklar. Biz bunu tasavvuf ehlinin ilmini sindirmeye dönük değerlendiririz.
Misalen birisi(bilim) makinenin çalışması, diğeri(tasavvuf) onunla ne yapılacağıdır....
Zahiri, batınıyla insan bir bütün; duanın da hem şekli, hem içselliği önemli, bunlar birbirini destekliyor.bildiğimiz üzere...
***


Eğer Kur'an'ın Ruhu'na vakıfsak biliriz ki Allah dilediğini yapar, hüküm Allah'a aittir...
Allah'ın dilemesi ve hükmü hiç bir sistemle sınırlanamaz.
Allah dilediğini cehenneme atar, dilediğini cennete sokar.
Şunu da iyice bildik ki sistem de Allah'ın kudretinde, sistemine dilediğince hükmeder.
Öyleyse, insanın birisi/bir şey hakkında hüküm vermesi, bilgiçlik taslaması hiç akıllıca değil...
***


ve hüm Bil ahireti hüm yukınun;
ve onlar ahiretin hakikatine(B!) ikan(yakin) halindedirler.
Ahirette ne var?..
Kabir var, hesap var, cehennem var, cennet var, sırat var...
O ikan sahipleri bunları kendilerine, anlarına yakin kılarlar.
Bunları anlarında ve mekanlarında bulurlar.
Onlar bedenin kabir, hesabın seri, cennetin mana(ruh), cehennemin madde, sıratın maddeden manaya geçiş yolu olduğunu yakinen bilmişlerdir.
Ölümötesindeki ahiret ise, iman edilesidir.
Yakında/yanında olmayana, gelecekte olacağa iman edilir.
Yakında/yanında olana iman etmek gerekmez, anlamsızdır.
İkan edilesi ahiret yakındır/yanındadır, iman edilesi ahiret ölümötesindedir.
Yanında/anında olana ikan, uzakta/gelecekte olacağa iman edilir.
Ve akıl sahibi bilir ki bugün olan yarınlarda da devam eder, ölümötesinde de...
Onların ölümötesi ahirete imanlarının kaynağı, yakinen yanlarında olan ahiretleridir...
Ahiret(sonsuz) hayat inancı, hakikatim olan Allah(sınırsızlık) inancının doğal getirisidir.
***


Gördüğünde önce Hakkı, sonra halkı gör.
Halk "Beyin/Akıl" diyorsa, sen onu "Esma/İlim" diye anla.
Halk "Kalp/Gönül" diyorsa, sen onu "Allah/Hu" diye anla.
Halk "Mevcut" diyorsa, sen onu "Vücut" diye anla.
Halk "Ben" diyorsa, sen onu "Zat" diye anla.
"Akıl" başka, "Esma" başka sanma; "Gönül" başka, "Allah" başka sanma; "Mevcut" başka, "Vücut" başka sanma; "Ben" başka, "Zat" başka sanma.
Teklikte yaşa, çiftlikte yaşama.
***


Seni bilmem ama ben ikilikten yoruldum.
Bundan böyle her şeyi kendimde bulur oldum.
Sana alem görünen hakikatte Allah'tır.
Allah Bir'dir Vallahi, alemden öte sanma.
Esmayı ayrı, aklı ayrı, beyni ayrı sanma.
Özde Bir, sÖZde Bir, gÖZde Bir, Bizde Bir.
Hak ayrı, halk ayrı değil; söz ayrı, göz ayrı değil.
Özde Bir, Manada Bir...
Ben Hakla konuşurum, halk kendisiyle konuştuğumu sanır demiş bir eren.
Halkın sözünü Hakkın sözü görmüş o eren.
ÖZde Bir, gÖZde Bir, sÖZde Bir...
Beyin Bir, akıl Bir, İlim Bir, esma Bir…
Hepsi aynı tek şeyin değişik isimlerle anılmasından başka bir şey değil.
Mevcut Bir, Vücut Bir, Varlık Bir…
Aynı şeyin değişik isimlerde anılmasından başka bir şey değil...
Gördüğümde önce Hakkı, sonra halkı görürüm demiş bir eren.
Halkı Hakta görmüş o eren.Özde Bir, gÖZde Bir...
***


Mecnun gözleri kör olmuş, Leyla'yı aradı…
Her göremediğine Leyla diye seslendi…
Mecnun, ne Leyla'yı buldu, ne de Mecnun'u…
Aynı hataya sen de düşme.
Mecnun'san Mecnun'u ara, Mecnun'a kör olup Leyla'nın peşine düşme.
Kendinde ara, kendini ara, kendini bul.
Kendini bulamayanın, Leyla'yı Mecnun'da bulması mümkün değil.
Hep dışarıda bir Leyla arar durur, Leyla olmuş MECNUN'dan kör bir halde...
***

İnneHU Bi-KÜLLÜ ŞEY`in Basıyr; gerçekten O, "Küllü Şey/Eşyayı Bütün/Bütün Tek Bir Şey" olarak görür/değerlendirir!..
İnsan (sınırlı algılama araçları ile bakış!) parçalardan oluşmuş, parçalara bölünmüş bir bütün var sanarak parçalanmış çokluk vehmeder.
Allah(sınırsız-sonsuz bakış!) ise parçaları değil, bütünü parçalanmışlık ya da parçalardan oluşmuş olarak değil, Tek Bir Şey olarak Bütünü görür/değerlendirir/bilir.
O halde; insanca bakıştan(insan ahlakından!) Allah'ça bakışa(Allah Ahlak'ına) geçmek isteyenin birinci önceliği Bİ-KÜLLÜ ŞEY'İN BASİYR bakışını Şuurunda edinmek olmalıdır!
Mevcudu Tek Bir Bütün olarak görenin yaşamı sevgi olur, aşk olur.
Herkesi/herşeyi kendi gibi görür, kendi olarak bilir.
Çokluğun, parçalanmışlığın verdiği yorucu halden; tekliğin, bütünlüğün verdiği huzura erer.
O edindiği Allah Ahlakı ile, olması gereken insan ahlakını da en güzel şekilde edinir.
Yaşamı nasibimiz olur inşAllah...
Hologramın her Zerresinde Külle ait tüm bilgi vardır, Zerre Küllün Aynasıdır/Aynısıdır.
Herşey o tek bir zerrede oluri aynalar o zerreyi zerreler olarak yansıtır.
Külde olan herşey tüm zerrelerine işler. Zerre kendini zerreler ve küll olarak algılanır kılar.
B'nin altındaki nokta misali... Her şey o noktadan/zerreden açığa çıkar.
Bi-Küllü Şey'in.. başındaki B'nin altındaki Nokta/Zerre bu gerçeğe işaret eder.
Küllü Şey o tek zerrede mevcuttur, Hologram gerçeğinin ifade edilişidir.
Bize göre Küll olan evren içre evrenler, Allah indinde B'nin altındaki bir Nokta/Zerre kadardır.
Evren içinde bizim yerimiz ne ise, Allah indinde de evren içre evrenler odur, hatta daha da küçüktür, yok mesafesindedir.
Bir toplu iğnenin ucu gibi, evren içre evrenler ona sığmıştır, bize kül olan O'na zerredir.
***


