Yanlış Anladıklarımız Ve Çok Önemli Açıklamalar

10 / Ekim / 2009 / Saim yusuf / saimyusuf@hotmail.com
Saim Yusuf

Hakikat gerek resul/nebi ve gerekse bir çok alim tarafından defalarca-tekrarlarla değişik şekillerde-yöntemlerle açık-seçik açıklanmıştır. Hepsi de bu gerçeği tüm insanlar anlasın diye çeşit çeşit yöntemler kullanmışlardır. Örnekler, misaller, semboller, kıssalar, hikayeler kullanmışlar; edebi, felsefi, mantık, bilim gibi birçok araçları kullanmışlardır. Bunların hepsi araçtır, araç insanı hedefe ulaştırmak için kullanılır, içinde oyalanmak ve zamanı heba etmek için değil. Araç amaca ulaşmak için kullanılır.

Tüm bu araçlara tek bir amaca ulaştırmak için yönelmişlerdir. Tek amaç; insanları tanrı arayışından vaz geçirip Allah ismi altında toplanmış, esmalar olarak düzenlenmiş manalara yöneltmektir. Hz. Muhammed de kendinden ve çevresinden şuuruna yansıyan manaları 99 esma altında toplamış ve bizlerin anlayışına sunmuştur. Varlıkta açığa çıkan tüm manalar direk ve dolaylı yoldan açıklanan bu 99 esma içinde yer alır. Kur’an’da geçen farklı esmalar dahi manası itibariyle bu 99 esma içinde manasıyla yer alır.

Bazı isimler tek bir manaya işaret ettiği gibi, bazı isimler birbirine kıyasla taşıdıkları değişik ve benzer manaları içinde barındırırlar. Tek bir mana tek bir isme kaynak olduğu gibi, değişik ve benzer manalar gruplanarak isim altında toplanmıştır. İsimler birbirine kıyasla farklı manaları ve benzer manaları içinde barındırır. Yani farklı isimler içlerinde benzer ve farklı manaları taşıyan formüllerdir.

Bu açıdan bakıldığında açığa çıkan manalara son düşünülemeyeceği gibi onların düzenlenmesi ve gruplanması olan esmalar için de son düşünülemez. Ama ortaya konacak yeni bir esma, içerdiği manalara bakıldığında mutlaka Hz. Muhammed tarafından bize duyurulmuş 99 esmanın manaları içinde yer aldığı görülecektir. Bu açıklanan 99 esmanın taşıdığı mana gruplarından seçilen manaların bir bileşimine verilen ismi ile yeni bulunan ama manası ile zaten var olan bir gruplama-bileşim olduğu anlaşılacaktır.

İsim araçtır, işarettir manaya. İsmin bir anlamı vardır, manası vardır. Manalar tek başına veya gruplanarak isimlendirilmiş, esmalar olarak düzenlenmiş ve anlayışımıza sunulmuştur. Asıl olan manadır, esmalar onları anlamamız için yapılmış ve bizlere sunulmuş düzenlemelerdir. Yapılan bu düzenlemeler sayesinde şuur manaları daha iyi anlar, idrak eder, değerlendirir.

Eğer esmalar şeklinde bu mana düzenlemesi yapılmasaydı, kişinin bilinci mana denizinde çırpınır durur, yorgun düşerdi. Bu düzenlenmiş esmalar sayesinde kişinin bilinci manalar içinde daha kontrollü, sistematik yol alır, manalar içinde kaybolmaz. Asıl olan başlangıç noktası manalardır, esmalar onlara işarettir, onları anlamamız için bizlere sunulmuş düzenlemeler, kolaylaştırmalardır. 
***

Bu açıklamalardan sonra yanlış anladığımız çok önemli bir başka konuya gelelim. Zat konusu! Bu Zat konusunu doğru anlayabilmek için “Allah’ın Zatı hakkında tefekkür etmeyin” sözünü çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Biz sanıyoruz ki manaların düzenlenmesi olan esmalar var ve bir de onun ötesinde bir Zat var. Ve esmalar ötesinde olan bu zat kendi halinde, hiçlikte, yoklukta sanıyoruz. Ve bu zannımızdan dolayı uyarılıyoruz. “Allah’ın Zatı hakkında tefekkür etmeyin”! Yani içerikleri manalar olan esmalardan öte bir varlık arayışına girmeyin, kendinize tanrı edinmeyin. İlimden öte yol yok, son durak ilim, esmalar, onun ötesi berisi yok. 