Büyükler, "derdim bana derman imiş", "Allah'ım bana bela ver", "Allah yalnızdır, yalnızları sever"... derler.
Musibetin kendisi başlı başına bir nimettir, nefsinden arınmak isteyene.
Bundan dolayı başta rasuller olmak üzere evliyalara... çok musibetler isabet etmiştir.
Zorluk ne kadar çok ise, kazanım o kadar fazladır Allah yolunda...
Hamama girip terlemeden kirlerden arınmak mümkün değil.
Ateşte yanıp şekillenmeden altın/mücevher olup değerli olmak mümkün değil.
Rahatlık, dertsizlik, kolay hayat Allah'ın sevmediği(Kendisi'ne ermesini istemediği!) kuluna Mekri'dir(görünüşte hoş, gerçekte nahoş bir tuzaktır/aldanmadır!).
Her mertebe zorluklar aşılarak geçilir. İki günü aynı olan zarardadır, olduğu yerde saymaktadır.
Aldanmak, avunmak, çabasız beklenti içinde olmak boş bir hevadır/beklentidir.
Allah zorluk yolunu kolaylaştırsın, kademeli olarak o yollardan istikrarlı bir şekilde geçmeyi nasip etsin...
Dünya hayatı insanın karşılaşacağı boyutların en kolay olanıdır, insanı bekleyen diğer boyutlar çok daha zorludur.
Buradaki zorlukların üstesinden gelen, zorluklara tahammül edenin sonraki boyutlarda karşılaşacağı zorluklardan geçmesi daha kolay olacaktır...
***


Beyninde konuşan bir bölüm var, dinleyen bir bölüm var, gören bir bölüm var, susan bir bölüm var...
Bu konuşan bölümü abd, dinleyen bölümü Rab, gören bölümü Allah, susan bölümü Hu'ya misal al...
Abd konuşurken/düşünürken/zannıylayken, Rabbin dinlesin/sorgulasın/değerlendirsin, Allah'ın görsün/Tek'lesin/Bir'lesin, Hu'yun sessiz ve sakin kalmaya/Hiçliğe devam etsin...
‎......(sonunda!) HU'yun/Zat'ın/Kendi'n sessiz ve sakin kalsın, yani sen sonunda HU'da kalasın...
Beyinde sanki dört kişi var...Biri konuşuyor, biri dinliyor, biri Seyr ediyor, biri sessiz/sakin/hiçlikte duruyor.
Bunlar ne bibirinden ayrı, ne de birbiriyle aynı. Aynı yerden bes(me)leniyor, ayrı hallere bürünüyor...
Tekin dört hali gibiler...Hu, Allah, Rab, Abd gibi...
***


Kur'an düşünen insana seslenir, düşüncelerini kontrol etsin diye!..
Kur'an düşünen insanı arındırmak ister, düşüncelerini arındırsın diye!..
Her fiil beyinden/akıldan çıkar...
Allah'ın muhatabı akıldır, arındırılmasını istediği şey düşüncelerdir...
Allah şekilsizdir, şekilsiz olan akıl/düşünce gibi...
Şekli olan ibadetler aklı saflaştırmaya, düşünceleri arındırmaya sadece bir araçtır...
Hedef şekilsiz olandır...
Düşünceler çoğu zaman oltasına takılacak sazan arar.
Yakaladığında da onu oltasının ucunda yem olarak kullanır.
Oltaya gelmemek, oyuncak olmamak gerekir...
Beyne her gelen düşüncenin peşine balık gibi takılmamak gerekir.
Ona bir bakmak gerekir, BİR'den mi, kir'den mi diye...
***


Gün içinde şuurumuz Allah'tan o kadar çok kez uzaklaşıyor ki, belki 100000 defa euzubesmele Oku'sak az...
Düşüncelerini takip et, kaç dakika kesintisiz Allah'ta kalabiliyor diye...
Ve fark et, ne kadar çok uzaklaşıyor diye...
Her defasında euzubesmele Oku, tekrar Allah'a dönsün diye...
Hatta euzubesmele çekerken dahi uzak kalabiliyor.Oku'mak gerekiyor!
Şeytan gibi aceleci, ordan oraya atlayan, bir yerde durmayan, beyinde cirit atan düşüncelerin canına Oku'mak, dalgaları Deniz'e gömüp durgunlaştırmak gerekiyor.
Bunun içinde Oku'rken ALLAH isminde yoğunlaşmak, her düşünceyi O Denizde boğmak gerekiyor.
Her gelen uzaklaştırıcı düşünceye “ben senden Bi-Allah'a sığınırım, her şey Bismillah.. ile oluyor” deyip durdurmak, durgunlaşmak gerekiyor..
Ve bu düşünsel uğraş tüm gün devam etmelidir, an be an...En önemli uğraş haline gelmelidir...
Allah kalplerinize bakar, kalplerin temiz olması için düşüncelerden arınması gerekir.
Düşünsel mücadele en büyük uğraştır ve yapılması zorunludur...İşin özüne yönelen için...
Sistemi şöyle işleyecek: Düşünceler uzaklaşacak, sen yaklaştıracaksın, onlar bir daha uzaklaşacak sen yine yaklaştıracaksın...bu iş böyle devam edecek...
Yolculuk bu şekilde devam edecek...Ne sürekli yakın olabilirsin, ne de sürekli uzak olabilirsin...
Yakin olduğun süreler ne kadar fazla ise avantajındır…
 Aklımıza gelen düşünceleri inceleyelim. Bizi nereye götürmek istiyorlar? İkiliğe mi, Tekliğe mi?
Temelleri neye dayanıyor? Kalıcı olana mı, geçici olana mı?..
Hedefleri ne? Bölmek mi, Bir'leştirmek mi?..
Getirisi ne? Zaman ısrafı mı, kazancı mı?..
Verdiği ne? Yorgunluk mu, dinginlik mi?...
 Bölmek, parçalamak ile kastettiğim varlığı Tek Bir Bütün olarak görmeyip, ayrı varlıklar ve iradeler varmış gibi düşünmektir. Sorunun başı buraya dayanıyor...
Bundan sona düşüncelerimizde şeytan/vehim cirit atıyor. Kendine ayrı bir varlık biçip, sahiplenme, üstün olma, çıkarlarını koruma ve arttırma gibi düşünce yollarına gidiyor......
“Siz insan gibi düşünüyorsunuz”, yani kendinizi et-kemik beden, beşeri değerler ile sınırlıyorsunuz, kendinize ayrı sınırlı bir varlık anlayışı ediniyorsunuz, sınırlı birimsel benliğiniz ile yöneliyorsunuz...
Sınırlılık, vehim, zan ile kilitli ve kirlisiniz... Bu kirlerden arının, kilitleri kırın...
Varlığı objektif olarak görün, sınırları yıkın, sınırsızlığa yönelin, mutlak olanı fark edin, Tekliğe yönelin, Seyr halinde olun, Şahid/Tanık konumunda kalın...
İşin içine ayrı bir varlık anlayışı katmayın.Şuuren Yorumsuz Seyri edinin..
Her şey yerli yerinde, her şey sınırsız teklik üzere...
Kıyas size göre, görelerinizden arının.O'nun göresi, engeli, değer yargıları yok, dilediğini yapar...
***


FenaFillah, Allah'ta fena bulmak değildir.
Çünkü Allah'ta fena bulası ayrı bir varlık, ayrı bir ilim yoktur, her şey esması iledir.
FenaFillah, Allah Fiilinin(efal aleminin ki bunun aslı esma alemidir!) HU'da/Zat'ta fena bulmasıdır(Hiçlikte yoklukta olmasıdır!).
Sana düşen pay "la ilahe"dir, gerisi "illa Allah"ındır! Allah Kendi(Zat'ı) iledir(illa HU).
Bildiğim kadarı ile Kur'an'da "BEN Allah'ım" ifadesi varken, "BEN Hu'yum/O'yum/Zat'ım" ifadesi yoktur.
Öyle ise, BEN kavramı Allah indinde oluşur, Hu indinde yoktur, Hu/Zat BEN olmakla dahi sınırlanamaz, Hiçlik halidir.
FenaFillah da Hu'ya dönük bir mana olduğu için BEN kavramı kalmaz diye düşünüyorum...
Allah efalinin fena bulması, esmayı yokluğa iter. BEN kavramı esmada eFale dönük oluşur.
FenaFillah Hu/Zat indine geçiştir. Orda da BEN kavramı olmaz, kalkar..
BEN kavramı "bize göre" bir anlatımdır.Esmaların dahi çoğu "bize göre" ifade ediliştir...
Ehad, Samed... ise Mutlak ifadedir...Ki bunlarda bir BEN olmaz.
Senin olmadığı yerde, sana “ben” diye seslenen olmaz.
Benim olmadığım yerde sen kendini “ben” diye ifade etmezsin.
Yani “ben” ifadesi kıyasa dönük oluşur...
Allah kendini kendine anlatıyor. Biz ise üstümüze alınıyoruz.
Seyr eylememiz gerekiyor anlatılanı, sahiplenmemeliyiz diye düşünüyorum...
Yoksa “ben” zannımız devreye giriyor...Allah bize/bizim için "la ilahe" diyor...
Allah indi için bir "ben" lazım, Hu indi için "ben"den arınmak lazım...
Bu ikisini birbirine karıştırmadan anlamak lazım...
Mertebeler önemli...Hangi mertebeden konuşulduğunu anlamak lazım...
O yaratıyor, ama Allah mertebesinde, "BEN Allah'ım" ifadesi de o mertebeye aittir.
“BEN Hu”yum demiyordu. Burayı iyi anlamak lazım...
Beka"B"illah. Allah manasının Beka'sı(evveli-ahiri) "B" ye bağlanmış!
Allah indi "B" iledir, "B"siz Hu indidir.
HU/Zat/Kendi indi, Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som oluş, misalen tek tip homojen oluş gibi.
Böylesi bir hali tarif eden kelime A'ma/Hiçlik...Bu halde BEN algısı olmaz.
BEN algısı, çokluğa dönük olarak ifade edilir. "B" iledir, açığa çıkan iledir...
İhlas Suresi Allah'ın HU indini anlatır...
Besmele ile giriş yapılır.Besmele, İsmi Allah'ı/Allah manasını "B"ye bağlar.
"B" ile Allah mertebesinin olduğunu söyler.
Allah'ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir.
Allah mertebesi "B" ile, seninle...aşikar olur.
Sen yoksan HU mertebesi söz konusudur.
Bu amaçla Hu mertebesi için ben'den arınmak lazım.
Sen kendini kaldırırsan, "B"ismillah(B ile açığa çıkan Allah mertebesi) yoklukta kalır, Hu/A'ma olur.
Ehad(Hiçlik/HU) "la ilahe(vücut yok)"ye, Samed(Heplik) "illa Allah(sadece Allah)"a erdirir şuuru!..
***