Bu manada Zatı Ama’dadır denmiştir. Yoksa esmalardan öte bir Zat var da o Ama’da değil. Esmaların ötesi Ama’dır, bilinmezdir, yokluktur, hiçliktir. Bundan dolayı Zatı tefekkür muhaldir. Esmalardan öte bir de Zatı var arayışı zanna uymaktır. Zan ise, şirke kapı açar, ikiliğe yol açar, esmalar ve ötesi olan bir Zat anlayışına sebep olur. Böyle bir kişi “zannını tanrı edineni gördün mü?” sözünün muhatabı olur ki hala ikilikte direnmekte ve kendine bir tanrı anlayışı oluşturma uğraşındadır.

Fakat işin kılıfını da bulmuşuz. “Canım biz ikilik oluşturmuyoruz. Onu esmalardan da üstün bir hale taşımak istiyoruz”. Nereye? Hiçe, yoka mı? Resul Allah esmalarına baktı hepliği bildi, zatına baktı yani esmalarının aslına, özüne, hakikatine baktı Ama’yı gördü, bilinmezliği gördü, hiçliği gördü yani hiçbir şey görmedi, hiçbir şey yoktu, şuuru hiçlikte kaldı. Yani esmalardan ötesinin bilinmez olduğunu, esmalardan ötesinde yol olmadığını, esmaların ötesinin olmadığını, esmaların yaratılmadığını, esmaları yaratanın olmadığını, yaratanın esmalar olduğunu, esmaların ötesinin hiçlik, yokluk olduğunu yani böyle bir yerin, böyle bir şeyin olmadığını, esmaların evvel, ahir, zahir, batın olduğunu, her şeyin ilimle var olduğunu, O’nun Aliym olduğunu, ilimsizlik olmadığını, yani sadece esmaların olduğunu gördü.

Esmalardan öte bir varlık arayanın içine düşeceği hal Ama halidir. Yani esmaların ötesinin olmadığını fark halidir. Esmaları yaratan bir tanrı varlığın olmadığını fark halidir. Hz. Muhammed esmalardan öte bir varlık buldu da ona zatı dedi de o zat Ama’dadır değil. Bu bakış yanlış bir bakış, bu anlayış yanlış bir anlayıştır. Esmalardan öte bir varlık var mı, esmaları yaratan bir tanrı var mı, esmalar yaratılmış mı, esmalar gerçek ve tek Rab mı, esmalar gerçek ve tek Hak mı, esmalar gerçek ve tek Allah mı sorgulamasını yaparken, esmalardan öte bir varlığın olmadığının, esmalardan öte bir Rabbın/Rablığın olmadığının, esmalardan öte bir Hak’kın/gerçeğin olmadığının, esmalardan öte bir Allahlığın/tek bütün kalıcı bir vücudun olmadığının, böyle bir şeyin muhal olduğunun, böyle bir yönelişte olanın varacağı halin açıklamasıdır Ama ile ifade edilen. O Zatına yöneldi ve onu Ama’da buldu yani hiçlikte, yani esmalardan ötesinin olmadığı bilgisini oluşturan yokluk halinde.

Böyle bir arayışa giren şuur kendini Ama’da bulur, yani bilinmezlikte, hiçlikte, yoklukta. Çünkü esmalardan ötesi yoktur, yokluktur. Allahlık, Rablık… esmaların hakkıdır, esmalar tek bir vücud varlık olarak, yaratılmamış yaratan olarak Allahlık özelliklerine sahiptir. Allahlık özelliği esmalardan başka kimseye, hiçbir şeye layık, uygun değildir. Diğer her şey yaratılmıştır, ölümü tadar, yani bambaşka bir yapıya dönüşür, fakat esmalar sürekli olarak esmalar olarak kalır. Alemlerin Rabbi Allah olma vasfını Esmalardan başkasına vermek için arayışa giren yanılır ki bunu ifade etmek için “hakikate ilimden öte yol arayan şaşırır” denmiştir.

Varlıkta Rab ve Allah olarak Esmalar bize kafi gelmiyor mu ki hala bir Rab, Allah arayışı içine giriyoruz?! Acaba hala ikilikte mi kalmak istiyoruz, esmaların Rablık ve Allahlık işlevi şuurumuzu hala mutmain etmiyor mu?! “Kalpler/şuur Allah’ın zikriyle tatmin olur.” Biz esmalara yönelmeyip hala neyi bulma peşindeyiz?! Yoksa isteğimizde samimi değil miyiz?! Sadece bir şeyleri arama hevesimiz mi nefsimizin hoşuna gidiyor?! Biz daha neyi arıyoruz, kendimize bir tanrı mı edinmek istiyoruz?! Zannımızı, hevamızı tanrılaştırmanın mı peşindeyiz?!