Koca Bir Kalp Düşün... Sürekli Tik(HU) Tak(ALLAH)...
Koca Bir Göz Düşün... Bir kapa(HU), Bir Aç(ALLAH)...
Mikronun Sonunda Bir Nokta Düşün(HU), Makronun Sonunda Bir Bütün(ALLAH)...
Hiçlikten(HU) Hepliğe(ALLAH) Tik-Tak, Kapa-Aç...
Arada Sayısız Alemleri Yarat...
Kalp Aynı Kalp, Göz Aynı Göz...Tik-Tak, Kapa-Aç...
***


İhlas(Suresi) "dalga denize aittir, dalgayı denizden bil" demez, bundan daha üst bir Şuura işaret eder.
HU Allah "Ehad(Sınırsız-Sonsuz)" der, Allah "Samed(Sırf-Som)" der".
"Dalga yok (dalgayı "doğurmadı", dalga "doğmadı")" der.
"Kimse ona denk olmadı(kimse sandığı gibi dalga varlık olmadı)" der.
İhlas Şuuru İnsan'ı dalga varlık anlayışından arındırır, Durgun Deniz'e daldırır...
Allah Allahlığını kimseye vermez, çünkü dalga yok(la ilahe), sadece Allah(illAllah)...
Zatı/Kendi Ehad(Sınırsız-Sonsuz-Tek-Bütün)..
Yaratan-Yaratılan, Hakk-Halk, Rab-Abd...Bak hepsi ikilik mertebesine ait.
Teklik, Hiçlik bu ikiliklerden kurtularak erilir, bu ikilikler erirse erilir.
Yaratan, Hakk, Rabb Allah olduğu için, yaratılan, halk, abd eritilir, dalganın yokluğu fark edilir ve erilir..
Şöyle düşünelim: Madde boyutunda hareketlilik algılanıyor. Bu mevcudun Özünü sorguluyoruz.
Öze indikçe hareket yerini, durgun karanlık bir noktaya bırakır diye düşünülüyor.
Be'nin altındaki NOKTA misali...
Önce Varlık-Vücud oluştan arınmak, sonrasında ilmi suret oluştan arınmak gerekir.
Birinci aşama geçilmeden ikinci aşamanın geçilmesi mümkün değildir.
Varlık-Vücud zannı ile Ehad-Samed'e, Mana'ya yönelmek mümkün değildir...
İlmi suretin yokluğunu anlamak için ise Şuuru HU ve Allah'ta tutmak, Tik-Tak, Aç-Kapa noktalarında tutmak, aradakilere(ilmi suretlere) gözü yummak gerekir...
Eğer Hu-Allah indinden bakmak istiyor isek...
Madde boyutunda hareketlilik algılanıyor. Bu mevcudun Özünü sorguluyoruz.
Öze indikçe hareket yerini, durgun karanlık bir noktaya bırakır diye düşünülüyor.
Be'nin altındaki NOKTA misali...
O karanlık Noktada hiç bir varlık ve hareket yok, ben, benim...yok...
Şuur indimizdeki çokluğun, hareketliliğin özünde hareketsizlik, değişmezlik, durgunluk olması gerekliliğine ulaşabiliyor.
Bunu anlamak için alışılagelmişin tersi bir yol izlemek gerekiyor. Mikroya değil, makroya yolculuk...
Bu yolculukta varlık sıkışıyor, hareket ortadan kalkıyor. Şuur bunu anlıyor.
Mikroya da inildikçe Nokta'da sıkışılıyor, Hiçliğe eriliyor.
Makroya çıktıkça Tüm'de sıkışılıyor.Hepliğe eriliyor.
Her iki yöntemde de Tekliğe, durgunluğa ulaşılıyor.
Düşünce bu sonuca ulaştırıyor...İlla Hu, İlla Allah...
Makronun sonu(Allah) mikronun sonu(Hu) ile Bir'leşir. AllaHu...
Bu "sonu" ifademiz bu işin düşüncede varacağı nihayet Nokta anlamınadır...
Yoksa O'nun için ne baş, ne de son düşünülemez. Ehad-Samed...
Gerçekte Vücud, Varlık sahibi bir Var'lık Var mı?
"İlla/Sadece Hu, İlla/Sadece Allah" denir de "Var" sınırlaması dahi getirilemez...
Bir de Allah'ın ilminde mevcut/vücut bulma nasıl bir şey, ilimde bir dalgalanma, değişme, hareket sebebi olmuyor mu?
Şimdi şurası önemli: Allah Ehad'dır dediğimizde ne anlıyoruz?
Allah diye bir Var'lık Var da O Var'lık Ehad mı, yoksa en üst Şuur halinde Allah=Ehad'dır demek mi?
Yani, Allah ismi ile kastedilen, o üst Şuur halinde "Ehad Mana" demek mi?
Allah ile kastedilen bir mana, anlamı Sınırsız-Sonsuz-Teklik-Hiçlik mi?
Var-Yoku, Vücud-Yapıyı bırakıp Sırf "Mana"ya mı yönelmek lazım?
Eğer iş "Mana" ise, kaynağı İlim, yansıması Şuur demektir ki bu da Varlık-Vücud olma gibi hallerden Beri olur...
İlmi Suret ifadesi önemli...Demek ki Varlık-Vücut oluş bir zandır, kendini varlık-vücud olana göredir...
***


Dalganın denizden ayrı olduğunu sanıyorsan üçlemedesin(ben-dalga-deniz!).
Dalganın denizden olduğunu fark etmişsen ikiliktesin(ben-deniz!).
Çünkü her iki durumda da sen denize dışarıdan bakıyorsun.
Ve hala sende denizden ayrı bir "ben" var.
Bir'liği denizin içinde olan Balığa sor!
O'na göre ne dalga var, ne de deniz!
Denizin içinde olan Damla'ya/Nokta'ya göre ise ne kendi, ne deniz, ne de dalga var!(Hiçlik!)
Balık Yunus'u yuttu. Çünkü, Deniz'in içi ikilik kabul etmez. Orada sadece BİR'lik var...
Bir BEN var bende, (o ben) BENden içeri(BEN beni yuttu)...
YUNUS Yunus'u yuttu...İsmi Bir'di, cismi de Bir oldu...
‎"B"ismillah, "B"illah!
Onları(işini) yapacaksın. İşin bittiğinde onları hiç yapmamış gibi saflaşacaksın.
Onlardan, kendinden, herşeyden, herkesten arınacaksın.
Nötrleneceksin, deşarj olacaksın, sileceksin, yok edeceksin, temizleyeceksin, arınacaksın, kurtulacaksın ŞUUREN.
Böylece kendinden ve yaptıklarından arınmış olarak hafifleyecek, sakinleşecek, din'lenecek, huzur dolacaksın.
Çünkü senin buna ihtiyacın var, Allah'ın değil.
Sen bunun için kulluk yapmak zorundasın. Birine yaranmak, ya da yükünü arttırmak için değil.
Hafiflemek, arınmak, saflaşmak....için.
Sınırsız-Sonsuz Potansiyelde kalmak…Bu hali işlerin arasına yayarsak daha da güzel olur.
Bedenen ve ruhen bir zindelik kazanmış oluruz...
Düşünceleri ancak zıttıyla nötürleyebilirsiniz, sıfırlayabilirsiniz.
Hiç bir şey düşünmediğinizde düşüncelerinizi o anlık geçici olarak durdurmuş olursunuz.
Nötrlemiş, sıfırlamış, silmiş olmazsınız.
Düşünceniz size diyecek ki "ben yaptım", siz diyeceksiniz ki "Allah yaptı".
Düşünceniz diyecek ki "sen varsın", siz diyeceksiniz ki "Allah". ...
Böylelikle yaptıklarınızdan, kendinizden arınacak, sahiplenmeyi, yüklenmeyi bırakacaksınız.
Sonunda gerçek manada arınma, saflaşma gerçekleşmiş olacak, durgunlaşmış olacaksınız...
Dalgayı denizle düzlerseniz ondan kurtulursunuz, onu görmezden gelmek bir şeyi değiştirmeyecektir...
***


Yolunu kaybetmiş, bulmaya çalışıyordu…
Dağların arasında kalmış, sessizce yürüyordu...
Yolunu bulmak için Allah'a dua etmek istedi.
Yüksek sesle SubhaneKE(Sen Subhan'sın) dedi.
Peşinden daha güçlü bir ses duydu.
O da SubhaneKE(Sen Subhan'sın) diyordu...
Şanım ne yüce imiş…
Beynimizden çıkanlar, beynimize dönüyor.
Beynimizdeki konuşuyor, beynimizdeki dinliyor.
Ses ondan çıkıyor, ses ona dönüyor.
Hatip o, muhatap o.
O halde dua kimden kime, namaz kimden kime, zikir kimden kime, tefekkür kimden kime, sözümüz kimden kime, düşüncemiz kimden kime, yaptığımız kimden kime...?!
Dışarıda olan birine(insana...) değil, ötede olan bir tanrıya değil, Kendi'nden Kendi'ne...
Bi-izni-Hi: Onun(zatının) izni Bi ile...Beyin kapasitesinin el vermesi ile...
O halde beyni korumak ve geliştirmek çok önemli...
Allah aklı ilim sıfatı ile var kılmıştır, aklın Allah'a muhatap olması bu manaya dönüktür...
AKIL elde ettiği verilerden yola çıkarak dahasına/ötesine de yönelebilme kabileyetine sahiptir...
İşte bir nokta da AKIL taşar, ALİM kalır....
***


Ve Meryem(beşeriyete asi/ayak kaldıran, Rahmana abid/kul olan manasında!) Ruh-ul Kuds'a (Kutsal/Arı Manaya) hamile kaldı(Şuuru bu Arı Manayı yüklendi).
Senin de Şuurun Meryem olursa Ruh-ul Kuds'u yüklenir...
Beşeriyete(beşeri değer yargılarına!) asi olmadan(onlardan bilincini arındırmadan), Ruh'ul Kuds'u(Arı Manayı) yüklenip, Rahman'a(Sınırsız-Sonsuz Durgun Potansiyele) kul olma Şuuru'na eremezsin!..
***


Madden ve manen sürekli dalgalanıp duruyoruz, bir o yana, bir bu yana savruluyoruz.
Bu dalgalanmalar, savrulmalar içinde yoruluyor, yıpranıyoruz.
Tek çare her fırsatta dalgalanmaların, savrulmaların olmadığı durgun bir yere sığınmak.
Bu durgun sığınağın adı İhlas Suresi! Sınırsız-Sonsuz-Sırf-Som(Ehad-Samed)...
Onda ne dalga var, ne (sen)den-iz...Doğurmadı, doğmadı, ona bir denk de olmadı...
***


Ve Meryem(beşeriyete asi/ayak kaldıran, Rahmana abid/kul olan manasında!) Ruh-ul Kuds'a (Kutsal/Arı Manaya) hamile kaldı(Şuuru bu Arı Manayı yüklendi).
Senin de Şuurun Meryem olursa Ruh-ul Kuds'u yüklenir...
Beşeriyete(beşeri değer yargılarına!) asi olmadan(onlardan bilincini arındırmadan), Ruh'ul Kuds'u(Arı Manayı) yüklenip, Rahman'a kul olma Şuuru'na eremezsin!..
Beşeri tüm hallerden Şuuren arınmak. Beşeriyetin gereğini yaşarken, neticede Şuurda bunlardan arınmak.
Beşeriyetin Şuurumuza kazınmasına engel olmak, beşeri değer yargılarını, beşeriyet ile yapılan her şeyin izlerini Şuurda silmek.
Bir yandan beşeriyetin gereğini yaşarken, diğer yandan beşeriyetin kirli izlerini Şuurdan silmek.
İşimizi yapmak, ama sonunda o işten, kendimizden, herkesten, herşeyden Şuuren arınmak.
Kendimizi, düşüncelerimizi, yaptıklarımızı Şuurda silmek, temizlemek, arınmak, hafiflemek, saflaşmak, din'lenmek, sakinleşmek, durgunlaşmak...
Rahman, Potansiyel enerji, durgun enerjidir, harekete geçmemiş enerjidir.
Rahman’a oruç adamak; Denizi durgunlaştırmak, dalgaları yok etmek, hiçliği tatmak...
Buna bizim ihtiyacımız var. Kulluk bunun içindir. Nötrlenmek, sıfırlanmak, arınmak, saflaşmak....
***