Madde alemini ele alalım. Madde aleminde manalar açığa çıkıyor. Çuvalın içinde ne varsa dışarı o sızar derler. Demek ki maddenin hakikati, özü, zatı, gerçeği manalar. Ve bu manalar esmalar adı altında toplanmış, düzenlenmiş. Yani; yaratılanın zatı, yani aslı, özü, hakikati, gerçeği esmalar. Yaratılanın zatı, yani aslı, özü, hakikati, gerçeği olur. Yaratanın zatı, yani aslı, özü, hakikati, gerçeği olmaz. Öyle olsa o yaratan değil, yaratılan olurdu.

Manalar taşıyan esmalarla açıklanan gerçeklik tek hakikat olarak, tek varlık olarak, tek vücud olarak bize Rab ve Allah olmaya uygun değil mi?! Bu tatminsizliğin, arayışın sebebi ne, sonu nereye varır?! Son durak içeriği manalar, ilim, bilgi olan esmalar, hala göremiyor muyuz, görmek istemiyor muyuz?! “Hayattaki en hakiki mürşit İLİMdir” sözünü neden değerlendirmiyor, onun ötesinde bir varlık arıyoruz?! İlim(Aliym, esmalar) Rabbımız olmaya en uygun olan değil mi, Allahlığı hak etmiyor mu?!

Biz yaratılanı değil yaratanı arıyoruz, yaratılmayanı arıyoruz. Yaratanın zatını yani aslını, özünü, hakikatini, gerçeğini sorgulamak, bu işin peşine düşmek  “her şeyi Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı” sorusuyla aynı kapıya çıkar.

Bundan dolayı denmiştir; “Allah’ın zatı hakkında tefekkür etmeyin”. Yani, varlıktan şuura yansıyan manaların düzenlemesi olan esmaları kim yarattı diye gözle görülür, elle tutulur bir tanrı arayışına girmeyin. Alemlerin Rabbı olan Allah’ı esmalardan ötede aramayın. Zannınızı tanrı edinmeyin, hevasınızın(boşa uğraş, boşa yöneliş) peşinden gidip heba olmayın. Son durak esmalar, Rablık, Allahlık esmalara aittir. Bunun ötesinde artık Rab, Allah aramayın.

Tutarsız, çalkantılı, gel-gitli, başı boş, şuursuz bu yolculuk nereye kadar?! Esmalara sarılıp, gerisinden arınıp, başka arayışlara daha yönelmeyip sağlam inanç(takva, kavi olana kavuşmak), istikrar(kararlılık haline kavuşmak, ikrar), emniyet(emin, güvenlik, bulmuşluk haline kavuşmak), rıza(razı olmak, arayışın bitmesi, aradığına kavuşmak) hallerine ne zaman kavuşacağız?! Derdimiz ne, zorumuz ne, isteğimiz ne, daha neyi arıyoruz, neyin peşindeyiz, nereye kadar sürecek kendimizi içine düşürdüğümüz bu çıkmaz?! İlim(esmalar, manalar) bize yetmez mi?!

“Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce neredeydi? Altında ve üstünde hava olmayan Ama’da idi”. Kendisine soru sorulan zat(Hz.Muhammed) kendinden(enfüs) ve çevresinden(afak) şuuruna yansıyan manaları esmalar altında düzenledi. Yerler ve göklerin bu esmalarla yaratıldığını yerler ve göklerden açığa çıkan manalara yönelişi ile fark etmişti. Çünkü çuval içindekini sızdırır, madde mana açığa çıkarıyorsa demek ki maddenin aslı, özü, zatı, hakikati, gerçeği esmalar adı altında toplanmış manalardır.  Madde kalıcı olmayıp başka yapılara dönüşmesine rağmen manalar mana olarak kalıcılığını sürdürmeye devam eder.

Hz. Muhammed bu soru üzerine tekrar baktı ve varlıkta esmalardan ötesini görmedi. Bu fark edişini “Ama’da idi, yani bu hal Ama’dır” sözüyle dile getirdi. Yani, esmaların ötesi Ama’dır, bilinmezliktir, yokluktur, hiçliktir. Esmaların ötesi yoktur, esmaların aslı, özü, zatı, hakikati yoktur. Esmalar yaratılmamıştır, onu yaratacak bir tanrı yoktur.