ALLAH(İlmi) senden Öz Akıl(Elbab) olarak açığa çıkar.
Öz Akıl'ın senden açığa çıkması için Senin Rabbinin(B'ismiRabbiKE) buna izin(Bi'izniHi) vermesi(müsait olması) gerekir.
Bundan dolayı RabbiNin sende mahali olan B'eyninin esma kapasitesinin yüksek olması gerekir.
ALLAH isimlerinin ihya edilmesi kişiyi böylesi bir cennete erdirir...
***


Rabbinden haşyet mi duymak istiyorsun?..
Öyle ise işe, beynini tanımakla başlayabilirsin!..
Beynin çalışma işlevini öğrendiğinde hayretin artacaktır...
Dıştan gelen verilerin, içten gelen bilgilerle beyninde değerlendirilip bir çıktı oluşturduğunu, bu işin sürekli devam ettiğini göreceksin...
Beynin çalışma programı, dıştan gelen veriler, içten gelen bilgilerle başbaşasın...
Allah ilmine muhtaçsın...
***


Güzel Güzeli sever...Allah Akılı sever, Akıl Allah'ı sever...
Güzel Tek, Seven Tek... Kendi Kendine güzel, Kendi Kendini sever...
Bism-illah; ALLAH, İsmi AKIL(B!) Olarak...
B; arapça harf görüntüsü ile "noktadan çıkış", beyinden çıkış, yani AKIL!
B; Türkçe harf görüntüsü ile gözlük gibi, AKIL gözlüğü, AKIL!
İlk harf ELİF/ALLAH, ikinci harf BE/AKIL!
***


Aklın Sınırsız-Sonsuzluğunu fark eden, BizZat o an ALLAH iledir!
Beynin manalar yaratımını fark eden, BizZat o an Rabbi iledir!
Beynindeki Mana Potansiyelin Sonsuzluğunu fark eden, BizZat o an Rahman iledir!
Beyindeki mana üretimin sınırsızlığını fark eden, BizZat o an Rahiym iledir!
Allah'ın/Rabbin muhatabı Akıl'dır/Beyin'dir!
Allah Akıl olarak/Rabbin Beyin olarak işlevdedir!
 "B"nin manası olarak ele alalım.
Ve ayetlerde "B" gördüğümüz yerleri bu manada düşünelim.
Bakın o zaman ikilik ortadan kalkacak, konu yakın olacak, öteleme bitecek.
 Hz. Muhammed(AS): AKLINI artır ki(onun sınırsız-sonsuzluğunu fark et ki) ALLAH'a yaklaşasın(ALLAH'ı en yakın manası ile, Sınırsız-Sonsuzluk manası ile değerlendiresin).
İşte o zaman ALLAH ötede bir tanrı olma zannından kurtarılacak…
Anlatılır...Allah şu şu özellikleri var, şunları şunları yarattı...diye...
Sorulur...Peki Allah nerede...? Genelde cevap...Allah gözle görülmez, elle tutulmaz....diye...
Ama, insanlar inanmak için bir işaret ister kendi dünyalarından...
O işaret Aklı'dır...Akıl da elle tutulmaz, gözle görülmez, sınır ve sonu olmaz...
Akıl üzere Allah'a yakın olarak iman taklitten tahkike geçer...
Diğer türlü daima bir şekilde Allah ötede bir tanrı sanılır...
Allah'ın Aklı yaratmasından mana, onu Esması ile var kılmasıdır.
Akıl aslı(nda) Esma olandır...Esmasından ayrı olarak akıl diye ayrı bir şey yaratılmamıştır.
Yaratmak, Esmanın Akıl olarak değerlendirilmesi anlamınadır...
Hz. Muhammed(AS):Allahû Teâlâ AKILDAN daha değerli bir şey yaratmamıştır!..
Senin için en değerli şey ALLAH...ALLAH için en değerli şey AKIL...
BİRleştir değerli olanları, bak bakalım ortaya ne çıkıyor!
Sınırsız-Sonsuz olanı kastediyorum...
Onda, bunda olan, parçalanmış, bozulmuş; akıl ismi ile etiketlenmiş zannı/vehmi değil...
Akıl ismi ile etiketlenen bozuk şeyleri değil, "İSMİ AKIL OLANI" kastediyorum...
Alemlerin aslı AKIL'dır. Ki bu AKIL, Evrensel Akıl, Kozmik Bilinç, Öz Akıl, Aklı Küll....gibi isimlerle anılmaktadır...
ALLAH'ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir. Alemlerin aslı AKIL, AKLIN aslı esmalar olduğu için; ALLAH'ın alemlerdeki tasarrufu AKIL iledir, ALLAH AKIL olarak işlevdedir diyebiliriz...
ALLAH ötede bir tanrı olmadığına, alemlerin özü, AKLIN özü olduğuna göre bunu bu şekilde söylemekte bir sakınca yoktur...
***


Beynin belli bir ağırlığı ve hacmi var, bunu tartıp ölçebilirsin.
Ama beyinden açığa çıkan akla ne bir sınır, ne de bir son düşünemiyorsun!..
Çünkü Aklı yaratan İlmin de Sınırı-Sonu yok!..
Usta eserinden tanınırmış...
Sınırsız-Sonsuz Aklı var kılan İlim de Sınırsız-Sonsuzdur...
Ne Aklı, ne de Allah'ı elle tutup, gözle göremezsin...
Yaptıklarıyla varlığını bilirsin...
Allah'a en yakın olan ve en çok benzeyen şey Akıl'dır...
Aklın ötesini ise aklın kavraması mümkün değildir.
Çünkü orası aklın ötesidir, yani orada akıl yoktur.
Ki kim neyi, nasıl kavrasın, orası A'ma'dır...
Şahid olduğundan yola çıkarak, şahid olamadığına iman edersin ki bir gün gelir de ona da şahit olabilesin.
İşte o zaman sınırlar taşar sınırsız olur, ikilik/çokluk zannı kalkar Birlik/Teklik Şuuru olur.
***