Fakat, bizler Türkçeye “idi” ile çevrilen açıklamaları zaman ve mekan kavramı içine sokup ötesini arama işine yöneliyoruz. Halbuki “idi” yerine “dır” ifadesi kullansak doğruyu bulacak yanlış anlayışa sapmayacağız. “Altında ve üstünde hava olmayan Ama’da idi” yerine “Altında ve üstünde hava olmayan Ama’dadır” şeklinde değerlendirmek gerekir.

Yerler ve göklerin yaratılmaması demek esmaların açığa çıkmaması demektir. Fakat, esmalar her an açığa çıkmaktadır. Sürekli var olan Esmalar her an yeni bir oluş olarak yansımaktadır fiiler alemine. Esmaların açığa çıkmadığı bir an düşünülemez. Esmaların açığa çıkmaması yani filer aleminin olmaması demek esmaların yok olması demektir. Esmalar vardır ve varlığı her an bir oluş olarak algılanır. “O her an yeni bir olştadır”. Efal denilen fiiller alemi, esmaların doğal sonucu olarak bilinç tarafından algılanışıdır. Esmanın olup da alemlerin olmadığı bir an yoktur. Esmanın efalsiz kaldığı bir an yoktur. Esma hep vardır, bunun doğal yansıması olarak alemler de değişik şekillerde hep var olmuştur. Bunun ötesi yoktur yani Ama’dadır, şeklinde anlamak gerekir. 

Nereye gidiyoruz, yetmez mi artık; neyi arıyoruz, hala bulamadık mı; neyin peşindeyiz, hala göremedik mi; ilimden öte yol yok, esmaları kabullenemedik mi; nasıl bir Rab nasıl bir Allah arayışı içindeyiz?! Evren içre evrenlerin özü ne? Hadi maddeye zumlama yapalım, yapısal öze yönelim. Madde, hücre, atom, elektron, proton, nötron, kuant, takyon diye zumladıkça bakışa göre var algılanarak var olan sonsuza giden yapılar. Ne anladık bu işten? Yapısal özde bakışa göre süregiden sonsuzluk!

Bu sefer madde alemine, kainata yönelelim. Dünya, ay, güneş, gezegenler, galaksilerle süregiden sınırsızlık. Sınırı ve sonu olmayan bu yapılarda bir sistemin olup bir tanrıya yer olmadığını anladık. Değişen bu yapılarda değişmeyenin aynı şekilde işleyen sistem olduğunu fark ettik. “Sünnetullah’da değişiklik göremezsin”. Bu sistemi şuurumuzla değerlendirdik. Tüm bu yapılarda benzer manaların açığa çıktığını gördük. Bu yapılar içindekilerle değişip dururken, ölümü tadarken, bozuluma uğrarken değişmeyen, kalıcı olan, sürekli olan tek şeyin manalar olduğunu anladık. Bu manaları esmalar adı atında düzenledik, alemlerin Rabbi Allah olma vasfını esmaya verdik.

Tanrı arayışına son verdik, manaya yöneldik. Zannı bir köşeye attık, ilme yöneldik. Hevasımızı bırakıp esmalara yöneldik.

Esmalardan başka alemlerin Rabbi Allah olmaya kimin, neyin hakkı olabilir?! Yolculuk burada son buldu, gerisi esmaları seyir ve gereğini yaşamaktır. Bu gerçeği anlamak için öyle boyutsal zumlamaya, kainata yönelmeye gerek de yok, nefislerimizde de mevcut, hala göremiyor muyuz?! Bizden de manalar açığa çıkıyor, beden ölüyor, değişime ve dönüşüme uğruyor ve bu oluşumlarda da ondan manalar açığa çıkmaya devam ediyor. Ölmeyen tek şey esmalar, o uyumuyor, ben dediğin sen uyurken bile uyuma dediğin şeyin gerçekleşmesi ve devamı için gerekli esmalar iş başında, bir an bile durmaksızın.

Kur’an, hadis, alimlerin eserlerinden edindiğimiz bilgileri kendi tefekkürlerimizle değerlendirip kapasitemiz kadarıyla açığa çıkan yeni yaklaşımları paylaşmak adına yazıya alıyoruz. Yazdıklarımız kendimizden kendimizedir. Yani eskilerin dediği gibi muhatap nefsimizdir, “ey nefsim dinle” mantığıyla yazıyoruz. Ey kardeş yazdıklarımızın sana da faydası oluyorsa sen de nefsimle birlikte dinleyebilirsin.

Serzenişimiz sana değil nefsimizedir, üslubumuz yanlış anlaşılmasın. Allah’ın Selamı üzerimize olsun.