Secdede...Beyin önünde, yere kapanmış...
Bedeni beynine secde etmede! Beyni Allah'a secde etmede!
Yani beden kontrolün beyinde, beyin kontrolün Allah'ta olduğunu itiraf etmede!..
Subhane RabbiY el Ala!.. Beyin diye geçme, o senin sonsuzluğa açılan kapındır...
Sonsuz Esma Potansiyeli olan Rahman da onda, o potansiyelden esmaları açığa çıkarma olan Rahiym de onda!..
Allah, ismi Beyin olanda Akıl olarak Rahman ve Rahiym'dir...
Sığınacak beynimiz var. Euzu Billahi(Sığınırım "Öz'ü Sınırsız-Sonsuz Esma olan" Beyine/Akıla).
Allah(Sınırsızlık-Sonsuzluk), ismi Beyin olanda Rahman(Potansiyel olan) ve Rahiym'dir(açığa çıkarandır)...
***


Her düşündüğünüz, söylediğiniz, yaptığınız ile beyinde hücreler arası yollar devreye giriyor, değişik bölgeler canlanıyor.
Ve siz artık o beyinsiniz. Ve siz o anda beyninizin o hali olarak karşılığınızı aldınız.
Ölümötesi hayat beyninizin o hali ile geçtiğinizde ona göre karşılanacak, ona göre karşılanacaksınız.
Çünkü o mana aynı ile ruha işlenmiştir.Ah bilseniz bu ne demek..Beyin hayatınızın birinci meselesi olurdu.
***


Gel sen "B"ye "Beyin" de!
"Bismillah: Allah, ismi Beyin olarak/ile" de!
Bedenin eşi/ikizi ruh bedenin, beynin eşi/ikizi ruh beynin olarak devam edecek.
Ve sen böylelikle hiç bir zaman ne bedenden, ne de beyinden uzak olmayacaksın.
Allah'ın yarattığı en güzel şey akıldır, aklın mahali beyindir.
Allah'ın muhatabı beyindir. Beyin, değişmez mutlak çalışma sistemi ile Bi-ayatillahi'dir!
Beynin çalışma sisteminin anlaşılmasının sonucu, kişi beynine Allah'ı, dinini, kitabını, rasulünü... dahil ederek, beynin işlevini sıratı müstakim üzere ikame etmiş olur...
***


Allah'ın ayetleri değişir mi? Haşa, değişmez!
Ayet ifadesi ile kastedilen, kimse için değişmeden aynen işleyen mutlak sistemdir.
Bi-ayatillahi; beyinde işleyen değişmez mutlak sistemdir, beynin değişmez çalışma sistemidir.
Ayet ifadesine bir de bu gözle bak! Bak anlayışın nasıl değişecek, uzaklar yakın olacak.
Allah'ın muhatabı beyindir, beynin mutlak çalışma sistemini duyurur değerlendirebilene...
***


İnsanın mekanı semasıdır.İnsan bedenin semasında beyni vardır.
İnsan beynini kullanabildiği kadar insandır.
Adem arz’da halife olarak yaratılmıştır.
İnsanın arzında bağırsak nöronları vardır.
İnsanın halife oluşu seması/beyni kadarı ile arzına/bağırsak nöronlarına hükmedebildiği nispettedir.
İnsan yardımı Arşında/kalbinde olan Sultan'dan(ALLAH'tan/Rahman'dan), kalp nöronlarındaki Esma-ül Hüsna’dan alır.
***


Zaman çok kıymetli ve hızla akıp gidiyor..
Bu hızla akıp giden zamanda, HAL'lenenler en kazançlı çıkıyor.
Ne ilim, ne bilim HAL'lenenin önüne geçemiyor.
"Çok okudum, çok dinledim, çok yazdım, çok konuştum" deme, HAL'in seninle birlikte gidiyor.
Sözler, yazılar, isimler, resimler hep geride kalıyor.
Oku'nası Kitabın HAL'indir senin.
Yaz'ılası Defterin HAL'indir senin.
Bunun farkında değilsen, diğerleri yükündür senin.
***


Sadece ALLAH! "Sadece ALLAH"ı içine sindiremeyende sorunlar açığa çıkıyor.
Ve onlara; işin başında iken isyana/kibire/zulüme sapmasınlar diye yumuşak cevaplar sunuluyor.
Aralara perdeler, mertebeler, geçişler konuyor.
Hazım sorunu olana lokmayı,küçükten büyüğe doğru parça parça alıştırılarak vermek gerekir.
Rıza lokmasını hazmetmemizin sırası ne zaman gelecek?!
İnsan; gerçekten çok cahilliğe düşen, çok fazla unutkan ve çok zor hallenendir.
Bir bakmışız maksimumdayız, bir bakmışız minumumdayız.
Yaşamımız buna apaçık delildir. Allah'ın rahmeti olmasa halimiz nice olur...
Allah'ım rahmetini umuyoruz. Allah'ım rahmetine dönüyoruz.
Hiç bir anımızın/halimizin garantisi yok biliyoruz.
Kendimize ve halimize değil, SEN’in rahmetine güveniyoruz...
O varlığın hayali olmasının manası, kendisine ait ayrı bir varlığının olmaması anlamınadır.
Yoksa o varlık hakikatin ta kendisidir, hakikatini görenlerce...
Zatı, sıfatı, esması ve efali ile Bil-Hakk'tır...
O'nun Bil-Hakk olduğunu hazmetmesini bilmeyen, onu hayali bir varlık diye yok'luğa göndermeye çalışabilir.
Ama, hiç "yok olmuyor hayali(!) denen o varlık"...
Onun hakikatine vakıf olunca, insanı bir haşyet/ürperti kaplıyor.
Rıza lokması ile karşı karşıya geliyor...
***


"ALLAH" de, "sadece ALLAH"!
İşin kolayı ve müjdesi bu.
Zor olanı sen-ben-o ayrımı ile, parçalanmış çokluk zannıyla yaşamak.
Kafanı isimler ve resimlerle yorma.
OL'AN'ın Tekliğine bak!
Bir isme/varlığa etiketlemeyi bırak.
Bismillah, ALLAH'ın ismi B ile.
İsimler B'de(Hiçlik noktasından açığa çıktıktan sonra alemlerde/esma alemi...) oluşur.
ALLAH’ın Zatı isimsizdir, çünkü Ehad(Sınırsız-Sonsuz-TEK), hali A'ma, Hiçlik!
***
Allah kabul etmeyeceği duayı kuluna yaptırtmaz, istemeseydi istetmezdi.
Af etmeyi istiyor ki kula af diletiyor.
Af dilediğin anda af edilmişsindir.
Bunun üzerine hala "Allah beni af etti mi, af etmedi mi?" diye düşünmek, kulun Allah'ı tanıyamamasının ve kendinde ayrı bir varlık görmesinin işaretidir ki asıl günah/gizli şirk budur.
Af dilemek; Allah'ın varlığına ve iradesine teslimiyetin bir dillendirilmesidir.
***


Af dilemek, "Allah'ın beni bu rolden muaf et" demektir.
Tevbe etmek, "Allah'ım bana o rolü tekrar verme" demektir.
Ki bunu diyen artık geçmişi bırakır, geleceğe bakar.
Hala o günahta takılı kalmak, işi/oluşu sırf kendine bağlamak olur ki bunun adı gizli şirktir.
Af dilediğinde af edildiğini bileceksin, tevbe ettiğinde kabul edildiğini bileceksin ve yeni yola/role devam edeceksin...
***


"La ilahe illALLAH", "ötede tanrı yok, sadece ALLAH" yorumun ile olayı kendinden uzaklaştırma oyununu artık bırak!
"La ilahe illa ENTE" de diyorsun! Sadece SEN, tanrılık yok!
"Sadece SEN" kısmı ALLAH'a dönük, "tanrılık yok" kısmı sana dönüktür!
Yani, demek istiyorsun ki "bende tanrılık yok, ben tanrı değilim"!
Peki, öyle mi yaşıyorsun? Tanrı imiş gibi davrandığında kendine "la ilahe" çekiyor musun?
İLLALLAH!
***


ALLAH'ın muHABBetini insancıl muhabbetle sınırlama!
En azından, esmalardan oluşan enerjinin çekim gücü olarak gör!
Gören gözü yatmış, görülecek nesneyi yaratmış; bir de görmek olsun diye o nesneden göze yansıyan enerjiyi yaratmış.
Enerjiyi o nesneden göze itiyor, gözle o enerjiyi çekiyor!
Kulak hakeza böyle, diğer duyular da böyle...
Bir çekim gücü var aralarında, sen buna muHABBet de!..
***


Her bir HaBBe'ye(taneye, tohuma, hücreye...) HuBB'u(Sevgi'yi) koymuş, hem ismine, hem de cismine!..
HaBBe'de(tanede) HuBB'u(Sevgi) olan HABiB(Sevgili) ALLAH!..
***


Akıl/bilim O'nun "nasıl yarattığına", kalp/duygu "niçin yarattığına" cevap sunmaya çalışır.
"Niçin yarattı?" sorusu, "nasıl yarattı?" sorusundan daha değerlidir.
"Niçin yarattı?" sorusunun cevabı kalbe, "nasıl yarattı" sorusunun cevabı beyne dönüktür.
ALLAH hiç bir şeye sığmamış kalbe sığmıştır.
Yani ALLAH "nasıl yarattı?" sorusunu soran beyinle değil; "niçin yarattı?" sorusunu soran kalple bulunabilir...
“Küntü kenzen mahfiyyen(Ben gizli bir hazine idim/yalnızdım),
fe"aHBeB"tü en u’rafe(ahbablığı/dostluğu/sevgiyi tanımak)
fehalektül halka liu’rafa bihi…(o olarak tanımak için halkı halkettim)”
o olarak tanımak/tatmak için halkı halkettim, tanıyayım/tadayım diye ahbablığı/DOSTluğu/ HABİBliği/Sevgiyi...
Bütün bu yaşananlar buna değer miydi? Elbette değerdi!
Bir gülün kokusunu alması, dikenlerinin elini kanatmasına değerdi...
Bir güzele bakması, gözünün kör olmasına değerdi...
Sonu ayrılık olsa da, elleriyle dokunmaya değerdi...
MuHABBetse tadılan, kıyameti koparsa değerdi...
O olarak(halkettiği halkı olarak) yaşamasına, tattığı muHABBet değerdi..
***


En makbul dua, edenin içinde kaybolduğu, sınırların kalktığı duadır.
Bu da ancak hiç olduğunu anlamakla mümkündür.
Birimsellik anlayışı ile edilen dua sınırlara takılır, geçici menfaatler sağlar.
Bütünsellik şuuru ile edilen dua sınırsızdır, kalıcı güzellikler sunar.
Birimsellikleri ile varlık arayan ilahların tanrıları hep olacaktır.
Bütünsellik ile birimsel yokluklarını tadanların şuurunda İLLALLAH kalacaktır.
Dua varlık isteme değil, yokluğunu hissetme aracıdır!..
Kimi bir şeyi dua ile isterken hiçliğini hisseder, kimi ise direkt hissettiği hiçliği dua ile ister...
***


Önce Kur'an'ı Oku/Anla, sonra kalbinin sesini dinle!..
Yaşarken hayatı; yanlış bir şey düşündüğünde, yaptığında kalbin daralacak, sıkılacak, hızla atacaktır...
Kalbin sana böyle seslenir, sessiz, sözsüz, kelimesiz vicdanın sesidir bu...
***


DOST, Dünyasında Olanı Semasına Taşıyandır!.. DOST, Derununda Olanı Sana Tanıtandır!..